EL-BÂRÎ

Eklenme Tarihi: 10 Kasım 2018 | Güncelleme Tarihi: 11 Kasım 2018

EL_BÂRÎ

Kadir AYTAR

Her şey’in âzâ, cihazlarını, vücudunu aslî unsurları keyfiyet ve kemmiyet bakımından birbirine uygun, düzenli, münasib, mütenasib olarak yaratandır.

Eşyayı ve her varlığı muhtelif şekiller ve suretlerle birbirinden mümtaz surette, hizmeti ve faydası da umumî âhenge uygun ve misali olmaksızın yaratandır. Bu konuda Haşir suresinde şöyle buyrulur: “O Allah ki, Yaratan’dır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur.” [1]

Allah (cc), Bâri`dir. Varlıkları; benzeri olmaksızın, bir kalıptan döker gibi ayıpsız ve noksansız, yokluktan varlığa çıkarandır. Bütün varlıkların fertlerini imtiyazlı bir şekilde yaratandır. Tohumlara varlıkların bütün organlarının şekilleri, yerleri, büyüklükleri ve sayıları çok harika ve kusursuz bir program halinde yazandır. Her bir varlığı, diğerlerinden ayırt edici farklılıklar vererek birbirlerinden ayırd edendir.

Haşr Suresi’nde Hâlık-Bâri-Musavvir isimleri peş peşe zikredilerek yaratmanın üç safhasına işaret edilmiştir. Hâlık ismi ile planlanmakta ve takdir edilmekte, "ber" yani kısımlara ayırmak manasını taşıyan Bâri ismi ile ayırd edici özellikler verilmekte ve Musavvir ismi ile en güzel şekiller verilerek ziynetlendirilmektedir:

“Her bir zihayat, çok isim ve sıfatların tecellisine mazhardır. Mesela bir zihayat vücuda geldiğinde Bâri isminin cilvesine mazhardır.”[2] “O iki mahlûkun (insan ve çiçek) âzâlarına ayrı ayrı hüsün ve ziynet vermekle; o sahifede Sâni ve Bâri isimleri gibi çok isimler yazılıyor.” [3]

İnfitar suresinde şöyle buyrulmaktadır:

“O Rab ki seni yarattı, ardından düzgünleştirdi ve (âzâlarını) denkleştirdi ve dilediği surette seni terkip etti.” [4]

"Bir şeyin diğer bir şeyden kurtuluşu" anlamına da gelen "ber"den türeyen Bâri isminin mahlûkatın özünü afetlerden koruması manasına da gelmektedir.

El-Halimi, Bâri ismini, “Eşyaları şekle, kalıba, modele sokabilir” şeklinde açıklamıştır.

Bâri-i Teâlâ`nın düzeni sadece fertlerle sınırlı değildir. Her ferdin görevi ve faydaları, genel düzeni ve gayeyi netice verecek bir zenginliktedir. Yani cüzde bulunan ahenk, bütünde de bulunur. Kâinat büyük bir uyum vardır. Bütün eşya, birbirinin ihtiyacına cevap verme, yardımlaşma, dayanışma ve alaka içindedir. Bâri-i Teâlâ, varlıkları, temiz ve sağlam bir nizam üzere seçip düzenleyerek ve tamamlayarak birbirinden farklı özelliklerle yaratmıştır. Bu isim yaratılışın tekâmül mertebelerindeki icadları da ifade etmektedir. [5]

Risale-i Nur metinlerinde Bârî ismi birkaç defa zikredilmektedir. Fakat mana olarak Bârî ismin tecellileri neredeyse Risale-i Nur’un tamamına sinmiş bir vaziyettedir. Risale-i Nur metinlerine bir göz attığımızda; Düzenli, uygun, münasib, mütenasib, ahengli, misilsiz, imtiyaz, mümtaz, ayıpsız, kusursuz, muhtelif şekiller, uzuvlar, temiz, sağlam, seçmek, tamamlamak, düzenlemek ve farklı özellikler gibi kavramların Bârî isminin tecellilerini yansıtan kavramlar oldukları görülmektedir:

“Bak: Had ve hesaba gelmeyen şu sergilerde olan misilsiz mücevherat, şu sofralarda olan emsalsiz mat'umat gösteriyorlar ki, bu yerlerin padişahının hadsiz bir sehâveti, hesapsız, dolu hazineleri vardır.” [6]

Misilsiz yaratılan sanatlar, Bârî-i Teâlâ’nın zenginliğini, hesapsız dolu hazinelerini, kemalatını, misilsiz mânevî cemâlini ve gizli güzelliklerinin letâifini göstermekte ve O’nun hadsiz bir kudret ve nihayetsiz bir hikmetle iş gören âli bir Usta ve misilsiz bir Sâni’in mevcudiyetini ve vahdetini bildirmektedirler.[7]

Kur’an-ı Kerim, hak ve hakikatleri toplayan misilsiz harika bir kitaptır.[8] Rasul-i Ekrem Efendimiz (asm) da misilsizdir. Onun getirdiği şerait[9] emsalsiz olduğu gibi âdilâne kanunlarıyla insanların beşten birisini on dört asırda maddî ve mânevî terakki içinde idare etmesi de misilsizdir. Onun zerre kadar bir telâşı, bir vesvesesi, bir şüphesi olmayan kuvvetli imanı misilsizdir. Cevşenü'l-Kebîr’deki münâcâtında bin bir esmâ-i İlâhiyeyi şefaatçi ederek Hâlıkını tavsif ve tarif ediş tarzı emsalsizdir. [10]

Kâinatın Hâlıkı, her nevide bir ferdi mümtaz ve mükemmel ve câmi halk ettiği, o nev'in medar-ı fahri ve kemâli yaptığı gibi, esmâsındaki İsm-i Âzamın tecellîsiyle bütün kâinata nisbeten mümtaz ve mükemmel bir ferd olan Zât-ı Ahmediye (asm)’ı halk etmiştir. Her dakikada yüz milyondan ziyade insanların vird-i zebânı olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânı gösteren bir zât, elbette mümtaz bir ferddir.[11] Hem o mümtaz ferd, bütün muarazalara meydan okumuş, Kur’an’ın bütün kitaplara üstün olduğunu, şek ve şüphe yeri olmadığını tasrih etmiş, hem müstesna ve mümtaz olduğunu izhar etmiştir.[12] Peygamberimizin sahabeleri de enbiyadan sonra insanlığın en mümtazlarıdır.[13]

Bârî isminin bir tecellisi de Cennet-Cehennemdir.  Lütuf ve kahrın iki tecellîgâhıdır. Kudret eli, şiddetli bir hareket ile kâinatı çalkaladığı vakit, o iki havuz kendilerine münâsib maddeleri ile dolacaktır.[14]

Semâvâtın gayr-ı mahdut vazifelerini ifâya münasip sakinleri, melâike ve ruhanilerdir.[15]

Hayat sahiplerinin hadsiz matlapları, ummadığı yerden, vakt-i münasipte, muntazaman Bârî tarafından karşılanmaktadır.[16]

Bârî-i Te’âlâ, mahlûkatın her nev'ine ve her ferdine, mürettep olan kendilerine mahsus eserleri netice verecek ve istidad-ı kemâline münasip birer vücud vermiştir.[17]

İnsanın âzâları gibi, bir ağacın dalları, meyveleri, yaprakları, çiçekleri gibi bütün uzuvları arasında bir münasebet, bir tenasüp, bir muvazenet vardır.[18] İnsan bedeninin hücreleri, muntazam bir kanun-u İlâhî ile yıkıldığından, yine muntazam bir kanun-u Rabbânî ile tamir edilmekte, rızık namıyla bir madde-i lâtifeyle beden uzuvlarının ayrı ayrı hacetleri nisbetinde, Rezzâk-ı Hakikî yine bir kanun-u mahsusla taksim ve tevzi etmektedir.[19]

Meselâ, su, bir şey iken pek çok uzuvlara, cihazlara Allah'ın izniyle menşe olup, icad edilmektedirler. Ve mideye giren pek çok muhtelif yemekler ve meyvelerden Hâlık-ı Teâlâ tek bir cismi icad etmekte ve husule getirmektedir.[20]

Kezalik, tabiat denilen şey de, âlem-i şehadetin uzuvlarından ve eczalarından sudur eden ef'âl arasında bir nizam ve bir intizamı ika eden İlâhî bir şeriat-ı fıtriyedir.[21] 

İnsanların lisan, göz ve kulak gibi âzâlarının ettikleri hâlis şükürler ve hususî ibadetlerin mükâfatları, o uzuvlara mahsus cismânî lezzetler ile birlikte Bârî-i Te’âlâ tarafından verilmektedir.[22] Gerek denizde ve gerekse karada bulunan ve kemâl-i rahmetle rızıkları verilen ve kemâl-i hikmetle muhtelif şekiller giydirilen ve kemâl-i rububiyetle türlü türlü duygularla teçhiz edilen bütün hayvânat, birer birer yine o Kadîr-i Zülcelâlin vücuduna şehadet ve vahdetine işaret etmektedirler. [23]

Yine câmid cirmleri, şuursuz büyük kütleleri nihayet derecede intizam ve mizan-ı hikmet içinde, muhtelif şekillerde, muhtelif mesafelerde ve muhtelif hareketlerde döndürmek, istihdam etmek, Bârî-i Te’âlânın kudret ve hikmetini ispat etmektedirler.[24]

Bir çekirdeğin, tarihçe-i hayatı olan ve ondan halk olunacak ağacın müddet-i hayatında, vakit be vakit geçireceği tavırlar, vaziyetler, şekiller, hareketler, tesbihatlar, fiiller, o ağacın dalları, yaprakları gibi intizamlı birer kaderî miktarlar, Bârî-i Te’âlânın eseridir.[25]  Ayrı ayrı, çeşit çeşit tarzlarda şekiller, makinecikler, San'atkârlarının mu'cizatlı hünerlerini ve gayet ihatalı ilmini göstermektedirler. [26]

Hem karışmayı ve bulaşmayı iktiza eden kemâl-i ihtilât, bilâkis, kemâl-i imtiyaz ve tefrik içinde görünüyor. İşte, bütün yeraltına karışık atılan ve madde itibarıyla birbirine benzeyen tohumların, sünbül vaktinde kemâl-i imtiyazları ve ağaçlara giren muhtelif maddelerin yaprak, çiçek ve meyvelere kemâl-i imtiyazla tefrikleri ve mideye giren karışık gıdaların muhtelif âzâ ve hüceyrâta göre kemâl-i imtiyazla ayrılmalarına baktığımızda, Bârî-i Te’âlânın kemâl-i hikmet içinde kemâl-i kudreti görülmektedir.[27]

Sonuç olarak:

Bârî-i Te’âlâ her şeyi münasip, misilsiz, mümtaz ve mükemmel bir şekilde yaratmaktadır. Said Nursi, okuyucusu olduğu kâinat kitabında gözlemlediği bu mükemmel fiillerin, sıfatların ve Esma-i Hüsna’nın tecellilerini “Bak!”, “Gör!” gibi emir kipleriyle ifade ederek dikkatlerimizi çekmeye çalışmıştır. Biz de onun gibi hayretle baktığımız zaman, kapasitemiz nisbetinde aynı güzelliklerin farkına varabiliriz. Şahsi, toplumsal ve iş hayatımıza yansıtabileceğimiz çok esaslı dersler çıkarabiliriz. Her işimizi münasip, misilsiz, en uygun tarzlarda ve en güzel bir suretlerde yapmaya çalışmamızı, özgün, kendimize, sanatımıza, grubumuza, kurumumuza has çalışmalara imza atıp insanlığa, medeniyete katkıda bulunmamızı gerektirmektedir. Her halde fıtrî olan da budur. Yeter ki, bakalım, görelim, farkında olalım, hayatımıza Bârî isminin tecellilerini yaşayarak dâhil edebilelim. Mükemmele ulaşmak için, hayretle iyi bakmak ve görmek yeterli olacaktır.

Dipnotlar:
[1] Haşr, 24

[2] Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s. 49

[3] Said Nursi, Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, Birinci Mebhas, s:858
[4] İnfitar: 6-8

[5] Nevin Yapıcıoğlu https://www.huzursayfasi.com/dini-bilgiler-sayfasi/12599-esmaul-husna-el-bari-anlami-s1.html

[6] Said Nursi, Sözler,10. Söz. s.85

[7] Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Kastamonu Hayatı, s:453

[8] Said Nursi, Şuâlar, Yedinci Şuâ, Âyetü'l-Kübra, On Yedinci Mertebe, s:186

[9] Said Nursi, Şuâlar, Yedinci Şuâ, Âyetü'l-Kübra, s:177

[10] Said Nursi, Şuâlar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü'z-Zehra, s:764-765

[11] Said Nursi, Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Hatime, s:433

[12] Said Nursi, İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 2. âyetin tefsiri, s:64

[13] Said Nursi, Lem'alar, Yedinci Lem'a, Beşincisi, s:63

[14] Said Nursi, İlk Dönem Eserleri, Nokta Risalesi, İkinci Makam, s:216

[15]Said Nursi,  Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale, s:266

[16] Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s:353

[17] Said Nursi, Muhâkemat, Üçüncü Makale, Unsuru'l-Akîde, Tenbih,  s:134

[18] Said Nursi, Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Üçüncü Şule, Birinci Ziya, s:585

[19] Said Nursi, Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz/İkinci Maksat, İkinci Esas, s. 706

[20] Said Nursi, Mesnevî-i Nuriye, Lem'alar, Tenbih, s:21

[21] Said Nursi, İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 21-22. âyetlerin tefsiri, s:203

[22] Said Nursi, Şuâlar, On Birinci Şuâ, Meyve Risâlesi, Sekizinci Mesele, s:301

[23] Said Nursi, Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Altıncı Pencere, s:896

[24] Said Nursi, Sözle, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Birinci Pencere, s:917

[25] Said Nursi, Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Kader Risalesi, Üçüncü Mebhas, s:633

[26] Said Nursi, Şuâlar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü'z-Zehra, İkinci Makam, s:799

[27] Said Nursi, Sözler, Otuz Üçüncü Söz, On Yedinci Pencere, s:909

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası