Çağın Üniversitesi Medresetü’z-Zehra

Eklenme Tarihi: 26 Aralık 2016 | Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2016

 “Medresetü’z-zehra Müzakereleri”nin konuğu Dr. İsmail Benek ile Medresetü’z-zehra’yı konuştuk

 

Sayın Hocam, Medresetü’z-Zehra’yı nasıl anlamalıyız?

Üstadın ajandasına düştüğü 1902 tarihli, hatta 1899 tarihli notta “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez bir nur olduğunu izah ve ispat” edeceğini dair verdiği sözü görürüz. Üstat, bu sözünü gerçekleştirmek için özgür bir eğitim ikliminin çatısında medreselerin ıslahını talep ediyordu. Modern bilimle din bilimlerinin birbirini tamamlayacağı, akılla kalbin buluşacağı bir eğitim-öğretim ortamı istiyordu. İhtisaslaşmanın önemine, disiplinler arası bilimin Kur’an’la barışık yönüne dikkat çekiyor, bunun için de Medresetü’z-Zehra modelini öneriyordu. Bu modelde mantık, muhakeme, matematik, akıl, ispat, şerh, izah, tefekkür, unsuru’l-akide, unsuru’l-belagat, hürriyet, meşveret ve katılımcılık esaslı iştirak-i amal esastır.

Çağın dört temel özelliği var. Birisi değişim çağı. Bunu hepimiz yaşıyoruz. İkincisi, dijital bir çağ, her şey yenileniyor. Üçüncüsü duygu çağı, bu üçünü de batı da doğu da yaşıyor. Ama dördüncü bir şeyi çözemediler. O da değerler çağıdır. Üstat Medresetü’z-Zehra modeli ile değerler çağına hitap etmiş, bu model ile çağın üniversitesinin temellerini atmış, tarihe adeta not düşmüştür.

Çağın Üniversitesi ifadesini nasıl anlamalıyız?

Bu ifadeyi mecazi manada kullandım. Çağın üniversitesi, etrafı duvarlarla çevrilmiş bir kampüs veya mekân tasarımı değildir. İdari bir yapılanma, akademik format veya gelenekçi bir devamlılık ya da batı karşısında ilmî yetkinliğini kaybetmiş modernist bir kalıp değildir. Farklı ekollerin, inanışların ve çağımızda üretilen kurumsal tarafların kavgası olan seküler yapılarla dini hayatın çatışma alanı hiç değildir. Çağın üniversitesi, sadece bir okul, sadece medrese ve sadece bir tekke değildir. Bu üçünün beraberliğidir. Bitişik nizamda sırt sırta vermiş veya yan yana kurulmuş İlahiyat Fakültesi, Tıp Fakültesi, Mühendislik Fakültesi vs. ve caminin ortak meydanda buluşabildikleri, birbirinin derslerini tercih edebildikleri bir tefekkür ve şefkat zeminidir, beraberliktir, bütünü kavrayan iklimdir. İslam Birliğinin temel taşlarını inşa eden bir ruh, heyecan ve idraktir. Medresetü’z-Zehra, hayat üniversitesidir.

Çağın Üniversitesi Medresetü’z-Zehra; insanın ruhuna ve aklına uzanan kalbine rehberlik eder, vicdanına komut verir ve beşeriyetin serbestiyet ve malikiyet çağı olması için bireyin hürriyet-teşebbüs ve icat silsilesini sürdürecek zekâ tarlalarına yatırım yapar. Zekânın-irfanın-imanın-ahlakın ve felsefenin bireyi, toplumu, hayatı ve çevreyi yeniden inşa sistemidir. Medresetü’z-Zehra Modelini içimizde, çevremizde ve ailemizde inşa edebiliriz.

Bu birliği, bu iklimi, tefekkür ve şefkat zeminini oluşturmayı başaran bu misyonu üstlenen her yer bu ifade ile tanımlanabilir mi?

Elbette, tanımlayabiliriz, Üstat; sırran tenevverat diye ifade ediyor. Risale-i Nurlar;  “sırran tenevverat” prensibi olarak hayatın bütün basamaklarında informel/resmiyet dışı bir sivillikte yer bulmuştur. Bizim çok mekâna ihtiyacımız yok aslında, yeryüzü bir mescit, yeryüzü bir okul. Medresetü’z-Zehra, bir yeryüzü üniversitesidir. Açık üniversitedir. Tarafları, evrende varlığını sürdüren bütün canlılar ve cansızlardır. Tevhit, elbette bütün kâinatın Yaratıcısına bağlanmayı ve kâinattaki her şeyin Allah adına anlam bulmasını ister. Medresetü’z-Zehra’nın tefekkür ve şefkat zemini, evrensel barışın ekolojisini bütün kâinatta tesis etmeyi sağlamaktadır. Medresetü’z-Zehra, birliği temsil eder. Tevhit ekseninde ilim öğrenmeyi, kariyeri, ihtisası, dünyayı, ruhu, vicdanı, aklı ve duyguları taşır.

Üstadın bu modeli, Van ile bütünleştirmesini nasıl anlamalıyız?

Medresetü’z-Zehra, sadece bir bölgenin, (üstadın içinde bulunduğu şartlar itibariyle Doğu ve Güneydoğunun) reçetesi değildir. Proje diliyle adeta bir pilot bölge uygulamasıdır. Bu uygulamada farklılıkların ittifakı sağlanır. Mesela dil konusu. Dillerin kardeşliği ile her dilde ayrı bir dünya keşfeden kavramların da evrensel bir asalet kazanması sağlanır. Diller bir arada dildir, sözdür, sohbettir, farklılıktır, interaktifliktir, kulağın yeni kelimelere aşinalığıdır, kültürel çoğulculuk, bilimsel zenginlik ve evrensel barışa giden çeşitliliktir. Medresetü’z-Zehra, dillerin kardeşliğidir: Arapça, Türkçe, Kürtçe, Farsça, Urduca, Malayca vb... İslam coğrafyasında Medresetü’z-Zehra inşa edici dillerin sistematiğini vermektedir: Her zaman birinci dil, zorunlu dil Arapçadır; vacip derecesindedir, olmazsa olmazdır. İkinci bir olmazsa olmaz ise resmi dildir, o da Türkiye gerçeğinde Türkçedir. Üçüncü diller ise ülkeye, bölgeye, hatta şehir veya ilçeye göre değişebilecek dinamiklikte dil tercihleridir. Bu tercihler, istek sahibinin dilidir, yaşayan dildir, Mesela; Malezya’da birinci dil Arapça iken, resmi dil Maleyaca ve üçüncü dil ise ya bölgesel yaşayan bir dildir ya da seçmeli/tercihli Türkçe, Farsça, Urduca veya başka dillerdir. Üçüncü diller çok çeşitlidir, hatta eş zamanlı birden fazla dil öğrenme tercihe bağlıdır.

Dünyanın herhangi bir yerinde bugün Medresetü’z-Zehra modeline benzer bir rol model var mı?

Bu soruya şudur demek zor. Ancak Medresetü’z-Zehra’nın şuurlu altyapısının tezahürleri elbette vardır. Medresetü’z-Zehra, hastanede tıbbın yanında hastalar risalesi dersinin okunabileceği ortam, mekân ve rehberlik fırsatlarının hastaya sunulmasını sağlayacak mekanizmalar bütünlüğüdür. Hastanın motivasyon ve maneviyat deposudur. Medresetü’z-Zehra, düşkünler yurdunda, huzur evlerinde veya evlerimizde, bereket direği yaşlılarımızın moral bulacağa ahirete doğru tebessüm edebilecekleri ihtiyarlar risalesinin öğretilmesi ve eğitimidir. Medresetü’z-Zehra, cezaevlerinde yatan tutukluların ve onlarla birlikte mustarip ailelerin halinden anlayan, benzer süreçleri masumca yaşamış Üstadın adeta mahkûmlar risalesi konusundaki yüzlerce mektubu ile teselli bulabilecekleri bir modeldir. Bu noktada Adalet Bakanlığı’nın bunu gündemine alması gereken bir sosyal rehabilitasyon veya manevi bakım alanıdır. Çünkü Said Nursî, kendini mahkûm görmedi, vicdanlara sesleniyordu ve “vicdanen tazip olmadığım müddetçe mahkûm değilim” diyordu. Ve bizi bizimle ve maneviyatımızla yıllar yılı mahkûm etmek isteyenleri aynı tebessüm, şefkat ve tevazu ile mukabele etmeyi öğrendi nur talebeleri. Bu bağlamda, yeniçağın yeni ufkuna ilham verecek “Medresetü’z-Zehra Modeli”nin, önümüzdeki yıllarda hak ettiği gündemi yakalayarak; evrensel barışın ve akademik ahlakın yönetim sistemlerine rehberlik edeceği eğitim mecralarını oluşturacağı kanaatindeyim.

popüler cevapdünya atlası