Çağın Muallimi ve “Isparta Kahramanlarının Eğitici Vasıfları”

Eklenme Tarihi: 09 Mayıs 2017

GİRİŞ

Bediüzzaman Hazretlerinin, Isparit-Tağ köyünde, Molla Mehmed Emin Efendinin medresesine ilk adımını attığı günden vefatına kadar olan tüm hayatının MR’ı çekilse, tüm renkleri içinde barındıran bir “eğitim” elmasının parladığını görürüz. Hayatını, önceleri Osmanlı döneminde Şarki Anadolu merkezli tüm Anadolu’nun ve Osmanlı bağlamında da tüm İslam âleminin eğitimine adamıştır. Medresetüzzehra ana fikri çerçevesinde başlayan bu idealler serüveni dalga dalga tüm Anadolu’ya, oradan İslam âlemine yayılmıştır. Bediüzzaman Hazretlerinin Eski Said döneminde sunduğu kurtuluş reçeteleri ve Yeni Said döneminde haykırdığı gerçekler bu ülkenin ve İslam âleminin yaralarının tedavisi, dertlerinin çaresi, geleceğinin yapı taşlarıdır. 

Okuryazarlık oranının % 10’lara kadar düştüğü son yüzyılında 30 milyon nüfusa sahip Osmanlı devleti, eğitim alanında gerekli ve doğru adımları atamadığı gibi, harf devrimiyle okuryazarlık oranı yüzde sıfır çeken 13 milyonluk Cumhuriyet dönemi de eğitim açısından karanlık yıllardır. “Halk için halka rağmen” anlayışının devamı olan Cumhuriyet elitlerinin nazarında halk cahildir. Eğitimsizdir. Biz ne dersek o olmalıdır jakobenliği vardır. Körü körüne bir batı hayranlığı üzerinden sürdürülen modernizm ise şekilde öteye gidememiştir. Modernleşmek ve garplılaşmak bahaneleriyle yok edilmek istenen din, İslam, yok edilmeye çalışılmıştır. İşin başlangıç dönemlerinde pozitivist ekol ve modernizmin yanlış tesiriyle dinsizlik ön planda olmuştur. 1950'ye kadarki dönemde birkaç istisna hariç okullarda din eğitimi hiç yapılmamış. O zamanki nesiller bu açıdan çok cahil bırakılmış veya anne babalarının gayretleriyle gizliden perde altında din adına öğrenebileceklerini ancak öğrenmişlerdir.

1935 yılında bir sürgün olarak Kastamonu Hayatına başlayan Bediüzzaman Said Nursi’ ye gelen lise talebelerinin “Muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar; bize Hâlikımızı tanıtır mısınız?” isteği bu acı gerçeği gözler önüne sermektedir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin 1926 yılında başlayan Barla hayatı 1934 yılına kadar sürmüştür. Risale-i Nur’un risaleler halinde önce telifinin ve az bir zaman sonra da elle yazılmak suretiyle neşrinin başlamasıyla Türkiye ve İslam tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır. Barla nahiyesi başta olmak üzere Eğirdir ve çevresi ile Isparta merkez ve diğer ilçelere bağlı köyler risalelerin neşrine başlamışlardır. Gündüz işinde gücünde rızkını çıkarmaya çalışan masum köylülerin evleri, geceleri birer mektebe dönüşmüştür. Okuma yazması olmayan insanlar ibadet maksadıyla, risaleleri “meşk” yoluyla çoğaltmaya başlamışlar; çoğu insan okuma yazmayı bu eserleri çoğaltırken öğrenmişlerdir.

Yetişkin öğrenmesinde başarılı bir örnek teşkil eden Bediüzzaman Said Nursi’nin Barla dönemi eğitim tarihi derslerinde de örnek vaka olarak incelenmelidir.

AMAÇ

Bu araştırmada Çağımızın Muallimi Bediüzzaman Sadi Nursi’nin her biri birer muallim olan talebelerinin; özellikle ilk dönemi temsil eden Isparta Kahramanları olarak anılan talebelerinin sosyal muallimlik (mentor, coach) vasıflarını açıklamaktır.

MÜZAKERE

Çağın Muallimi Bediüzzaman Said Nursi’dir. Deccal yüzünden insanların cahiliye dönemini yaşadığı bir dönemin muallimidir o. İnsanlığa “nereden gelip nereye gittiğini, vazifelerinin neler olduğunu” anlatan bir muallim. Zâhiri ve bâtıni ilimlerin muallimi olduğu gibi, nefislerin, ruhların ve akılların da mürebbisidir.  Onun talebeleri de birer muallimdir. Hem talebe, hem muallim. Bediüzzaman yetişkin öğrenmesinde en önemli etken olan üst düzey öğrenme becerileriyle eğitim vermiş olmaktadır. Buna “Tefekkür” adını vermiştir. Tefekkür; eleştirel düşünmek, çok yönlü düşünmek, problem çzömek, analitik düşünmek, sentezlemek, üretken düşünmek gibi, bilgi ve kavramının üzerine inşa edilen ve insan korteksini harekete geçiren yöntemdir.

“Rabbimizi bize tarif eden üç külli muarrif” ten söz ettiği 19. Söz, aslında kendisi ve Risale-i Nur da tanımını ihtiva eder. Çünkü o, ahirzamanda Hz. Peygamberin (asm) sünnet-i seniyyesinin bir mücessem timsali,  telifi olan Risale-i Nur’lar ise Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın asrımıza bakan manevi bir tefsiridir. Şu kitab-ı kâinat ise bizim bir tefekkür laboratuarımızdır.

Bediüzzaman ve Isparta kahramanları, adeta Hz. Peygamberin ilk dönem kahraman sahabeleri gibidir.  Çünkü onların vasıfları da “ihlâs, sadakat, livechillah uhuvvet, fisebilillah muavenet ve al-i himmet sıddikinlerdir.” (K.L. 16) “Harika sadakat ve fevkalade metanet” eden talebeleridir.” (K. L. 114)

Isparta ve Barla Nur’un ilk mektebidir. Her bir talebe yürüyen mücessem bir Risale-i Nur’dur. Her bir talebe Nur’u temsil eder. Her biri numune-i imtisaldir. Her bir talebe bir muallimdir. “Isparta nurların medresesi olmuş, başka vilayetlere ders veriyor…” ve “Şeair-i İslamiyede de birinci hüsn-ü misaldir.” (E.L. 1 s. 181)

Üstadlarına sadakatle bağlı olan talebeleri de Bediüzzaman gibi, hayatlarının gayelerini Risale-i Nur’un neşri bilmişlerdir. Sürekli olarak, Nurları öne çıkarmışlardır. Çünkü Risale-i Nur’un anlaşılması demek Kur’an’ ın anlaşılması demektir. Kur’an kâinatı okur. Risale-i Nur da Kur’an’ın ve kâinatın manalarını ifade eder.

Üstad Bediüzzaman bir Hz. Peygamber varisi; talebeleri ise onun ashabının özelliklerini taşımaktadır. Her bir Nurcu bir sahabe formatındadır. Nasıl bir sahabi sırr-ı nübüvvetle, nübüvvet nurundan aldığı ders ve feyizle birden parladı, gitti, cahil toplumlara muallim ve muarrif oldu. Aynı ahval risale-i nuru eline alan ve onu istinsah eden bir köylü için de geçerliydi. Çünkü nübüvvet sırrı bir akrebiyet-i İlahiye halidir; inkışaf birden olur. Yeter ki teslimiyet ve rıza dairesinde olsun. Yeter ki, sadakat, uhuvvet, sebat, ihlâs ve kahramanlık olsun; vahdet ve ittifak ve hizmette ciddiyet olsun.” (K.L. 209)

Isparta kahramanlarını talebelikten muallimliğe terfi ettiren sır işte onların hizmetteki ciddiyetleridir. Bediüzzaman onların bu hasletini “imanın kuvveti lakaytlığa, ibadetin iştiyakı sefahate manidir” şeklinde buyururlar.

“Elbette istikbal, onları ve Nurcuları çok alkışlayacak” (E.L. 1 s. 139) “Melaike ve Ruhaniler dahi alkışlıyorlar diye kanaatim var” (Şualar, 296)

Isparta kahramanları Isparta Medresetüzzehra’ sının birer muallimidirler. Onlar Risale-i Nur’un ete kemiğe bürünmüş halidir. Öylesine ki, ruhlarını feda etmekten ve şehid olmaktan kaçınmayacak kadar bu deni hayatı ulvi gayeleri uğruna feda edecek kadar yüce ruhlardır. Onlar, Nur ve Gül okulunun hem talebesi hem muallimidirler. Akıl ve kalplerini o büyük muallime teslim etmiş, bir tohumken dal budak salan Nur Ormanının en yüksek, en meyvedar ağaçları olmuş kahramanlardır.

Isparta Medresetü’z-Zehra’ sınınAshab-ı Suffe’si (Erkanları)

Bediüzzaman en yakınındaki öğrencilerinin erkânlarını (vazgeçilemez elemanlar) “Medresetü’z-Zehra erkânı” olarak nitelemiştir. 

Meselâ Kastamonu Lâhikası’nda Isparta vilayetinde icra edilen hizmetin Medresetü’z-Zehra keyfiyetinde olduğundan söz etmiştir.

“Aziz, sıddık kardeşlerim, Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Isparta vilayetini, eskiden beri bir gaye-i hayalim olan bir Medresetü’z-Zehra, bir Câmiü’l-Ezher yapmış.” (Kastamonu Lâhikası, s.177)

Bediüzzaman’ın vekili ve Nur hakkında asıl söz sahibi olarak manevî Medresetü’z-Zehra’nın erkânlarını lâyık görülmüştür.

“Salisen: Medresetü’z-Zehra erkânları, benim şahsımın da hakikî vekilimdirler. Bana, şahsıma gelen mektuplara, onlar benim bedelime cevap versinler.” (Emirdağ Lâhikası, s. 268) “Aziz, sıddık kardeşlerim, Medresetü’z-Zehra erkânları, Nur naşirleri! Evvelâ: Bir meseleyi biz münasip gördük; size, asıl Nur hakkında söz sahibi Medresetü’z-Zehra erkânlarının tensibine havale etmek için kalbe geldi.” (Emirdağ Lâhikası, s. 290)

Yine “Evet, Isparta vilayetinde manevî Medresetü’z-Zehra inşa edilmiştir. “Aziz, sıddık kardeşlerim ve mânevî Medresetü’z-Zehra’nın Nur şakirtleri” (Emirdağ Lâhikası, s. 338)

Risale-i Nur üniversitesinde okuyup Nurları birinci meslek ve maksatları yapan talebelere Medresetü’z-Zehra’nın ilk öğrencileri olan Risale-i Nur Talebeleri denmiştir.

“Ben çok hastayım. Ne yazmaya, ne söylemeye takatim kalmadı. Belki de bunlar son sözlerim olur. Medresetü’z-Zehra’nın Risale-i Nur Talebeleri bu vasiyetimi unutmasınlar.” (Emirdağ Lâhikası, s. 318)
Medresetü’z-Zehra’nın manevî hakikatini, Risale-i Nur Talebeleri olan Medresetü’z-Zehra erkânları tamamıyla göstermiştir.

“Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelen: Cenâb-ı Hakka yüz bin şükür ediyoruz ki, elli beş sene bir gaye-i hayalim ve hayatımın bir neticesi olan Medresetü’z-Zehra’nın manevî hakikatini siz, Medresetü’z-Zehra erkânları tamamıyla gösteriyorsunuz.” (Emirdağ Lâhikası s. 342)

Aşağıdaki alıntıda, Bediüzzaman etrafındaki talebelerini maksatları, konumları ve fonkisyonları bakımından gruplara ayırmaktadır:

“Aziz, sıddık kardeşlerim,

Evvelâ: Hem Medresetü'z-Zehra şakirtlerini, hususan mübarekler heyetini(“mübarekler heyeti” kavramı için şöyle bir açıklama yapılmıştır:  “Risale-i Nur’un değişik yerlerinde “Mübarekler Heyeti” olarak geçer. Üstad Bediüzzaman’ın önde gelen talebelerinden Tahirî Mutlu,Son Şahitler’ in birinci cildinde, bu ifadeyle Kuleönü Nur talebelerinin kastedildiğini söylemiştir.  Üstad Bediüzzaman bir mektubunda Kuleönü karyesini Mübarekler köyü olarak nitelendiriyor. Mübarekler heyeti ifadesiyle de Kuleönü nur talebelerini kastediyor. Özellikle, “Güzel ve sıhhatli kalemiyle yedi yüzden fazla Nur Risalelerini yazmakla, tamamıyla bilfiil bir Abdurrahman olduğu gibi, müteaddit Abdurrahman’ları da yetiştirdi.” şeklinde iltifat ettiği Küçük Ali, mübarekler heyetinin pehlivanı olarak mektuplarda zikrediliyor.  Bu heyete dâhil olan ve Lahika mektuplarından tesbit edilen diğer bazı isimlerse şunlar: Hâfız Mustafa, Hacı Süleyman, İbrahim.”  Bediüzzaman’ın talebelerinden Mustafa Sungur ise hatıratında bu ifadeleri şu şekilde açıklar:Üstadımız ´Medrese-i Nuriye Kahramanları´ diye Sav Nur talebelerinden, Mübarekler Heyeti´ diye Kuleönü mübareklerinden, ´Nur ve Gül Fabrikaları Heyeti ve Reisi´ diye İslâmköy ve Hafız Ali ve Tahiri; Isparta ve Hüsrev ve arkadaşları Re'fet, Rüştü, Terzi Mehmet, Tenekeci Mehmet, Kâtip Osman, Nuri Benli; Halil İbrahim gibi talebelerinden bahsederdi. Milas'tan da Halil İbrahim'den bahsedilirdi. 1946'dan1947'ye ve 47'nin sonuna doğru her geçen gün lâhikalar çoğalıyor, yeni yeni Nur talebeleri ve Nur hizmet merkezleri meydana çıkıyordu.” Sorularla Risale-i Nur) ve Isparta vilâyetini merhum Hâfız Mustafa'nın vefatıyla tâziye ve Hâfız Mustafa'yı tam vazifesini yapmasıyla yirmi senede ikinci bir Hâfız Ali olarak yirmi seneden beri usanmadan, sarsılmadan Nurların neşrine çalışmasını bütün ruh u canımızla tebrik, hem onu, hem Isparta vilâyetini, hem Medresetü'z-Zehra’yı tebrik ediyoruz. (E.L. 260)

Burada, “Medresetü'z-Zehra Erkanları” kavramı için şu açıklama vardır:

“Medresetü'z-Zehra erkânları, Bediüzzaman Hazretlerinin, Ispartalı Nur Talebeleri'nin erkân tabir edilen en önde gelenlerine hitaben kullandığı bir unvandır. İmana yaptığı büyük hizmetten dolayı Isparta, Üstad Hazretleri nazarında manevi Medresetü'z-Zehra olmuştur. Doğuda açmak isteyip de muvaffak olamadığı o medrese yerine, Risale-i Nur'ları telif ettiği Isparta manen o vazifeyi görmüştür.

Medresetü’z-Zehra erkânları ise Ispartalı Nur Talebeleri'nin erkân tabir edilen ileri gelenlerine verdiği bir isimdir. Üstad Hazretleri 1926-1945 yılları arasında, tâ Emirdağ dönemine kadar, bu tabiri kullanmamış, ilk defa Emirdağ'dan Isparta'ya yazdığı mektuplarda Isparta talebelerine hitaben bu tabiri kullanmaya başlamıştır. Bu mektuplar incelendiğinde Ispartalı talebelerin erkânlarını kasdettiği anlaşılıyor.

Kastamonu Lahikaları Isparta’daki talebeleriyle yaptığı mektuplaşmalarda oluşurken, “Isparta Kahramanları” erişilmez zor özelliklere sahip bir sıddıkiyet makamının sahibidirler.

“Eski Said çok zaman Medresetü’z - Zehra'yı gaye-i hayal ederek çalışmış. Cenab-ı Hak kemal-i merhametinden, Isparta'yı o Medresetü’z- Zehra hükmüne getirdi.”(Kastamonu Lahikası, 159)

“İkinci Esas: Eski Said, bazı siyasî insanlar ve harika ediblerin hissettikleri gibi, çok dehşetli bir istibdadı hissedip, ona (istibdada) karşı cephe almışlardı. O hiss-i kable’i-vukù, tabir ve tevîle muhtaç iken, bilmeyerek resmî, zaif ve ismî bir istibdat görüp, o siyasî ve dahî edibler ona karşı hücum gösteriyorlardı. Hâlbuki onlara dahşet veren bir zaman sonra gelecek olan istibdatların zaif bir gölgesini, asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyan etmişler. Maksat doğru, fakat hedef hata. İşte Eski Said de, eski zamanda, böyle acîb bir istibdadı hissetmiş; bazı asarında ona hücum ile beyanatı var. O müthiş istibdad-ı acîbeye karşı meşrûta-i meşrûayı bir vasıta-i necat görüyordu. Ve "hürriyet-i Şer’iye, Kur’an’ın ahkâmı dairesindeki meşveretle, o müthiş musîbeti defeder" diye düşünüp öyle çalışmış...

Hem Münazarat Risalesi’nin rûhu ve esası hükmünde olan hatimesindeki Medresetü’z-Zehra’nın hakîkati ise, istikbalde çıkacak olan Risale-i Nur medresesine bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği halde ihtiyarsız olarak ona sevk olunuyordu. Bir hiss-i kable’i-vukù ile o nûranî hakîkati maddî sûretinde arıyordu. Sonra, o hakîkatin maddî ciheti dahi vücuda gelmeye başladı. Sultan Reşad (merhum), on dokuz bin altın lirayı, Van’da temeli atılan o Medresetü’z-Zehra’ya verdi. Temel atıldı, fakat sabık Harb-i Umûmi çıktı, geri kaldı. Beş-altı sene sonra Ankara’ya gittim, yine o hakîkate çalıştım. İki yüz mebustan yüz altmış üç mebusun imzalarıyla, o medresemize yüz elli bin banknot iblağ ederek, o tahsisat kabul edildi. Fakat, binler teessüf, medreseler kapandı, o hakîkat geri kaldı. Fakat, Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, o medresenin manevî hüviyeti Isparta vilayetinde tesis edildi. Risale-i Nur’u tecessüm ettirdi. İnşaallah istikbalde, Risale-i Nur şakirtleri, o alî hakîkatin maddî sûretini de tesis etmeye muvaffak olacaklar...” (Tarihçe-i Hayat, 252)

"Bilhassa Medresetü’z-Zehra erkânlarının, hususan Hüsrev'in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm'a hizmet-i imaniyeleri ve tahribçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhal binler seyyie olsa affettirir. Öyle ise, başta Hüsrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve kemal-i ihlâs ve samimiyet ile onlara tesanüd ve tam kardeş olmak lâzımdır." (E. L., 290)

"Bu Lemaat'ın işaret ettiğimiz kısımları Otuz üçüncü Söz namında Sözler' in âhirinde yazılması, Nur kahramanı Hüsrev'in ve Medresetü’z-Zehra erkânlarının re'yine havale ediyoruz." (E.L., 291))

Erkanların en önde gelen talebeler olduğunu Üstad Bediüzzaman şöyle ifade etmiştir:

"Risale-i Nur talebelerinin hasları olan sahib ve vârisleri ve haslarının hasları olan erkân ve esasları olan kardeşlerime bugünlerde vuku' bulan bir hâdise münasebetiyle beyan ediyorum..." (Kastamonu Lahikası)

Bu erkânın en önde gelen ve hepsi de Ispartalı olan talebelerin isimlerini ve üstün meziyetlerini şöyle bildiriyor:

"Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür ediyorum ki, bu acib zamanda sizin gibi hâlis, muhlis, mahviyetli, fedakâr kardeşleri bize ihsan eylemiş. Bu defa Hüsrev' in, Hâfız Ali'nin, Hâfız Mustafa'nın, (Büyük Ruhlu) Küçük Ali'nin birbirine hitaben yazdıkları dört mektublarını okudum. En derin kalbimde bir sürur, bir hiss-i şükran, bir memnuniyet hissettim. Bu çok kıymetdar kardeşlerimin ne derece âlî himmet ve yüksek ruhlu, Risale-i Nur hizmetinde ne derece fedakâr olduklarını anladım. Ve Risale-i Nur böyle kuvvetli ve hâlis ellere tevdi' edildiğinden, bize kat'î kanaat verdi ki; Risale-i Nur mağlub olmayacak. Bu kuvvetli tesanüd, onu daima yaşattırıp parlattıracak.” (Kastamonu Lahikası, 187)

Son olarak Üniversiteli Nur talebelerinin Üstadlarına yazdıkları şu mektupta da Risâle-i Nur’un Medresetü’z-Zehra’sından söz etmektedirler:

“Çok mübarek Üstadımız Hazretleri,

Evvela: Geçenlerde alınan Nur eczalarının hepsi dağıldı; Nurun müştakları sürur içinde kaldılar. Nurdan kısmeti olanlar, birer birer çıkıp, ona koşuyorlar. Nur arayan sineler, “Kim ciddî olarak arayış içine girerse, bulur.” hakikatince, buluyorlar. Bu sefer Ziya kardeşimizin getirdiği otuz dört adet Sözler kapışıldı. Asâ-yı Mûsâ’lar Ankara’ya ve Anadolu’nun muhtelif yerlerine dağılıyor.

Risale-i Nur’un perde arkasındaki parlaklığını görmeyenler dahi ona taraftardırlar. Risâle-i Nur’un Medresetü’z-Zehra’sı Anadolu çapında ve âlem-i İslâm ölçüsünde genişleyeceğini, Risâle-i Nur’daki hakîkatin yüksekliğinden ve dikkat ve tefekkürle okuyan mü’minlerin ve ehl-i ilmin arasında vücuda gelen sarsılmaz uhuvvet ve kardeşlikten anlıyoruz. Medresetü’z-Zehra’nın bu muazzam faaliyeti, zemin yüzünde bahar mevsiminde olan İlâhî ve muazzam neşir gibisessiz, gürültüsüz, şaşaasız, gösterişsiz ve mütevazı fakat muazzam bir şekildecereyan etmektedir. Fıtraten acul olan insanoğlu, âlemde hâkim olan kanun-u İlâhîyi düşünmeyerek, her meselenin istediği vakitte hal olunmasını istiyor; küçük dairelerdeki vazifelerini atlayıp, büyük dairelere sapıyor.

Tohumları atılmış ve sümbül vaktine gelmiş olan Risale-i Nur’un yetiştirdiği hakikî imanlı zatlar, inşallah yakın zamanda âlem-i İslama birer nümûne-i imtisal olup nûr-u hidâyeti göstereceklerdir. Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri namına Abdullah” (Tarihçe-i Hayat, 557)

Isparta Kahramanlarının Eğiticilik Vasıfları

  • Mütehassis (Hissiyatta empati yapmak)
  • Muhafaza: İzzet-i imaniyeyi muhafaza
  • Tedavi edicilik: Manevi yaralara tedavi
  • İştiyak: Tutkuyla hizmet etmek
  • Şefkat
  • Tam Teslimiyet
  • Tevazu ve mahviyet ve terk-i enaniyet
  • Kıskanmamak
  • Üstad demokrat bir muallim, talebelerine dikkatli okumaya sevk etmek için eleştiri kapısını açık bırakıyor. Muallem talebesi Hulusi Bey gibi talebeleri ise birer eleştirmen ve birer tahlilci (Hulusi bey mektubunda, Üstadın vazifesinin devam etmesi gerektiğini açıklayan nedenleri sıralıyor: Hamisen: Dünyayı unutmak isteseniz, başka hiçbir sebep olmasa dahi, yalnız bu mübarek Sözler’le rabıta peydâ eden insanların rica edecekleri izahatı vermek isteyecek ve cevapsız bırakmayacaksınız. Sadisen: Allah için sizi sevenlere ve sizden istizahta bulunanlara yazdığınız pek kıymetli yazılarla meclis-i ilminizde takrir buyurduğunuz mütenevvi ve Sözler’e bile geçmeyen mesâil kat’iyetle gösteriyorlar ki, ihtiyaç da, hizmet de bitmemiştir.)
  • Şevk ile taallüm: Öğrenme motivasyonla olur. Şevkin olmadığı bir öğrenme sonucu elde edilen bilgi çabuk unutulur. Şevk, insan beynindeki orta beyni (Hipokampus) harekete geçirerek unutulmasını önler.
  • İnayetle tefeyyüz: Öğrenme sadece akıl ile değil, tefeyyüz dediğimiz kalp merkezli bir hareketle pekişir ve kalıcı olur.
  • Terğib ile Tenevvür: Öğrenilecek konularda öğrenenin aydınlatılmasını sağlamak için konunun önemi üzerinde durulur. Terğib, rağbet edilir hale getirmektir. 
  • Hahişle telezzüz: Aç insanın kuru ekmeği bile lezzetle yeme noktası olduğu gibi, tefekkür yoluyla insan beynindeki açlık da lezzet verecek şekilde tatmin edilir.
  • İşaretle Tahalluk: Ahlakın kaynağı bazen bilgidir ancak bilginin kaynağı bilgiden daha değerlidir. Bu Bediüzzaman’ın o insanlar üzerindeki tasarrufudur.
  • Tedricle tekemmül: Mükemmelleşmek birden bire olmaz. Yukarıda sayılan tüm bileşenler olduğunda tekemmül, mükemmellik yolculuğu tedricen oluşur.

Talebelikte Muallimlik Meşki

Nasıl ki, “Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan meydana çıktığı vakit, bütün âleme meydan okudu ve insanlarda iki şiddetli his uyandırdı:  Birisi: Dostlarında hiss-i taklidî, yani sevgili Kur’ân’ın üslûbuna karşı benzemeklik arzusu ve onun gibi konuşmak hissi.

İkincisi: Düşmanlarda bir hiss-i tenkit ve muaraza, yani Kur’ân üslûbuna mukabele etmekle dâvâ-yı i’câzı kırmak hissi.”

Aynı şekilde, Risale-i Nur da meydana çıktığında, sadakatiyle üstadlarının birer parçası olan o talebeler mektuplarında ve ifadelerinde Risaleleri taklit etseler de, onlar aynısını taklit edemedikleri gibi, deccal bozuntuları da Risaleleri tenkit edecek bir nokta dahi bulamadılar. Bu durum Risale-i Nur’un ekmeliyetine ve mükemmelliğine en yüksek bir delildir.

Çağın muallimi Bediüzzaman Said Nursi…

Çağın muallimleri Nur Talebeleri…

Çağın muallimleri Isparta Kahramanları…

“Muallim” kelimesini özellikle seçiyorum. Çünkü muallim resmi boyutu olmayan gönüllü bir öğreticiyi çağrıştırmaktadır. Resmi söylemi öğretmendir. Burada İnsanlığa yol göstermek üzere bir vazife yüklenmiş bir gönüllü toplum mualliminin olmaza olmaz hususiyetleri vardır. Bunlar;

  • İnsan sevgisi
  • Ruh ve beden sağlığı
  • İkna yeteneği
  • Olaylar karşısında dengeli ve soğukkanlı olması
  • Düzenli yaşam
  • Disiplin
  • Öğretim tekniği
  • Çalışkanlık
  • Lisanı iyi kullanma becerisi
  • Zarafet
  • Adalet duygusu
  • İyimserlik
  • Öğrenme işbirliği (Grup okumaları yoluyla)
  • Kararlılık
  • Objektif olması
  • Süreklilik
  • Duygusallık
  • Çok yönlülük
  • İşleri zamanında ve düzenli yapma beceresi
  • Kendine hâkim olma
  • Zaaflarını yansıtmama
  • Kendini yenileme
  • Diyalog
  • Empati
  • Sabır
  • İçtenlik
  • Farkındalık
  • Sorumluluk
  • Gerçekçilik
  • Katılımcılık
  • Sevecenlik
  • Çoğulculuk  
  • İyimserlik
  • Güvenirlik
  • Kolaylaştırıcılık
  • Temsiliyet
  • Saygınlık
  • Esneklik
  • Tutarlılık
  • Duyarlılık

Ey Isparta kahramanları!

Biz sizden ve sizin bu eğitici vasıflarından

  • Hizmet etmeyi
  • Karşılıksız sevmeyi
  • Saygıyı
  • Hürmeti
  • Meşvereti
  • İzzeti
  • Sadakati
  • Vefayı
  • Uhuvveti
  • Zarafeti ve Görgüyü
  • Cesareti
  • Tutkuyu
  • Pozitif iletişimi
  • Tefani sırrını

… öğrendik.

Biz ve gelecek nesiller, bize muallimlik yapan başta çağın muallimi Bediüzzaman Said Nursi olmak üzere, Isparta kahramanlarını, Kastamonu ve civarı nur kahramanlarını, Denizli ve Afyon hapsinde mücadelesini vermiş, şehid ve gazi olmuş mübarekler heyetini alkışlıyor, hizmetteki kusurlarımız için ahrette onların şefaatini diliyoruz.

Isparta Kahramanları Sempozyumu, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 7, s. 4429-442,  Risale Akademi. 

popüler cevapdünya atlası