EMİRDAĞ LAHİKASI ÇERÇEVESİNDE EĞİTİM PRATİKLERİ

Eklenme Tarihi: 04 Nisan 2016 | Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2017

 

Ali IRMAK’ın Müsbet Hareket Çalıştayı-3 sunumudur

Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak istedik değişme meydana getirme sürecidir. Lahikalar da bireyin yaşantısında olumlu davranışlar meydana getirmiştir. Mektuplar, yazıldığı dönemden günümüze kadar birçok bireyin eğitimine katkı sağlamış ve sağlamaya devam etmektedirler. Lahikalar günümüzün tabiriyle çok iyi bir uzaktan eğitim aracıdırlar. Uzaktan eğitim; örenci merkezlidir, kişilere fırsat eşitliği sunar, fiziksel engelli bireylere eğitim imkânı sağlar, geniş bir kitleye eğitim hizmeti verir, zaman ve mekândan bağımsızdır, coğrafi ve bölgesel engelleri ortadan kaldırır, eğitim ve öğretim ortamına 7/24 erişim olanağı sağlar. Lahikalar tüm bu işlevlerini yerine getirmiş/getirmekte ve çok sayıda insana ulaşmakta, onların hayatlarında çok büyük müspet değişiklikler meydana getirmektedirler. Bediüzzaman, talebelerini çok iyi eğitmiştir. Onlara her zaman müspet hareketi tavsiye etmiştir. Onun eğitimi dönemsel olmamıştır. Günümüzde de devam etmektedir ve gelecekte de devam edecektir. Bu anlamda Bediüzzaman çok iyi bir eğitimcidir.

Bediüzzaman, toplumun her kesimine hitap etmiş, hiçbir kesimi göz ardı etmemiştir. Her kesimin eğitimi ile yakından ilgilenmiştir. İsimlerine kadar teker teker saymış, kendilerine verdiği değeri her zeminde göstermiştir.

Lahikalarda yer yer çocuklarla ilgili bahisler de geçmektedir. Satır aralarında yer alan ince dokunmuş eğitim metodlarını ve yaklaşım tarzlarını bulmak mümkündür. Bediüzzaman her kesim gibi çocuklarla da muhatap olmuştur. Çocuklar da hiç çekinmeden Bediüzzaman ile muhatap olmuşlar, sorularını açıkça sormuşlardır. “Bana hizmet eden küçücük bir Risale-i Nur talebesinin çoklar namına sorduğu sualine cevaptır.” Burada Bediüzzaman’la muhatap olan küçük bir talebedir ve herkes adına bir soru sormuştur. Bir eğitimci olarak Bediüzzaman soru soranın küçüklüğüne bakmamış sorusuna harika cevap vermiştir. Eğitim açısından dikkat çeken bir husus Bediüzzaman’ın verdiği sorunun cevabını herkesin anlayabileceği şekilde örneklendirmesidir. Bediüzzaman olayı akla yaklaştırmış herkesin anlayacağı bir şekle büründürmüştür. “Sual: Üstadım, yağmur duası ve namazın neticesi görünmedi, fâidesiz kaldı. İki üç defa bulut toplandı, yağmur vermeden dağıldı. Neden?”

Sorulan soru üst düzey, cevabını da herkesin merak ettiği bir sorudur. Hatta Bediüzzaman’ın verdiği cevabı bilmeyen veya duymayanların büyük oranda cevabını veremeyeceği bir sorudur. Dikkat çekilmesi gereken bir durum bunu soranın küçük bir talebe olmasıdır. Bir eğitimci olarak Bediüzzaman sorunun cevabına güzel bir giriş ve bazı tanımlamalar yapar daha sonra “Herkes o vaziyetle anlar ki, onun tayınını veren babası, hanesi, dükkânı değil; belki onun tayınını ve yemeğini veren, koca bulutları sünger gibi ve zemin yüzünü bir tarla gibi tasarrufunda bulunduran bir Zât, onu besliyor, rızkını veriyor. Hattâ en küçücük bir çocuk da, daima aç olduğu vakit validesine yalvarmaya alışmışken, o yağmur duasında, küçücük fikrinde büyük ve geniş bu mânâyı anlar ki: Bu dünyayı bir hane gibi idare eden bir Zât, hem beni, hem bu çocukları, hem validelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. O vermese, başkalarının fâidesi olmaz. Öyleyse Ona yalvarmalıyız der, tam imanlı bir çocuk olur.” diye çok harika bir cevap verir. Cevaplarda kullanılan somut yaklaşımlar, örneklendirmeler herkesin anlayacağı bir seviyededir. Günlük hayatı cevabın içine yerleştirmiştir adeta. Dünyayı herkesin anlayacağı haneye benzetmiş ve hanede olanlarla dünyada olanlar arasında bir bağlantı kurmuştur. Bediüzzaman muhatabının anlayacağı şekilde soyut olan kavramları örneklendirerek somutlaştırmış, uzak olan, insanların anlamakta zorlandığı kavramları akla yakınlaştırmıştır. Eğitimin gereği ne ise onu yapmıştır. Zaten bir işin gereğini yapmak da müspet değil midir?

Bediüzzaman çocuklardaki kabiliyetleri çok iyi görmüştür. Çocukları “Risale-i Nur'un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta, mâsum çocuklardır.” Şeklinde masum olarak görür. Onun için çocukların küçüklüğünde iman dersi almasını ister, daha sonra, ileriki yaşlarda bunu almakta zorlanacağını söyler. Bediüzzaman burada küçük yaşlarda yapılan eğitimin kalıcılığından ve daha etkili olduğundan bahseder. Günümüzde eğitimcilerin görüşleri de bu yöndedir. Burada dikkate değer bir durum daha vardır. Çocukların, anne-babasını dindar görmek istemeleri. Bediüzzaman eğitimin tek yönlü olmayacağının farkındadır. Aile eğitimine de çok önem vermiş, anne-babanın da dindar olması gerektiğine vurgu yapmıştır. Ama günümüzde eğitim müfredatı Bediüzzaman’ın söylediklerinin tam zıttı yönünde çalışmaktadır. Çocuklara iman dersi verilmesi bir yana tam tersi olmaktadır. Müfredatımız tevhit inancından uzak hatta hakikatlere perde görevini görmektedir. Sadece dünya varmış gibi hareket etmekte ahireti göz ardı etmektedir. Bediüzzaman bunu, “Peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur. Âhirette de onlara şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: "Neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?" sözleriyle çok net ifade eder. Günümüz eğitim anlayışı tam da bu cümlelerle özetlenecek mahiyettedir. Çıktıları ortadadır. Birçok nesil bu yanlış anlayıştan dolayı yitip gitmiştir. Aileler zarar görmüşlerdir. Çocukları tek kanatlı yetiştirmekten vazgeçmeli onlara iman eğitimi de vererek hem dünyaya hem de ahirete hazırlanması gerekmektedir. Eğitimin müspeti budur. Pratiği ise müfredata tevhit inancının yansımasıdır.

Bediüzzaman, çocuklara verilecek eğitim yerlerini de tarif etmiştir. Medresetüzzehra adlı bir eğitim kurumunun kurulmasını her zaman ve zeminde talep etmiştir. Burada verilecek eğitimin nasıl olacağını da ana hatlarıyla açıkça belirtmiştir. Kendisi hayatı boyunca yaygın eğitim yapmış örgün eğitimin de nasıl yapılması gerektiğini söylemiştir. Eğitimi her yönüyle ele almış, çok kapsamlı düşünmüştür. Kurulmasını arzu ettiği her kademedeki eğitim kurumlarında maddi ilimlerin yanında manevi ilimlerin de okutulmasını gerektiğini savunmuştur. Diğer bir deyişle çocukların yeteneklerine göre yetiştirilmesini istemiştir. Bediüzzaman’ın tevhit inancına dayalı bir müfredatın okutulmasını istediğini ve bunu hayatı boyunca bizzat kendisinin uygulamalı yaptığını açıkça görmekteyiz.

Sonuç olarak;
• Müspet hareket işin gereğini yapmaktır. Bediüzzaman’da işin gereğini yapmış maddi ve manevi ilimlerin bir okutulmasını dile getirmiştir. Talebelerine her zeminde müspet hareketi söylemiştir.
• Bediüzzaman’dan eğitim adına öğreneceğimiz çok şeyler vardır. Hayatı boyunca yaptıklarıyla, ortaya koyduklarıyla günümüze kadar milyonlarca talebe yetiştirmiştir. Bu başarısının sırrı ise asıl problem üzerinde durmasındandır.
• Bediüzzaman, muhataplarının seviyelerine inerek onların anlayacağı dilden konuşmuştur. Âlim olan muhatabına farklı dil, çocuklara farklı bir dil kullanmış herkesin anlayacağı seviyeden hitap etmiştir.
• Çocukları ciddiye almış, onları dinlemiş, yaptıklarını alkışlamış ve onlara değer vermiştir. Sorularına ciddiyetle cevaplamıştır.
• Bediüzzaman eğitim metodlarını çok iyi şekilde kullanmıştır. Örneklemelere başvurmuş, soyut anlatımları somutlaştırmış, konuları akla yaklaştırmış, basitten zora doğru bir yol takip etmiştir. En önemlisi de masum çocukların kabiliyetlerine göre yetişmesi gerektiğini söylemiş, maddi manevi ilimlerle yetişmesi gerektiğine vurgu yapmıştır.

GÜNÜMÜZ PRATİKLERİ
Bir öğretmen;
• Her öğrencisini ciddiye almalı, onları dinlemeli,
• Eğitim sistemi ve müfredatı ne kadar istese de ideoloji öğretmemeli, çocukların manevi yönlerini desteklemeli,
• Çocukları anlamaya çalışmalı, onlarla anlayacağı dilde konuşmalı,
• Çocukların kabiliyetlerini keşfetmeli ve ona göre yönlendirme yapmalı,
• Her zaman ve her zeminde sabırla müspet davranmalı,
• Müspet hareketi hayatının bir parçası yapmalı, menfilikten kaçmalıdır.

ÖRNEK SORULAR
• Derse giren bir öğretmen sınıfın aşırı derecede gürültü yaptığını görür. Tüm sınıfa susmalarını söyler. Bağırır. Çocuklar susar. Ama içinde gürültü yapmayanlar da vardır ve onlar korkarlar. Öğretmenin gürültüyü engellemek için sınıfa toptan bağırması doğru mudur? Bunun müspet yaklaşımı nasıl olmalıdır?
• Derse giren bir öğretmen çocukların manevi yönden de yetişmelerini ister ve tevhit inancından bahseder. Çocuklar bunu aileleri ile paylaşırlar. Bazı aileler okula gelirler ve öğretmenden şikâyetçi olurlar. Öğretmenin derste maddeci müfredatı uygulaması müspet hareket midir? Bir daha Allah’tan söz etmemesi müspet hareketin neresindedir?
• …
• …

KAYNAKÇA
http://www.erisale.com/Emirdağ Lahikası-I-II
https://tr.wikipedia.org/wiki/Eğitim
uzem.gediz.edu.tr/uzaktan-egitim-nedir

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası