BÜYÜK DEĞİŞİM

Eklenme Tarihi: 05 Ağustos 2018 | Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2018

Kadir AYTAR

Değişimden kastım insanın, ailenin, toplumun ve insanlığın toptan değişimidir. İnsanı ve toplumu değiştirmek kadar zor bir şey yoktur. Büyük bir hâkim, büyük bir güç ve maharetle küçük bir toplumda, küçük bir âdeti ya da alışkanlıkları kolay kolay değiştiremez. Değişim için insanı ve toplumu çok iyi tanımak, içinde bulundukları durumu çok iyi tahlil etmek ve değerlendirmek gerekir.

Dünya tarihinde en büyük değişimci, Rasulullah (asm) Efendimizdir. Hiçbir eğitimi yok; ümmi ve kendisini himaye edecek pek kimsesi kalmamış. Amcasından başka kendisine sahip çıkanı yok.

Dolayısıyla Peygamberimiz (asm); insanın değerinin hiç mi hiç olmadığı, para babalarının, baronların, patronların, eşkıya ve anarşistlerin insanı sinek gibi ezdiği, yok ettiği, güçlülerin daima haklı olduğu, kendi kız çocuklarını dahi diri diri gömecek kadar gaddar, acımasız, vahşi olduğu, nefislerinin nemrut, firavun ve deccal gibi enaniyetten çatlayacak dereceye geldiği, medeniyetsizliğin, tecavüz, zahmet verme, niza/fitne çıkarma, ırkçılık ve sefahat gibi melanetlerin kol gezdiği son derece acımasız bir toplumun içinde, kendisini neredeyse yapayalnız buluyor.

Peygamberimiz (asm) yine de böyle bir toplumun en emin ve en güvenilir kişisidir. Güzel ahlakının üzerine bir başkası yok. Adeta toplumda güneş gibi parlıyor. Buna rağmen getirdiği dine ve hakikatlere vahşi mütegallibe kısmı, güçlü ve saldırgan kesim, bir türlü inanmıyor hatta düşman kesiliyorlar. Onu susturmaya ve yok etmeye çalışıyorlar. “Atalarımızın dinini mi değiştireceksin?” Diyorlar. Kurulu tezgâhlarının bozulmasını istemiyorlar. Kendisini davasından vazgeçirmek için mallar, servetler ve güzel kadınlar teklif ediyorlar.

Peygamberimiz yılmıyor, yıkılmıyor, onlardan korkmuyor, kendinden gayet emin, çok ciddi ve cesur bir şekilde İslam dinini tebliğ etmeye devam ediyor. Bu çirkin tekliflerine karşı “Bir elime güneşi, bir elime ayı verseniz yine de davamdan vazgeçmem” diyor, hiç tereddütsüz reddediyor.

Elbette onun bu çağrısı mazlumlardan, kimsesiz, öksüz ve yetimlerden, kölelerden ve garibanlardan yankı buluyor. Çünkü o, adalet ve eşitlikten, gerçek gücün hakta olduğundan, muhabbetten ve mukaddes bağlardan bahsediyor. İnsanlara engin şefkat ve merhamet kollarını açıyor. Onların kalplerini fethediyor. 23 yıllık kısa bir zaman diliminde, güçlü bir toplum, güçlü bir devlet, güçlü bir medeniyet kuruyor. Sohbet arkadaşlarını dünya toplumlarına muallim olacak kadar yüceltiyor. Kendi kız çocuklarını diri diri gömmekten içi sızlamayan insanları, bir böceği öldürmekten korkar hale getiriyor.

İşte böyle bir köklü ve büyük değişimi, yüz feylesofun veya yüz hâkimin yüz yılda yapamayacağı şeyleri, mektep görmemiş ümmi bir Zat (asm), tek başına çok kısa bir sürede yapıyor. Gücün yerine adalet ve eşitliği, menfaatçiliğin yerine fazilet ve muhabbeti, ırkçılığın yerine din, vatan ve sınıf bağlarını, mücadele yerine yardımlaşmayı, heva yerine hüdayı, terakkiyi ve tekâmülü tesis ediyor. Vicdanın dört unsurunu ve ruhun dört yüksek hislerini, en son noktalarına yani kâmil ibadetleri netice verdirecek olan iradeleri Allah’a ibadete, zihinleri marifetullaha, hisleri muhabbetullaha ve latifelerini de müşahedetullaha sevk ediyor. Nefsin, fıtraten serbest bırakılmış olan akıl, gadab ve şehvet gibi üç kuvvesini, ifrat ve tefritten kurtarıyor ve orta noktaları olan hikmet, iffet ve şeceâtı da içine alan adalet noktasına eriştiriyor.

Bütün bunları nasıl başarıyor? Elbette her şeyden önce âlemlerin Rabbi olan yüce Allah’ın yardımıyla yapıyor. Yar ve yardımcısı Allah olanı kim korkutabilir, kim cesaretini kırabilir?

Onun getirdiği dinin daha iyisi ve alternatifi yok. Ona tabi olan ümmeti, İslam dininin yani şeriatın hükümlerine sımsıkı uyduğu ve sarıldığı nisbette terakki etmiş, bütün insanlığa öncülük ve rehberlik etmiş, gevşekliği nispetinde de alçalmıştır.

Gevşemek bir bakıma muhalif tarafa iltizam etmek, onlara benzemek, onlar gibi yaşamak yani medeniyet-i hazıraya dâhil olmak anlamına gelmektedir.

Şimdiki medeniyet insanlara, heva ve heveslerini cesaretlendirecek, arzuları tatamin edecek ve taleplerini kolaylaştıracak cazibedar bir hizmet sunuyor. İnsanları melekiyet derecesinden çıkarıp, kelbiyet derecesine indirerek manevi çöküşlerine sebep oluyor, sefilleştiriyor, serbest olan kuvvelerin, heva ve heveslerin tahakkümü altına sokarak zaruri olmayan ihtiyaçları, zaruri göstererek ve ihtiyaç listesini de yüze çıkartarak çok şeylere muhtaç hale getiriyor. İnsanların normal çalışma ile alabildiğine artan bu masrafları karşılayamamaları nedeni ile de hile ve harama bulaşmalarına ve ifsad ederek ahlaklarının bozulmasına sebep oluyor.

Görüldüğü üzere, Batı medeniyeti, sömürge düzenini ayakta tutarak kartelleri, holdingleri ve para babalarını, aşırı servet ile haşmet sahibi yaparken, fertleri fakirleştirmiş ve ahlaksız etmiştir. İnsanların sadece yüzde onuna, yalancı, kirli, hatta kanlı bir saadet sunarken, yüzde seksen ve doksanını zahmetler, sıkıntılar, fakirlikler içinde bırakmıştır.

Gerçek saadet, umuma sağlanmış olan saadettir. Kur'ân medeniyeti, umumun ve ekseriyetin saadetini temin için çalışıyor. Şimdiki kokuşmuş ve çürümüş medeniyetin esassız esaslarına bedel, insanlığı ihya edecek mazluma ve fakire yardımı, şefkat ve merhameti, adaleti ve hakkı esas tutarak fertleri, toplumu, insanlığı ve güzel ahlakı ihya eden, insanlığın yüzde doksanına saadet ve huzur getiren bir düzen kuruyor. Bunu da yüksek ahlakı olan ümmi bir Zât (asm) ile yapıyor.

Evet fertte, ailede, toplumda değişimi gerçekleştirmek elbette çok zor. İnsanlığa şu anda cahiliye devrinin vahşi esasları hâkim. Mazlumlar ve haksızlığa uğrayanlar had safhada. Bu duruma bir son vermek istiyorsak Peygamber Efendimizin (asm) getirdiği dinin esaslarına uymak ve büyük değişimi yeniden gerçekleştirmek zorundayız. Aksi halde gözyaşı dökmeye, birbirimiz öldürmeye, güçlülerin zulümleri altında inlemeye devam ederiz. Ahiretimiz de bundan çok zarar görür. 

Kaynak: Şuâât (Ma'firetü'n-nebî) 5. Şuâ 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası