Ebedi Nurcu Said Gecegezen

Eklenme Tarihi: 29 Aralık 2013

Ali ATEŞ'in Konya Ağabeyleri Paneli tebliğidir

Cenab-ı Allah (C.C.) insanları niçin yarattı? Elbette ki kendisine ibadet etsinler, kulluk etsinler diye. Bunun için bütün insanlığı nefis ve şeytanla büyük bir imtihana tabi tuttu. İnsanı etkileyen çevre de pek çok zaman bu iki düşmana yardımcı oldu. İnsanların Allah (C.C.) katındaki değeri bu imtihandaki başarı derecesi ile ölçülür. Yoksa insanların o kişiye verdiği ve çoğu zaman dünya ölçekleriyle ölçülen değer ölçüsüyle değil. Bu nedenlerle öyle gizli kahramanlar vardır ki adını kimse duymadığı halde Allah (CC) katında makamı dünyaca meşhur pek çok kişiden daha yüksektir. Maamafih Allah (CC) katında makamı yüksek olanların, insanların ve bilhassa inananların yanında da makamları yüksek olabilir ve olmalıdır da. Ancak Allahın (CC) muttaki kulları insanların teveccühünü değil Allah (CC) rızasını esas alırlar. İnsanlığın inanç tarihi bunun şanlı ve şerefli levhaları ile doludur. Çağımızda bu şanlı sayfanın en önde gelen temsilcileri de Risale-i Nur hizmetinin saff-ı evvelinde bulunan pek muhterem nurcu ağabeylerimizdir.

Bizler 20. Asrın imamı aziz üstadımız Bediüzzaman Said Nursi’yi (R.A.) maalesef dünya gözüyle görmek şerefine nail olamadık. Ama O’nu görüp mübarek ellerinden öpme ve rahle-i tedrisinde diz çökme şerefine nail olan nurlu ağabeylerimizden bazılarını ziyaret etmek, onlarla tanışmak ve mübarek ellerinden öpmek şerefine nail olduk elhamdülillah. Bu muhterem ve mübarek ağabeylerimiz hakkında cidden ne söylesek az olur. Bu insanlığın yüz akı olan muhterem zevatın pek çok ders alınacak özelliklerinin yanında beni ta derinden etkileyen iki mühim hususiyetlerini söyleyeceğim. Risale-i Nur davasına olan çok yüksek sadakat ve Risale-i Nur hizmetindeki insanı mest eden büyük ciddiyet.

Tanıştığım tüm saff-ı evvel ağabeylerde bu özellikler en üst düzeyde olduğu gibi pek muhterem Said Gecegezen ağabeyimizde de en üst seviyededir. Bu yüksek sadakattir ki ona “Ebedi Nurcu” lakab-ı alişanını kazandırmıştır. “Ebedi Nurcu”. Bu tabir dinsizliği temsil eden zalimlere karşı bir meydan okuma olduğu kadar, ebedi olan cennet yurdunda “Nurcu” damgası ile ebediyyen damgalanmak için de Ezeli ve Ebedi olan yüce Rabbine karşı bir yakarışın ifadesidir.

Risale-i Nur talebesi ağabeylerimizde var olan bu şecaat, tabir caizse öyle her babayiğidin harcı değildir. İçinde yaşanılan zaman dilimini çok iyi analiz etmek gerekir. Bir zaman Ramazan Balcı kardeşimle aziz üstadımız Bediüzzaman Said Nursi’nin (R.A.) 31 Mart hadisesinde karşısındaki darağaçlarında idam edilen insanlara bakarak verdiği muazzam ifadeyi konuşuyorduk. Bana dedi ki: “Ülfet perdesiyle biz bu mevzuyu okuyup geçiyoruz, ama çok iyi analiz edilmesi gereken bir husus. O devrin vatanseverlerinden bazı zevat Yahya Kemal’e diyorlar ki ‘Görmüyor musun bu darağacında sallandırılanları. Niye bir şey söylemiyor, susuyorsun? Niye bununla ilgili hiçbir şey yazmıyorsun?’ Mumaileyh diyor ki; ‘İşte bu darağacında sallandırılanları gördüğüm için bir şey yazamıyorum, bir şey söyleyemiyorum, kalemim oynamıyor, dilim tutuluyor.”
Said Gecegezen Ağabeyimizin bu “Ebedi Nurcu” imzasıyla çekmiş olduğu telgrafı haber yapan 15 Eylül 1966 tarihli Yeni İstanbul Gazetesi toplattırılıyor. İşte bunun haberini veren 16 Eylül 1966 tarihli Milliyet gazetesinin 7. Sayfasında çıkan haber.

Yine bu kahraman ağabeyimiz ve diğer bir kahraman olan merhum İsmail Ambarlı ağabeyimiz Risale-i Nura ve nurculara dil uzatma cüretini göstererek “Nurculara Rusya’dan para yardımı geliyor” diyen bir bedbahta; “Sen bir Türk paşası değil bir Rus maşasısın” diye meydan okumuşlardır.

Ağabeylerden biri bana; “Bu mukaddes dava uğruna bazı ağabeyler malını, bazıları canını, bazıları sağlığını feda ettiler. Said ağabey ise hem malını hem sağlığını feda eden ağabeylerden.” Şimdi bunun ne kadar doğru olduğunu gösteren bir küçük hatıra anlatayım. Said abinin pek muhterem, merhum ve mağfur eşleri Nuran ablamızı eşim bazen ziyaret eder o mübarek hanımın bazı ev işlerini görerek onun duasını almak isterdi. Bu ziyaretler sırasında Nuran ablamız bazı hatıraları da eşime anlatma lütfunda bulunurmuş. İşte bir tanesi, diyor ki Nuran ablamız: “Kızım, Said abine çok işkence ettiler. O’nu bir pikabın arkasına bindirip sokak sokak gezdirerek “Bu adam vatan hainidir” diye bağırarak teşhir ettiler. Bu işkenceler vücuduna ve ruhuna çok ağır geldi. Ben ve görümcem birlikte Said abini hapishanede ziyarete gitmiştik. Said abin bizi tanıyamadı.” İşte asıl vatan haini olan bu alçaklar işkencelerle muhterem Said ağabeyimizin sağlığını bozdular. Ama o hiç yılmadı.

Said ağabeyimiz halk tabiriyle hali vakti yerinde bir insandı. Örneğin petrol istasyonları vardı. Servetinin tamamını davası uğruna gözünü kırpmadan sarf etti. Hali Uslu ağabeyimiz bir yazısında diyor ki; “Konya’nın tanınmış turizmcilerinin bir paytonu varken Said ağabeyimizin şehirlerarası çalışan otobüsü vardı.” Peki, bugün neyi var Said ağabeyimizin? Azrail Aleyhisselama emanet edeceği canından başka hiçbir şey.

Muhterem Said ağabeyimiz tabir caizse çok ketumdur. Kendinden ve hatıralarından kolay kolay bahsetmez. Ama çok nadir de olsa bazı bir hatırasını anlatma lütfunda bulunurdu. İşte onlardan bir tanesi: Bir sohbetimiz esnasında bana; “Ali efendi, bir gün Sungur ağabeyle (Rahmetullahi Aleyh ebeden daima) birlikte bir minibüsün içinde seyahat ediyorduk. (Yanlış hatırlamıyorsam Hatay’dan Anteb’e gidiyorlarmış. Şu meşhur Türkiye seyahatlerinden biri) Sungur ağabeyimiz buyurdular ki “Bir gün Aziz Üstadımız bana müteveccihen buyurdular ki;“Vefatımdan sonra birlikte seyahat edeceğiz”Bu sözün üzerine ben de heyecanla “Ağabey ben de o bahtiyar Nurcular arasındayım şimdi değil mi?” dedim.”

Said ağabeyimiz, merhum ve mağfur pek muhterem Sungur ağabeyimize ayrı bir önem verirdi. Başka zamanlar derse gelemese bile Sungur ağabey Konya’ya geldiğinde mutlaka onun derslerine katılmak isterdi. Derse geldiğinde de gerek tevazuundan gerekse Sungur ağabeye olan saygısından kıyıda köşede bir kanepenin üzerine oturuverirdi. Fakat Sungur ağabey onu görür ve mutlaka yanına çağırarak kendi yanında bir yere oturtur ve ona “Ebedi Nurcu” diye iltifat ederdi.
Muhterem Sungur ağabeyimiz Konya’ya geldiklerinde civar ilçelerden, hatta civar illerden onun dersine katılmak için pek çok kişi gelir ve ders salonu merdivenler dahil ağzıyla bile lebalep dolardı. Bir gün Sungur ağabeyin Konya’ya geleceği duyuldu. Ben Said ağabeyi alarak Şems dershanesine getirdim. Şemse gelen Sungur ağabey birden bir karala dışarı çıktı ve arabasına bindi. Bize onunla çıkıp arabamıza bindik. Fakat Sungur ağabeyin nereye gideceğini bilmiyoruz. (Hatta Isparta’ya gitme ihtimali bile vardı.) Sungur ağabeyin Said isminde genç bir şoförü vardı. Çok hızlı araba kullanıyordu. Biz de arabamızla onu takip etmeye çalışıyorduk. Sungur ağabeyin arabası Beyşehir yoluna doğru yöneldi. Ben Said ağabeye baktım. O da bana “sür!” dedi. Sungur ağabey önde biz arkada Akyokuş’a çıktık. Artık kararımızı vermiştik. Sungur ağabey Isparta’ya gitse biz de peşinden gidecektik. Fakat Sungur ağabeyin arabası Akyokuş’ta durdu. Sungur ağabey Said ağabeyi görünce yine yanına çağırdı. Birlikte biraz Konya’yı seyrettik. Daha sonra orada dolaşanlardan Sungur ağabeyimiz rahatsız oldu, “Hadi kardeşler gidelim. Bizim için en iyi yer dershane” dedi ve oradan ayrılıp tekrar dershaneye döndük.

Said ağabey bir gün bir cemaatte Konferans isimli kitabın arka sayfalarında bir ağabeyimizin mahkeme müdafaasını bana okuttu. Mahkeme müdafaasını altındaki imza şöyleydi;“Üniversite Nur Talebelerinden İbrahim”. Cemaate dedi ki; “Bu İbrahim, İbrahim Canan’dır. (R.H.) Ben iki tane üniversiteli İbrahim tanıdım. Biri İbrahim Canan, biri İbrahim Erkul. Her ikisi de şimdi profesör. (O zaman rahmetli İbrahim Canan ağabeyimiz sağdı.) Aziz Üstadımız buyuruyorlar ki “Benden ve Risale-i Nurdan dolayı size zarar gelmez.” İşte bu iki kardeşimiz bunun en güzel ispatıdır. “demişti.

Said ağabeyin hizmetinde bulunan Salim ve Bilal kardeşlerden bazı hatıralar nakledeceğim.

Said ağabeyimiz pek çok zaman Aziz Üstadımızı (R.A.) ziyarete gitmiştir. Babasını, annesini ve sevgili refikası Nuran ablamızı da götürdüğü zamanlar olmuştu. Üstadımız Said ağabeye “Senin annen ve babanı kendi annem ve babam gibi kabul ettim” demiştir.

Bir keresinde onları Üstadın ziyaretine götürürken yolda annesi ve eşine “Üstad size diyecek ki; “Siz çıkın ben Said kardeşimle konuşacağım.” Gerçekten de Said ağabeyin dediğinin aynısı oluyor ve Üstad hanımların çıkmasını söylüyor. Onlar da hürmeten yüzleri odaya dönük arka arkaya giderek odayı terk ederken Üstadımız onlara eliyle “Gelin!” işareti yapıyor. Onlara cübbesinin yenini uzatıyor ve öpmelerine müsaade ediyor.

Said ağabeyin mahkeme iddianamesinde adı Seyyid (Said) Gecegezen şeklinde yazılmış. Neden böyle yazıldığını soran kardeşlere Said ağabey cevaben diyor ki; “Kardeşim, Üstadım birgün bana dedi ki “Said kardeşim seninle ben ikimiz hem maddi hem manevi Al-i Beytteniz.” O yüzden Allah onlara öyle söyletti. Aziz Üstadımız Said ağabeyimize Es’ad lakabını vermiş (daha çok Said anlamında ism-i tafdil).

Muhterem Said ağabeyimiz asla halinden şikâyet etmez. Kendisine “Nasılsın ağabey?” diye sorulduğunda her zaman Allah’a (C.C.) binler şükür ve hamdle cevap verir. İsrarla hastalığına dair bir şeyler sorsanız, ancak bir cümle ile kısa bir izahat alırsınız. Esasen kendileri çok konuşmayı sevmezler. Kendilerini ziyaret ettiğimizde Risale-i Nur’dan bir ders okutmadan asla bizleri bırakmaz. Randevularına son derece titizdir. Ben evine telefon ederdim, “Ağabey seni şu saatte almaya geliyorum” derdim. Mutlaka benim söylediğim saatten evvel hazır olur ve eğer yapabiliyorsa aşağı inip apartman kapısının önünde beni beklerdi.

Said ağabeye kaç doğumlu olduğunu sorduk. Gülümseyerek “1926” dedi. “Kaç yaşında Risale-i Nuru tanıdın ağabey?” diye sorduk. “31 yaşında” dedi. Cenab-ı Mevla Ve takaddes hazretleri Said ağabey ve onun gibi nice ağabeylerimizi başımızdan eksik etmesin. Ve onlara uzun, sağlıklı ömürler ihsan eylesin. Bizlere de bu muhterem ağabeylerimizi örnek almayı nasip etsin İnşaallah. Ayrıca en büyük duam, bizleri de ahiret yurdunda Muazzez Üstadımızın (R.A.) yanında Said ağabey ve diğer ağabeylerimizle “Ebedi Nurcu” olarak haşretsin İnşaallah. Amin. Amin. Bi hürmeti seyyidi’l-Mürselin.

popüler cevapdünya atlası