Birey ve Toplum İçin Model Şahsiyet Hz. İbrahim

Eklenme Tarihi: 24 Eylül 2013 | Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2017

Yüzyılda dünya küçük bir köye dönüştü. Artık mesajlarımızı evrensel dil ve metotlarla aktarmak zorundayız.Bu anlamda Hz. İbrahim ve İbrahimî geleneği yeniden okumak ve değerlendirmek zorundayız.Hz. İbrahim (as), Kur’ân-ı Kerim’de ismi en çok geçen peygamberlerden biridir. 136 kere geçmekle Hz. Musa birinci sırayı alırken, 69 kere zikredilmekle Hz. İbrahim, ikinci sırayı tutar.[1] Hz. İbrahim üç semavi dinin kavşak noktasında yer alır. İsa Mesih, “Bizim babamız Abraham’dır” diyen Yahudilere; “Abraham’ın çocukları olsaydınız, Abraham’ın yaptıklarını yapardınız, der. Eğer Abraham’ın izinde gitmezlerse ayrıcalıklarının olamayacağını belirtir. Pavlos Romalılara yazdığı mektupta ise; Abraham’ın soyundan gelmekten ziyade onun izinden gitmenin mühim olduğu ifade edilir.[2]  Yeni Ahid’in Yakup’un mektubu adlı kitabında, sadece imanın yeterli olmadığı, imanın eylemlerle birlikte etkin olduğu, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı sunağın üzerinde Tanrı’ya adama eylemiyle imanını ortaya koyarak aklandığı ve Tanrı dostu unvanını aldığı anlatmakta; “ruhsuz beden nasıl ölü ise, eylemsiz imanın da ruhsuz beden gibi ölü olduğu” zikredilmektedir.[3] Hz. İbrahim’in imtihana tabi tutulmasının zirve noktası İshak’ın (İsmail’in) kurban edilme emridir.[4]

İbrahimî Kültür

Tevhid inancının sembolü olarak Hz. İbrahim’in getirdiği âlemşümül mesaj, buradan fışkırmaya ve kaynamaya başlamıştır. Bu âlemşümül mesaj 3500 seneye yakın veya aşkın zamandan beri bu yeryuvarlağı üzerinde yaşayan sayısızca insanın kaderini tayin etmiş ve gönlünü fethetmiştir. İlahi mesajın daha iyi anlaşılması için Kur’an-ı Kerim’de bazı kavim ve peygamberlerin kıssalarına yer verilmiştir. Bu kıssalar incelendiğinde, erdemli bir toplumun inşası çabasının verildiği görülecektir. Mesela Hz. Nuh’un (a.s) kavmi sapık ve mağrurdur. Hz. Lut’un (a.s.)  kavminde sefahat ve fuhuş yaygındır. Ad kavminde güç ve kuvvet, Semud kavminde dünya nimetlerine perestiş ve gurur, Medyen ahalisinde ölçü, tartı ve muamelelere hile karıştırma, İsrail oğullarında da inat ve taassub vardır.[5] Hz. İbrahim hem kendi toplumunun hastalıklarıyla hem de insanlığın genel hastalığı olan şirkle mücadele etmiştir.

İbrahimi kültür, Bireysel ve Toplumsal Mesajlar İçerir  

Üsve-i Hasene /model şahsiyet-güzel örnek

Sosyal Sistemi İhya Etmek

Sosyal sistemde egemen sınıfın üç çehresi vardır. (Zer-Zor-Tezvir) Altın-İktidar-Hile. Kur’an-ı Kerim’de Firavun iktidarı, Karun sermayeyi, Bel’am ise sahte, aldatıcı dini temsil eder.  Bu üç sınıftan birincisi istibdat (haksızlık), ikincisi, istismar (sömürü), üçüncüsü istihmar (beyinlerin dondurmak/ donuklaşması). Hz. İbrahim putları kırarak, donmuş beyinleri canlandırmış, ayrımcı ve saptırıcı çelişkileri yok ederek insanlığın tevhidini sağlamıştır. Hz. İbrahim’in babası ve toplumunun inançlarına karşı duruşu, tevhit mücadelesiyle, değiştirilen sosyal hayatın yönünü, fıtri yöne çevirmiştir.   

Birey ve Toplum İçin Model Şahsiyet Hz. İbrahim

Hz. İbrahim’in öyküsü, tarih karşısında yalnız başına duran bir insanlık öyküsüdür. O, bu öyküye, tevhitle başlamıştır. Aslında İslam’da da her eylem Tevhit ile ilişkilidir ve onunla anlam kazanır. İlim, irfan ve ahlak gibi insani değerler onunla anlamlı hale gelir. Öyküye Tevhit ile başlamak, yaratıcının üflemesiyle canlanan çamur veya balçığa, özünü ve emaneti hatırlatmaktır. Kendini tanımak ve tanıtmaktır. Aslında kendini tanımak, özünü bilmek; kurtuluştur. Yaratıcının üflemesiyle hayat bulan balçığın, farkına varmak; kurtuluştur. Sapkın, aldatıcı ve yanlış anlayışlardan arınmak; kurtuluştur. İşte İbrahimî kültür; özü anlamak, kavramak ve özde yaşamaktır. Sapkın anlayışları düzeltmek, duyguları, eğilimleri, dini anlayış ve yorumları sahih bir formata dönüştürmektir.   Tüm dinler, Hıristiyanlık, Veda, Buda, Çin dini vs hep bir kurtuluşun peşindedir. Veda Bilgiyi, Zerdüşt ahlakı, Taoizm aşkı, Buda huzuru, Mesih sevgiyi kurtuluşun anahtarı olarak görür. Tüm bu anlayışlar doğrudur; bilmek, ahlak, aşk, muhabbet kurtuluştur. Kur’an “Allah’tan başka İlah yoktur deyin ve kurtulun” der. Çünkü ona göre kurtuluşun özü, kaynağı tanımak, bilmek ve tüm değerler okyanusunun farkına varmak ve onunla anlam kazanmaktır. Özü bilmek, Allah için sevmek, Allah için dost olmaktır. Özü bilmeden bilgiyi, ahlakı, aşkı, muhabbeti inşa edemeyiz. Ali Şeriati, aşık olmak bir sevdadır, der. Sevda ise hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekir. Aşk tanımaksızın kıymetsizdir, tanıma ile birlikte anlamlı hale gelir. Görev tanımak ve bilmektir. Bu anlamda insanın kendini ve yaratıcıyı tanıması sadakattir. Sadakat, doğru düşünmek, doğru konuşmak, doğru davranış sergilemek ve aynı zamanda doğruluğu kalpte korumak demektir.

İbrahimî mesaj, öze sadık kalmak, sapmaların önüne geçmektir. İbrahimî mesaj, insanlık fıtratını kendi çıkarları doğrultusunda manipüle edenlerle mücadele etmektir, sapmaları önleyerek kötülük ve şerri önlemektir. (Bediüzzaman’da sapmaları önlemek için iman hizmetini özne yapmıştır). Sapmaların esiri olma noktasına gelmiş biri için bu an bir ganimet anıdır. Gönlünce istediği her şeyi yapar. Varlık anlamını yitirirse, yeryüzünde her şey meşruluk kazanır. İbrahimi mesaj anlamını yitiren varlık dünyasına, yaratıcıyı anlatmaktır. İbrahimi mesajın öznesi olan Tevhidi tanıyıp bilmeden huzur, bilgi, aşk, ahlak ve sevgi derinlikten yoksun, anlamsız ve değersizdir.   

Kur’an’da insana bakınız, topraktan, çamurdan, hamein mesnun/şekillenmiş balçıktan yaratıldığını söyler ve kökümüzü tabiata bağlar. Diğer bir tarafta ise bizim bir damarımızı Allah’a dayandırır. Ona ruhumdan üfledim. Birbiriyle uyum içinde Allah-Tabiat-İnsan üçlüsüne yönlendirme yapılmakta ve Allah’a doğru hareket edilmektedir. Allah bu üçgenin hâkimidir. İbrahimî mesaj bu hâkimi tanımak ve bilmektir.

Üsve-i Hasene /model şahsiyet-güzel örnek/ Hz. İbrahim, halim, evvâh ve münib oluşu

Kur’an-ı Kerim’de “Muhakkak ki, İbrahim, halim, evvâh ve münibtir” ifadesi yer almaktır. Halim; hilm sahibi, itidalli ve sakin hareket eden, öfkesini yenen, yumuşak huylu, toleranslı, akıllı kişileri vasıflandırmak içim kullanılan bir kelimedir.[6]

Evvâh; samimiyet ve huşu içinde çok dua edip yalvaran, rikkatli (kibar, nazik, ince, karıncayı incitmekten korkan) manalarına[7] gelir. Bu vasıf, Kur’an-ı Kerim’in iki yerinde[8] sadece Hz. İbrahim için zikredilmiştir.

Münîb; Kur’an-ı Kerim’de 7 kez geçmekle birlikte, Hz. İbrahim için bir defa kullanılan bir kavramdır.[9] Allah’a yönelen ve sığına, tevbe edip ihlâsla Allah’a dönen, anlamlarına gelir.

Hz. İbrahim’ın Halil Oluşu

Kur’an-ı Kerim’de: “Allah, İbrahim’i dost edinmiştir” ifadesi yer almaktadır. Halil; sadakat ve kalbin derinliklerine işleyen muhabbet, sırdaş anlamına gelen “hullet” mastarından türemiş bir kelime olup, “Halilullah”da “Allah’ın çok sevdiği kişi” anlamına gelir.[10] Hz. İbrahim, hayatı boyunca başından geçen her olay ve durumda, kalbindeki Allah sevgisiyle hareket etmiş, O’nun rıza ve muhabbetini her an gözetmiştir. Allah’ın dostu olmak böylesi bir duygu yoğunlu olsa gerek.

Elmalı’ya göre Halil, hiçbir haleli olmayan sevgi manasına hulletten alınmıştır. Allah’ın Hz. İbrahim (as)’ı Halil edinmesi, onu bir Halil gibi özel seçim ile şereflendirip mazharı esrarı rabbani kılmış olmasından mecazdır.[11] Allah’ın Hz. İbrahim (as)’i halis bir dost edinmesi demek, Hz. İbrahim (as)’i dost gibi ilahi sırlara vakıf kılmış olmasıdır. Bu sıfatın veriliş sebebi, Hz. İbrahim (as)’ın Allah’a şiddetle muhabbeti, Allah’ın rıza ve muhabbetini celbeden ibadetlerde bulunmasıdır. Halillullah vasfının bir başka anlamı ise insanlara ihsanda bulunması, karşılığında bir şey istememesidir.[12] Hz. Peygamber Efendimiz (sav) onun Halil sıfatını vurgulayarak şöyle buyurmuşlardır: “Her peygamberin peygamberlerden dostları vardır. Benim dostum ceddim ve Rabbimin Halili olan İbrahim’dir”. [13] 

Hz. İbrahim’in Sıddık (Doğru Sözlü) Oluşu

Bu mânâdaki sadakat, izafî bir tabir olup belli bir ölçüsü de yoktur. Sıdk sıfatı da; tıpkı ismet, emanet, tebliğ ve fetanet gibi, enbiyânın sahip olduğu sıfatlardandır. Nebilerden sonra en büyük sıddîk, Hz. Ebû Bekir'dir. “Sıddîk”, bağlı bulunduğu şeyi her şeye tercih edecek kadar dengeli ve temkinli olan ve bütün hayatını ona göre programlayıp yaşayan insan ise Hz. Ebû Bekir en büyük sıddîktir.

Hz. İbrahim’in Önder (İmam) Oluşu

İmam; kendisine uyulan, tâbi olunan örnek kimse, reis, önder; takip edilen yönelinen yol demektir.[14] Dinî anlayışlarında büyük farklar olmasına rağmen; Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman, Hz. İbrahim’in önderliğinde birleşirler.

Tevazu ve İhlasla Allah’a Yönelmek Ya da İnâbe

İsfehani, “İnâbe”yi şöyle tarif ediyor: Tevbe ve ihlâslı amel ile Allah’a yönelmektir. Hz. İbrahim’in ihlâsla tövbe edip yalvardığı için onun hakkında şöyle buyrulmuştur: “İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, Allah’a yönelen birisi idi.

Şükreden ve Çok Dua Eden Bir Kul olması

Şükür zor iştir. Bunun için Kur’an da şükründen dolayı iki kişi övülmüştür. Birisi Nuh (as), diğeri Hz. İbrahim (as)’dır. Peygamber Efendimize çok ibadet ettiği için müdahale eden Hz. Aişe annemize, “çok şükreden bir kul olmayayım mı?”[15] şeklinde cevap vermişlerdir.

Temiz Kalbli Olması

Hz. İbrahim (as)ın vasıflarından birisi de temiz oluşudur. Nitekim kalbini kin, haset ve buğzdan uzak tutarak, herkes için hüsn-ü zan besleyen iyi niyetli kimseler olması gerekir.

Misafirperver Olması

Hz. İbrahim (a.s.)’in en çok meşhur olduğu vasıflardan birisi de misafirperverliğidir. “Halil İbrahim Bereketi” Halil Sofrası” gibi tabirler cömertlik ve misafirperverlik için alem olmuşlardır.

Allah İçin Hicret

Hz. İbrahim’in Allah için Hicret, kalb-i selim’le Allah’a kavuşmak[16], gibi başka mümtaz yönleri de vardır.

 Vefalı Bir İnsan Olması

Vefa da, tıpkı sadakat gibi ölçüsü tam bilinemeyen izafî bir tabirdir. Vefalı olmak, bir taraftan sadakat gereken zata karşı o his ve tavrımızı korumak, bir diğer taraftan sorumluluğumuzun şuurunda olmak ve onun gereklerini yerine getirmek, bir başka zaviyeden de, onun teveccühü ölçüsünde ona teveccühte bulunmak demektir. Kur’an-ı kerim’de Hz. İbrahim’in vefası övülmüş; “Ahdine vefa gösteren İbrahim”[17] şeklinde bahsedilmektedir.

İbrahimî Mesajın Urfa’da Yansımaları

İnsanlık tarihinde üç büyük kültür intikali ile karşılaşmıştır. Bunlardan birincisi MÖ IX. Yüzyıl ile MÖ. III. Asır arasında Grek adalarında gerçekleşmiştir. Grekler, insanlığın ürettiği bütün bilgi değerlerini, birikimlerini bir araya toplayarak yeni bir düşünce şekli ve formu gerçekleştirmişlerdir. Biz buna Grek düşüncesi diyoruz. Antik kültürlerin bir derlenişi ve süzgeçten geçirilişinden ibarettir.

İkinci kültür intikali Yunan düşüncesinin eski medeniyetlerden tevârüs ettiği fikirlerin ve bilginin VIII. Asırla IX. Asırlar arasında gerçekleşmiş olan Grekçe’den Süryani’ceye, Süryanice’den Arapça’ya aktarılan ve yeni bir düşüncenin insanlığın ufkunda parladığı İslam düşüncesinin ortaya çıkardığı kültür geçişidir. Burada Grekçe’den eserler Arapça’ya tercüme edilmiş, Süryanice’ye tercüme edilmiş sonra Arapça’ya tercüme edilmiştir.

M.S. XI. Asırla XIII. Asır arasında İspanya’da Güney Fransa’da yapılan tercümelerle, Arapça’dan da Batı’ya intikal eden bilim ve kültür intikalidir. Bu geçişle uyuyan batı dili uyanmış ve Rönesans hareketi ortaya çıkmıştır.

Bu üç büyük kültür intikalinden ikincisinin gerçekleşmesinde Urfa ve Harran özne konumundadır. Büyük İskender’in MÖ. 323 yıllarında başlattığı doğu seferi ile birlikte gerçekleştirdiği Helenistik düşünce akımının temsilcileri Suriye bölgesine gelmişler ve burada yeni bir fikrin yeni Helenistik düşüncesinin bir odağını kurmaya çalışmışlardır. Urfa bu odaklar arasında yer alan bir şehirdir. Urfa’da pek çok Süryani mütercim Grekçe eserleri, Yunan felsefesi, antik bilimleri ve düşünce ürünlerini burada Süryanice’ye intikal ettirmiş, bir süre sonra bu çalışmalar burada Arapça’ya aktarılmıştır.

Urfa yalnız bir peygamberler şehri değildir. Üç dinin kutsal saydığı bir şehirde değildir. O, aynı zamanda bilim ve düşünce tarihinde uğrak yerlerinden bir tanesidir.

Kutsal Kitaplarda Urfa ve çevresinden bahsedilmesi:

Eski Ahid’de Nuh oğlu Sam’a dayandırılan Hz. İbrahim’in soy kütüğü; Nuh-Sam Arpakşad-Şelah-Eber-Peleg-Reu-Seruc-Nahor-Terah

Müslüman tarihçiler ise; küçük farklılıklarla Hz. İbrahim’in nesebini: Nuh-Sâm-Erfahşed (Arpakşad)-Fînan (Kaynan)-Şâleh (Şelah)-Âbir (Eber)-Fâliğ (Peleg)-Erğu (Reu)-Sârûc(Serûc)-Nâhor-Târih (Terah)-İbrâhim (İbn Kesir, el Bidaye, Sa’lebi, Kısasu’l-Enbiya, İbni Sa’d, Tabakat, Taberi, Tarihu’r-rüsul)

İbrahimi mesajlar, her ne kadar, bütün Müslümanların müşterek değerleri ise de Urfalıların, daha bir alaka göstermeleri, sahiplenmeleri gerekmektedir. Genelde tüm Müslümanlar özelde Urfa’nın Hz. İbrahim’in maneviyatını, kardeşliğini, hasbiliğini, plan ve programını alarak dönsünler. İbrahimi tevhidi hissetmek, koklayabilmek, onunla hemhal olmak. Hz. İbrahim adına Urfa’da bir zaviye ve vakfiye bulunmaktadır. Mevlid-i Halilürrahman Zâviyesi. Hz. İbrahim Peygamberin doğduğu varsayılan mağaranın yanında yer alan mescit, imaret ve hazineden oluşan topluluğun bir parçası olan zâviyedir. Ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. 1518 tahririne göre vakfın gelirleri arasında gayrı menkul kiraları, vakfa ait köy ve mezralar yer aldığı görülmektedir. Ayn-ı Halilürrahman Zâviyesi, Balıklı Göl’ün Güneybatısında yer alan cami, medrese ve hazireden oluşmaktadır.  Ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte, Cami minaresinde yer alan kitabeden Eyyübi Meliklerinden Melik Eşref Muzafferüddünya ve’ddin Ebu’l Feth Musa adına 1211 yılında inşa edilmiştir.  

Bediüzzaman Hazretleri, hem madem Risale-i Nur’un mesleği hıllettir ve Urfa ise İbrahim Halilullâh (a.s)’ın bir menzilidr. İnşallah bu meslek-i İbrahimiye orada parlayacaktır, der. Hem ihtimal-i kavidir ki, bu dehşetli, semli (zehirli) hastalıklardan kurtulsam gelecek kışta Urfa’ya gitmeyi cidden arzu ediyorum.  

Bediüzzaman’ın Urfa’ya Gelişi ve Urfalıların Misafirini Bağrını Açması

Ramazan ayı geldiğinde, Bediüzzaman ağır hastaydı. Takvimler 19 Mart 1960 tarihini gösteriyordu. Said Nursi, yanındaki talebelerine Urfa’ya gitmek istediğini söyledi. Arabası hazırlandı ve 82 yaşındaki Bediüzzaman ağır hasta haliyle arabanın arka koltuğunda yola çıktı. 20 Mart’ta yağmurlu bir havada başlayan bu yolculuk, onun son yolculuğuydu. 21 Mart günü Urfa’ya ulaşıldığında talebeleri kendisine Halilürrahman Dergahı’nı göstermek istediler. Ama o yürüyemeyecek kadar ağır rahatsızdı. Onu şehrin en iyi oteli olan İpek Palas Oteli’ne yerleştirdiler. Bu arada otele gelen polisler, İçişleri Bakanı’nın emriyle derhal Isparta’ya geri dönmeleri gerektiğini tebliğ ettiler. Bunu duyan halk otelin önüne toplandı. Polis, Bediüzzaman ve yanındaki talebelerinin ısrarla Urfa’dan ayrılmalarını istiyor ve Ankara’nın emrini hatırlatıyordu. (Bu baskı sürerken Bediüzzaman, 23 Mart 1960 günü, 27 numaralı odada sabaha karşı vefat etti.) Mehmet Hatipoğlu mecliste bulunduğu süreçte yemin etmek dışında kürsüye çıkmadığı anlatılır. 22 Mart 1960 günü İpek Palas Oteli’nin kapısına dayanarak Urfa’nın misafiri olan Bediüzzaman Said Nursi’yi il dışına çıkmaya zorlayan emniyet müdürü ve valisine karşı direnmiş; “buradaki insanları öldürmeden otele giremezsin müdür” diyerek karşı çıkmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi 23 Mart 1960’da Urfa’da vefat eder.Çolak Aziz Hafız’ın oğlu komiser Hamid Belli 1329 doğumlu. Hafız, mevlithan, gazelhan, hatta İstanbul gazelhanı diye tanınırmış. Bediüzzaman vefatı ardından Yusuf Paşa Camiinde okunan mevlitte bir aşir okuduğu için tenzili rütbe olur.  Urfalılar aynı kadirşinaslığı Menderes’e de gösterir. 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edilmesi ardından darbecilere rağmen Urfalılar Yusuf Paşa camisinde mevlit okuturlar.

Kentte İbrahimî geleneğin misafirperlik, vefa, dostluk, tevazu, kanaatkâr, halim ve münip oluş gibi izleri görmek mümkündür.

 

[1] İbrahim Canan, “Hz. İbrahim’den Kur’an’i Mesajlar”, I. Hz. İbrahim Sempozyumu Bildirileri”, s. 89.

[2] Elçilerin işleri, 7/1-8;Romalılara mektup 4/13-17.

[3] Yakup 2/14-26.

[4] John Van Seters, “Abraham”,ER,I, s. 16.

[5] Yıldırım, s.  43,44.

[6] Zebîdî, Tacu’l-Arûs, VIII, s. 256; İsfahânî, Müfredât, s. 184-185.

[7] İsfahânî, Müfredât, s.40;İbnu Hacer, a.g.e., VI, s. 448.

[8] Hud, 11/75

[9] Hûd 11/75

[10] İsfahânî, Müfredât, s. 219-220; Zebîdi, Tâcu’l-Arûs, VII, s. 308.

[11] Elmalı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1960, III, 1476-1477.

[12] Mustafa Baktır, “Kur’an’da Tanıtılan Model Şahsiyet, Hz. İbrahim (a.s.)”, I. Hz. İbrahim Sempozyumu Bildirileri”, s. 59-66.

[13] Tirmizi’den Aktaran Mustafa Baktır, s. 67.

[14] İsfahânî, s. 28.

[15] Ahmed b. Hanbel, IV, 251, VI, 115.

[16] Saffat/99.

[17] 53/Necmi 37.

popüler cevapdünya atlası