DERD-İ MAİŞET SIKINTISINA DERMAN OLARAK KASTAMONU LAHİKASI 124. MEKTUP

Eklenme Tarihi: 12 Ocak 2016 | Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2017

Uzman-Ekonomistİbrahim TUTAR'ın Kastamonu Lahikası Sempozyumu sunumudur

Risale-i Nur’u anlamaya çalışan ve kendi malı bilmek isteyenlerin yaşayabilecekleri ruh halleri konusunda en uygun mektup sanırım Kastamonu Lahikası 124. mektup olacaktır. Hem bu mektupta Bediüzzaman Said Nursi, kendi gözlem ve hissiyatını ifade etmiş ve birtakım müjdeler vermiştir.

124. mektup, birçok mektupta olduğu gibi muhatabına saygı ve sevgisini belirtirken baba-oğul veya mürşit-talebe şeklinde değil, “kardeşim” veya “kardeşlerim” diyerek, eşit ve doğrusal bir ilişki ve iletişimin başlangıcının altını çiziyor.

Hemen ardından tecrübe, kanaat, gözlem ve hissiyatını eksiksiz olarak bizlerle paylaşıyor. Bunları paylaşırken kendisi her halükarda Risale-i Nur Hizmetinde bulunmasına rağmen, özellikle Risale-i Nur’u tashih konusuna yoğunlaştığı zamanları kast ederek, bedeninde, aklında, geçiminde, genişleme, açılma, çoğalma ve bereketlenme gördüğünü açıkça belirtiyor.

Risale-i Nur Hizmeti yalnızca derd-i maişette değil, aynı zamanda bedende, akılda açılma, gelişme ve genişleme ile birlikte ferahlık ve berekete vesile olmaktadır. Bunu birçok kardeşler de; “Biz de hissediyoruz” diyerek bu bereket sırrından hissedar olduklarını tasdik etmişlerdir.

Üstad, hem Barla ve hem Kastamonu'da bulunduğu sırada Saff-ı Evvel ağabeylerin hallerinden ve halet-i ruhiyelerinden bu huzur, bereket ve ferahlığı yakinen görmüş, hissetmiş ve kendisinin az ve cüzi bir gıda ile yaşaması hususundaki sırrı da onlara beyan etmiştir.

Burada İmam-ı Şafi’den rivayet edilen, “Hâlis talebe-i ulûmun rızkına ben kefalet edebilirim.” sözünü de delil olarak göstermektedir. Zira, Allah’ın ihsan ettiği nimetler, ilim talebelerinin rızıklarında, büyük bir genişlik ve bereket içinde verilmiştir.

Kıtlık, geçim sıkıntısı ve zaruret zamanlarında halis talebelerine dalalet ehlinin istifade etmemeleri için şu tavsiye ve uyarıda bulunur:

“Madem hakikat (gerçek) budur ve madem hâlis talebe-i ulûm ünvanına Risale-i Nur Şakirtleri bu zamanda tam liyakat göstermişler. Elbette, şimdiki açlık ve kahta (kıtlığa) mukabil Risale-i Nur Hizmetini bırakmak ve zaruret-i maişet (geçim darlığı) özrüyle maişet peşine koşmak yerine en iyi çare, şükür ve kanaat ve Risale-i Nur Talebeliğine tam sarılmaktır.

“Risale-i Nur Şakirtleri, bu açlık ve zaruret musibetine karşı yine Nur’la mukabele etmeli. Her şakirdin vazifesi, yalnız kendi imanını kurtarmak değil; belki başkasının imanlarını da muhafaza etmeye mükelleftir. O da hizmete ciddî devamla olur.”

Açlık ve mecburiyet musibetinden yine Nur’la kurtulmak mümkündür. Buna yaşayanlar da bizzat şahitlik etmektedirler. Her Nur Talebesinin öncelikli vazifesi kendi imanını muhafaza etmektir. Ayrıca, “belki başkasının imanlarını muhafaza etmeye” de mükelleftir. İslam esaslarının ve şeairlerinin tahrip edilmeye çalışıldığı bir zamanda bir mecburiyettir. İman hizmeti gören talebeler, daha metanetli ve sabırlı davrandıkları için Allah'ın yardımı da maddî-manevî rızıklarına bereket ve genişleme suretinde erişmektedir.

Üstad, iman ve Kur’an hizmetine engel olmak isteyenlerin, maişet yönünden şevklerini kırma çabalarının yanında bir de Risale-i Nur’un zararına, talebelerinin aleyhine ve hizmetin kararlılığına kastedecek kişilere dikkat edilmesi ve dairelerine almamaları gerektiğine vurgu yapmaktadır. Zira öyle kişiler halis bir niyetle Risale-i Nur dairesine ve hizmete girmezlerse, Risale-i Nur Talebelerine usanç ve gevşeklik verebilecekleri, Risale-i Nur’un haricine çekip dağıtabilecekleri endişesini taşımaktadır.

Bediüzzaman talebelerine, Risale-i Nur’a karşı olanlara düşmanlıkla karşılık vermemeyi, zaman zaman takva ve ilim ehlinden de gelebilecek muhalefete karşı da “müsbet hareket”i tavsiye ediyor.

Bediüzzaman, insanların imanlarını muhafaza ve tahkiki anlamda sağlamlaştırılması maksadıyla Kur’an’ın bu asra bakan bir parıltısı olan Risale-i Nur Külliyatını yazma, çoğaltma, neşretme ve insanlara ulaştırma hususunda sarf etmiş olduğu çabaların boşa çıkmaması ve hizmetin inkişafı için talebelerine; yokluğa, geçim sıkıntısına, Risale-i Nur’lara karşı çıkanlara, düşmanlık edenlere, ahengi bozacak bencillere karşı; sabrı, şükrü, hizmete sımsıkı sarılmayı, müsbet hareketi, dostane davranışı tavsiye etmekte, sadece kendilerinin değil, diğer insanların da imanlarını muhafazaya mükellef olduklarını hatırlatmaktadır.

Bediüzzaman talebeleri ile doğru bir ilişki ve iletişim kurabilmek için onları “kardeş” olarak görmekte, kendisine fazla bir anlam, makam, mevki atfedilmesini istememekte ve nazarları daima Risale-i Nur’lara çevirmektedir. Onlara şevk vermek için baba-oğul Ahmet ve Selahattin Nazif’in iletişim yani Risale-i Nur’ların ilgili yerlere ulaştırılması için sarfettikleri gayretlerini ve “Risale-i Nur’un neşrinde iki yüz adam kadar çalıştıklarını”nı belirterek takdir etmekte ve bir rol model portresi çizmektedir.

Kastamonu Lahikası 124. mektup, bu gün için de bireylerin ve toplumların ahenk ve huzur içinde yaşamalarına rehber olacak düsturları veren ve model şahsiyetleri gösteren güçlü bir metindir.

Kaynak:

1-e-risale: Kastamonu Lahikası 124. mektup

2-http://www.saidnursi.de/risale-i-nur/tarihi-hakikatler/2720.html

 

popüler cevapdünya atlası