BİR MANEVİ VAROLUŞ DÖNEMİ: KASTAMONU LAHİKASI

Eklenme Tarihi: 11 Ağustos 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim ÜyesiProf.Dr. Bilal SAMBUR'un Kastamonu Lahikası Sempozyumu tebliğidir

Giriş

Tek Parti dönemi, insan hakları, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğünün bütünüyle kaldırıldığı yıllardır. Otoriter ve totaliter tek Parti dönemi, toplumun bütün kesimlerine, özellikle dindarlara hiçbir hayat hakkı tanımamış, dindar insanların bütün haklarını ortadan kaldırmıştır. Hayatı boyunca Tek Parti zihniyetinin baskısına maruz kalan Said Nursi, Kastamonu’ya sürgüne gönderilmiştir. Said Nursi’yi Kastamonu’ya sürgüne gönderen zihniyetin esas amacı, Nursi’yi ve fikirlerini canlı canlı gömmek ve ölüme terk etmektir. Nursi, Kastamonu yıllarında bütün Anadolu’yu saracak Nur ağını örgütlemiştir. Kastamonu Lahikası, Anadolu’da örgütlenen Nur hareketinin zihniyetini, ilişkilerini ve gayretlerini anlatan büyük bir tarihsel dökümandır.

Kardeş olarak Eşitlik ve İlişki

Said Nursi, talebelerini kardeş ve dünya-ahiret hayatında ebedi arkadaş olarak değerlendirmektedir. Nursi, talebelerine Kur’an hizmeti davasında ebedi yoldaşlar olduklarını sürekli olarak vurgulamaktadır. Said Nursi, talebeleriyle kurduğu manevi ve uhrevi kardeşlik ve yoldaşlık bağını şu ifadeleriyle net olarak ortaya koymaktadır: “Azîz, Sıddık, Mübarek Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur'aniye ve Îmaniyede İhlaslı ve Şanlı Arkadaşlarım!” Bir başka yerde Nursi, talebelerinin moral ve motivasyonunu arttıran yüksek bir pozisyonla onlara hitapda bulunmaktadır: “Azîz, Sıddık, Mübarek Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur'aniyede Çalışkan ve Kuvvetli Arkadaşlarım ve Tarîk-ı Hakta ve Berzah Seyahatında ve Âhiret Yolunda Nuranî Yoldaşlarım!” Nursi’nin söyleminde kullanılan bu sıfatların ve hitapların amacı, talebelerinin Risale-i Nur hizmetindeki çabalarını arttırmaktır. Nursi, talebeleri arasında Risale-i Nur talebesi olmanın Kur’an’a hizmet etmek anlamına geldiği konusunda yüksek bir farkındalık düzeyi oluşturmak istemektedir. Kur’an davasına adanmışlık temelinde Said Nursi ve arkadaşları arasında kardeşlik, arkadaşlık ve yoldaşlık ilişkisi kurulmuştur.

Yalnızlığa İlaç: Risale-i Nur

Nursi, sürgün, yalnız ve marjinaldir. Ancak zor zamanda Said Nursi’nin yalnızlığını gideren en büyük faaliyet, Risale-i Nur hizmetidir. Nursi, insanlıkla ve toplumla ilişkisini Risale-i Nur üzerinden gerçekleştirmektedir. Risale-i Nur, evrensel düzeyde bir sosyalleşme faaliyetidir. Arkadaşlarının yaptığı Risale Nur çalışmaları sayesinde Said Nursi kendisini hiçbir şekilde yalnız hissetmemektedir. Risale-i Nur hizmeti sayesinde Nursi, Risale-i Nur’un sahipsiz olmadığını görmekten dolayı huzur içindedir: “Hem unutulmayan, her vakit yanımda bulunan kardeşlerim, Risale-i Nur'a sizin gibi pek ciddî sahib ve muhâfız ve vâris ve hakikatbîn ve kıymetşinas zatların benim yerimde benden daha kuvvetli, ihlâslı olarak vazife-i Kur'âniye ve îmaniyede çalıştıklarını gördüğümden, kemal-i ferah ve sürur ve itminan ve istirahat-ı kalb ile ecelimi ve mevtimi ve kabrimi karşılıyorum, bekliyorum.” Nursi, ölüme hazır bir durumdadır. Nursi’nin tek kaygısı, Risale-i Nur mesajının kendisinden sonra devam ettirilmesidir. Nursi, Risale-i Nur’u kendi fani kişiliği üzerine değil, talebelerinin kolekif, kurumsal ve sistematik çalışması üzerine bina etmeyi amaçlamaktadır.

Said Nursi’nin yaşama sevinci arkadaşlarıdır. Said Nursi’nin talebelerinden başka kimsesi yoktur. Risale-i Nur talebeleri arasında karşılıklı ilgi ve sorumluluk söz konusudur. Herkes Nursi’nin sağlığıyla ilgiliyken, Nursi’nin bizzat kendisi de herkesin kişisel, özel ve sağlık durumlarıyla yakından ilgilenmektedir. Risale hareketinde, hiçkimsenin kendisini yalnız hissetmesine imkân bırakılmamaktadır. Nursi, arkadaşlarının kendisine vermiş oldukları eşsiz moral ve motivasyonu şöyle ifade etmektedir: “Azîz, Tam Sıddık Kardeşlerim! Benim bu dünyada medar-ı tesellim ve sürurum sizlersiniz. Eğer sizler olmasaydınız, bu dört sene azaba dayanamazdım. Sizin sebat ve metanetiniz, bana da kuvvetli bir sabır ve tahammülü verdi.” Arkadaşları, Nursi’yi pozitif olarak güçlendirmekte ve desteklemektedir. Arkadaşlarının Risale-i Nur için vermiş oldukları yılmaz mücadele, ona zorluklar karşısında dayanma gücü vermektedir. Said Nursi’nin duygu ve düşünce dünyasını sağlam hale getiren arkadaşlarıdır. Nursi, talebelerinin profesyonel iman ve Kur’an hizmetkârı olarak çalışmalarından duyduğu mutluluğu şöyle ifade etmektedir: “Aziz, Sıddık, Mübarek Kardeşlerim! Sizlerin bu bayram manevî hediyeniz, bayramımı öyle bir tebrik etti ki, binler kederim olsaydı silerdi. Bin Bârekâllah. Böyle bir zamanda böyle ihlâslı sadakat, livechillah uhuvvet ve fîsebîlillâh muavenet ancak âlî himmet sıddîkînlerde bulunur. Hâlık-ı Zülcelâl'e hadsiz hamd ve şükür olsun ki, sizin gibileri Kur'ân-ı Hakîm'e hâdim ve Risale-i Nur'a şâkird eylemiş.” Arkadaşları Nursi’nin hayatını sosyal ve psikolojik açıdan kolaylaştıran, besleyen ve destekleyen en büyük kaynaktır. Nursi’nin manevi cemaat modelinde herkes birbirinin hayatını kolaylaştırmaktadır. Sosyal engelleme ve kaytarma, Risale-i Nur’un manevi meclisinde kabul görmeyen tutumlardır.

Nursi ve arkadaşları arasında, Allah’a yönelme temelinde kardeşlik ve Allah rızası için yardımlaşma amacı çerçevesinde güçlü bir bağ kurulmuştur. İlk dönem talebeler, Risale-i Nur’un çoğaltılması ve topluma ulaştırılması konusunda insanüstü bir çaba sarf etmişlerdir. Günümüzde ise Risale-i Nur, birçok dünya dünya diline çevrilmiş ve insanlığa ulaştırılmştır. Bugün ise yapılması gerekli olan şey, Risale-i Nur’un insanlığa derinlikli ve yenilenmiş bir idrakle anlatılmasıdır. Bugünkü şartlar altında Nursi’ye verilecek en büyük manevi hediye, insanlığın imanının kurtarılması için Risale-i Nur’un açıkladığı Kur’an ve iman mesajını yeni bir idrakle insanlığa anlatma çabasıdır. Nursi, Nur talebelerinin Risale külliyatının sahibi, yayıncısı ve koruyucusu şeklinde bir sorumlulukları ve statüleri olduğunu söylemektedir: “Aziz ve Sıddık ve Hâlis Kardeşlerim! Rabb-ı Rahîmime hadsiz şükür olsun ki; sizin gibileri Risalet-in-Nur'a sahib ve nâşir ve muhafız halketmiş, benim gibi âciz bir bîçarenin zaif omuzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş.” Nursi, Risale-i Nur’u toplumsal düzeyde sahipsiz bırakma çabalarına, talebelerini Nur küllliyatının sahibi yapma şeklinde bir karşılık vermektedir. Nur talebelerinin külliyatın sahibi, koruyucusu ve yayıcısı olma görev ve sorumlulukları bugünde devam etmektedir.

Risale-i Nur hizmeti, özgüven, ciddiyet ve disiplin gerektirmektedir. Nursi, arkadaşlarının özverili, özgüvenli ve disiplili çalışmalarını överek insani ilerlemenin ve olgunlaşmanın İslam ile olacağını vurgulamaktadır: “Aziz, Sıddık, Kıymetdar Kardeşlerim; ve Hizmet-i Kur'aniyede Metin, Ciddî, Çalışkan Arkadaşlarım! Risalet-in-Nur'un verdiği îman-ı tahkikî ve kuvvet-i îtikadiyedir. Çünki böyle âfatlar, za'f-ı îmandan neş'et eden hatâların neticesidir. İkincisi: Şimdiki bataklığa ve manevî tâûna sukutun sebebi ise, terakki fikrinden neş'et ettiği cihetle, onların hatâlarını gösterip; suud ve terakki, müslüman için ancak İslâmiyette ve îmanlı olmakta olduğuna işaret etmektir.” İlerleme ancak tahkiki bir itikadla mümkündür. Risale, imanı kuvvetlendiren bir kaynak olarak gelişmenin kaynağıdır. İslamsız bir ilerleme ve gelişme mümkün değildir.

Risale-i Nur talebeleri kolektif ve kurumsal çalışmaları sayesinde Nursi’nin iç dünyası büyük bir huzur içinde olup ölümü olgunlukla karşılamaktadır. Nursi şöyle demektedir: “Birincisi: Bu defaki mektubunuzun verdiği şevk ve sürur ile derim ki: Ben, hizmet-i Kur'aniyedeki tam sadakat ve gayret ve sebat ve metanetinizi gördükten sonra tam bir istirahat-ı kalb ile mevti ve eceli kabul eder, "Arkamda siz varsınız, yeter" diyerek dünyadan sürurla vedaya hazırım.” Nursi, insanlığın hidayetine hizmet edecek bir eser bırakmak istemektedir. Kendisi bu dünyadan ayrılsa bile, Risale-i Nur’un devam edeceği konusunda düşünsel, manevi ve duygusal düzeyde kani olmuş durumdadır. Nursi’yi sürgüne göndermek suretiyle onu ve Risale-i Nur’u unutulmaya terk etmek isteyenlerin, farkında olmadığı şey, Nursi’nin Anadolu’da ilmik ilmik ördüğü Nur ağıdır. Nursi, Anadolu’yu demir ağlarla kuşatmak yerine, Nur risalelerinin aydınlığıyla donatmıştır

Risale-i Nur’un Manevi Meclisi

Risale-i Nur, sadece bir metin veya kitap değildir. Risale-i Nur, bütün insanlar arasında yoğun bir ilişkiler ağı oluşturan büyük bir manevi toplumdur. Risale-i Nur, insanlığı tek bir manevi meclis haline getiren bir kaynaktır. Rislae-i Nur sayesinde Nursi ve talebeleri arasında yoğun bir ilişki kurulmuştur. Nursi, fiziksel ilişki yerine manevi ilişkinin esas olduğunu şöyle ifade etmektedir: “Ben, sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidematınızda günde müteaddid defalar görüyorum. Ve size olan iştiyâkımı tatmin ediyorum. Siz de bu bîçare kardeşinizi Risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekân mâni olmaz; manevî radyo hükmünde biri şarkta biri garbda, biri dünyada biri berzahta olsa da râbıta-i Kur'âniye ve îmaniye onları birbiriyle konuşturur.” Nursi, Risale-i Nur’u, insanlararası iletişimi sağlayan en yüksek iletişim vasıtası olarak değerlendirmektedir. Risale-i Nur, bir iletişim devrimidir. Risale-i Nur, insanın, teknoloji olmadan teknolojiyi aştığı bir iletişim devrimidir.

Risale-i Nur, kolektif bir benlik, ruh ve düşünce inşa etmektedr. İnsanın kişiliği bu manevi yapı içinde gelişmektedir. Nursi şöyle demektedir: “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı maneviye göre olur. Maddî ve ferdî ve fâni şahsın mahiyeti nazara alınmamalı. Hususan benim gibi bir bîçarenin kıymetinden bin derece ziyade ehemmiyet vermekle, bir batmanı kaldırmıyan zaîf omuzuna, binler batman ağırlığı yüklense altında ezilir.” Risale-i Nur’un manevi bir topluluk inşa ettiği hep vurgulanmaktadır. Bu manevi toplulukta kişiselik yerine toplumsallık esastır. Manevi ilişkiler ağının oluşturduğu bir cemaat olma, modern dünyanın en büyük ihtiyacı olarak düşünülmektedir. Risale-i Nur, modern dünyadaki cemaat açığını kapatmayı pratik düzeyde gidermeyi amaçlamaktadır. Modern dünyanın ağır yükü, ancak kolektif dayanışma ve işbirliği ile hafifleyebilir.

Risale-i Nur’un manevi meclisinde manevi paylaşım esastır. Bir başkasını kendi maneviyatının ve dindarlığının parçası haline getirmek çok önemlidir. Said Nursi, dini ve manevi yaşantısına manevi kardeşlerini ve yoldaşlarını hep ortak etmektedir. Risale-i Nur talebeleri, bütün aileleriyle bu manevi ağın içindedir. Nursi, sadece kişiyi değil, bütün aileyi Risale-i Nur’a talebe yapmak istemekte, aile hayatını Risale-i Nur hayatına çevirmeyi amaçlamaktadır. Manevi ortaklığın talebelerle sınırlı olmadığını, talebelere yakın olan bütün aile fertlerini ve akrabaları kapsayan geniş bir ağ olduğunu Nursi şöyle ifade etmektedir: “Umum kardeşlerime, hususan haslarına birer birer selâm ve dua ederim. Ve o mübarek ve kıymetdar arkadaşlarımın hatırları için hem akrabalarını, hem karyelerini, kendi akrabam ve karyem içine alıp öylece dua ederek mânevî kazançlarıma teşrik ediyorum.”Bir kişinin, manevi evren olarak birçok kişiyi içermesi çok önemlidir. Manevi açıklık, Nursi tecrübesinin özüdür. Nursi, bütün insanlığa açık derin bir maneviyatın sahibidir. Nursi, dünya sorunlarının gelip geçici olduğunu, zorluklar karşısında talebelerinin asli vazifelerinden sapmamaları gerektiğini onlara hatırlatmaktadır. Karşılaşılan zorlukları aşmada en büyük manevi kaynağın Allah’ın rahmet ve yardımı olduğunu Nursi, talebelerine şu şekilde ifade etmektedir: “Risale-i Nur'un şâkirdlerine inâyet ve rahmet, nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevab verir, geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde şükür ile metanetle mukabele edilmek gerektir. Hem o, hem sizler bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz.” Risale-i Nur, dünya musibetlerine karşı manevi bir koruyucudur. Nursi, bütün manevi dualarında ve kazançlarında talebelerini ortak etmektedir. Risale-i Nur, yüksek kazanç getiren bir faaliyettir, yatırımdır ve harekettir. Bu şirketin çalışanı olan herkes, bu şirketteki hissesinden kazanmaktadır.

Risale-Nur talebelerinin yirmi dört saati maneviyat ve dua ile doludur. Risale-i Nur, manevi meclisinde herkes her an birbirinin maneviyatının içindedir. Herkesin ibadetine ve duasına diğer kardeşini ortak etmesi, ilahi rahmeti ve şefkati harekete geçirmektedir. Nursi, duanın manevi dinamiğini şöyle anlatmaktadır: “Ezcümle: Risaleti’n-Nur'un bir hâdimi ve bir tek şakirdi, yirmidört saatte, Risaleti’n-Nur talebelerinin hüsn-ü âkibetlerine ve saâdet-i ebediyeye mazhar olmalarına, yüz def'a Risalet-in-Nur talebelerine ettiği duaları içinde hiç olmazsa yirmi-otuz def'a selâmet-i îmanlarına ve hususî hüsn-ü âkibetlerine ve îmanla kabre girmelerine aynı duayı en ziyade kabûle medar olan şerait içinde ediyor. Hem Risaleti’n-Nur'un talebeleri bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz îman hususunda birbirine selâmet-i îman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla dualarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza mecmuu itibariyle reddedilse, tek bir tane onların içinde kabûl olunsa, yine her biri selâmet-i îman ile kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünki herbir dua umuma bakar.” Risale- Nur şakirtleri, birbirlerine ettikleri duaların duaların yoğunluğu ve samimiyeti, ilahi kabule neden olmakta ve ahirete kurtuluş getiren bir imana vesile olmaktadır. Modern hayat günah ve kötülüklerle doludur. “Risale-i Nur'un hakikî ve sâdık şakirdlerinin mabeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirâk-i a'mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakikî şakird bir dil ile değil, belki kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar eder.” Risale-i Nur ağı, modern dünyanın kötlüklerine karşı bir bütün olarak redetmektedir. Bir kişi, kırk bin kişinin dili ile ibadet etmektedir. Risale-i Nur camiası, melekler topluluğuna benzetilmektedir. Melekler kırk bin dil ile ibadet ettikleri gibi, talebelerlerde binlerce dil ile ibadet eden melekleşmiş insanlar topluluğudur. Risale-i Nur manevi meclisinde, herkes, birbirinin dünyevi ve uhrevi kurtuluşuna katkı sunma sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Risale-i Nur talebeleri bir bütündürler ve tek bir göz gibi dünyaya bakarlar. “Nur ve Gül fabrikalarının hademe ve sahibleri, insanın başında iki göz gibidir; zâhiren ikidir, fakat bir görürler. Ahvel (şaşı) gözlü iki görür. Lillâhilhamd bu iki cereyan-ı nuranî kemâl-i ittihaddadırlar.” Manevi birlik, Risale-i Nur’un olmazsa olmazıdır. Nursi, Risale-i Nur talebelerinin sarsılmaz bir hedef ve faaliyet birliği içinde olmalarını Nur hareketinin gelişiminin temel dinamiği olarak değerlendirmektedir. Nursi, talebelerini Risale-i Nur’un koruyucusu, sahibi, yayıncısı ve talebesi sıfatlarıyla nitelemektedir. Ortak hedef birliği içinde Risale-i Nur talebelerinin görevi, sürekli ve organize bir şekilde Risale-i Nur’un yayınlanması, yayılması ve anlatılmasıdır. Risale-i Nur’un düşmanlarına aldırmadan Risaleye hizmet etmek lazımdır. Risaleden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmemek asıldır. Risale ile sohbet, Nursi ile yapılan sohbettir. Her risale, canlı bir Said Nursi’dir. Her Risale-i Nur talebesi bir Said’dir. Her Said’de Risale-i Nur’un ruh, ifade ve iman bütünlüğü tezahür etmektedir Risale’nin manevi meclisinde farklı bireylerin birliği asıldır. Herkes tek bir hedefte birleşmiştir.

Kastamonu dönemi, çok ağır şartların yaşandığı bir dönemdir. Nursi için tek konu, Risale-i Nur hizmetinin zarar görmemesidir. Risale-i Nur hizmeti çok ağır şartlarda yapılmıştır. İçeride oluşacak nifaklara karşı Nursi, talebelerine tedbirli olmayı ısrarla tavsiye etmektedir. “Kardeşlerim! Çok ihtiyat ediniz, münafıklar çoktur.”Tedbirden amaç Risale-i Nur’a zarar gelecek tutum ve davranışlardan kaçınılmasıdır. Tedbiri manevi görev olarak değerlendiren Nursi, talebelerinin anlık gelişmelere göre geçici tepkilerde bulunmaları yerine, uzun vadeli öngörüler çerçevesinde Risale-i Nur hareketini örgütlemelerini ve yaymalarını vurgulamaktadır.

Risale-i Nur’un Bütünlüğü ve Önceliği

Risale-i Nur, bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Risale-i Nur eserleri arasında hiyerarşik bir öncelik-sonralık sıralaması yapılmamalıdır. Nursi, talebelerinden Risale-i Nur’u bir bütün olarak kavramalarını ve Risaleler arasında ayırım yapmamalarının önemini şu şekilde vurgulamaktadır: ’“Risalet-in Nur'un kitabları birbirine tercih edilmez. Her birinin, kendi makamında riyaseti var. Ve bu zamanı tenvir eden bir mu'cize-i mâneviye-i Kur'aniyedir.” Bütün risaleler, Kur’an ve iman hizmetini hedeflediğinden dolayı hepsine bir bütün olarak sahip çıkılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Bazı Risaleleri öne çıkarıp diğerlerini arka plana itmek, Risale-i Nur’un varoluş gerekçesi olan Kur’an ve iman hizmetiyle bağdaşmamaktadır.

Bugün kalpler körleşmiş durumdadır. İmanın hiçbir anlam ifade etmediği, imanın özünün ve temellerinin sarsıldığı bir dönemdeyiz. İmana yönelik sistematik, derin ve kolektif bir saldırı sözkonusdur. Risale doktrinine göre kalbin ve aklın hakikati görmesi ve tecrübe etmesiyle ebedi mutluluğu temin edecek imanın kurtarılması mümkündür. Nursi, Risale doktrininin bu merkezi mesajını net olarak ifade etmektedir: “Risaleti’n-Nur ise der: "Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikatı müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan îmanını kurtar." Risale-i Nur, kalb ve aklı körlükten kurtarmayı, insanın imanının içini yeniden doldurmayı, imanın temellerini yeniden muhkem yapmayı amaçlamaktadır.

Günümüzün dünya olayları çıldırtıcı ve çılgındır. İnsanlar, enerjilerini bu çılgın olaylarla tüketmektedirler. Bu durum insanların ruh, akıl ve zihin sağlığını bozmaktadır. Lüzumsuz siyasetle ömür tüketilmemelidir. Geçici kişisel çıkarlar uğruna yapılan siyaset yozlaştırıcı ve tüketicidir. Siyasetle tüketilen ömür çılgınlıktır. Risale-i Nur, modern dünyada büyük zarar görmüş insanlık binasını bütün olarak tamir etmektedir. Risale, Kur’an eczanesinden gelen ilaçlarla insanlığı tedavi ettiğini Nursi, şu şekilde ifade etmektedir: "Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan, dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal'ayı tamir ediyor ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslahına çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumî ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun bâhusus avam-ı mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasiyle ile bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur'an'ın i'cazıyla o geniş yaralarını Kur'anın ve îmanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor.” Risale-i Nur’un yapıcılığı ve iyiletiriciliği küllidir. Nur talebeleri, modern insanın çılgınlıklarını ve hastalıklarını tedavi etmenin Risale-i Nur’un asli amacı olduğunun bilincinde ve farkında olmalıdırlar. Nursi, azgınlık ve aşırılığın hiçbir şekilde Risale-i Nur talebelerinin görevi olmayacağını söylemektedir: “Ey kardeşlerim! Mesleğimiz, tecavüz değil, tedafüdür, hem tahrib değil tamirdir, hem hâkim değiliz mahkûmuz. Bize tecavüz eden hadsizdirler.” Yapıcılık ve yenilikçilik, Nur hareketinin olmazsa olmazıdır. Risale-i Nur, insanlığı çılgınlıklardan korumayı amaçlayan asra verilen bir müjdedir. Risale, modern dünyayı nurlandırma, ihya ve inşa hareketidir. Risale-i Nur’un bütününde dünya bir hastahane, insanlar hasta, Kur’an manevi eczane, Risale Kur’an eczanesindeki manevi ilaçları sunan bir eczacı olarak sunulmaktadır. İnsanlığın iyileşmesi için ihlâs, sebat ve metanetle Risale-i Nur ilacının insanlığa sunulması lazımdır.

Risale-i Nur’un Şahıs Merkezli Olmaması

Nursi, kendisini Risale hareketinin önüne geçirmeme konusunda çok hassastır. Nursi, şahsının Risale’ye zarar vermesinden korkmaktadır. Nursi, kendisini kendi eserinin talebesi olarak görümektedir. Nursi, hiçbir şekilde kendi etrafında bir şahıs kültü oluşturulmamasını, kendi kişiliğinin abartılmamasını istemektedir. Nursi, iş birliği ve iş bölümü içinde herkesin iman hizmetinde üzerine düşeni yapmasını istemektedir. Risale-i Nur, iman ve Kur’an hizmetinde herkesin işlevsel olmasını gerektirmektedir. Nursi, Risale-i Nur hareketinde kendi konumunu, organizasyon biçimini ve pratik mantığını şu şekilde ifade etmektedir: “Ben size nisbeten, kardeşim; mürşidlik haddim değil. Üstad da değilim, belki ders arkadaşıyım. Ben sizin, kusuratıma karşı şefkatkârâne dua ve himmetlerinize muhtacım. Benden himmet beklemeniz değil, bana himmet etmenize istihkakım var. Cenâb-ı Hakk'ın ihsan ve keremiyle sizlerle gayet kudsî ve gayet ehemmiyetli ve gayet kıymetdar ve her ehl-i îmana menfaatli bir hizmette, taksîm-ül mesaî kaidesiyle iştirak etmişiz. Tesanüdümüzden hâsıl olan bir şahs-ı mânevînin fevkalâde ehemmiyet ve kıymeti ve üstadlığı ve irşadı bize kâfidir.” Risale’nin manevi meclisi, herkese yapmış olduğu iman hizmetine göre ona manevi bir makam ve konum vermektedir. Risale’nin manevi meclisinde elde edilen manevi makamın dışında hiçbir dünyevi karşılık ve makamın peşine düşülmemelidir. Makam ve mevki ve ücret gibi arayışlara girmek, iman ve Kur’an hizmetini zayıflatmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Makam ve mevki çekişmeleri yerine Risale manevi meclisinde ihlâs ve ilişkinin maksimum düzeyde geliştirilmesi ve derinleştirilmesi gerekmektedir. Nursi, Risale meclisinde esas olanın iktidar değil ilişki ve ihlâs olduğunu veciz olarak ifade etmektedir: “Risale-i Nur'un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâs lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz.” Nursi, kendisi için üstad sıfatı dahil hiçbir nitelemenin kullanılmamasını, üstad sıfatına sadece Risale-i Nur’un sahip olduğunu söylemektedir. Risale hareketinde, asıl olan kişi değil fikirdir.

İnsanın en büyük düşmanı benliğidir. Kişinin benliğini ve egosunu kurban etmeden, insanla bütünleşmesi mümkün değildir. Nursi, kişiyi egodan vazgeçip daha geniş bir benlik anlayışına ulaşmaya davet etmektedir: “Bu zaman ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevî hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahib olmak için bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini, o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa o buz parçası erir, zâyi olur; o havuzdan da istifade edilmez.” İnsanın egodan daha büyük bir manevi şahsiyet olması için egodan vazgeçmesi lazımdır. Risale-i Nur’un manevi meclisinin bir üyesi olmanın bedeli egodan vazgeçmektir. Kişi, Risale-i Nur’un aydınlık meclisi içinde kişiliğini inceltmekte, olgunlaştırmakta ve geliştirmektedir. Egosundan vazgeçmediği sürece kişinin Risale-i Nur’un aydınlığından yararlanması mümkün değildir.

Risale-i Nur hizmetinde asıl olan takvadır. Nur talebelerinin günahlardan sakınması gerekmektedir. Günah ve fısk tahribatına karşı Risale, kişinin takvasını ve kişiliğini onarmaktadır. Bu bağlamda Risale doktrini için, gençler çok özel bir gruptur. Nursi’nin doktrinine göre gençlik, geçici zevkler uğruna harcanacak bir nimet değildir. Nursi, gençlik nimetinin kalıcı olan ebedi gençliğin kazanımının sermayesi olması için imana dayalı bir hayatın önemini şu şekilde ifade etmektedir: “Sizdeki gençlik kat'iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve tâatte sarfetseniz, o gençlik mânen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebeb olacak. İhtiyarlandıkça zaman, Kur'an da gençleşiyor.” Nursi, insanın gençliğinin geçiciliğine vurgu yaparken, Kur’an mesajının gençliğinin kalıcılığına vurgu yapmaktadır. Kur’an, 1400 yıl once indirilmiş eski bir kitap değildir. Kur’an, 1400 yıldır yaşlanan dünyayı gençleştiren kitaptır. İnsana ebedi gençliği kazandıracak rehber, Kur’an’ın hep genç ve taze kalan mesajıdır. Risale-i Nur, Kur’an’dan beslenerek zamanımıza ve insana yapılan iman aşısıdır. Risale, insanlığa ebedi gençliği kazandırmak isteyen bir gençlik ve gençleştirme hareketidir.

Fıtrata Uygun İman Hizmeti

İman hizmeti, insani gayret sınırları içinde yapılmalıdır. Risale-i Nur, insani çabanın ürünü olan bir iman hizmetidir. Nursi, talebelerine iman ve Kur’an’a hizmet etmelerini, zorlama tutum ve davranışlara girmemelerini söylemektedir: “Risale-i Nur'un mesleği ise: Vazifesini yapar, Cenâb-ı Hakk'ın vazifesine karışmaz. Vazifesi, tebliğdir. Kabul ettirmek, Cenâb-ı Hakk'ın vazifesidir.” İnsanın Allah’ın işine karışmaması çok önemlidir. İnsan, çoğu zaman üzerine düşeni yapmayıp ilahi alana girme yanılgısına düşmektedir. Nursi, iman hizmetini insani bir çaba olarak görüp ilahi alanın ihlal edilmemesini kırmızı çizgi olarak ortaya koymaktadır. İman hizmeti, insani bir çaba olduğu için hiçbir insani dışlamaz. Nursi, Risale’nin iman hizmeti çağrısının aydınlık ve şefkat yönünü şu şekilde ifade etmektedir: “Hem elimizde nur var, topuz yok. Nur kimseyi incitmez, ışığıyla okşar.” Risale-i Nur, bütün insanları iman hizmetine çağıran kapsayıcı bir insanlık mesajıdır. Risale-i Nur’un insanları davet ettiği iman hizmeti bir aydınlanma ve merhamet faaliyetidir. Zorlama, şiddet, tehdit ve baskı hiçbir şekilde iman hizmetinin özüyle bağdaşmamaktadır. İnsani bir çaba olarak iman hizmetinde kişiler, farklı görüşlere ve metodlara sahip olabilirler. Nursi, iman hizmetinde insani farklılıkların kişiselleştirilmemesi ve çatışmaya dönüştürülmemesi gerektiği konusunda insanların kendilerini terbiye etmesi gerektiğini öğütlemektedir. İman hizmetinin insani kaprislere kurban edilmemesi gerektiği konusunda takip edilmesi gereken tutum ve yolu Nursi, şu şekilde ifade etmektedir: “Nefis ve şeytan, sizi kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevkettiği vakit deyiniz ki: "Biz değil böyle cüz'î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saâdetimizi, Risale-i Nur'un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibariyle dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir." deyip nefsinizi susturunuz!.. Medar-ı niza' bir mes'ele varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız, herkes bir meşrebde olmaz. Müsamaha ile birbirine bakmak, şimdi elzemdir.” Farklılıklardan dolayı insanlar arasında katı ve aşılmaz duvarların oluşturulmaması çok önemlidir. Nursi, iman hizmetinde insanlar arasında daimi ilişkinin ve işbirliğinin önemini sürekli olarak vurgulamaktadır. Risale-i Nur doktrini, iman hizmetinde bütün insanları kardeş haline getirmiştir. Kardeşler arası ilişkiler, kardeşlik hukukukunun gereği olan bir çerçevede yürütülmelidir. Risale-i Nur, insanlar arasında kardeşliği iman hizmeti zemininde gerçekleştiren büyük bir aydınlanma ve rahmet hareketidir. Nursi, insanların birbirlerini kardeşlik temelinde konumlandırmaları gerektiğini şu şekilde ifade etmektedir: “Risale-i Nur şakirdleri ene'yi nahnü'ye tebdil ettikleri, yani enaniyeti bırakıp, Risale-i Nur dairesinin şahs-ı mânevîsinin hesabına çalışması, ben yerine biz demeleri ve ehl-i tarîkatın "fena fi’ş-şeyh" ve "fena fi’r-resul" ve nefs-i emmareyi öldürmek gibi riyadan kurtaran vasıtaların bu zamanda birisi de "fena fi-l ihvan" yani şahsiyetini kardeşlerinin şahs-ı manevîyesi içinde eritip öyle davrandığı için, inşâallah ehl-i hakikatın riyadan kurtulmaları gibi, bu sır ile onlar da kurtulurlar.”Risale-i Nur, manevi bireyin yani şahsı manevinin doktrinleşmiş halidir. Manevi Ferid makamı Risale’de gerçekleşmiştir. Risale’nin varoluş nedeni olan iman hizmeti, insanları kardeş kılarak ilişkilendirmekte ve birleştirmektedir.

Bireyin hakları, çoğunluğa kurban edilemez!

Risale, insanlar arasında dayanışmayı ve işbirliğini teşvik etmesine rağmen, bireysel hakların her şeyin üstünde olduğunu ifade etmektedir. Kardeşlik hukuku, hiçbir şekilde bireyin haklarının çoğunluğa feda edileceği anlamını içermemektedir. İnsanlar arasında kardeşliği sağlayacak olan hukukun korunmasıdır. Nursi, bireyin haklarının çoğunluğun çıkarı gibi bir gerekçeye feda edilemeyeceğini net olarak ifade etmektedir: “Mimsiz gaddar medeniyetin zâlîmane düsturu olan, "Cemaat için ferd feda edilir, milletin selâmeti için cüz'î hukuklara bakılmaz" diye, öyle dehşetli bir zulüm meydanı açmış ki, kurûn-u ûlâ vahşetlerinde de emsali vuku bulmamış. Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın adalet-i hakikiyesi, bir ferdin hakkını cemaata feda etmez; "Hak, haktır; küçüğe büyüğe, aza çoğa bakılmaz" diye kanun-u semavî ve hakikî adalet noktasında Risale-i Nur şakirdleri gibi hakikat-ı Kur'aniye ile meşgul adamlar, zaruret olmadan lüzumsuz, yalnız hevesli bir merak için, netice itibariyle faidesi bulunan ve netice daha gelmeden evvel lüzumsuz bakmak ve zâlîmane tahribatlarını alkışlamak suretiyle İslâmiyet ve Kur'an lehine hizmet edeceği o cereyanın harekâtını fikren takib etmekle meşgul olmak münasib olmadığı için; nefis de, akıl ve kalbe tâbi olup merakını bırakmış diye anladım.”Risale, bir aydınlanma hareketi olarak insanlar arasında kadeşlik ve rahmet bilincini oluşturmayı hedeflediği gibi, derin bir hukuk bilincide oluşturmayı hedeflemektedir. Risale, kardeşlik, rahmet ve hukuku, iman ve insanlık temelinde bütünleştirmektedir.

İman hizmetini kardeşlik, rahmet ve hukuk temelinde kurumsallaştıran Risale doktrini, iman hizmetinin gayri meşru insanların, otoritelerin, güçlerin ve yapıların emellerine alet edilmemesi gerektiğini savunur. İman ve Kur’an hizmeti, imana ve Kur’an’a uygun ilişkilerle ve kişilerle yapılır.Kur’an’ın hakikati zalimlerin yardımından ve güçlerine dayanmaktan uzak durmayı gerektirmektedir. İman ve Kur’an hizmeti, zalimlerin ve azgınların yardımına muhtaç hale getirildiği takdirde yozlaşma ve çürümenin başlayacağını Nursi, şu şekilde ifade etmektedir: “İşte böyle hiçbir kanun-u adalete ve insaniyete ve hiçbir düstur-u hakikata ve hukuka muvafık gelmeyen boğuşmalardan, elbette âlem-i İslâm ve Kur'an teberri eder. Yardımcılıklarına tenezzül edip tezellül etmez. Çünki onlarda öyle dehşetli bir fir'avunluk bir hodgâmlık hükmediyor; değil Kur'an'a, İslâm'a yardım, belki kendine tâbi ve âlet etmekle elini uzatır. Öyle zalimlerin kılınçlarına dayanmak, hakkaniyet-i Kur'aniye elbette tenezzül etmez.” Hukuk, özgürlük, barış ve adalet ilkeleri çerçevesinde iman ve Kur’an hizmeti yerine getirilmelidir. Kur’an ve iman hizmetinin, güç ve iktidar merkezli siyasete alet edilmesi, Risale doktrininin insanlığı davet ettiği aydınlanma ve şefkat mesajına aykırıdır. İman hizmetinin siyasete alet edilmesi Kur’an’i hakikatlerinin içini boşaltmakta, sıradanlaştırmakta ve anlamsızlaştırmaktadır. Nursi, Kur’an hakikatlerinin hiçbir siyasi amaç için ucuzlatılamayacağını, pazara düşürülemeyeceğini şu şekilde ifade edilmektedir:“Evvelâ: Kur'an bizi siyasetten men'etmiş; tâ ki elmas gibi hakikatları, ehl-i dünyanın nazarında cam parçalarına inmesin.” Kur’an mesajı siyasete alet edilmeyeceği, Kur’an ve iman hakikatlerini insanlığa açıklayan Risale-i Nur’da siyasi iktidar mücadelesinin yapıldığı bir pazarda kullanılamaz, istismar edilemez ve araçsallaştırılamaz. Risale-i Nur, sadece Kur’an ve imanı anlatan bir araçtır. Nursi, Risale’nin hiçbir dünyevi amaç için araçsallaştırılamayacağını kesin bir dille yasaklamaktadır: ''Risale-i Nur ve ondan tam ders alan biz şakirdleri, değil dünya siyasetlerine, belki bütün dünyaya karşı da Risale-i Nur'u alet edemeyiz ve şimdiye kadar da etmemişiz.'' Risale, insanlığa iman, rahmet ve kardeşlik mesajı sunan bir nurdur, aydınlanmadır ve olgunlaşmadır. İktidar için yapılan siyaset, karartma, acımasızlık, baskı, çarpıtma, düşmanlık ve çatışma üzerine bina edilmiştir. Risale’nin gerçekleştirmek istediği kardeşkilik ve merhamet ilişkisi, siyasetin vahşiliğinden uzak durmayı gerektirmektedir. Siyasetten kopuş, Risale’ye tam bağlanış asıldır. Zalimlerin siyaset adındaki kirli iktidar oyunları, iman hakikatlerini ve imana hizmeti kiletmektedir. İman ve Kur’an hizmetinin saflığının bozulmaması için Nur talebelerinin Risale-i Nur’un aydınlık mesajını kirli siyaset oyunlarına bulaştırmama konusunda çok hassas olmaları gerektiğini Nursi, şöyle ifade etmektedir: “Hem Risale-i Nur'un has talebeleri, bâki elmaslar hükmünde olan hakaik-i îmaniyenin vazifesi içinde iken, zâlimlerin satranç oyunlarına bakmakla vazife-i kudsiyelerine fütur vermemek ve fikirlerini onlar ile bulaştırmamak gerektir.” Bütün çaba, Risale-i Nur’un gelecekte yok olmamak üzere kökleşmesi için sarf edilmelidir.

Nursi, sahih insani değerlerin kendilerini siyasetten uzak tuttuğunu veciz bir şekilde ifade etmektedir: “Şefkat, vicdan, hakikat, bizi siyasetten men'ediyor… Onun için, siyaset yoluyla, idare ve âsâyişi ihlâl tarzında neticenin husûlü de meşkuk olduğu halde girmek, Risale-i Nur'un mahiyetindeki şefkat, merhamet, hak, hakikat şakirdlerini men'etmiş.” Risale’nin iman ve Kur’an hizmetinin dışında siyaset, makam ve şöhret için araçsallaştırılması, iman hizmetinin olmazsa olmazı olan ihlâsı tahrip etmektedir. İnsanlar arası çatışmalarda, hiçkimse Kur’an ve Risale’yi kendisine maske yaparak gerçek arzu ve amaçlarını gizlememelidir. Kur’an ve Risale, hiçbir iktidar mücadelesinde silah ve araç olarak kullanılamazlar.

İman Hizmetinin İktidar ve Siyaset için Kullanılmaması

Risale-i Nur’un varoluş amacı iman hizmetidir. İman hizmetini kırılgan cam parçaları gibi değersizleştirmemek, önemsizleştirmemek ve banallaştırmamak lazımdır. Nursi, iman hizmetinin en yüksek faaliyet olduğunu ve bu yüzden hizmetin yozlaştırılmaması gerektiğini düşünmektedir. Dinin hiçbir şekilde siyasete, iktidara ve şöhrete alet edilmemesi gerekmektedir. Siyaset ve iktidar için araçsallaştırılan din ve dindarlık, yozluk ve çürüme meydana getirmektedir. Nursi’nin mesajı, imanın dünyevi güç, siyaset ve tatmine alet edilmemesi gerektiği şeklindedir. İman hizmeti karşılığında hiçbir dünyevi makam, şöhret veya maddiyat talep edilemez. Nursi, dünyayı hizmet yurdu olarak değerlendirmektedir:"Bu dünya dâr-ül hizmettir, ücret almak yeri değildir. Â'mâl-i sâlihanın ücretleri, meyveleri, nurları berzahta, âhirettedir. O bâki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti dünyaya tâbi etmek demektir. O amel-i sâlihin ihlâsı kırılır, nuru gider. Evet o meyveler istenilmez, niyet edilmez.” Dünyanın ebedi hayatı kazandıracak bir hizmet yeri olarak tasavvur edilmesi, Risale doktrininin dünya ve hayat konseptini manevi bir anlam çerçevesine oturtması olarak anlayabiliriz.

Risale-i Nur doktrininin kırmızı çizgisi imanın iktidar için araçsallaştırılmamasıdır. Risale’ye bağlılık, ilgi göstermek ve onu takip etmek her şeyin üstündedir. Nursi, Risale’yi şahsı dahil her türlü makam ve mevkinin üstünde değerledirmektedir. Nursi için en büyük makam, Risale-i Nur talebesi olmaktır. Nursi, bizzat kendisini bir nur talebesi olarak nitelemektedir.

Sonuç

Nursi, her zaman umutludur. Nursi’nin dünyasında ümitsizliğe yer yoktur. O, insanlığa hep ümitvar olma mesajı vermektedir: "Me'yus olma! Senin öyle sarsılmaz bir nokta-i istinadın ve öyle mağlûbedilmez muhteşem orduların ve tükenmez ihtiyat kuvvetlerin var ki, dünya toplansa karşısına çıkamaz. Senin şimdilik mağlûbiyetinin bir sebebi, bir cemaate ve bir şahs-ı mâneviye karşı bir neferi göndermenizdir. Çalış ki, herbir neferin, istinad noktaları dairelerinden mânen istifade ettiği kuvvetli kuvve-i mâneviye ile birşahs-ı mânevî ve bir cemiyet hükmüne geçsin. "İmani, İslami ve insani bir diriliş ve direniş hareketi olarak Risale-i Nur, umuda, sevgiye, kardeşliğe, şefkate ve dayanışmayı esas almaktadır.

Said Nursi, büyük bir mektup yazarıdır. Talebelerine yolladığı mektuplar, büyük bir moral, klavuz ve strateji kaynağıdır. Risale-i Nur’un arka planındaki insanlar arası ilişkiler, mektuplarda ortaya çıkmaktadır. Kastamonu Lahikası, Risale-i Nur tecrübesinin kişiler düzeyinde nasıl tecrübe edildiğini ortaya koyan önemli metinlerdir. Lahikalarda Said Nursi ve talebeleri arasındaki ilişkilerin niteliği ortaya çıkmaktadır. Nursi ve talebeleri arasındaki ilişkiyi, mütevazi, sade, abartıdan uzak, sivil ve samimi bir şekilde yürütülen ilişkiler olarak değerlendirebiliriz.

Said Nursi, sadece talebelerine mektup yazmamaktadır. Nursi, talebelerinin şahsında bütün insanlığa yazmaktadır. Risale-i Nur’a ulaşan herkes, Risale-i Nur’u insanlara ulaştırmakla yükümlüdür. Yani bir nur postacısı olma yükümlülüğü ile karşı karşıyadır. O dönem şartları içinde Nursi’nin talebelerinin görevi, Risale-i Nur’u basmak, çoğaltmak ve yaygınlaştırmaktı. Bugün ise Risale-i Nur’un mesajının insanlığa otantik bir şekilde anlatılması, sunulması ve bu konuda derin bir kavrayışın ve anlayışın geliştirilmesi gerekmektedir. Bu mektuplar, kişilere özel yazılmış mektuplar değildir. Bütün gelecek kuşaklara yazılan yarına yazılmış mektuplardır. Bu mektupların Risale-i Nur’un bir parçası olarak basılmasının nedeni budur. Bu mektuplar sayesinde herkesin Said Nursi ile bir iletişim ve diyalog içerisinde olması hedeflenmekte, Nur talebelerinin şefkat ve motivasyonlarını kıyamete kadar arttıran metinler olmaları amaçlanmaktadır.

Said Nursi, her talebesine çok değerli bir fert olarak yaklaşmaktadır. Her ferdin yapmış olduğu Risale-i Nur faaliyetinin değerli olduğu ve bu hizmette hiç kimsenin yaptığının küçümsenmeyeceğini hissettirmektedir. Said Nursi, kişilere olan saygısını ve sevgisini çok ince bir şekilde ortaya koymaktadır. Said Nursi, talebelerine nezaket, zerafet, edep ve inceliğin en üst örneği olan sıfatlarla seslenmektedir. “Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim ve hizmet-i Kur'aniye ve imaniye'de ihlâslı ve kuvvetli ve şanlı arkadaşlarım!" hitabı iltifat olmanın ötesinde Risale’nin insanlar arasında kurduğu sahih insani ilişkinin niteliksel ifadesidir. Risale-i Nur talebeleri arasında Said Nursi dahil heres kardeş olarak konumlanmıştır. Bir ast-üst ilişkisi yokur. Bu hitaplar, herkesin bu hizmette bir Numara olduğunu göstermektedir, çünü herkes kardeştir. Herkesi bir Numara konumunda kardeş yapan şey Kur’an ve iman hizmetidir. Bu hizmetin ihlâs, fedakârlık ve coşkuyla yapılması, herkesi bu hizmetin öncü kadrosu konumuna getirmektedir. Hitaplar, iltifat olmanın yanında Risale-i Nur talebelerinin sahip olması gereken nitelikleri göstermektedir. Lahikalarda kullanılan dil, kalp ve akıl saflığının, eyleme ve tecrübeye dönüşmüş doktrinasyonudur.

Risale-i Nur, pratik bir hayat klavuzudur. Risale-i Nur, iman ve İslam’ın doktriner ve pratik olarak tecrübe edilmesini ifade etmektedir. İmanın ve İslam’ın tecrübe edilmesi karşısında kişiler, çok farklı olumlu ve olumsuz durumlarla karşılaşabilirler. Lahikalar, olumlu ve olumsuz düşünceler, duygular ve davranışlar karşısında takip edilecek tutum, davranış ve stratejiyi anlatmaktadır. Lahikalar, zor zamanda ağır şartlarla nasıl başa çıkılacağının pratik klavuzlarıdırlar. Lahikalar, sosyal ilişkilerde nasıl davranılacağının sosyal rehberleridirler. Nursi’nin sosyolojik tahayyülü, Lahikalarda kendisini ortaya koymaktadır. Lahikalar, pratik-sosyal düzlemde nasıl davranılacağı konusunda yoldaki işaretleri koyan derinlikli yol göstericilerdir.

 

popüler cevapdünya atlası