Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir

Eklenme Tarihi: 03 Ağustos 2016

UmumNur talebelerine Üstad Bediüzzaman'ın vefatından önce vermiş olduğu en son derstir

Azizkardeşlerim,

Bizim vazifemizmüsbethareketetmektir.Menfîhareketdeğildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırfhizmet-i imaniyeyi yapmaktır,vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişimuhafazayı netice verenmüsbetiman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla,şükürlemükellefiz.

Meselâ, kendimimisalalarak derim: Ben eskiden beritahakküme veterzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımdatahakkümü kaldırmadığım, birçok hadiselerle sabit olmuş. Meselâ,Rusya'da kumandana ayağa kalkmamak,Divan-ı Harb-i Örfîde idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım,tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedirmüsbethareketetmek, menfîhareketetmemek vevazife-i İlâhiyeye karışmamakhakikati için, bana karşı yapılanmuamelelere sabırla, rıza ilemukabeleettim.Cercisaleyhisselâm gibi veBedir,Uhudmuharebelerinde çok cefa çekenler gibi, sabır ve rıza ile karşıladım.

Evet, meselâ seksen bir hatâsını mahkemede ispat ettiğim birmüdde-i umumînin yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi etmedim. Çünkü asıl mesele bu zamanıncihad-ı mânevîsidir. Mânevîtahribatına karşı sed çekmektir. Bununladahilîâsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.

Evet,mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet,âsâyişimuhafazaetmek içindir.وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىhttp://www.erisale.com/images/blank.gif(En'âm Sûresi, 6:164; İsrâ Sûresi, 17:15; Fâtır Sûresi, 35:18; Zümer Sûresi; 39:7.)düsturu ile ki "Bir câni yüzünden onun kardeşi, hanedanı, çoluk—çocuğu mesul olamaz" işte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimleâsâyişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvetdahile karşı değil, ancakhâricîtecavüze karşıistimaledilebilir.Mezkûrâyetindüsturuyla vazifemiz, dahildekiâsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki,âlem-i İslâmdaâsâyişiihlâl edicidahilîmuharebatancak binde bir olmuştur. O da aradaki biriçtihadfarkından ileri gelmiştir. Vecihad-ı mâneviyenin en büyük şartı davazife-i İlâhiyeye karışmamaktır ki, "Bizim vazifemiz hizmettir; neticeCenâb-ı Hakka âittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur vemükellefiz."

Ben deCelâleddin Harzemşahgibi, "Benim vazifemhizmet-i imaniyedir; muvaffaketmek veya etmemekCenâb-ı Hakkın vazifesidir" deyipihlâsilehareket etmeyi Kur'ân'dan ders almışım.

Haricîtecavüze karşı kuvvetlemukabeleedilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk çocuğu ganimet hükmüne geçer.Dahilde ise öyle değildir.Dâhildekihareket, müsbetbir şekilde mânevîtahribata karşı mânevî,ihlâssırrıylahareketetmektir. Hariçtekicihadbaşka,dahildekicihadbaşkadır. Şimdi milyonlarhakikîtalebeleri

Cenâb-ı Hakbana vermiş. Biz bütün kuvvetimizledahilde ancakâsâyişi muhafazaiçinmüsbethareketedeceğiz. Bu zamandadahilvehariçtekicihad-ı mâneviyedeki fark pekazîmdir.

Bir mesele daha var; o da çok ehemmiyetlidir.Hükm-ü Kur'âna göre, bu zamandamimsiz medeniyetinicabatından olarakhâcât-ı zaruriyedörtten yirmiye çıkmış.Tiryakilikle, görenekle veitiyadla,hâcat-ı gayr-ı zaruriye,hâcât-ı zaruriyehükmüne geçmiş.Âhirete iman ettiği halde, "Zaruretvar" diye vezaruretzannıyla dünyamenfaati vemaişetderdi için dünyayıâhirete tercih ediyor.

Kırk sene evvel, bir başkumandan beni bir parça dünyaya alıştırmak için bazı kumandanları, hattâ hocaları benim yanıma gönderdi. Onlar dediler:

"Biz şimdi mecburuz.اِنَّ اَلضَّرُورَاتِ تُبِيُ الْمَْظُورَاتِ(Zaruretlerharamıhelâleder.)kaidesiyle, Avrupa'nın bazıusullerini medeniyetinicaplarını taklide mecburuz" dediler.

Ben de dedim: "Çok aldanmışsınız.Zaruretsu-i ihtiyardan gelse,kat'iyendoğru değildir;haramıhelâletmez.Su-i ihtiyardan gelmezse, yanizaruretharamyoluyla olmamışsa zararı yok. Meselâ; Bir adamsu-i ihtiyarıylaharambir tarzda kendini sarhoş etse ve sarhoşlukla bir cinayet yapsa,hükümaleyhinecâriolur,mâzur sayılmaz, ceza görür. Çünkü,su-i ihtiyarıyla buzaruretmeydana gelmiştir. Fakat birmeczupçocukcezbe halinde birisini vursa,mâzurdur. Ceza görmez. Çünküihtiyarıdahilinde değildir."

İşte, ben o kumandana ve hocalara dedim: "Ekmek yemek, yaşamak gibizarurî ihtiyaçlar haricinde başka hangizaruretvar?Su-i ihtiyardan,gayr-ı meşru meyillerden veharammuamelelerdentevellüdedenhareketlerharamıhelâletmeyemedarolamazlar. Sinema, tiyatro, dans gibi şeylerdetiryakiolmuşsa, mutlakzaruretolmadığı vesu-i ihtiyardan geldiği için,haramıhelâletmeye sebep olamaz.

Kanun-u beşerîde bu noktalarınazaraalmış ki,ihtiyarharicindezaruret-i kat'iye ile,su-i ihtiyardanneş'eteden hükümleri ayırmıştır.Kanun-u İlâhîde ise, daha esaslı vemuhkembir şekilde buesaslartefrikedilmiş."

Bununla beraber zamanınilcaatıylazaruretler ortalıkta zannederek bazı hocalarınbid'alara taraftarlığından dolayı onlara hücum etmeyiniz. Bilmeyerek "Zaruretvar" zannıylahareketeden obiçarelere vurmayınız. Onun için kuvvetimizidahildesarfetmiyoruz.Biçare,zaruretderecesine girmiş, bizemuhalif olanlardan hoca da olsa onlara ilişmeyiniz. Ben tek başımla daha evvel aleyhimdeki o kadarmuarızlara karşı dayandığım, zerre kadarfüturgetirmediğim, ohizmet-i imaniyedemuvaffakolduğum halde, şimdi milyonlar Nur talebesi olduğu halde, yinemüsbethareketetmekle onların bütüntahkiratlarına, zulümlerine tahammül ediyorum.

Biz dünyaya bakmıyoruz. Baktığımız vakit de onlara yardımcı olarak çalışıyoruz. Âsâyişimuhafazayamüsbetbir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibihakikatler itibarıyla, bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.

Risale-i Nur'unneşri her taraftakanaat-i tammeverdi ki,Demokratlardine taraftardırlar. Şimdi bir risaleye ilişmek, vatan, milletmaslahatına tamamen zıttır.

Birmahremrisale vardı ki, omahremrisaleninneşrinimenetmiştim. "Öldükten sonraneşrolunsun" demiştim. Sonra mahkemeler alıp okudular,tetkikettiler, sonraberaatverdiler.Mahkeme-i Temyizoberaatitasdiketti. Ben de bunu dahildeâsâyişi temin için ve yüzde doksan beş mâsuma zarar gelmemesi için neşredenlere izin verdim. "Said,meşveretleneşredebilir" dedim.

Üçüncü mesele: Şimdiküfr-ü mutlak, öylecehennem-i mânevîneşrine çalışıyor ki, kâinatta hiçbirkâfirona yanaşmamak lâzım geliyor. Kur'ân'ın "rahmeten lil'âlemîn" olduğunun bir sırrı budur ki: Nasıl Müslümanlararahmettir; âhirete iman, Allah'a iman ihtimalini vermesiyle de, bütün dinsizlere ve bütün âleme venev-i beşererahmetolmasına birnükte, bir işarettir ki, o mânevî cehennemden dünyada da onları bir derece kurtarmış. Halbuki şimdi fen ve felsefenindalâletkısmı, yani Kur'ân'la barışmayan, yoldan çıkmış, Kur'ân'a muhalefeteden kısmı,küfr-ü mutlakıkomünistler tarzında neşre başladılar. Komünistlik perdesindeanarşistliği netice verecek birsurettemünafıklar,zındıklar vasıtasıyla ve bazımüfritdinsiz siyasetçiler vasıtasıylaneşirile aşılanmaya başlandığı için, şimdiki hayat, dinsiz olarakkabildeğildir, yaşamaz. "Dinsiz bir millet yaşamaz" hükmü bu noktaya işarettir.Küfr-ü mutlakolduğu zaman, hakikat-i halde yaşanmaz. Onun için,Kur'ân-ı Hakîm, bu asırda birmu'cize-i mâneviyesi olarak Risale-i Nurşakirtlerine bu dersi vermiş ki,küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karşı sed çeksin. Hem çekmiş. EvetÇin'i, hem yarıAvrupayı veBalkanları istilâ eden bucereyana karşı bizimuhafazaedenKur'ân-ı Hakîmin bu dersidir ki, o hücuma karşı sed çekmiş, busuretle o tehlikeye karşı çare bulmuştur.

Demek bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, yaHıristiyanve Yahudi,hususanbolşevikgibi olmak... Çünkü, birİsevi, Müslüman olsa,İsâ aleyhisselâmı daha ziyade sever. BirMûsevî, Müslüman olsa,Mûsâaleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman, Muhammedaleyhissalâtü vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez,anarşistolur; ruhunda kemâlâtamedarhiçbirhâletkalmaz. Vicdanıtefessüheder,hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur.

Onun için,Cenâb-ı Hakkaşükür,Kur'ân-ı Hakîminişârât-ı gaybiyesi ile, kahraman Türk ve Arap milletleri içindelisan-ı Türkî ve Arabîile bu asrı kurtaracak birmu'cize-i Kur'âniyenin Risale-i Nur namıyla bir dersiintişara başlamış. Ve on altı sene evvel altı yüz bin adamın imanını kurtardığı gibi, şimdi milyonlardan geçtiği sabit olmuş.

Demek Risale-i Nur,beşerianarşistlikten kurtarmaya bir derece vesile olduğu gibi, İslâmın iki kahraman kardeşi olan Türk ve Arabı birleştirmeye, bu Kur'ân'ın kanun-u esasîlerinineşretmeye vesile olduğunu düşmanlar datasdikediyorlar.

Madem bu zamandaküfr-ü mutlakKur'ân'a karşı çıkıyor.Küfr-ü mutlakta Cehennemden ziyade dünyada da daha büyük bir cehennem var. Çünkü, ölüm madem öldürülmüyor. Her günbeşerde otuz bin cenaze ölümün devamına şehadetediyor. Bu ölümküfr-ü mutlaka düşenlere, yahut taraftar olanlara, hem şahsınidam-ı ebedîsi ve bütün geçmiş, gelecek akrabalarının daidam-ı ebedîsi olarak düşündüğü için, Cehennemden on defa daha fazla dehşetli cehennem azâbı çeker. Demek o cehennemazâbınıküfr-ü mutlakla kalbinde duyuyor. Çünkü, her bir insanakrabasınınsaadetiylemesut,azabıylamuazzepolduğu gibi Allah'ıinkâredenlerinitikadlarınca bütün osaadetleri mahvoluyor, yerine azaplar geliyor. İşte bu zamanda, bu dünyada bu mânevî cehennemi insanların kalbinden izaleeden tek bir çaresi var. O daKur'ân-ı Hakîmdir. Ve bu zamanınfehmine göre onun birmu'cize-i mâneviyesi olan Risale-i Nureczalarıdır.

Şimdi Allah'aşükrediyoruz ki, siyasî partiler içinde bir parti, bir parça bunu hissetti ki, o eserlerinneşrine mâni olmadı;hakaik-i imaniyenin dünyada bircennet-i mâneviyeyiehl-i imana kazandırdığını ispat eden Risale-i Nur'a mümanâatetmedi,neşrinemüsaadekârdavrandı,nâşirlerine detazyikattan vazgeçti.

Kardeşlerim, hastalığım pek şiddetli; belki pek yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan—bazanmenolduğum gibi—menedileceğim. Onun için benim Nurâhiretkardeşlerim, "ehvenüşşer" deyip bazıbiçareyanlışçıların hatâlarına hücum etmesinler. Daimamüsbethareketetsinler.Menfîhareket vazifemiz değil... Çünküdahildehareketmenfîce olmaz. Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur'a zarar vermiyor, azmüsaadekârdır; "ehvenüşşer" olarak bakınız. Daha "âzamüşşer"den kurtulmak için, onlara zararınız dokunmasın, onlara fâideniz dokunsun.

Hemdahildekicihad-ı mânevî, mânevîtahribata karşı çalışmaktır ki, maddî değil, mânevî hizmetler lâzımdır. Onun için,ehl-i siyasete karışmadığımız gibi,ehl-i siyasetde bizimle meşgul olmaya hiçbir hakları yok...

Meselâ, bir parti bana binlervecihle sıkıntı verdiği halde, hattâ otuz senede hapisler de,tazyikler de olduğu halde, hakkımı helâl ettim. Ve azaplarınamukabil, obiçarelerin yüzde doksan beşinitezyifve itirazlara, zulümlere mâruz kalmaktan kurtulmaya vesile oldum ki,وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىhttp://www.erisale.com/images/blank.gif("Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." En'âm Sûresi, 6:164; İsrâ Sûresi, 17:15; Fâtır Sûresi, 35:18; Zümer Sûresi, 39:7.)âyeti hükmünce kabahat ancak yüzde beşe verildi. O aleyhimizdeki partinin şimdi hiçbir cihetle aleyhimizdeşekvâya hakları yoktur.

Hattâ bir mahkemede yanlışmuhbirlerin ve casuslarınevhamlarıyla bizi, yetmiş kişiyi mahkûm etmek içinsu-i fehmiyle, dikkatsizliğiyle Risale-i Nur'un bazı kısımlarına yanlış mânâ vererek seksen yanlışla beni mahkûm etmeye çalıştığı halde, mahkemelerde ispat edildiği gibi, en ziyade hücuma mâruz bir kardeşiniz, mahpus iken pencereden omüdde-i umumînin üç yaşındaki çocuğunu gördü, sordu. Dediler: "Bumüdde-i umumînin kızıdır." O mâsumun hâtırı için o müddeîye beddua etmedi. Belki onun verdiği zahmetler, o Risale-i Nur'un, o mu'cize-i mâneviyeninintişarına, ilânına bir vesile olduğu içinrahmetlereinkılâp etti.

Kardeşlerim, belki ben öleceğim. Bu zamanın bir hastalığı daha var; o dabenlik, enaniyet,hodfuruşluk, hayatını güzelce medeniyetfantaziyesiyle geçirmek iştihası, tiryakilikgibi hastalıklardır. Risale-i Nur'un Kur'ân'dan aldığı dersin en birinciesası benlik,enaniyet, hodfuruşluğu terk etmek lüzumudur. Tâihlâs-ı hakikîile imanın kurtarılmasına hizmet edilsin.Cenâb-ı Hakkaşükür, oâzamîihlâsı kazananların pek çokefradı meydana çıkmış. Benliğini, şan ve şerefini en küçük birmesele-i imaniyeye feda eden çoktur. Hattâ Nurunbiçarebirşakirdinin düşmanları dost olduğu vakit onunla sohbet etmek çoğaldığı için,rahmet-i İlâhiyecihetinde sesi kesilmiş. Hem de ona takdirle bakanlarisabet-i nazarhükmüne geçip onu incitiyor. Hattâmusafahaetmek de tokat vurmak gibi sıkıntı veriyor.

"Senin bu vaziyetin nedir?" diye soruldu. "Madem milyonlar kadar arkadaşların var; neden bunların hatırlarınımuhafazaetmiyorsun?"

Cevabendedi: "Madem mesleğimizâzamîihlâstır; değil benlik,enaniyet, dünya saltanatı da verilse,bâkibirmesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmekâzamî ihlâsıniktizasıdır. Meselâ, harp içinde, avcı hattında, düşmanın top gülleleri arasındaKur'ân-ı Hakîmin tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek birnüktesini tercih ederek, o gülleler içindeHabibkâtibine 'Defteri çıkar' diyerek at üstünde onükteyi yazdırmış. Demek Kur'ân'ın bir harfinin, birnüktesini düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş ruhunun kurtulmasına tercih etmiş."

O kardeşimize sorduk: "Buacipihlâsı nereden ders almışsın?"

Demiş: İki noktadan...

Birisi:Âlem-i İslâmiyetin enacipharbi olanBedirHarbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumuyla berabermücahidlerin yarısı silâhını bırakıp cemaathayrınaşerikolmak, iki rek'at sonra onlar da hissedarolsun diyeFahr-i Âlemaleyhissalâtü vesselâmbirhadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır. Madem harpte buruhsatvar. Ve madem cemaathayrı da sünnetolduğu halde, osünneteriayetetmek en büyük birhadise-i dünyeviyeye tercih edilmiş.Üstad-ı mutlakın böyle bir işaretinden birnüktecik alarak, biz de ruh ve canımızlaittibâediyoruz.

İkincisi:Kahraman-ı İslâmİmam-ı Aliradıyallahü anh,Celcelûtiyenin çok yerlerinde veâhirinde birhimayetçiistemiş ki, namaz içinde huzurunagaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum mânâsı hâtırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücumtasavvuru ile namazdaki huzuruna mâni olunmamak için, bir muhafız ifriti dergâh-ı İlâhîden niyaz etmiş.

İşte bubiçare, ömrü bu zamandahodfuruşlukiçinde yuvarlananbiçare kardeşiniz de, hemsebeb-i hilkat-ı âlemden, hemkahraman-ı İslâmdan bu iki küçüknükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur'ân'ınesrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhununmuhafazasını dinlemeyerek, Kur'ân'ın bir harfinin birnüktesinibeyanetmiş.

Said Nursi

popüler cevapdünya atlası