Davranış Analizi Penceresinden Müspet Hareket

Eklenme Tarihi: 27 Mart 2016 | Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2017

 

Dursun Sivri'nin Müsbet Hareket Çalıştayı-3 sunumudur

Müspet Hareketin Ferdi Faktörleri

Düşüncelerin davranışlara, davranışların düşüncelere tesir ettiği ilmen tespit edilmiş bir hakikattir.

İnsanı tanımak, tahlil ve değerlendirmeleri, fıtratını anlamak noktasından başlamakla tekliflerin anlamı daha farklı olacaktır.

İnsan fıtratı: Biyolojik yapısı/anatomisi yanında, insanın şahsiyetini, kimliğini, kişiliğini teşkil eden hayatın cevheri ruhudur.

Ruhun bedende yaşayabilmesi için fıtratta insan unsurunun yapı taşları olan mücerret unsurları dikkate almak gerektir.

Biyolojik maddi unsur, ruh ve ruhun bedende konumlanması ve yaşaması için yaratıcı tarafından alt ve üst limiti olmayan kuvvetler var.

Bilim dünyası bu kuvvetlere içgüdü, sevk-i tabii gibi isimler koymuştur. Bediüzzaman en doğru tespit ve muazzam bir sistem tanımlamasını İşaratü’l-İ’caz eserinde, Fatiha’nın “Sırat-ı Müstakim” ayetinin tefsirinde yapmıştır.

İnsan ruhunun bedende yaşayabilmesi için fıtratına konulmuş olan bu kuvvelerin, insanın ferdi ve sosyal hayatına müspet yansıması için Şeriatın tanımladığı ölçüyü hatırlatmaktadır.

1.Kuvve-i şeheviye:

İnsanın hayatının devamı için yeme içme, menfaatlerini takip hissi ve eğilimidir. Neslinin devamı için şehevi hislerin alt ve üst sınırları, her insanda farklı bulunmaktadır. İçgüdü veya sevk-i tabii denilen bu kuvvet/kuvve-i akliye herhangi bir ölçü tanımadığı zaman çok tehlikeli sonuçlara sebep olabilir. Herhangi bir ölçü veya sınır bilmeyen bu özellik, insan ile hayvanın ortak özelliğidir. İnsanın eğitilmemiş, öğretilmemiş hali, hayvaniyet mertebesidir.

Ölçü tanımayan, eğitim ve terbiyeden geçmemiş insan, haram helal demez rast geleni yer. Namusları payimal eder. Haz odaklı yaşar. Hazırdaki haz için her şeyi yapar.

İfrat derecesi tehlikelidir. Tefrit derecesi ise, kendi hayatını devam ettirmekten acizdir. Vasat mertebesi şeriatın koyduğu sınırları bilir; harama iştihası yoktur, helale vardır. İffet sahibi insandır. Hayta-ı içtimaiyede müspet hareketin kaynağı da iffettir.

2.Kuvve-i Gadabiyye:

Her canlının olduğu gibi, hayatın devamı için savunma mekanizmaları yaratıcı tarafından fıtrata konulmuştur. Bu kuvve zararları def etmek içindir. İfrat mertebesi, hak hukuk bilmeden “kuvvetli olan haklıdır” deyip zulumlere vesile olur. Tefrit derecesi ise ödleklik ve korkaklıktır. Miskin, kendi hayatını muhafaza etmekten de aciz bir dercedir. Vasatı şeriattan aldığı ölçü ile şecaattir. Gerçek cesaret şecaattir. Hak namına, hukuk-u uhrevi ve dünyası için canını feda eder.

3.Kuvve-i Akliye:

Kuvve-i akliye aslında insanı hayvandan ayıran çok kıymetli bir kuvve, unsur ve nimettir.

Fayda ve zararı temyiz ve tefrik etmek için verilmiştir. İşte imtihan sırrı burada başlıyor.

İnsanın kendini ve dışındaki eşyayı tanımasıdır, sonra yaratıcıyı aramasıdır, marziyatının ne olduğunu öğrenmesidir, geçmiş ve gelecek projeksiyonlu düşünmesidir, hayal kurmasıdır, geleceği merak etmesidir, insanı insan eden şeylerin neler olduğunu öğrenmesidir, hep soru sorma ve arama eğilimi içinde olmasıdır, nefsini bilmesidir, sonra Rabbini tanımasıdır. Bunların hepsi akıl kuvvetinin sayesinde gerçekleşmektedir.

Diğer iki kuvve eğitilmiş, terbiyeden geçmiş, ilim irfan sahibi bir aklın emrinde olursa, vasat mertebeyi yakalamış olur. Kuvve-i şeheviye ve Kuvve-i gadabiye, terbiyeden geçmiş, rabbini bulmuş, kendi küçük aklı ile külli akıl irtibatını kurabilmiş bir kuvve-i akliyenin emrinde olursa, müspet hareket tezahür eder.

Haramı helali bilen, hukuk-u diniye ve dünyeviye için hayatını feda etme, zararları def etmek için elinden geleni yapma hissi, aklın etkisinde kalmasıyla mümkün olur.

Terbiye Edilmiş Akıl

“İnsandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kuvve-i akliye Sani tarafından tahdid edilmediğinden ve insanın cüz-ü ihtiyarisiyle terakkisini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelatta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniye, çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır.

“Lakin her ferdin aklı, adaleti idrakten aciz olduğundan, külli bir akla ihtiyaç vardır ki, fertler, o külli akıldan istifade etsinler. Öyle külli bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şeriattır.

“Sonra, o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir merci, bir sahip lazımdır. O merci ve o sahip de ancak peygamberdir.

“Peygamber olan zatın da, zahiren ve batınen halka olan hâkimiyetini devam ettirmek için, maddi ve manevi bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Halıkla olan derece-i münasebet ve alakasını göstermek için de bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de ancak mucizelerdir.

Sonra, Cenab-ı Hakkın emirlerine ve nehiylerine itaat ve inkıyadı tesis ve temin etmek için:

“Saniin azametini zihinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır.

“Bu tesbit de, ancak akaid ile, yani ahkam-ı imaniyenin tecellisiyle olur.

“İmani hükümlerin takviye ve inkişaf ettirilmesi, ancak tekrarla teceddüd eden ibadetle olur.” (İşaratü’l-İ’caz’dan)

“Demek, insan bu âleme ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidad itibâriyle her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esâsı ve mâdeni ve nuru ve ruhu, mârifetullahtır. Ve onun üssü’l-esâsı da imân-ı billâhtır.

“Hem insan, nihayetsiz acziyle nihayetsiz beliyyâta mâruz ve hadsiz a’dânın hücumuna mübtelâ ve nihayetsiz fakrıyla beraber nihayetsiz hâcâta giriftar ve nihayetsiz metâlibe muhtaç olduğundan, vazife-i asliye-i fıtriyesi, imândan sonra duâdır. Duâ ise, esâs-ı ubûdiyettir.” (23. Söz’den)

Ameli Salih Müspet Harekettir

  • Kur’ân, sâlihat’ı mutlak, müphem bırakıyor. Çünkü ahlâk ve faziletler, hüsün ve hayır çoğu nisbîdirler. Neviden nev’e geçtikçe değişir. Sınıftan sınıfa nâzil oldukça ayrılır. Mahalden mahalle tebdil-i mekân ettikçe başkalaşır. Cihet muhtelif olsa muhtelif olur. Fertten cemaate, şahıstan millete çıktıkça mâhiyeti değişir.
  • Meselâ, cesaret, sehavet, erkekte gayret, hamiyet ve muavenete sebeptir. Kadında, nüşuza, vakahate, zevc hakkına tecavüze sebep olabilir. Yalnız ıtlakın nüktesini beyan eder.
  • Meselâ, zayıfın kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur. Kavînin zayıfa karşı tevazuu, zayıfta tezellül olur.
  • Meselâ, bir ulü’l-emir, makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir. Hânesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur.
  • Meselâ, tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir. Terettüb-ü neticede tevekküldür. Semere-i sa’yine, kısmetine rıza kanaattir; meyl-i sa’yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa, dûnhimmetliktir.
  • Meselâ, fert, mütekellim-i vahde olsa; müsamahası, fedakârlığı, amel-i sâlihtir. Mütekellim-i maa’l-gayr olsa hıyanet olur.
  • Meselâ, bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez. Millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez.

Menfi ve müspet Hareketin psikolojik saikleri

Şu Dört Hatvenin kısa bir izahı şudur ki:

Birinci Hatvede, "Fela tüzekkü enfüseküm" âyeti işaret ettiği gibi, tezkiye-i nefs etmemek. Zîrâ, insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever.

Belki, evvelâ ve bizzat yalnız zâtını sever; başka her şeyi nefsine fedâ eder. Mabuda lâyık bir tarzda nefsini metheder; mabuda lâyık bir tenzih ile nefsini meâyibden tenzih ve tebrie eder. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez; nefsine perestiş eder tarzında, şiddetle müdâfaa eder. Hattâ fıtratında tevdî edilen ve Ma’bud-u Hakikinin hamd ve tesbihi için ona verilen cihazât ve istidadı kendi nefsine sarf ederek, "Menittehaze ilahehu hevahu"2- Nefsinin arzusunu kedisine ma’bud edinip onun her emrine uyan kimse.) (Furkan Sûresi: 43.) sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.İşte şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathîri, onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.

İkinci Hatvede, "Vela tekünü kellezine nasullahe feensahüm enfüsehüm" dersini verdiği gibi; kendini unutmuş, kendinden haberi yok; mevti düşünse, başkasına verir; fenâ ve zevâli görse, kendine almaz. Ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzûzât makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmârenin muktezâsıdır. Şu makamda tezkiyesi, tathîri, terbiyesi; şu hâletin aksidir.Yani, nisyân-ı nefs içinde nisyan etmemek. Yani, huzûzât ve ihtirasâtta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.
Üçüncü Hatvede, "Maesabeke minhasenetin feminallahi vemaesabeke minseyyietin feminnefsike"dersini verdiği gibi; nefsin muktezâsı, dâimâ iyiliği kendinden bilip, fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını,

Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamd etmektir.

Şu Mertebede Tezkiyesi, "Kad eflaha menzekkaha" -3- Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir. (Şems Sûresi: 9.) sırrıyla şudur ki:

· Kemâlini Kemâlsizlikte,

· Kudretini Aczde,

· Gınâsını Fakrda Bilmektir.

Dördüncü Hatvede,"Külli şey'ün halikün illa vechehu"dersini verdiği gibi; nefis, kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcud bilir. Ondan bir nevi rubûbiyet dâvâ eder. Ma’buduna karşı adâvetkârâne bir isyanı taşır. İşte gelecek şu hakikati derk etmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki:

Her şey nefsinde mânâ-i ismiyle fânîdir, mefkuddur, hàdistir, mâdumdur; fakat mânâ-i harfiyle ve Sâni-i Zülcelâlin esmâsına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibâriyle şâhiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur.

Şu makamda tezkiyesi ve tathîri şudur ki:

Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücud verse, kâinat kadar bir zulümât-ı adem içindedir. Yani, vücud-u şahsîsine güvenip, Mûcid-i Hakikiden gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsî ziyâ-i vücudu nihayetsiz zulümât-ı adem ve firâklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikinin bir âyine-i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudâtı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zîrâ bütün mevcudât, esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücudu bulan, her şeyi bulur.

Müspet Hareket Pratikleri

İletişim:

Hayatın kalitesi insanların kendileriyle başkalarıyla iletişimin kalitesine bağlıdır.

Kendisiyle iletişimin kriteri şükür ve kanaattir.

Bunun manayı muhalifi bir düşünce hırstır.

Başkalarıyla iletişimin kalitesi yardım etmektir. Feragattir, fedakârlıktır.

Mana-yı muhalifi “hep bana” düşüncesidir. Menfaatini ızrar-ı nasta görmektir.

Sahabenin “isar” hasleti müspet hareketin zirvesidir.

Komünist, materyalist kapitalist düşüncenin meteforu “hak verilmez alınır“ çatışmanın kaynağı, menfi hareketin menşeidir.

Risale-i Nur Eksenli Müspet Hareket Pratikleri Değerlendirme

Kemmiyet keyfiyet meselesi izafi bir durumdur.

Hâkim görüş, bu gün itibarıyla keyfiyet yönüyle de kemiyet yönüyle de mevcut şartlarda karşılığını bulabilecek bir potansiyele sahip olduğumuz söylenebilir.

Kaynak ve kapasite kullanımı tartışılır.

Sahip olduğumuz entelektüel potansiyel ve diğer maddi imkânlarla daha fazla hizmet üretmek mümkün müdür?

El-cevap mümkündür?

Risale-i Nur hizmeti ve hareketi özgün ve orijinaldir. Pratiklerinde başka akımların etkisinde ve taklit var mı?

El-cevap: Mevzu bahistir.

Risale-i Nur eksenli ve orjinli, orijinal hayat tasarımı ve tatbikatı.

Konut, aile hayatı, sosyal hayat, kültürel uygulamalar, düğün, dernek, ikamet, dayanışma, yardımlaşma model örneklerimiz.

Sünnet-i seniyye, adab-ı muaşerette Nurcular referans model miyiz?

İş yerinde, ticaretinde, iş birliklerinde Nurcular sınıfta kalmıştır.

Bürokraside tam siper arazidir; etken değil edilgendir, özne değil nesnedirler.

Bir yerden başlamak, rol model olabilecek pratikler ortaya koymak lazımdır.

Aileler, çocuklar, mahalleler, şehirler siyaseti değil, birlikte yaşamanın misallerini ortaya koymamız için hemen kolları sıvamamız şarttır.

İki Medeniyet Mukayesesi ile Müspet ve Menfi Hareket

“Nev’-i beşere rahmet olan Kur’ân; ancak umûmun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabûl eder. Medeniyet-i hâzıra, beş menfì esas üzerine teessüs etmiştir:

a. Nokta-i istinâdı, kuvvettir. O ise; şe’ni tecâvüzdür.

b. Hedef-i kasdı, menfaattir. O ise; şe’ni tezâhümdür.

c. Hayatta düsturu, cidaldir. O ise; şe’ni tenâzü’dür.

ç. Kitleler mâbeynindeki râbıtası, âheri yutmakla beslenen unsûriyet ve menfì milliyettir. O ise; şe’ni, müthiş bir tesâdümdür.

d. Câzibedar hizmeti, hevâ ve hevesi teşcî ve arzuları tatmindir. O hevâ ise insanın mesh-i mânevîsine sebeptir.

“Şeriat-ı Ahmediyenin (a.s.m.) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise:

a. Nokta-i istinâdı, kuvvete bedel haktır ki; şe’ni, adâlet ve tevâzündür.

b. Hedefi de, menfaat yerine fazilettir ki; şe’ni, muhabbet ve tecâzübdür.

c. Cihetü’l-vahdet de, unsûriyet ve milliyet yerine, râbıta-i dinî ve vatanî ve sınıfıdir ki; şe’ni, samîmî uhuvvet ve müsâlemet ve hâricin tecâvüzüne karşı yalnız tedâfü’dür.

ç. Hayatta, düstur-u cidal yerine düstur-u teavündür ki; şe’ni, ittihad ve tesânüddür. Hevâ yerine hüdâdır ki; şe’ni, insâniyeten terakkî ve rûhen tekâmüldür.

d. Mevcûdiyetimizin hâmisi olan İslâmiyetten elini gevşetme; dört el ile sarıl; yoksa mahvolursun.

 

MENFİ HAREKETİN KAYNAĞI BATI MEDİNİYETİ

Müspet Hareketin Kaynağı Kur’an İlam Medeniyeti

 

BATI MEDENİYETİ DEĞERLERİ

KUR’AN MEDENİYETİ

ESASI

NETİCESİ

ESASI

NETİCESİ

1

Nokta-i istinâdı, kuvvettir

O ise;

şe’ni tecâvüzdür.

Nokta-i istinâdı, kuvvete bedel haktır ki;

Şe’ni, Adâlet Ve Tevâzündür

2

Hedef-i kasdı, menfaattir.

O ise; şe’ni tezâhümdür.

Hedefi de, menfaat yerine fazilettir ki;

Şe’ni, Muhabbet Ve Tecâzübdür

3

Hayatta düsturu, cidaldir.

O ise; şe’ni tenâzü’dür.

Cihetü’l-vahdet de, unsûriyet ve milliyet yerine, râbıta-i dinî ve vatanî ve sınıfıdir ki;

Şe’ni, Samîmî Uhuvvet Ve Müsâlemet Ve Hâricin Tecâvüzüne Karşı Yalnız Tedâfü’dür

4

Kitleler mâbeynindeki râbıtası, âheri yutmakla beslenen unsûriyet ve menfì milliyettir

O ise; şe’ni, müthiş bir tesâdümdür.

Hayatta, düstur-u cidal yerine düstur-u teavündür ki;

Şe’ni, İttihad Ve Tesânüddür

5

Câzibedar hizmeti, hevâ ve hevesi teşcî ve arzuları tatmindir.

O hevâ ise insanın mesh-i mânevîsine sebeptir.

Hevâ yerine hüdâdır ki;

Şe’ni, İnsâniyeten Terakkî Ve Rûhen Tekâmüldür.

Mevcûdiyetimizin hâmisi olan İslâmiyetten elini gevşetme; dört el ile sarıl; yoksa mahvolursun.

 

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası