Bu asırda enaniyet çok ileri gitmiş

Eklenme Tarihi: 27 Şubat 2014 | Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2017

Enaniyet asrı

Liberal politikaların bir ürünü olan bireyci toplum yapılanması egoizmi kamçılamaktadır. Mahviyet ve tevazünün aşağılanma veya tenzil olarak algılandığı şu toplumda, insanların birbirine üstün gelme hissiyatına bürünmüş olması toplumsal çözülmeyi beraberinde getirmektedir. Toplumsal çatışma dahi bu şekilde doğabilmektedir. Öyle bir şey ki, hiç kimse bir diğerinin haklı olduğunu kabullenmemekte, “ben böyle düşünüyorum”, “bence böyledir”, “bana göre budur” gibi anlayışlarla benliği körüklemektedir.

Toplumun en küçük biriminden tutun da en üst katmanlarına kadar yayılmış olan benlik veya enaniyet hissi kendini türlü şekillerde göstermektedir. Çocuklar arasındaki kavgaların içeriğinde, anne-baba arasındaki tartışmaların mahiyetinde, öğretmen ile öğrenci anlaşmazlıklarında dikkat edilirse çatışmanın çoğunlukla benliğe karşı bir saldırıdan kaynaklandığı anlaşılacaktır. Aileler arası anlaşmazlıklarda, gelin kaynana çekişmelerinde, akrabalık münasebetlerinde durum bundan farklı değildir.

İş ortamında da bu durum böyledir. Kişiler arası problem yaşayanların problem nedenlerine bakarsanız şahıslarına karşı bir tahkir yahut tehdit olduğunu göreceksiniz. Bir hata üzerine yorum yapıldığında veya şahıs ikaz edildiğinde dahi hatayı kişiselleştirenlerin sayısı bir hayli fazladır. Kişiler, hataları söylendiğinde onu içselleştirip avukat gibi nefislerini savunmaya başlamaktadırlar.

Beşeri münasebetlerdeki yakınlık tasannu’dan öte geçmemektedir. Gülümsemelerin, selamlaşmaların, muhabbetlerin dahi yapmacık olduğunu birçoklarından işitmişsinizdir. Bu asırda insanların enaniyet damarı o kadar kalınlaşmış ki, kendi haricindeki hiç kimseyi sevmemektedirler. Sevseler dahi ondaki bir menfaati veya lezzeti gözetmektedirler. Bediüzzaman bu konuyla ilgili şöyle söylemektedir:

“Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zahiri sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Ve kusuru nefsine almaz; belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler. Mübalağalarla, belki yalanlarla nefsini medih ve tenzih ederek, adeta takdis eder..” (Lemalar, 28. Lema, s. 274)

Enaniyetin kendini gösterdiği başka bir alan kıskançlıktır. Kıskançlıktan olacak ki, toplumda birinin elde ettiği bir başarıyı akranlarının hazmetmesi çok zordur. Bir dostun, ahbabın veya komşunun kavuştuğu nimet çabuk kıskanılmakta ve nimet sahibinin şahsını rencide edecek söylemler sarf edilmektedir. Bir arkadaşın sahip olduğu şeref çoğu zaman bizleri rahatsız edebilmektedir.

Çevremizde bir güzelliğe mazhar olan birini gördüğümüzde “ben neden buna mazhar olmadım, o bunu hak etmiyordu ki, görüyor musun adam işini biliyor, bir saf biz kalmışız, herkes kendine Müslüman, acaba bu geminin suyu nerden geliyor ” gibi yakıştırmalar çok geçmeden sahibini bulmaktadır. Bu durum psikanaliz boyutunda incelenirse duruma etki eden bileşenlerden birisinin de benlik olduğu anlaşılacaktır. Bediüzzaman benlikten neşet eden desiseleri sayarken kıskançlık damarıyla ve meziyetler noktasındaki rekabetle ilgili talebelerini uyarmakta, çok güzel bir meseleye temas etmektedir:

“Kardeşlerim, enaniyetin işimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf Lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli, bir elini kıskanmaz, ve gözü, kulağına hased etmez, ve kalbi, aklına rekabet etmez.. Öyle de; bu hey’etimizin şahs-ı manevisinde her biriniz; bir duygu, bir aza hükmündesiniz. Birbirinize rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyemizdir.” (Mektubat, 29. Mektup, s. 413)

Enaniyetin kendini gösterdiği bir başka husus meziyetlerdir. Bediüzzaman’ın kastettiği heyeti büyük ölçekte düşündüğümüzde “toplum olarak biz bir heyetiz” denilebilir. Şahs-ı manevinin azası olmak cihetiyle birbirimizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak vazife-i vicdaniyemiz iken, bizler meziyetlerimizi koz, güç veya silah olarak kullanabilmekteyiz. Evet bir kimsenin sahip olduğu basit bir meziyet o şahsın kendini yüceltmesi için veya kendini pahalıya satması için yeterli olmaktadır.

Örneğin, bazen başarıya imza atan birinin yanına yaklaşabilmek, yetki sahibi insanlardan yardım almak, mal varlığını teşhir eden meddahlarla sağlıklı iletişim kurmak pek kolay olmamaktadır. Yahut bir tartışmada haksız çıkmak, bir hata veya dalgınlık sonrasında komik duruma düşmek çoğu zaman şahsımızı rencide edebilmektedir. Hatta bazı insanlara basit bir işiniz düşse onu yaptırana kadar kırk dereden su getirebilmektesiniz.

Hâlbuki bunlar bayağı ve olağan şeyler olmalıdır. Medar-ı fahr meselesi olmamalıdır. İnsaniyet itibariyle kâh güler kâh ağlarız, kâh düşer kâh kalkarız. Her daim yardıma muhtacız. Zamanın ne getireceğini bilemeyiz. Bunlar rekabeti, kıskançlığı, enaniyeti körüklememelidir. Netice itibariyle fani dünyada et ve kemikten ibaret acizleriz. Daima birbirimizin muavenetine ihtiyacımız vardır. Maalesef bu parametreler herkes için kıstas olmuştur. İşte bu misallerin hepsi asrın enaniyette ne kadar ileri gittiğini gösterir niteliktedir.

Netice itibariyle, beşer fıtratında derc edilen en tehlikeli damar enaniyettir. Enaniyet hissi insanın en zayıf damarıdır. O damarın okşanmasıyla insanlara çok şeyler yaptırılabilir. Bu bakımdan toplum olarak görülebilecek en önemli vartalarımızdan birisi enaniyet olmalıdır. Benliklerinin ve gururlarının okşanması sonrasında çok kutsiyetlerinden taviz veren, dürüstlüğünden kopan, hakikatlerden gizlenen çok kimselere şahit olmuşsunuzdur. Toplumdaki yanlışlığa, haksızlığa sırf menfaatlerine ters olduğu için ses çıkarmayan nice kahramanların, fazilet sahiplerinin harcandığını görmüşsünüzdür. Menfaati için en hasis bir şeye itaat eden, bir lezzet için nihayet zilleti kabul eden, sefahatten hisse almak için denîleşen nice insanlar olmuştur. Çok kimseler bu uğurda yok olmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus; ehl-i dalaletin enaniyet damarından tutup bizleri avlamasına, vurmasına toplum olarak engel olmaktır. Bilinmelidir ki, şu asırda ehl-i dalalet eneye binmiş, dalalet vadilerinde koşmaktadır.

popüler cevapdünya atlası