EL-MUSAVVİR

Eklenme Tarihi: 18 Kasım 2018

Mehmet ŞAHİN

Tasvir eden; her şeye bir suret ve şekil veren, her şekli diğerinden farklı kılan, mahlukatını istediği sıfat ve seçtiği surette yaratandır.

Musavvire bir kanundur:

Cenâb-ı Hakk'ın izni ve kanunu ile maddiyatın şekil ve suretini alma kabiliyetidir. Yani eşyanın şekillendirilmesi, tasvir edilmesi, suret verilmesi kanunudur. "Cazibe, dafia, mümsike, musavvire, müvellide” gibi.

“Evet, fenn-i menâfiü'l-a'zânın şerh ve beyan ettiği vecihle, insanın cisminde, herbirisi bir menfaat için takriben iki yüz küsur kemik vardır. Ve herbirisi bir fayda için altı bin damar vardır. Ve hüceyrata hizmet eden yirmi dört bin mesame ve pencere vardır. O hüceyratta câzibe, dâfia, mümsike, musavvire, müvellide namıyla, herbirisi bir maslahat için beş kuvvet çalışıyor..." (İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi 4. Ayet Tefsiri.)

Musavvire: Cenâb-ı Hakk'ın izni ve kanunu ile maddiyatın şekil ve suretini alma kabiliyeti. Kanın küreciklerinden başka gıda maddesinden olup, azot ve sair maddeleri içine alan sulu cisim. Canlı hücrelerin vücudunu teşkil eden ve içinde çoğunun çekirdek bulunan albüminli maddedir. Yani protoplazma.

Protoplazma:Hücrenin çekirdeği ile sitoplazmasına verilen addır.

Cansızlar, kimyasal bağların izin verdiği ölçüler içerisinde bir bileşime sahiptirler. Canlılar ise bu kimyasal bağların dizilimini özel bir şekilde saptarlar. Tüm canlılar genleri oluşturan çekirdek asitlerini –genellikle DNA (bazı virüslerde RNA) içerirler. Gensiz bir canlılık düşünemeyiz. Çünkü genler değişik yaşam formlarının sentez ve replikasyonundan (eşlenmesinden) sorumludur. Tüm genler aynı birimlerden; fakat değişik dizilimlerden oluşmuştur. Dolayısıyla tüm canlıların yapısına giren protein, bu genlerin yapısal değişikliğine uygun olarak, her hücrede farklı amino asit dizilimine sahip olurlar. İlave olarak karbonhidrat, yağ ve su içerirler. Tüm bu maddelerin özel karışımı protoplazmayı meydana getirir.

Cazibe ve dafia: İtme ve çekme kuvvetleridir. Madde âleminde geçerli olan Cenab-ı Hakk'ın tekvini bir kanunudur. Bu kanuna göre iki madde birbirini aralarındaki mesafe ile ters orantılı; kütle ve miktarlarıyla orantılı olarak çekerler.

Bir cismin hareket durumunu etkileyen etkiye"kuvvet" denir. Evrendeki her türlü itme veya çekme eylemleri kuvvete birer örnektir. Örneğin, dünya cisimleri kendine doğru çekiyorsa cisimlere bir kuvvet uyguluyordur. Mıknatıs demiri çekiyorsa ona bir kuvvet uyguluyordur.

Mümsike: Tutan ve yapıştıran bir madde. Hücre bileşik bir varlık olduğu için bileşenleri bir arada tutan kimyevi bir madde olabilir.

Müvellide: Tevlit edici kuvve, meydana getirici kuvvettir.

Fiil-İsim-Sıfat-Şuunat ilişkisi:

Fiil isme, isim sıfata, sıfat şuunata, şuunat da Zat-ı Akdes’e dayanır ve ondan kaynayıp geliyor. Haliyle isimler fiilleri iktiza eder; fiiller de isimlerin hükmü ile oluşur. Mesela, bir elma yaratılırken Mukaddir ismi elmanın genel hatlarını takdir eder, yani tabiri caiz ise projesini hazırlar. Musavvir ismi de bu projeye şekil ve estetik bir değer katar.

Fiillerin isimlere uygun bir şekilde yaratılması, fiilin ismi gerektirmesi anlamına gelmiyor. Kainattaki bütün fiil ve icraatlar, Allah’ın isimlerine uygun olarak var ediliyor. Yani öncelik isme aittir fiile değil.

Kuddüs Musavvir ilişkisi:

Bir şeyin güzelliği nezafet ve temizlik ile tamamlanır. Necis ve pis bir şey ne kadar güzel ve estetik de olsa Musavvir, Cemil ve Hakim ismini lekedar eder ve gölgeler. Öyle ise ortaya konulan eserin estetik ve güzelliğinin yanında, nezafet ve temizlik de lazımdır ki, eser kemalini bulsun.

Kuddüs ismi tecelli etmezse varlık kirli, pis kalırdı. Bu durumda Musavvir, Cemil ve Hakim isimleri eksik kalır ve okunmaz bir hal alırdı. Bu sebeple Musavvir, Cemil ve Hakim isminin içinde ve zımnında Kuddüs ismi de lazım ve gerekli bir isimdir. Bir cihetle güzellik ve hikmetin ana rükünlerinden birisi de nezafet ve nezahettir.

"Kezâlik, esmâ-i İlâhiyeden bir hücreye veya bir mikroba tecellî eden bir isim, kâinatı ihata eden isimle müttehiddir. Çünkü müsemmâları birdir. Meselâ: Bütün kâinata taalluk ve tecellî eden Alîm ismiyle bir zerreye taallûk eden Hâlık ismi, müsemmâda müttehiddirler. Hurma ağacına taallûk eden Musavvir ismiyle de, semeresine taallûk ve tecellî eden Münşi ismi, müsemmâda müttehiddirler. Zaten en büyük şeye tecellî eden isimle en küçük birşeye de tecellî etmemesi muhaldir."( Mesnevî-i Nuriye, Zerre, s.249)

Müsemma-Musavvir ilişkisi:

Allah’ın bir ismi kainatın genelinde tecelli ettiği gibi, kainatın içindeki basit bir cüzde de tecelli eder. Birisinde külli ve azametli tecelli ederken, diğerinde basit ve okunaklı olarak tecelli eder. Bütün çiçeklerin arkasında tecelli eden bir isimle bir çiçek arkasında tecelli eden isim aynıdır.

Müsemma, ismin sahibi ve kaynağı anlamındadır. Bütün isimlerin müsemması, yani sahibi ve membaı Allah’ın Zat-ı Akdesidir.

Alim-Musavvir ilişkisi

Alim ismi ile Musavvir ismi müsemma noktasından, yani sahiplik ve kaynaklık noktasından Allah’ın Zat-ı Akdesine dayanırlar. Alim ismi ilim noktasından Allah’a işaret ederken, Musavvir ismi de tasvir olarak Allah’ın Zat-ı Akdesine işaret ediyor.

Tecelli –Musavvir ilişkisi

Allah’ın bir ismi en büyük şeye tecelli ettiği gibi, en küçük bir şeye de tecelli eder. Bir şeyin küçük olması tecelli dairesine girmemesi anlamına gelmiyor. Allah’ın isimlerinin küçük büyük demeden bütün eşyada tecelli etmesi, ona azamet ve haşmet katar. Sayısız zerreleri aynı anda tedbir ve idare etmesi Allah’ın tarifi mümkün olmayan büyüklüğüne ve azametine işaret ediyor. Öyle ise adi ve basit zerrelerde neden tecelli ediyor, diye itiraz etmek mantıksızlık olur. Her isim böyle azametli tecellileri ile kuvvetli bir şekilde Zat-ı Akdesin azamet ve kemaline işaret ediyorlar.

Turra- Musavvir ilişkisi:

Turra, bir başka ifadesiyle tuğra, padişahın imzası demektir. Bu varlık âleminde her bir ilâhî eser, Allah’ın isimlerine ayna olması, onları göstermesi, okutturması yönüyle bir ilâhî turradır.

Yediğimiz meyvede Hâlik, Rezzak, Musavvir, Müzeyyin gibi nice isimler okuyabiliriz. Böylece o meyve, Allah’ın bir turrası gibi, bize O’nun isimlerini okutmuş olur.

Risale-i  Nur’da saray-şehir-memleket teşbihi:

 “Bütün sarayın nakışları, bütün şehrin tanzimât kanunları, bütün memleketin teşkilât programları”

Her taşta bütün sarayın nakışlarının bulunması, kâinat sarayının yapımına esas olan İlâhî isimlerin aynen her bir varlıkta da tecelli etmesi demektir. Meselâ, Musavvir ismi kâinatın tümüne bir suret verdiği gibi, ondaki her bir sisteme, o sistemlerdeki her bir yıldıza, her bir gezegene de birer suret vermiştir. Aynı isim, her bir canlıya, o canlının her bir organına da ayrı birer suret takmıştır. Her canlıdaki farklı suret, bütün sarayı şekillendiren Musavvir isminden bir nakış gibidir.

Bütün ilâhî isimler ve fiiller de bu manada değerlendirilebilir.

Rezzak –Musavvir ilişkisi:

Güzel, yumuşak bir kokunun algılanması sonrası vücutta bir rahatlama, gözün memnuniyeti ortaya çıkmaktadır, burda da LATİF, CEMİL, MÜLEVVİN, MUSAVVİR, MÜZEYYİN, HÂLIK gibi isimlerin de tecellileri görülmektedir..

Bu güzellikleri ihsan eden Allah'ın merhameti, şefkati, sevmesi ve sevilmesi aşikârdır; dolayısıyla RAHMAN, RAHİM, VEDUD gibi isimlerin de tecellileri görülmektedir, denilebilir.

Ülfet-Musavvir ilişkisi:

Her fiil, faile delalet eder. Her sanat, sanatkâra işaret eder. Nizam, nazım'a; ilim, alim'e; hüsün, cemal'e; ikram, kerim'e; tasvir, müsavvir'e apaçık bir ayna olduğu halde, ülfet bütün bunları görmeye engeldir. Bu manaları çıkarabilecek bir nazar, yani bakış açısı kalmıyor demektir.

Vazife –define-cevher ilişkisi:

İnsanın diğer bir vazifesi de budur: Esma-i İlahiyenin definelerindeki cevherleri, manevi cihazat mizanlarıyla tartıp bilmek ve daha sonra tenzih ve medih vazifesini eda etmektir.

Define: Kıymetli şeylerin saklandığı yer veya sandıkça demektir. Cevher ise: Kıymetli taş manasına gelir. Üstadımız, esma-i İlahiyeyi defineye benzetmiş ve bu definenin cevherlerinden bahsetmiştir.

Mesela, suret veren manasındaki “Musavvir“ ismi bir definedir. Bu isim her mahlukta farklı bir şekilde tecelli ederek, o mahluka farklı bir suret vermiştir. Bir kuşun suretinden tutun balığın suretine, çiçeklerden tutun kar tanelerine kadar her bir mahluk farklı suretiyle Musavvir isminin tecellisine bir ayna olmuştur. İşte bu farklı tecelliler Musavvir ismi definesinin cevherleridir.

Demek, her bir ismi bir define kabul ettiğimizde, o ismin yüz binler farklı tecellileri o definenin cevherleridir.

İnsanın vazifesi ise, o cevherleri manevi cihazat mizanlarıyla tartıp bilmek ve daha sonra tenzih ve medih vazifesini eda etmektir. Yani:

1 · İlk önce define hükmündeki ismin cevherlerini, yani esma-i İlahiyenin tecellilerini seyredecek,

2· Sonra o ismin tecellisindeki mükemmelliği görecek,

3· Ve daha sonra o ismi, her türlü kusur ve noksanlıktan tenzih edip medih edecektir.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası