Faize alternatif politikalar uygulamaya konulmalıdır

Eklenme Tarihi: 01 Ekim 2013 | Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2017

Doç. Dr. Hasan Bülent KANTARCI'nın İktisat Risalesi Ekseninde İktisat ve Teşebbüs Çalıştayı tebliğidir

Bediüzzaman Hazretleri iktisat’ın çok önemli olduğu, herkesin özellikle Müslümanların iktisat kurallarına riayet etmeleri gerektiği konusu üzerinde çok durmuştur. Hatta bunun hakkında bir kitap te’lif edip ismini de İktisat Risalesi koymuştur. İktisat Risalesinin yazılışı da oldukça manidardır. Risalenin sonundaki sayfada da belirtildiği gibi yazan 5-6 kişinin değişik şehirlerde yazdıkları ve bunların birbirlerini görmedikleri halde satır başlarındaki elif harflerinin sayısının 53 olması ve yazıldığı tarihin de 1353 olması bu risalenin te’lifine ayrıca bir letafet katmaktadır (Lemalar, s.147). Yazıldığı yıldan 2 sene sonra da İkinci Dünya Savaşının başlaması, bütün dünyada ve Türkiye’de uzun yılların kıtlıklarla geçmesi nedeniyle bütün insanlığın iktisada mecbur kalması, İktisat Risalesinin önemini ayrıca manidar kılmaktadır. Yine, hadis-i şerifte iktisat yapmayıp israf edenlerin süfyanın aleti olacakları da belirtilmektedir. (Şualar, s. 582) Yine birçok hadis-i şeriflerde iktisat yapmanın çok lüzumlu olduğu belirtilmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri iktisat’ın tanımını kapitalist sistemlerdeki iktisat tanımından çok daha değişik olarak ifade etmektedir. Bediüzzaman Hazretlerine göre “iktisat”, medeniyet ve fazilet çarsısında mevcut kaynaklarla mutlu yaşamak sanatıdır. Aslında İslam ekonomisinde mutluluk sadece dünya hayatı için değil, iki dünya saadeti için geçerli bir olgudur ve bu durum “saadet-i dareyn” diye geçmektedir. Kapitalist sistemde kıt kaynaklar olarak değerlendirilen olgu ise, İslam ekonomisinde kaynakların kıt olmadığı, Allah’ın her baharda yiyecekleri adeta vagonlar dolusu bol bol yarattığı ve dünyada sadece insanların değil, bütün canlıların ihtiyaçlarına kafi olacağı şeklinde açıklanmaktadır. Bu çerçevede İslam ekonomisi de iktisadı insanların medeniyet çarşısında Allah’ın verdiği kaynakları en iyi bir şekilde kullanarak insanların mutlu bir şekilde yaşaması için çalışan bir bilim dalı olarak izah etmektedir.

 

Aslında, Medine şehri de medeniyet manasına gelmektedir. Dünya’da ilk yazılı anayasa da Medine Sözleşmesi ile gerçekleşerek ticari kurallar kayıt altına alınmıştır. O zamanlar insanların kız evlatlarını bile diri diri toprağa gömdükleri vahşi bir vaziyette iken Medine’de Medine sözleşmesinin Hz. Peygamber tarafından yapılması ve hala günümüzde ilk yazılı kaynak olarak yararlanılması çok önemli bir olgudur. Mutlu olmak her insanın istediği bir durumdur. İktisat bilimi de insanların mutluluğunun iktisat bilimi ile daha iyi nasıl olabileceği, Allah’ın verdiği kaynakların insanlar arasında nasıl bu kaynakların nasıl kullanılacağı (üretim), insanlar arasında nasıl bölüşüleceği (gelir dağılımı), ve istikrarlı bir şekilde nasıl sürdürülebileceği (ekonomik istikrar) konularında araştırmalar yapan bir bilim dalıdır.

İktisat konusunda kimlerin ne gibi sorumlulukları olabileceği konusunda ise aşağıdakiler sayılabilir.

  1. Devletin görevleri:
  2. Kamu gelir ve giderleri en iyi bir şekilde ayarlanmalıdır.
  3. Buna uygun maliye politikaları uygulanmalı,
  4. kamu borçları konusunda da faiz konusu çok önemli rant bir konudur ve faize alternatif politikalar uygulamaya konulmalıdır. Bunlar da murabaha, faizsiz kar ortaklığı, mikro finans  ve sukuk gibi uygulamalar olacaktır. Bu sayılanların her biri de oldukça uzun konuları ihtiva ettiğinden sadece sayılmakla yetinilmiştir.

Devletin diğer görevlerinden biri de terakkiyat (büyüme-gelişme) ve asayişin sağlanmasıdır. Terakkiyat ve asayişlerin nasıl sağlanacağı Lemalar s.123 te;

  1. Mesailerin tanzimi,
  2. Mabeynlerindeki emniyetin tesisi,
  3. Teavün düsturunun sağlanması ile olacağı belirtilmektedir.

Yukarıda sayılan hususlarda devlet gerekli kanunları ve müeyyideleri koymak ve uygulanmasıyla da yükümlü olmaktadır. Bu yukarıda belirtilen konuların her birisi ayrı bir konu olarak ele alınarak açıklanması uzun olacağından şimdilik sadece başlık olarak sayılmakla yetinilmiştir.

  1. Firmaların görevleri:  

Firmalar kar elde ederken bilhassa enflasyon göz önüne alınarak fahiş karlardan kaçınılmalıdır. Rekabet çok önemli bir unsurdur. Rekabetin yaygınlaştırılması teşvik edilmelidir ve bundan kimsenin korkmaması gereklidir. Devlet tarafından verimsiz yatırımlara izin verilmeyerek bunlara engel olunacak müeyyideler ortaya konulmalıdır. Verimli yatırımlara ise teşvikler getirilerek bunların arttırılmasına çalışılması gereklidir.

  1. Tüketicilerin ve kişilerin de görevleri:

İktisat edenin maişet cihetiyle aile belası çekmeyeceği hadisi şerifte beyan edilmektedir. İktisat edenin geçiminin bereketli olacağı ve maişetinin kolay olacağı da iktisat risalesinde beyan edilmektedir (Lemalar s. 141). Buradaki bilgilerden hareket ile şu sonuçları çıkarabiliriz. Bilinçli tüketici olunmalı. Her mal alınırken önce araştırılmalı ve her dükkanda pazarlık yapılarak mal pazarlık sonrası alınmalıdır. Bu şekilde;

  1. hem sünnet işlenmiş olacak,
  2. hem emniyetin tesisi,
  3. hem de tacirlerin fahiş fiyat uygulamalarına engel olunması,
  4. hem enflasyonun makul seviye de olması,
  5. hem rekabetin oluşması ve istikrarın sağlanması

vatandaşlar tarafından sağlanmaya çalışılacaktır.  Aksi halde malın fiyatını sorup istisnasız hemen alınması piyasada fiyat dengesizliklerine yol açacak ve yukarıda sayılanlar ve bunların dışında pek çok problerin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken konu şudur. Bazı müsrif ve mübezzir insanlar böyle iktisatçıları hısset (cimrilik) ile ittiham edebilirler. İktisat izzet ve cömertliktir. Bu konu iktisat risalesinde teferruatıyla anlatılmaktadır (Lemalar s.143).  Bu konu ise iktisat risalesinde şu şekilde açıklanmaktadır (s.144):

Ahlâk-ı âliye-i Peygamberiyeden olan ve belki kâinattaki nizam-ı hikmet-i İlahiyenin medarlarından olan iktisat  ise, sefillik ve bahillik ve tama'kârlık ve hırsın bir halitası olan hısset ile hiç münasebeti yok. Yalnız, sureten bir benzeyiş var. Bu hakikatı teyid eden bir vakıa:

Sahabenin Abadile-i Seb'a-yı Meşhuresinden olan Abdullah İbn-i Ömer Hazretleri ki; halife-i Resulullah olan Faruk-u A'zam Hazret-i Ömer'in (R.A.) en mühim ve büyük mahdumu ve sahabe âlimlerinin içinde en mümtazlarından olan o zât-ı mübarek çarşı içinde, alış-verişte, kırk paralık bir mes'eleden, iktisad için ve ticaretin medarı olan emniyet ve istikameti muhafaza için şiddetli münakaşa etmiş. Bir sahabe ona bakmış. Rûy-i zeminin halife-i zîşanı olan Hazret-i Ömer'in mahdumunun kırk para için münakaşasını acib bir hısset tevehhüm ederek o imamın arkasına düşüp, ahvalini anlamak ister. Baktı ki Hazret-i Abdullah hane-i mübarekine girdi. Kapıda bir fakir adam gördü. Bir parça eğlendi; ayrıldı, gitti. Sonra hanesinin ikinci kapısından çıktı, diğer bir fakiri orada da gördü. Onun yanında da bir parça eğlendi; ayrıldı, gitti. Uzaktan bakan o sahabe merak etti. Gitti o fakirlere sordu: "İmam sizin yanınızda durdu, ne yaptı?" Herbirisi dedi: "Bana bir altun verdi." O sahabe dedi: "Fesübhanallah! Çarşı içinde kırk para için böyle münakaşa etsin de, sonra hanesinde ikiyüz kuruşu kimseye sezdirmeden kemal-i rıza-yı nefisle versin!" diye düşündü, gitti, Hazret-i Abdullah İbn-i Ömer'i gördü. Dedi: "Ya İmam! Bu müşkilimi hallet. Sen çarşıda böyle yaptın, hanende de şöyle yapmışsın." Ona cevaben dedi ki: "Çarşıdaki vaziyet iktisattan ve kemal-i akıldan ve alış-verişin esası ve ruhu olan emniyetin, sadakatın muhafazasından gelmiş bir halettir; hısset değildir. Hanemdeki vaziyet, kalbin şefkatinden ve ruhun kemalinden gelmiş bir halettir. Ne o hısset’tir ve ne de bu israftır."

İmam-ı A'zam, bu sırra işaret olarak şu şekilde demiştir. "Hayırda ve ihsanda (fakat müstehak olanlara) israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur."

Yine, Tüketiciler, kazanç ve harcamaları arasında denge kurmalıdır. Aksi halde bankaların sömürüsü içine düşmeleri kaçınılmaz olacaktır.  Kredi kartları borçlarından dolayı pek çok kişi bankaların sömürüsü içine düşmektedirler. TCMB kayıtlarına (www.bkm.com.tr/istatistik/pos_atm_kart_sayisi.asp)  göre 2013 yılı temmuz ayında Türkiye’deki kredi kartı sayısı 56.540.788 adettir. Bu sayının % 15 kadarı borçlarını ödeyememektedir. Borçlarını ödeyemeyince kredi kart sahipleri bankalar tarafından sömürülmektedir. Dünyanın hiçbir ülkesinde % 50 civarında yıllık olarak kredi kartı faizi uygulayan ülke yoktur. Türkiye’de ise borcunu ödeyememe durumu olduğunda kredi kartı sahibine bankalar en az % 50’ nin üzerinde kredi kartı faizi uygulamaktadır. Dünyanın en büyük bankalarının da (HBSC, Citibank, Finansbank v.s) Türkiye’ye koşarak gelmeleri kendi ülkelerinde Türkiye’deki gibi yüksek faiz uygulayamamalarından ve Türkiye pazarında oldukça büyük karlar etmelerindendir. Hatta HBSC bank ABD’de, Finansbank da Yunanistanda büyük borç yükü altında bulunmaktadır ve Türkiye’de elde ettiği büyük karlar sonucu ayakta durmaya çalışmaktadır.

Zekat konusu da oldukça önemlidir. Bu konuda pek çok ayet ve hadis-i şerifler mevcuttur. Gelir dağılımının düzeltilmesi hususunda da oldukça önemli bir araç olarak yer almaktadır. Bu konu müstakil bir konu olarak ayrı bir şekilde uzunca ele alınabileceğinden şimdilik sadece kısa olarak belirtilmekle yetinilmiştir.

 

 

popüler cevapdünya atlası