Bir Medeniyetin Eleştirisi: Medeniyet-i garbiye-i hazıra (Batı Medeniyeti)

Eklenme Tarihi: 31 Aralık 2016 | Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2016

Serdar BİLGİN

Risale Akademinin Medresetü'z-Zehra Müzakereleri devam ediyor, hepsi birbirinden kıymetli Bilim İnsanlarının Medresetü'z-Zehra Müzakerelerine sundukları katkılar ile ufkumuza yeni kapılar aralıyoruz. Sayın Ediz SÖZÜER’in Medresetü’z-Zehra’nın uygulamalı bir modeli-Risale-i Nur nasıl ders kitabı olarak okutulabilir? Medresetü'z-Zehra hayali nasıl gerçekleşecek?” adlı yazıları da bu müzakere sürecine ciddi bir katkı olmuştur. Kendi adıma istifade ettim.

Geçen yazımda Medeniyet-i fuzlanın esasları üzerinde durmuştum. Bu yazımda Batı Medeniyetine yönelik bir eleştiriyi dillendirmeye çalışacağım inşallah.

Mukayese

Medeniyet-i garbiye-i hâzıranın ruhu Roma dehâsı, Medeniyet-i fuzlanın ruhu hidayettir. Hüdâ semâdan indi, dehâ zeminden çıktı. Hüdâ kalbde işliyor; dimağı da işletir. Dehâ dimağda işler; kalbi de karıştırır. Hüdâ ruhu eder tenvir, taneleri sünbüllettirir. Karanlıklı tabiat onunla ışıklanır. İstidad-ı kemâli birden bire yol alır. Nefs-i cismanî yapar hizmetkâr-ı emirber. Melek-simâ ediyor insan-ı himmetperver. Dehâ ise, evvelâ nefs u cisme bakıyor, tabiata giriyor, nefsi tarla ediyor. İstidad-ı nefsanî neşvünemâ buluyor. Ruhu eder hizmetkâr; taneleri kuruyor. Şeytanın simasını beşerde gösteriyor. Hüdâ, hayateyne saadet veriyor, dâreyne ziya neşrediyor. İnsanı yükseltiyor. Deccal-misal dehâ-yı a'ver, bir dâr ile bir hayatı anlar, maddeperest olur ve dünyaperver. İnsanı yapar birer canavar. Evet, dehâ sağır tabiata tapar. Kör kuvvete fermanber. Fakat hüdâ şuurlu san'atı tanır, hikmetli kudrete bakar. Dehâ zemine küfran perdesi çeker. Hüdâ, şükran nurunu serper. Bu sırdandır, dehâ a'mâ-i asam (kör sağır); hüdâ semî-i basîr (duyan gören). Dehânın nazarında, zemindeki nimetler sahipsiz ganimettir. Minnetsiz gasp ve sirkat (çalıntı), tabiattan koparmak, canavarca his verir. Hüdânın nazarında, zeminin sinesinde, kâinatın yüzünde serpilmiş olan niam, rahmetin semerâtı. Her nimetin altında bir yed-i muhsin (ihsan eli) görür, şükran ile öptürür.

Düşünme Tablosu

Medeniyet-i garbiye-i hâzıra

Medeniyet-i fuzla

Ruhunda Roma dehâsı var.

Ruhunda hidayet var.

Zeminden çıktı.

Semâdan indi.

Dimağda işliyor; kalbi de karıştırıyor.

Kalpte işliyor; dimağı da işletiyor.

Maddi terakki var, evvelâ nefs u cisme bakıyor, tabiata giriyor, nefsi tarla ediyor. Ruhu maddeye hizmetkâr ediyor, şeytanın simasını beşerde gösteriyor.

Manevi terakki var, ruhu tenvir eder, taneleri sünbüllettirir. Karanlık tabiat onunla aydınlanır. Nefs-i cismanîyi hizmetkâr-ı emirber yapar, insanı Melek-simâ eder.

İstidad-ı nefsanî neşvünemâ buluyor, nefsi yükseltiyor, insanda, toplumda ve kainatta çatışma var.

İstidad-ı kemâl neşvünemâ buluyor, insanı yükseltiyor, insani terakki, kemal, düzen var.

Beni inşa ediyor.  Egoizm var.

Bizi inşa ediyor. Tevhit var.

Deccal-misali ufku dâr bir hayatı anlar, maddeperest, dünyaperver olur, insanı bir canavar yapar. Ölümü i’dam-ı ebedi tahayyül eder.                   

Hayateyne (iki hayata) saadet veriyor, dâreyne (iki dünyaya) ziya neşreder, baki bir alem tahayyül eder.

Şuurlu san’ata ve hikmetli kuvvete kördür.

Şuurlu san'atı tanır, hikmetli kudrete bakar.

Zemine küfran perdesi çeker. O nedenle a'mâ-i asam (kör sağır).

Zemine şükran nurunu serper. O nedenle semî-i basîr (duyar görür).

Nazarında, zemindeki nimetler sahipsiz ganimettir. Minnetsiz gasp ve sirkat (çalarak), tabiattan kopararak, canavarca his verir.

Nazarında, zeminin sinesinde, kâinatın yüzünde serpilmiş olan niam, rahmetin semerâtı. Her nimetin altında bir yed-i muhsin görür, şükran ile öptürür.

Su-i istimâlât ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havâic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurîhâcatlar hükmüne getirmiştir.

Medenî insanın tam muhtaç olduğu, zarurî hâcatlar hükmü esastır.

İnsanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Biçare avâm ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-i beşeriyeyi zîr ü zeber etmiştir.

Kur'ân'ın kanun-u esasîsi olan "vücub-u zekât, hurmet-i riba (faizin haramlığı)" vasıtasıyla avâmın havassa karşı itaatini ve havassın avâma karşı şefkatini temin etmiştir.

Sa'yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesatı dinlemek meylini verdiği için, sa'yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisatsızlık yoluyla sefahete, israfa, zulme, harama sevk ediyor.

Kur'ân'ın kanun-u esasîsiyi dinliyor, güzelliği görüyor, güzel düşünüyor, helale yöneliyor.

Değerlendirme

Bir misal ile giriş yapmak istiyorum.“Hz. Ebubekir (r.a) bir gün bir ceviz için kavga eden çocukların arasına girer. Durun, ben ikinize de pay edeyim der. Cevizi kırar içi boş çıkar. Mübarek çocuklara döner : “Biliyor musunuz? Uğruna dövüştüğünüz dünya bu işte…Medeniyet-i garbiye-i hazıra (şimdiki Batı medeniyeti) dünya için dövüştüğünden bir irşat ve ışık kaynağından mahrumdur ve küresel dünyayı etkileyen bu medeniyet bugün içinde bulunduğumuz ahlaki çöküntünün müsebbibidir. Heves serbest, hevâ da hür olmuştur. Arzularımız dibi delik fıçı gibidir. Hiç dolmaz. İnsanın bir vadi dolusu altını olsa, ikincisini de ister. Hevanın hür olması, insanı ve onun inşa ettiği (Batı) medeniyeti de canavarlaştırmış,  heves tahakküm etmiş, hevâ da müstebit olmuştur. Gayr-ı zarurî hâcâtı (zaruri olmayan ihtiyaçları), havâic-i zarurî (zaruri ihtiyaç) hükmüne geçirmiştir. Bedâvette (köyde) bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç ve fakir etmiştir. Bu muhtaçlık da hırsı ve çatışmayı doğurmuş, mutsuz bir toplumu ve dünyayı ortaya çıkarmıştır. Küresel dünyada yaşadığımız savaşların ve terörün asıl nedeni, doymayan bir insana ve medeniyete hizmet eden toplumsal yapıdır. Medeniyet-i garbiye-i hazıra nefs-i emmarenin hareketlerini dizginleyecek, arzularına ve de isteklerine sınır koyacak bir kaynaktan mahrum olduğu gayet açıktır ve beşerin harama-hileye yönelmesi, ahlâkın bozulması gibi sorunları üretmiştir. Şeriat-ı Ahmediyenin (a.s.m.) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise ki, medeniyet-i hazıranın inkişâından (dağılmasından) inkişaf edecektir. Çünkü onun menfi esasları yerine, müspet esaslar vaz' etmektedir.

popüler cevapdünya atlası