Eğitim, İslam medeniyetinin parlamasına hizmet etmeli

Eklenme Tarihi: 01 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2017

 

Müslüman kimliğine sahip olmamıza rağmen, eğitim sistemimizde bugüne değin verilen fikir, düşünce ve ölçütlerin Batı medeniyetinin izlerini taşıyor olması tam bir tezattır

Risale Akademi açıklamasında, yeniden tasarlandığı iddia edilen müfredatların ve yeniden yazılması planlanan ders kitapları muhteviyatının, bu milletin bin yıllık tarihinin izlerini taşıması, İslam ve irfan medeniyetini yeniden kuracak neslin inşa edilmesi gereğine dikkat çekildi.

Açıklamada, toplumsal kimliğin inşasında kendi medeniyetimize şekil veren kimliğimizin müfredatlara doğru ve sağlam bir şekilde yedirilmesi gerektiği vurgulanırken şu ifadeler yer aldı: “Müslüman kimliğine sahip olmamıza rağmen, eğitim sistemimizde bugüne değin verilen fikir, düşünce ve ölçütlerin Batı medeniyetinin izlerini taşıyor olması tam bir tezattır.  Bu açıdan müfredatlar ve ders kitapları, İslam ve Batı medeniyetlerinin farklarını özellikleriyle birlikte sunmalıdır.

Açıklamada, İslam-Batı medeniyetinin karşılaştırılması da yapıldı:

Batı medeniyetin 5 olumsuz özelliği vardır:

  1. Dayanak noktası (nokta-i istinad) kuvvettir. Kuvvetli olan haklıdır, söz sahibidir. Bu durumda sonuç tecavüzdür. Kuvvet, sahibi tarafından kullanılmayı ister. Egemen olma duygusuyla kullanıldığında tecavüz ortaya çıkar.
  2. Maksadı menfaattir. Menfaatlerin paylaşımı her zaman niza sebebidir. İnsan duyguları hazımsızdır. Menfaat paylaşımında da hazımsızlık (müzaheme) ortaya çıkar.
  3. Hayat düsturu cidaldir. Hayat bir mücadeledir, düşüncesi hakimdir. Mücadelenin olduğu yerde ise anlaşmazlıklar (niza) ortaya çıkar.
  4. Kitleleri birbirine bağlayan bağın unsuriyet (ırkçılık) ve menfi milliyet olduğunu öne sürer. Bu durumda başka ırkları küçük görme, kendi ırkını yüceltme davranışı başlar. Sonuçta çatışma (müsademe) ve tasadüm kaçınılmazdır.
  5. Hazırdaki medeniyetin insan türüne hizmeti ise heva ve hevesi hareketlendirme, insanların arzularını tatmin için isteklerini kolaylaştırmayı amaçlar. Oysa insan heva ve hevesindeki sınırsızlık ve meşruiyet aramam nedeniyle kutsal insan yerine nefsin esiri olmuş insan modeli hedeflenmektedir.

İslam medeniyeti ise mevcut hakim medeniyet düsturları yerine insanlığa müsbet esaslar sunmaktadır. Bunlar:

  1. Dayanak noktası (nokta-i istinad) kuvvet değil; haktır. Haklı olan kuvvetlidir. Hakkı esas tutmak demek adaleti ve dengeyi (tevazün) gözetmek demektir.
  2. Hedefi menfaat değil, fazilettir. Fazilet (erdem) için çalışan insanlar muhabbetle doldur. Muhabbetin sonucu ise toplumsal çekim gücünün oluşmasıdır.
  3. Hayatı bir mücadele alanı olarak görmek değil, yardımlaşma alanı olarak görür. Bu da birlik (ittihad) ve dayanışmayı (tesanüd) doğurur.
  4. Kitleleri birbirine bağlayan bağın menfi milliyet ve ırkçılık değil, din birliği, vatan birliği, sınıf birliği gibi toplumsal gerçekler olduğunu görür. Amaç ise samimi kardeşlik (uhuvvet), barış (müsalemet) ve dışarıdan gelecek tecavüzlere karşı müdafaadır.
  5. Nihai amacı ise hüdadır. Manen terakki ve ruhen tekamüldür. Hevayı sınırlandırıp, nefsin rezil isteklerine gem vurmak, ruhun ulvi hislerini titretmektir.

Batı medeniyetinin heva ve hevesi tatmin etmek için bir yandan ürünleri çeşitlendirirken, diğer yandan ihtiyaçları artırdığı vurgulandı. Emek ve ücret dengesizliğine yol açan bu durum, amaçlarına ulaşabilmek, sahip olması gerekenleri elde edebilmek için insanları hileye ve harama sevk edip ahlakı ifsad etmiştir. Bireyleri fakirleştirmiş, onları gayri meşru davranışlara itmektedir. Batı medeniyeti, insan türünde yüzde 80’nini mutsuz etmiştir. İnsanların ancak, yüzde 10’u mutlu olabilmektedir. Bu da yüzde 80’ninin mutsuzluğundan nemalanan bir mutluluktur ki, gerçek mutluluk da değildir. Çünkü bu medeniyetin kaynağı ise Roma felsefesidir. Roma felsefesinin girdiği ülkeler ve kıtalar tarihte uzun ömürlü olamamışlardır. Oysa mutluluk, toplumun yüzde 80’nini kapsadığında mutluluk olabilir. İslam tarihi buna şahittir.

Bu nedenlerle, Said Nursi’nin gençlere seslendiği metnindeki vurgu oldukça önemlidir:“Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır.” (Lem’alar)

SİZ DE MÜFREDATA KATKI VERMEK İSTİYORSANIZ TIKLAYINIZ

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası