FETÖ’cü ihanet darbesi ve Risale-i Nur Cemaati

Eklenme Tarihi: 25 Ağustos 2016 | Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2017

 

FETÖ’cü ihanet darbesi ve Risale-i Nur Cemaati

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

Risale Haber'de dizi şeklinde yayınlanacak yazının ilk bölümü şöyle:

İslam âlemi ve Türkiye tam bir buçuk asırdır, şu anda Türkiye'nin yaşadığı İslami inkişafı ve maddi refahı yaşamamıştır. III. Selim'den beri arzulanan hedefler, bugün birebir gerçekleşmektedir. Ne hizmet erlerine, ne medreselere, ne Kur'an kurslarına ve ne de hiçbir İslami hizmete engeller çıkarılmak şurada dursun, kapıları aralanmakta ve destekler yağmaktadır. Abdülhamid'den beri yapılmamış dini eserler ve vakıf eserleri tamirleri yapılmıştır.

“Şu muzafferiyetteki hârikulâde nimet-i İlahiye bir şükür ister ki devam etsin, ziyade olsun.” (Tarihçe-i Hayat 139).

15 Temmuz FETÖ’cü İhânet Darbesi meydana geldiği günden beri, yüzlerce program yapıldı. Her gün gazetelerin çoğu sayfaları bu ihânet haberlerini ve de bizzat olayları sayfalarına taşıdılar. Haklı olarak televizyon kanalları da bu büyük felâketi 24 saatlik canlı yayın yahut bitmeyen diziler halinde yayınlıyorlar.

Tabii ki, yorumlar, haberler ve makaleler arasında çoğu hakkı haykırıyordu. Aralarında, kendini Ebüssuud yerine koyup fetvâ verenler ve tekfir mührünü elinden düşürmeyenler de vardı.

Bunlar içinde mutlaka vuzuha kavuşturulması gereken hususlar bizce şunlardı:

1. Bu hareket ve bu ihânetin sahipleri İslamî açıdan hangi sıfatla sıfatlanmalıdır? Kafir midirler, münafık mıdırlar? Haramî midirler? Bâğî midirler?

2. Bu ihânet şebekesini tertip edenler kimlerdir?

3. Bu ihânet darbesinin hedefi nedir ve kimlerdir?

4. İhânet hareketinin neticeleri ne olmuştur?

5. İhânet darbesi ile Risâle-i Nur Cemaatinin arasında ilişki kuranlar haklı mıdırlar?

6. Gülen denilen hâinin günah galerisinden bazı müşahhas noktalar nelerdir?

İşte bu sorulara, hem İslam Hukuku hükümlerini ve hem de Bediüzzaman’ın Risâle-i Nur Külliyâtını nazara alarak tahliller yapacağız.

 

1-BU HAREKET VE BU İHÂNETİN SAHİPLERİ İSLAMÎ AÇIDAN HANGİ SIFATLA SIFATLANMALIDIR? KÂFİR MİDİRLER, MÜNAFIK MIDIRLAR? HARAMÎ MİDİRLER? BÂĞÎ MİDİRLER?

İslâm hukukunda bu ihânet darbesine yorumlanabilecek iki hüküm var: Ya devlete isyan eden bâğîler yani isyancılardır ki, bunlara karşı savaşı Kur’an câiz görmektedir, ya da İslam hukukunda hirâbe ve Türkçe’de haramilik diye ifade edilen ve Kur’an’ın bunlara karşı çok ağır müeyyideler yüklenmesini emrettiği durumdur.

Evvela birinciye ait âyeti dinleyelim:

"9-Eğer mü’minlerden iki tâife birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin! Artık onlardan biri (aralarında hüküm verdikten sonra yine de) ötekine haksızca zulmederse, o takdirde Allah’ın emrine dönünceye kadar, o saldıran (taraf)la savaşın! Fakat dönerse, o hâlde aralarını adâletle düzeltin ve adâletli olun! Şübhesiz ki Allah, adâletli olanları sever.”[1]Bu âyet, devlete isyan suçunun düzenlemektedir.

İkincisi hakkında ise şöyledir:

"33-Allah’a ve peygamberine karşı savaşan ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezâsı, ancak (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sâdece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehdidle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları) yerden sürgün edilmeleridir! Bu, onlara dünyada bir rezilliktir, âhirette ise onlar için (pek) büyük bir azab vardır!

"34-Ancak, (siz) kendilerini ele geçirmezden önce tevbe edenler müstesnâ. Artık bilin ki şübhesiz Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.”[2]

Büyük hırsızlık da denen yol kesme ve soyguna İslam hukukumuzda kat’-ı tarik veya hirâbe denmektedir. Bu suçta, devlete ve güvenlik kuvvetlerine rağmen anarşi çıkararak başkasının malını alenen ve cebr ile alma yani soygun söz konusudur. Başkasının malını almak gayesi ile yol kesen şahıs, hiç mal çalıp adam öldürmese de yine bu suçu işlemiş sayılır. Ancak cezası hafif ve diğerlerinden farklıdır. Bu suçun temelinde, mevcut devlet nizamına karşı çıkmak ve devlete rağmen mala ve cana kastetmek (muğalebe) bulunmaktadır. Kur’an, suçu ve cezasını açıkça belirtmiştir.[3]

Devlete karşı gelerek yol kesme ve soygun yapma suçunun cezaları ise farklıdır.

a) Hem yol kesip hem de adam öldürenler had cezası olarak idam (salb) edilirler.

b) Hem yol kesip hem de mal gasb edenlerin sağ elleriyle sol ayakları çaprazlama kesilir.

c) Yol keserek hem adam öldüren hem de mal gasbedenler, önce el ve ayakları çaprazlama kesilir, sonra da idam edilirler.

d) Sadece yol kesenler ise, tevbe edinceye kadar hapsedilirler. Bütün bunlar, had cezaları olduklarından affedilmezler. Ancak yakalanmadan önce faal nedamet duyarlarsa (tevbe ederlerse), cezaları affedilebilir.[4]

Bize göre İhânet Darbesi peşinde koşanlar, haramidirler ve bu âyetin hükümleri uygulanabilir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şöyle açıklamaktadır:

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlahîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. Çünki asıl mes'ele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dâhilî asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.

Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir. وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى düsturu ile ki: "Bir câni yüzünden; onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mes'ul olamaz." İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecavüze karşı istimal edilebilir. Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz, dâhildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, âlem-i İslâm'da asayişi ihlâl edici dâhilî muharebat ancak binde bir olmuştur. O da, aradaki bir içtihad farkından ileri gelmiştir. Ve cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlahiyeye karışmamaktır ki, "Bizim vazifemiz hizmettir, netice Cenab-ı Hakk'a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz."

Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünki düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlas sırrı ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hariçteki cihad-ı maneviyedeki fark, pek azîmdir.”[5]

Bütün bu İslâmî izahlardan sonra, bu haramîlere kâfir, mürted yahut Medine münafıkları manasında münafık diyenler, manen mes’uldürler. Kaldı ki bunların içinde bahsedilen özelliklere sahip olanlar da vardır. Tavsiyemiz şudur:

“Sıfatın delaletinde (şekk) var. İmanın vücudunda da (yakîn) var. Şekk ise yakînin hükmünü izale etmez. Tekfire çabuk cür'et edenler düşünsünler!..”[6]

Devam edecek

 


[1] Kur’an, Hucurât, 9.

[2] Kur’an, Enfâl, 33-34.

[3] Kur’an, Mâide, 33-34; Molla Hüsrev, Dürer ve Gurer, II/84 vd.; Udeh, Et-Teşri’ül-Cinaiyyül-İslâmî, II/638 vd.

[4] Kur’an, Mâide, 33-34; Molla Hüsrev, II/85-86; Damad, Mecma’ul-Enhür, I/637; Udeh, Et-Teşri’ül-Cinaiyyül-İslâmî, II/638-670.

[5]Emirdağ Lahikası-2, sh. 241 – 242.

[6] Sünuhat-Tuluat-İşarat sh. 17.

 

popüler cevapdünya atlası