Buzu Eriten İman Ateşi (Kastamonu Lahikası 7. - 8. Mektup Tahlili)

Eklenme Tarihi: 12 Ocak 2015 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

Yıl 1936. Bediüzzaman, jandarma refakatinde Kastamonu’ya sürgüne gönderilir. Yeni sürgün yeri bir hapishane koğuşu değil, bir karakolun merdiven altı olacaktır.

Onu Araba Pazarı’ndaki Çarşı Karakolu’nun buzhaneden farksız bir odasına kilitledikten sonra, başına diktikleri Sinoplu Polis Memuru Mehmet’e “İster zehirle, ister başka şekilde öldür, ne yaparsan yap!” diye talimat vermişlerdir. Kader ise, Mehmet’e, Bediüzzaman’ın katili değil, hizmetkârı rolünü biçmiştir. Bediüzzaman, elini onun göğsüne koyup da “Korkma Mehmet, bu zalimler ne sana, ne bana dokunamayacaklar.” dediği andan itibaren, Mehmet bu kutlu misafire karşı derin bir hürmetten ve hizmet etme arzusundan başka bir şey hissetmeyecektir.

Bediüzzaman’dan ayrılan talebeleri de Üstadlarını merak etmektedirler. Ayrılık onları üzmüştür. O zamanın en yaygın iletişim aracı ise mektuptur. Üstadından ayrılan talebeleri bir yolunu bulup ona mektuplarını ulaştırırlar. Üstadlarının sıhhatlerini sorarlar. Mevsim kıştır. Oda soğuktur. Üç hazin gurbet sarmıştır Bediüzzaman’ı. Asabi hastalıklar sıkmaktadır onu. Bu ağır şartlarda yapayalnız olduğu halde, her derdin ilacı iman imdada yetişip kendisini sabır içinde şükrettirecektir.

Bediüzzaman cevabi mektubunda içinde bulunduğu durumu şöyle anlatır:

“Aziz kardeşlerim,

Bilmukabele bayramınızı tebrik ederim.

Sıhhatimisoruyorsunuz. Buranın çok şiddetli kışı ve odamın çok soğuğu ve üç hazin gurbetin

tesiri ve üç asabî hastalığın sıkıntısı ve bütün bütün yalnızlıkla kabil-i tahammül olmayacak çok zahmetlere maruz olduğum halde Hâlıkıma hadsiz şükrederim ki, her derdin en kudsi dermanı olan imanı ve iman-ı bilkaderden, kazâya rıza ilacını imdadıma gönderdi, tam sabır içinde şükrettirdi.”

Bu kısa mektup içinde bulunulan durumu çok iyi tahlil etmektedir. Sıkıntıların ifade edilmesi bu sıkıntıların iman hizmetinde bir engel teşkil etmeyeceği vurgulamak içindir. Üstadı kadar hiçbir talebesi sıkıntı çekmemiştir. Dağ yüksekliği ölçüsünde rüzgâr alır. Bediüzzaman’da derecesine göre sıkıntıların en şiddetlilerini çekmiştir. Bu sıkıntılar Halıkına hadsiz derecede şükretmesine engel olmamış, aksine vesile olmuştur. Bediüzzaman çekilen her derdin en kudsi dermanını kadere imanda görmüştür. Talebelerine de bunları yazıp sabretmelerini istemiştir. Bu mektup talebelerine iman hizmetinde hiçbir mazeretin olamayacağının güzel bir göstergesidir. Ümit verici bir mektuptur.

Bu mektubun devamında gelen mektup yine şükürle başlar. Bu şükür kendisine verilen fedakâr talebeleri vesile edilerek yapılmıştır:

“Rabb-i Rahimime hadsiz şükür olsun ki, sizin gibileri Risaletü'n-Nur'a sahip ve naşir ve muhafız halk etmiş; benim gibi aciz bir biçarenin zayıf omzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş.”

Bediüzzaman, Risale-i Nur’a nasıl yaklaşılması gerektiğini de ortaya koymuştur. Talebelerini, Risalelere sahip, naşir ve muhafız yapmıştır. Talebelerine sorumluluk yüklemiş onları vazifelendirmiştir.

Bediüzzaman mektubunda devamla; “Hapiste, Abdurrahman'ın pederi yerinde benim elbiselerimi yamalayan Hakkı'nın, ciddi ve hakikatli uhuvvetini ve talebeliğini tahminimden daha ileri terakki ettiğini bildim, çok mesrur oldum.” diyerek kendisine en küçük yardımı dokunan birini bile ihmal etmemiş, onları hep onurlandırmış, iman hizmetinin bir ferdi yapmıştır.

Bediüzzaman’ın talebeleri oldukça cesurdur. Bazen bu cesur davranışları, ihtiyatsızlığa sebep verebileceğinden Bediüzzaman talebelerini tatlı bir şekilde uyarır. Şartlar çok ağırdır. Bediüzzaman şartların ağırlığını kapalı ifadelerle haykırır. Ama şartlar ne kadar ağır olursa olsun aktif sabır için, iman ve Kur’ân hizmetinden ellerin gevşetilmemesi gerektiğini vurgular.

“Sabri kardeş, Beni saran ve bağlayan ağır kayıtlara ehemmiyet vermiyorsun. Hâlbuki buradaki evhamlı ehl-i dünya benimle pek fazla meşgul ve alâkadardırlar. Hatta... hatta... hatta... Her neyse...”

Bediüzzaman’ın Kastamonu yılları rejimin en katı biçiminin uygulandığı bir dönemdir. Ayrıca II. Dünya Savaşı gibi büyük bir felaketin ayak sesleri duyulmaktadır. Böyle bir ortamda Bediüzzaman, talebelerine iman hizmetinin selameti için her zaman ihtiyatı hatırlatmıştır.

Bediüzzaman kendine kıymet ve makam verilmesini tasvip etmez. Bu kıymet ve makamları “Risale-i Nur namına ve onun hizmeti ve Kur'an elmaslarının dellallığı hesabına” kabul eder.

Sonuç olarak; Bediüzzaman’ın mektupları hem öğretici, hem de birer motivasyon kaynağıdır. Mektuplar hizmetlerin nasıl yapılması, nelere dikkat edilmesi gerektiği üzerinde çok güzel ölçüler koymaktadır. 7. ve 8. Mektuplarda ortaya konan ölçüler aşağıya çıkarılmıştır:

  • Şartlar ne kadar ağır olursa olsun her durumda şükretmeliyiz.
  • Hizmet adına yapılan en küçük yardımı bile unutmamalıyız. Vefakâr olmalıyız.
  • İhtiyatı elden bırakmamalıyız.
  • Kabiliyetler ölçüsünde vazife almalı ve yerine getirmeliyiz.
  • Şartların ağırlığı arkadaşlarımızla olan iletişimimizi koparmamalı, devamlı irtibat halinde olmalıyız.
  • Makamlara ve şahıslara değil, Risale-i Nur’a önem vermeliyiz.

 

KAYNAKÇA

Aymaz, Abdullah, Kastamonu Lahikası Üzerine, Şahdamar Yayınları, 7.-8. Mektup

Kastamonu Yılları, Vakıf Yayınları, s. 66

Kastamonu Lahikası, Risaleara, s. 15

 

popüler cevapdünya atlası