BÖLGESEL VE EVRENSEL BİR EĞİTİM PROJESİ: MEDRESETÜZZEHRA

Eklenme Tarihi: 19 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2017

Osmanlı devletinde önemli eğitim kurumu olan medreseler, tarihte Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk tarafından sistemli hale getirilmiş ve daha sonra kurulan medreselere model olmuştur. Fıkıh, Kelam, Tefsir, Hadis, Astronomi, Matematik, Fizik gibi ilimlerin beraber okutulduğu medreselerde, bilhassa yüksek kısımlarında 15. yüzyıla kadar, alanlara göre ihtisaslaşma da gerçekleştirilmişti. İslam dünyasında, ilk mektepler dışındaki bütün kademeleri içine alan örgün öğretim kurumu olan medreseler, gittikçe dar bir alana yönelerek, özellikle yüksek kısımlarda İslam hukukunun öğretildiği meslek okullarına dönüşmüştür.

Avrupa'da 16. yüzyıldan itibaren fikir, fen ve teknoloji alanında hızlı gelişme göstermiştir. Osmanlı Devleti'nde 17. yüzyılın sonlarında Avrupaî askeri okulların açılmasıyla başlayan süreç Rüştiye (orta), idadi/sultani (lise) ve Yüksek Okul ile Darülfünun (Üniversite) 'un kurulmasıyla Avrupaî manada örgün eğitim sitemi tamamlanmıştır. Buna karşılık medreselerde ciddi bir yenilik teşebbüsü, 1914 tarihinde gerçekleştirilene kadar ortaya çıkmamıştı. Mekteb-Medrese, fünun-ulûm tartışmalarının alevlendiği Osmanlı Devletinde, İslam dünyası ve bütün doğunun, Batılı sömürgeci devletlerce tehdit edildiği bir sırada Osmanlılarda Bediüzzaman Said Nursi, Medresetüzzehra adıyla bir proje ortaya koymuş ve gerçekleştirmek için çalışmalara başlamıştı.

Osmanlı devletinin son ve dağılma yıllarında, önceki dönemlerin birikmiş problemlerini sonucu bilgisizlik, fakirlik ve ayrılıkçı fikirler olabildiğine gelişerek taraftar bulmuş ve toplum yapısına zarar verecek konuma gelmiştir. İmparatorluğun yıkılışı kaçınılmaz olmuş ancak buna rağmen toplumsal dinamiklerle bir kurtuluş alternatifi olarak Afrika’yı pozitif enerjisi ile kuşatan Mısır’daki Camiü’l-Ezher üniversitesi benzeri bir kurum olarak tasarlanmıştır,  Medresetüzzehra model eğitim kurumu. Bundan daha büyük bir kurum olarak bölgenin gereksinimlerini karşılayarak gerekli diğer bölgelere model ve merkez olacak bir kurum olarak planlanır bu eğitim kurumu. Müslüman ırklarda olumsuz milliyet fikri olan ırkçılığın zararlarının anlaşılması ve bölünmüşlüğün zararlarını minimize etmek üzere tasarlanmıştır. Kafkasya’dan, Arabistan’a, Hindistan, Türkistan ve Kürdistan’dan, Balkanlara kadar tüm ırkların eğitimini ve birlikte olarak yardımlaşmasını sağlamak üzere farklı bir model olarak düşünülmüştür.

Bediüzzaman, milliyet fikrinin ırkçılık yerine İslamiyet’e zırh, kale ve hizmetçi konumunda dine hizmeti amaç edinmiş bir milliyet anlayışını önceleyen eğitimin, uygulamalı olarak gerçekleştirilmesi projesinin ilk aşaması olarak görür. Sonraki aşamalarında ise modelleme yapılarak bu kurumun benzerlerinin veya şubelerinin İslam âleminde çoğaltılması olarak düşünür. Sonuçta, döneminde batı toplumlarında görülmeye başlayan ırkçılık hastalığının İslam dünyasında yayılması önlenebileceği gibi, cahillik, fakirlik ve bölücü-ayrıştırıcı düşünceler, Müslümanlar arasında yaygınlaşma olanağı bulamayacağı gibi, dünya barışı olarak tanımlanabilen sulh-u umumiyi sağlamaya katkılar sunacaktır.

 Bediüzzaman’a göre, Medresetüzzehra eğitim modeli ile gerçek olumlu milliyet olan her ırkın İslam’a ve dolayısıyla tabii hukuk ve barışa hizmet yarışı olarak kabulleneceği milliyet anlayışı ve din kardeşliği vasıtasıyla, dostluk ve huzura katkı gerçekleştirilmiş olacaktır. Benzer şekilde maddeci felsefe ve bundan etkilenmiş fen bilimlerinin, din bilimleri ile barışı gerçekleştirilmiş ve çatışma önlenmiş olacaktır. Bediüzzaman’ın tüm yaşamı boyunca gerçekleştirmek istediği ve eserleriyle yapmaya çalıştığı bir önemli hedefi de fen-din bilimlerinin çatışma içinde olmayıp hedeflerinin paralelliğini kanıtlamaya çalışmasıdır.

Bu model ile Bediüzzaman’ın hedeflerinden biri de Avrupa’da gelişen uygarlık fikir ve düşünceleri ile İslamiyet’in gerçekleriyle barıştırma isteğinin yerine gelmesidir.  Böyle bir modelde, Anadolu’da var olan ve süregelen eğitim sistemi de ıslah edilecektir. Medreselerin fonksiyonu bununla yerine getirilirken sonradan tarih sürecinde kurulan ve çağdaş fen bilimleri eğitimini önceleyen mekteplerin de fonksiyonu yerine getirilerek buralarda görevli, mezun ve eğitim görenlerin biri birleriyle yardımlaşarak ötekileştirmeyi engellenmiş olacaktır. Üstelik İslam âleminin merkezi sayılabilecek bir coğrafyada kurulup İslam âlemine yayılacaktır.

 Bu model kurum, üniversite seviyesinde akademik bir eğitim vererek Bediüzzaman’a göre, ortadoğunun psikolojik ve sosyolojik yapısına uygun eğitim olan din-fen bilimleri birlikteliğini gerçekleştirecektir. Bölge ve dünya barışı için bu coğrafyada dinden soyutlanmış eğitim sosyal yapıya olumsuz etkisi olacağını ve dolayısıyla bölgesel yapı gereği bu modelin gerekliliğini vurgular. Irkçılığın, öteki olarak kabul edip kendi üstünlüğünü savunan anlayışının bu model ile yararlı duruma dönüşeceğini ve gelecekte bölge ve dünya barışını sağlamanın başlangıcı olarak düşünür. Çünkü Bediüzzaman’a göre o üniversitede din eğitimi mutlaka temel eğitim olarak gerçekleştirilmelidir. Gerekçesini de, bölgenin karakteri gereği inanç temelli düşünce yapısının ve tarihsel gelişim göstergesiyle inancın ön sırada olduğu toplumlarda bu duyguların yerine konabilecek sosyal olgunun dine inanma dışında alternatiflerin olmayacağı şeklinde açıklar. Toplumların dışından fikir ve moral değerlere saldırının çok yoğun olduğunu, bunun karşılığında savunmanın da moral değerlerle yapılması gerektiğini vurgular. O’na göre, bu savunmanın temelini din eğitimi ile güçlendirilmiş fen bilimleri eğitimi olacaktır. Bunun için de akademik seviyede hem din ve hem de fen bilimleri eğitiminin aynı zeminde yapılacağı alışılmışın dışında geleneksel eğitim anlayışından farklı bir eğitim önermektedir. (Emirdağ Lahikası, 439-440).

Medresetüzzehra eğitim modelinde, kurulacak bölgenin sosyal, psikolojik ve ekonomik seviyesi de göz önüne alınarak yeteneklerinin ölçüsünde seviye belirleyerek eğitime başlamayı önermektedir. Bu eğitimin altyapısını oluşturmak üzere bölgesel anlamda bilgin ve araştırmacıların gelecek endişesini giderecek bir başlangıç gerekir. Üstelik bu bölge, Kürtlerin yaşadıkları güneydoğu bölgesi ise sosyal yaşamlarının Türklerle çok bağlantılı olduğunu söyler. Kürtlerin sosyal huzur ve mutlulukları Türklerin sosyal yaşamdaki başarı ve mutluluğuna bağlı olduğunu düşünmektedir.

Medresetüzzehra’nın isim olarak bölgede olumlu karşılanacağını söyler. Bununla, gelecekte model alınacak İslam coğrafyasındaki diğer bölgelerde de farklı isimlerle kurulabileceğini vurgular. Yani ilk şart bölgesel olumluluktur. Tarih bakımından, Kürtlerin çoğunlukla bulunduğu Van-Bitlis-Diyarbakır bölgesinde MEDRESE isminin olumlu karşılanacağıdır. Başka ırkların bulunduğu diğer bölgelerde de benzer şekilde isimlendirilebileceği anlamı çıkar. Camiü’l-Ezher, Medresetüzzehra, Tiflis Dersanesi, v.b. gibi sosyal açıdan bölgesel sinerji ve empati oluşturabilen isimlerde şubeler kurulabileceğinin işaretlerini verir.

Bölgesel isimlerle birlikte, en az bunun kadar önemli olan din-fen bilimleri birlikteliğinde eğitim programları ve müfredat içerikleri olmasını ister. Bu birliktelikte fikir üretme ve düşünme özgürlüğünün sağlanacağını savunur. Özgür düşünce ile desteklenen akıl ve vicdan daha başarılı ve özgür mezunlar verecektir. Din ve değerlerinden habersiz fen bilimleri eğitimi olmayacağı gibi, fen bilimlerinden habersiz din eğitimi de olmayacak ve dolayısıyla mezunlar her iki alanda kazanımlarını birleştirerek fikir üretebileceklerdir. Toplumsal yapı hem mezunlar ve hem de mezunların yayacağı aydınlık fikir ve düşüncelerle; ırkçılık-ayrımcılık, ötekileştirme, bilgisizlik ve ötekileşme duygularının olumsuz etkilerinden kurtularak barış ve huzur içinde yaşamını sürdürecektir.

Böyle bir eğitimin başlangıçta hem Türk ve hem de Kürt ırklarının güven duyacağı Kürt kökenli bilgin ve aydınların öncülüğünde yapılmasını ister. Bunlarla birlikte bölgesel dilleri bilen diğer ırklardan da olsa eğitim-öğretim kadroları oluşturulabileceğini açıklar.  Böylece kardeşlik ve birliktelik duygularının gelişeceği, kendi dili dışındakilere de alışmaya başlama konumuna gelinecektir. Hem öğrenci ve hem de eğitim kadrolarının zamanla bu durumda alternatifler oluşturmada deneyim kazanacaklardır. Bölgenin sosyal ve kültürel seviyesine göre hazırlanacak eğitim planı ve içerik eğitim kadrolarını da buna göre hazırlamış ve topluma yarar sağlayacak duruma getirmiş olacaktır. Bediüzzamana göre toplumların kültürel ve sosyal yapısı farklı olabileceğinden bunun da göz önüne alınarak eğitim planlaması yapılmasını önerir.  Oluşturulacak eğitim kampüslerinde şartları yerine getirmiş tüm eğitim isteklerine cevap verecek kapasiteli yüksekokullar oluşturulmalıdır.

Medresetüzzehra 'nın öğretim seviyesi üniversite düzeyinde olacağı planlanmasına karşın üniversitelerden başka eğitim kurumlarını da içereceği düşünülmektedir. Bediüzzaman'ın "mahreç bulmak" olarak belirttiği, fakat detaylandırmadığı kavramdan, bir sonraki kademeye kendisi istediği kıstaslarda öğrenci yetiştirmek anlaşılabilir. Böyle bir üniversiteye de, bu içeriğe uyarlanabilecek öğrencilerin orta ve lise eğitimlerini Medresetüzzehra 'da görmesi gerekecektir. Çünkü, ancak böyle bir mahreçten, kaynaktan gelen öğrenciler, Medresetüzzehra'da başarılı olabilir veya hedeflerine ulaşabilirler. Bediüzzaman'ın "âli" kelimesi yerine "pek ali bir medrese" kurmak şeklinde terim kullanması disiplinler arasında işbirliğini artırılacağı ve daha verimli sonuçlar alınacağı lisansüstü eğitimin planlandığı anlaşılmaktadır.

Bediüzzaman’a göre bu eğitim kampüslerinde günümüzdeki gibi ayrı fakülteler şeklinde eğitim yerine her fakülte ve belki de interdisiplin ve fakülte yapılanmasından farklı olarak bölümler oluşturulmalıdır. İlgili bölümlerde eğitim görenlerin tümü bazı ortak hazırlık ve meslek dersleri ile birlikte din bilimlerini de okumalıdır. Yani mezun olan tüm öğrenciler, aynı zamanda din bilimleri ve inançlar konusunda da aydınlanmış olarak eğitimlerini tamamlamalıdır. Hatta teoloji ve ilahiyat alanında eğitim görecekler de fen bilimlerinin birinde eğitimini tamamlayarak burada eğitim görmeli ve iki yönlü yetişmiş ve aydınlanmış aydınlar yetişmiş olacaktır. Bugünkü ÇAP eğitimine benzer uygulamayla din eğitiminin tüm öğrencilere verilerek iki kanatlı uçan kuşlara benzer bir yetişme tarzı önermektedir. Böyle bir eğitimin motivasyonunu oluşturan temel ise buradan mezun olacaklara verilecek uluslararası ve ulusal denklik olacaktır. Mezun olacaklar tıpkı çağdaşı olan üniversiteler gibi sınav uygulamaları ve denklik diplomaları ile aynı sorumluluk ve haklara sahip olmalıdır.  Dolayısıyla eğitim-öğretiminin değerli sonuçlar vereceğinin görülmesiyle daha çekici ve yeterli talep oluşacaktır. Bu taleplerin değerlendirilmesi sonucunda yeterli sayıda mezun vererek toplumun her kademesinde istihdam sağlanarak toplumsal dönüşüm gerçekleştirileceği düşünülmektedir.

Yüzyıl başında eğitim dili, esas olarak Arapça idi. Bediüzzaman eğitim dili konusunda yeni bir adım atarak eğitim dilini birden üçe çıkarmıştır. İslam dünyasında farklı diller konuşan insanların bilim ve iletişim dili olarak Arapça kabul edilmektedir. Dolayısıyla Medresetüzzehra’da vacib olarak kabul edilen dil de Arapça'dır. Bediüzzaman batılı dillerinin, doğunun kültürel kaybı ve kimlik kaymasında rolü olduğu gerekçesiyle reddederek emperyalizmin dilinin kullanımını önermemiştir. Oysa günümüzde İslam Konferansı Teşkilatının toplantılarında bile İngilizce ortak dil olarak kullanılmaktadır. Bediüzzaman'a göre, Müslümanlar arasında bilim ve iletişim dili olarak sadece Arapça'yı kabul etmek artık mümkün değildir. O zaman, ilim ve iletişim dilinin sayısında bir artış olması gerekir. Bilim ve kültürel değerlerde Arapça kabul edilirken, bilim ve iletişim için zaruri olarak batılı da olsa, resmi dil ve bölgesel ikinci bir dil önerilmektedir. Doğu Anadolu'ya "maarifi, medrese kapısıyla sokmak" isteyen Bediüzzaman, cehaletin önlenmesi ve özellikle ırkçılıkla Doğu Anadolu'daki insanların fikirlerinin bozdurtulmaması için onların anlayacağı mahalli dil olarak Kürtçe'nin serbest olmasını önerir. Anadil ile öğrenilenlerin taş üzerine kazılan nakış gibi olduğunu belirten Bediüzzaman, bu önerisiyle, her öğrencinin, Arapça yanında, kendi bölgesinde kullanılan, ikinci bir yerli dili öğrenmesi metodunu da hatırlatmaktadır. Kürtçe'yi mahalli dil, Arapça'yı ilim ve iletişim dili, Türkçe'yi de resmi ve siyasî dil olarak görüyordu. Eğer, Bediüzzaman'ın, her bölge insanını kendi ana dilini kullanarak bilgi ve erdem sahibi yapılması ile, başka dillerin konuşulduğu bölgelerde kurulacak Medresetüzzehra'ların bölgesel dillerin olmasını önerir. Osmanlı'da resmi dilin Türkçe olması dolayısıyla, Türkçe'nin herkes tarafından bilinmesini "lazım" kelimesi ile ifade eden Bediüzzaman, Anadolu'yu merkez olarak kabul ettikten sonra, Arabistan, Hindistan, İran, Türkistan ve Kafkasya'dan gelecek olanların veya bu merkez ile irtibat kuracak şahısların Türkçe bilmesinin zorunluluğunu açıklamak için de Türkçe'nin "lazım" kelimesi ile ifade eder. Zaten, Osmanlı ülkesinde resmi dilin Türkçe olması yanında, İran, Türkistan, Kafkasya, İdil-Ural ve ötesindeki bölgelerde Türkçe'nin Müslümanlar arasında en etkili dil olduğu da unutulmamalıdır. Özellikle, 19.yy.'dan itibaren İstanbul Türkçesi esas alınarak, Rus ve Çin işgali bölgelerinde özellikle Gaspıralı İsmail Bey gibi şahısların çalışmaları ile Türkçe'nin bir iletişim ve kültür dili haline getirilmiş olması da Türkçe'nin resmi dil yanında geniş bir bölgede iletişim, siyasî ve kültür dili olarak işlev görmesinden Türkçe'yi "lazım" konumuna getirmekteydi. Bugün de Türkçe'nin bu konumu pek değişmemiştir.

Düşünülen eğitim ve kampüslerde öğretim için hem din ve hem de fen bilimleri birlikte planlanacaktır. Bunun finans sistemi için de ilginç bir sistem önermektedir Bediüzzaman. Ona göre hazineden sağlanacak destek ve bütçe yerine halkın ve varlıklı insanlarla kurumların ödeyeceği; vakıf gelirleri, bağış, adak, sadaka, zekât v.b. gibi dini açıdan da gelir olarak nitelenen kalemlerden farklı bir bütçe oluşturulacaktır. Benzer durum öğrenciler açısından da farklı bir uygulama önermektedir. Öğrencileri, öğrenim ücreti ödemeyecekleri bir sistemde tüm giderleri de bu kurumca karşılanacaktır. Dolayısıyla geleneksele ters olmayan ama gelenekselden de farklı bir finans sitemi önerisi bulunmaktadır. Bu yapısıyla devlete bağlı ama özerk bir eğitim yapısı önerilmektedir. Bireysel özgürlüğe olanak ve önem veren bir yapı planlanmıştır. Eğitimde bağımlılık olmayacağı gibi, finansal ve yönetsel açıdan da devlete bağımlı olmaktan kurtarılmış bir sistem önerisi vardır. Eğitimde halk için de özel programlar bulunan sistemde, bireysel eğitimi ön plana çıkartacak planlamalar bulunmaktadır. Eğitim giderleri, vakıfların yeniden sistem tasarımıyla önemli ve hatta gereğinden çok daha fazla gelir oluşturacağı gerçeği hatırlatılmaktadır. Tüm bu finanslarla sadece bölgesel değil tüm İslam dünyasına hizmet verebileceği gibi, bu konsept dışında insanlık için de önemli bir misyon üstlenecek ve dünya barışına katkılar sağlayacaktır. Dolayısıyla Osmanlı eğitim sisteminde mektepler olarak yer alan okulların görevini yerine getireceği gibi, moral değerler açısından medreselerin görevini de başaracaktır. Tasavvuf yolu ile kişisel gelişimi gerçekleştirmekte olan tekkeler ve zaviyelerin de fonksiyonunu üstlenecektir. Yani sonuç olarak Bediüzzaman bir eğitim reformu önermektedir, Medresetüzzehra modeli ile. Osmanlı eğitim sistemini ortadan kaldırmadan iyileştireceği gibi yeni ve modern fen bilimlerini de halka açarak yaygınlaştırmanın ve popüler bilime olan ilginin artmasını da sağlamış olacaktır.

Bediüzzaman göre eğitim ve bilginin yaygınlaştırılması, bölgesel potansiyel, anlayış ve dinamikler kullanılarak geliştirilebilir. Kürdistan’a da bunun sağlanmasını benzer yöntemle gerçekleştirme hedefini ön plana çıkarmaktadır. Benzer uygulamalar başka bölgeler için de benzer eğitim modeli ilgili bölge potansiyeli ve dinamiklerine uygun uyarlamalarla gerçekleştirilecektir. Halkın eğitimi ile dindeki sapmalar, yanlış bilgi aktarımları, olumsuz katkılar önlenebilecektir. Bununla birlikte özgürlük ve demokrasi alanında doğru bilinçlenmeyi de bu eğitimle gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bediüzzaman. Çünkü feodal yapıdaki toplumlardaki problemlerin çözüm yollarının kamuoyunca kabullenilmesinde yöntemin çekici hale getirilmesi önemlidir.  Dolayısıyla gelişen yeni fen bilimlerini ve teknolojik yenilikleri bu eğitim ile bu toplumlara ulaştırılmak istenmektedir. İslam dininin güzellikleri böyle bir eğitim modeli ile yabancısı olan fikir sahipleri ve diğer toplumlara gösterilmiş olacaktır.

Böyle bir eğitim sonucunda büyük bir kalkınma ve toplumsal gelişim sağlanması hedeflenmektedir. Çünkü temel felsefesi uzmanlaşmak olan eğitimde, başka alanlarda da yabancılaşma sonucu, o alana karşı çekinceleri ortadan kaldırmak olarak görülmüştür. Bilim ve sanatın gelişimi ile emeksiz kazanç ve ötekini sömürme isteği yardımlaşma ve olumlu sonuç için yarışmaya dönüşecektir. Sonuç olarak Osmanlıda var olan eğitim sisteminde bir yenilenme ve dönüşüm gerçekleştirilmiş olacaktır. Çünkü Bediüzzaman’a göre bu dönüşüm gerçekleştirilmezse, bilime hizmet yerine, bilim ve sonuçlarını bireysel yararlar için kullanım sonucunda toplumda yönetim layık olmayan ellere geçecektir. Dolayısıyla gerçek işbölümü sonucunda eğitim-öğretim görevlilerinin toplumu aydınlatacaktır. Adeta yeni bir eğitim alfabesi oluşturmak istemektedir. Var olan eğitim sisteminin tektipleştirici özellikleri yerine, bireysel farklılıkları önceleyen eğitim felsefesi oluşturulacaktır. Değişen dünyayı algılamış olduğu anlaşılan Bediüzzaman, İslâmî düşüncesinin geniş boyutları ve konjonktürel problemleri başkalarından önce analiz ederek çözüm getirme projesi sunmaktadır.

Bu eğitim modeli ile ideal sahibi insan yetiştirmeyi hedefleyen Bediüzzaman; ideoloji, slogan ve ötekileştirme gibi olumsuz hedeflerden uzak eğitim hedeflemektedir. Öz değer olan ideal, ideoloji denen insana başkalarının biçtiği rolün yerini alacak ve ötekine egemen olmaya çalışma gibi olumsuz sonuçlara enerji harcanmayacaktır.  Demokratik bir eğitim ile eğiteni de eğitileni de kapsayacak köklü bir seferberlik olarak planlamıştır. Bu modelle gerçekleştirilecek olan demokratik eğitimin, her farklı yetenekte, farklı yapıdaki bireyin kendine zemin bulabildiği bir ortam hedeflenmektedir. Bireylerde var olan fiziksel ve moral değerler ve baskın özellikleri özgür eğitim ile anlamak, geliştirmek ve mükemmel noktaya taşımak amaçlanmıştır. Dış denetim olmadan, kendi iç denetimiyle kendi kendini yönetebilen yapısı, bireyin iç dinamiklerinden inanç, duygu, heyecan ve vicdan etkisiyle otokontrol yapılacaktır. Yani egemen otoriteye göre değil vicdan eğitiminin dinamiği ile başarıya ulaşılacaktır. Dolayısıyla eğitimli ve eğitimci caniler, anarşistler, dolandırıcılar, hırsızlar, dolandırıcılar v.b. yerine otokontrol yapabilen bireylerin oluşturacağı toplum hedeflenmiştir.

Bireylerin moral değerleri, bu eğitim modelinde, sürekli canlı tutularak, ciddi şekilde beslenecek ve sürekli desteklenecektir. Bediüzzaman’a göre, eğitim alanında baskı ve dışlayıcı tutum, ötekileştiren tavır, bilimsel ve insanlık gelişimini yavaşlatarak gerilemeye altyapı oluşturur. Medresetüzzehra ile doğmatik eğitim yerine özgürlükçü ve demokratik eğitim sistemi önerilmektedir. Medresetüzzehra’nın önemli hedeflerinden birisi de, o zaman meşrûtiyet olarak isimlendirilen, bugün demokrasi olarak tanımlanan anlamları, özgürlüğü, hak ve özgürlük bilincini topluma yerleştirmek ve kökleştirmektir. Yani meşrûtiyetin güzelliklerinin topluma mal edilmesinin kurumsal araçlarından birisidir. Özellikle İkinci meşrûtiyetin ilânından sonra Bediüzzaman’ın yaptığı çalışmalar ile meşrûtiyete şeriat namına sahip çıktığı, alkışladığı ve onu İslâmî değerlerle, Kur’ân referanslarıyla ve Asr-ı Saadetten örneklerle izah ederek içini doldurmuştur. Bu belki de İslam dünyasında bir ilktir. Üstelik bunun topluma yaygınlaştırılması için dev bir eğitim modeli geliştirmiştir. Medresetüzzehra işte bunun projelendirilmesidir.

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 97-106, Ankara. 

popüler cevapdünya atlası