BİR İSLAM ÂLİMİ OLARAK SAİD NURSÎ’DE İHLÂSLI DAVRANIŞ MODELLERİ

Eklenme Tarihi: 16 Nisan 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

 

Eğitimci-YazarSefer AKGÜL'ünDin Hizmetleri ve İhlas Sempozyumu tebliğidir

 

İhlâs öyle bir kavram ve sırdır ki kâfirde bile olsa bir güç ve kudret menbaı olabilmektedir. Âdemoğullarının yaradılışında oraya çıkan şeytanının başkaldırışı ve âdemoğullarını saptıracağı iddialaşmasında insanlar içinde sadece ihlaslı olanları istisna etmesi ilginçtir(1).Hicr suresi ayet.40. ihlasla ilgili hadis-i şerifte de iman, amel, âlim ve ihlas kavramlarına vurgu yapılması elbette ki manidardır. Bunlar şifre gibidir.

Din adamlarının, din alimlerinin ya da din hizmeti verenlerin diğer insanlardan farkı yoktur aslında.neticede herkes aynı imtihan dünyasında ortak nefis özellikleriyle sınava tabi tutulurlar.Fakat din hizmetine talip olunarak girilir.Yani bu dini insanlara anlatma, ve tebliğ görevi isteğe ve iradeye bağlı olarak yapılır..Bu bakımdan din adamlarının bu görevi kendi istekleriyle seçtikleri aşikardır.Bir gönül işidir.Dolayısıyla da sorumlulukları diğer insanlara göre daha fazladır.Bu meyanda herkesten daha fazla ihlaslı davranış modelleri göstermeleri beklenir. Çünkü toplum nazarında Din’i ve dinî değerleri temsil noktasında öncülük ve yol göstericilik misyonu yüklenmiş şahsiyetler olarak kabul edilirler.

Bediüzzaman Said Nursi’nin gerek hayatı gerek eserleri ve gerekse fikir ve aksiyonu açısından din adamı ve din âlimi olarak hüsn-ü kabul gördüğü herkesçe teslim edilmiş bir gerçektir. O’nun 20 ve 21.Lem’alarda İhlâs üzerine beyan ettiği genel ilkeler ve kurallar ve ihlâsın mahiyetine dair serdettiği hükümler elbette ki ciltleri dolduracak çalışmalara müsait derinlik arz eder. Ancak biz bu çalışmamızda S.Nursi’nin teorilerinden çok diğer eserlerinde geçen metinlere ve mektuplarında geçen pratiğe dönüştürülmüş ihlaslı davranış modelleri üzerinde kısa bir derleme çalışması yaptık. İhlâsın hayata uygulanması ve teorilerin davranış modellerine indirgenmesi hususunda dikkat çekici beyanları ve telakkileri iktibas ederek, ihlâsın tecelli eden değişik kombinezonlarını sunmaya gayret ettik.

Konuya girmeden önce şu hususu da vurgulamak gerekir: İnsanların davranış modellerinde ve biçimlerinde o davranışın yapıldığı mekân ve zaman faktörleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Zira insanoğlu mekân ve zaman kavramları olmaksızın bir olguyu veya bir olayı değerlendiremez. Bir kişinin her hangi bir yönünü veya eserlerini tahlil ederken de onu zaman ve mekân boyutları içinde ele almak durumundayız.

Buna ilaveten kişinin davranışlarını değerlendirirken içinde bulunduğu psikolojik durum da zaman ve mekân kadar önemlidir. Zira teoride şu veya bu davranışın sergilenmesine taraf olan kişi, pratikte psikolojik ortama göre çok farklı davranış modelleri sergileyebilmektedir. Basit bir örnek verecek olursak dingin bir ortamda yapılacak bir davranış ile kaos ve kargaşa ortamında; öfke ya da tahrik ortamında yapılacak davranış aynı olmayabilmektedir. Diğer bir tabirle huzur ve barış ortamındaki davranış biçimleriyle şiddet ve baskı ortamındaki davranış biçimleri farklı olabilmektedir.

Yine ister şiddet ortamında isterse huzur ortamında yapılan davranışın doğru ve dengeli olma ölçüsü de ifrat veya tefrite kaçabilmektedir. Yani yapılan davranış doğru olsa bile yapılma ve sergilenme ölçüsü veya ibresi farklılık arz etmektedir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin aşağıda sıralayacağımız ihlaslı davranış modellerinin neredeyse tümünü hapiste, zindanda, baskı altında, tarassut ve tecrit ortamında yazdığını ve yaşadığını göz önünde tutarak ele almak, onun davranışta isabetliliği kadar, dengeliliği, yani ifrat ve tefrite düşmeden sosyal ve psikolojik etkenlerden etkilenmeden ve savrulmadan istikrarlı ve istikametli duruşunu da ortaya koymaktadır.

A) Millete, vatana hizmette, fedakârlık yapmak

“Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir”(2) anlayışının bir göstergesi olan milletine, vatanına hizmeti ve fedakârlığı bir görev bilmesi meyanında bir davranış örneği sergilemiştir:

Darü’l-Hikmeti’l-İslamiyyede görevli olduğu sürede verilen maaşları harcamayarak milletin malını yine millet yolunda kullanmıştır. 26. Şevval 1334 tarihinde 5.000 kuruş maaşla görev yaptığını ifade ediyor. (3) (Sorularla Said Nursi Com.Risale-i nur Enstitüsünden alıntı) İstanbul’un İngilizler tarafından 16 Mart 1920 tarihindeki işgali üzerine aynı ayda Hutuvat-ı Sitte isimli kitabını bastırarak birader zadesine bu maaşı millete hizmette kullanmak lazımdır demesi (4) Ankara’ya çağrılış tarihi ise 1922’dir.

B) Kul hakkına riayette çok hassas ve müdakkik olmak

Sevap kazanayım derken Hukukullah’ın yanında Hukuk-u İbad önemlidir. Kul hakkına girerek sevap kazanmak makbul bir davranış olarak görülmemiştir. “Bu güzel meseleyi ben söyleyeyim deme konusunda mabeynimizdeki ihlasa zarar gelmesin diye mümkünse başkasına okutmak.” (5) (21. Lema, s. 271) şeklinde ifadede ettiği gibi sevap kazanma arzusundaki hırs veya şevkin bile ihlasa zarar vereceğini söylemiştir (21. Lema) Bu yaklaşım biçimine göre mesela, Hac veya Umre ibadeti esnasında gösterilen hacerü’l-esved izdihamı veya camilerde sakal-ı şerif öpme izdihamındaki manzaraları düşünürsek gerçekten sevap kazanayım diye başkalarının rahatsız ederek hem ihlasa zarar vermek hem de kul hakkına girmek söz konu olmaktadır.

C) Hastalığı ve musibetleri ihlasa muvaffakiyet hususunda fırsat ve nimet bilmek

Merdümgiriz hastalığını nimet bilmesi, bu sayede insanlarla görüşmeyerek ihlas sırrına ve kuralına zarar verişini engellediği için bu hastalığına şükreder Kaderî sır olarak musibetlerden ders almak. Hapis musibeti karşısında başa gelen musibetleri yorumlama babında şöyle der: Bu şiddetli imtihana girmemizin iki sebebi var. Birisi: Ehl-i dünya ve siyasetin evhamlarına dokunan bir tesanüd ve ihlasla fevkalade hizmet-i diniyedir. Zulm-i beşer buna baktı. İkincisi: Herkes kendi başına bu kutsi hizmete tam ihlas ve tam tesanütle tam liyakat göstermediğimizden, kader dahi buna baktı.…” (6) (Şualar, 13. Şua, s. 398)

D) Dünyevi, maddi makamlardan kaçınmak

Din hizmetleri bir ücret ve makam karşılığı yapılmamalı:”Mustafa Kemal sana 300 lira maaş …….. eğer bu teklifi kabul etseydim hiçbir şeye alet ve tabi olmayan ve sırrı ihlası taşıyan R.nur meydana gelmezdi.” (7) (Şualar, 12. Şua, s. 385)

E) İhlası en önemli ve ehemmiyetli düstur edinmek

- O zındıklar, ehl-i tarikatı mağlup ettikleri planlarla bizleri……… çünkü risale-i nurun meslek-i esası ihlas-ı tam ve terk-i enaniyet ve ……. İnşallah tam akim kalacak..” meyanında Mesleklerin erkanlarının ve müntesibinin kusuratını teşhir etmek. Ve üçüncü olarak: Maddiyun felsefenin onları ifşa etmek için aralarında üstadlarını ihanetle çürütmek ve mesleklerini fennin ve felsefenin bazı düsturlarıyla sukut ettirmek ki tarikatlara karşı istimal ettikleri aynı silahlarla bize hücum ettiler fakat aldandılar. Çünkü Risale-i Nurun meslek-i esası ihlas-ı tam, terk-i enaniyet ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde baki lezzeti hissedip aramak ve fani ayn-ı lezzet-i sefihanede elim elemleri göstermek ve imanın bu dünyada dahi hadsiz lezzetlere medar olmasını ve hiçbir felsefenin eli yetişmediği noktaları ve hakikatleri ders vermek olduğundan onların planlarını inşallah akim bırakacaktır.” (8) (Şualar, 13. Şua, s. 399-400) “Bizler imkân dairesinde bütün kuvvetimizle Lema-i İhlas’ın düsturlarını ve hakiki ihlasın sırrını mabeynimizde ve birbirimize karşı istimal etmek vücup derecesine gelmiş.” (9) (Şualar, s. 621)

F) İbadet ve zikrini gizli tutmak

Denizli hapishanesinde zikir ve evrad sesinin başkalar tarafından duyulması ihtimali ve ibadetinin sevabının azaltması ihtimali üzerine şöyle bir mektubu vardır.” Aziz kardeşlerim, bu gece evrad ile meşgul olurken nöbetçiler ve başkalar işitiyorlardı. Kalbime geldi ki ”Acaba bu izhar sevabını noksan etmiyor mu ?”diye telaş ettim. Hüccetü’l-İslam İmam-ı Gazalinin meşhur bir sözü hatıra geldi. O demiş: Bazen izhar, çık defa ihfadan daha ziyade efdal olur.” Yani aşikare yapmakla başkalar ya istifade veya taklit etmek veya gafletten uyanmak veya dalalette ve sefahette muannid ise karşısında şeair-i İslamiyye nevinde izhar etmek, izzet-i diniyyeyi göstermek gibi çok cihetle hususan bu zamanda ve ihlas dersini tam alanlarda değil riya, belki gizliden tasannu karışmamak şartıyla çok ziyade sevaplı olabilir diye teselli buldum.” (10) (13. Şua, s. 401-402) Bir iki sayfa ilerde hapishanedeki talebelerine teselli verirken “Merak etmeyiniz o Nurlar parlayacaktır..” sözünden sonra haşiyede talebeleri şöyle bir not düşmüşler.” Ey kardeş dikkat buyur. Denizli hapishanesinde bütün esbab-ı âlem zahiren üstadın aleyhinde idam hükümleriyle mahkemeye verilmişken Üstad diyor: “Merak etmeyiniz. Bu nurlar parlayacaktır” Bu söz bak. Nasıl tahakkuk etti..?? (11) (Şualar, s. 406) Yoksa haşa kendimizi satmak ve beğendirmek ve temüddüh etmek hodfüruşluk etmek ise Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir esası olan ihlas sırrını bozmaktır. (12) (Şualar, s. 833) Şiddetli zulüm ve işkence karşısında beddua yapar da kabul olursa halkın nazarını celbeder kaygısıyla.. Bedduamı yapmak avam benden keramet bilmesinler diye “Ya rabbi bela ver ama kerametkarane olmasın diye dua ettim.” Hatta bu defa bana beş vecihle kanunsuz, bayramda, düşmanlarımın planıyla bana ihanet eden o malum adama şimdilik bir bela gelmesin diye telaş ettim.Çünkü mesele şaşaalandığı için doğrudan doğruya avam-ı nas bana makam verip, harika bir keramet sayabilirler diye , dedim: ”Ya rabbi bunu ıslah et veya cezasını ver. Fakat öyle kerametkarane bir surette olmasın…” (13) (Yeni Asya baskısı, Emirdağ L., s. 67)

Çar Nikola Nikolayeviç’e gösterdiği tavır, Rus-Ermeni işgalinde talebeleriyle verdiği savaş ,İstanbul’un işgalinde İngilizlere karşı gösterdiği direniş ve Hutuvat-ı Sitte isimli eserini bastırması ve İngiliz kuvvetlerince görüldüğü yerde vurulması emrinin verilmesi gibi Milli mücadeledeki kahramanlıklarını anlatan milletvekili Salih yeşile bu övgüsünden dolayı “Tarihe binip istikbaldekilere görünmek istemiyorum.” demiş ve bundan hoşlanmadığını belirtmiştir (14) (Yeni Asya, Emirdağ L., s. 141)

Bir mahkemede Denizli mahkemesi ehl-i vukufunun “Eğer Mehdilik dava etse bütün şakirtleri kabul edecekler.” iddianamesine “Ehl-i beytten olup olmadığım konusunda ben onlara cevaben demiştim. Gerçi manen ben Hz. Ali’nin bir veled-i manevisi hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Al-i Muhammed’in (S.A.V.) bir manada hakiki nur şakirtlerine şamil olmasından ben de ehl-i beytten sayılabilirim. Fakat bu zaman, şahs-ı manevi zamanı olmasından ve nurun mesleğinde hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsi makamlar arzu etmek ve şan ve şeref kazanmak olmaz ve sırr-ı ihlasa tam muhalif olmasından Cenab-ı Hakka hadsiz şükrediyorum ki beni kendime beğendirmemesinden ben öyle şahsi ve haddimden hadsiz derece fazla makamata gözümü dikmem ve nurdaki ihlası bozmamak için uhrevi makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum.” dedim, ehl-i vukuf sustu. İhlası kazanmak için uhrevi makam bana verilse bırakmaya kendimi mecbur hissediyorum.” (15) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 232-233)

G)Dünyevi cereyanlar ve siyasetten uzak durmak

Din görevlileri için özellikle şu hususa dikkat lazımdır.Siyaset ihlası bozar.Siyasete bulaşmama düsturunu anlatırken.. Afyon mahkemesi müdafaasında: Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiç kimse istiklaliyetini ve ihlasını muhafaza edemez. Her halde bir cereyanın hareketini kendi hesabına alacak, dünyevi maksadına alet edecek, o hizmetin kudsiyyetini bozacak. Gerekçesiyle talebelerine şöyle tavsiyede bulunur.”Risale-i nur şakirtlerinin mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasileridir. Çünkü halisane hizmet-i Kur’aniyye, onlara her şeye bedel, kâfi geliyor. “Hem şimdi öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse istiklaliyetini ve ihlasını muhafaza edemez.Her halde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevi maksadına alet edecek, o hizmetin kudsiyyetini bozacak….” (16) (Şualar, s. 465-466) “Neden ne dâhilde ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alaka peyda etmiyorsun? Ve Risale-i nur ve şakirtlerini mümkün olduğu kadar o cereyanlara temastan men ediyorsun? Hâlbuki eğer temas etsen ve alakadar olsan birden binler adam Risale-i nur dairesine girip parlak hakikatlerini neşredeceklerdi Hem bu kadar sebepsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın?” sualine cevaben şu sözleri söyler: Bu alakasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi mesleğimizin esası olan ihlas bizi men ediyor. Çünkü bu gaflet zamanında hususan tarafgirane mefkûreler sahibi, her şeyi kendi mesleğine alet ederek, hakta dinini ve uhrevi harekâtını da dünyevi mesleğe bir nevi alet hükmüne getiriyor. Hâlbuki hakakik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-yi kudsiyye kâinatta hiçbir şeye alet olamaz. Rıza-yı ilahiden başka bir gayesi olamaz. Hâlbuki şimdiki cereyanların tarafgirane çarpışmaları hengamında bu sırr-ı ihlası muhafaza etmek, dinini dünyaya alet etmemek müşkilleşmiş. En iyisi cereyanların kuvveti yerine inayet ve Tevfik-i İlahiyyeye dayanmaktır.” (17) (Emirdağ Lahikası, s. 63-64) Re’fet beye mektubunda (siyasetten Allaha sığınma babında) 1. R. Nur hiçbir şeye alet olmaz. 2. R. Nurun muarızlarına karşı en büyük kuvveti ihlastır.” der. Risale-i Nur’un bu kadar muarızlarına mukabil en büyük kuvveti ihlas olduğundan ve dünyanın hiçbir şeyine olmadığı gibi, tarafgirlik hissine bina edilen cereyanlara, hususan siyasete temas eden cereyanlarla alakadar olmaz. Çünkü tarafgirlik damarı ihlası kırar, hakikati değiştirir. Hatta benim otuz seneden beri siyaseti terk ettiğime sebep, bir mübarek âlimin takip ettiği cereyanın tarafgirlik damarı ile salih ve büyük bir âlimin onun fikrine muhalif olmasından tekfir derecesinde tahkir edip ve cereyanına ve kendi fikrine muvafık meşhur ve mütecaviz bir münafığı medh ü sena etti. Ben de bütün ruhumla ürktüm. Demek tarafgirlik hissine siyasetçilik de karışsa böyle acip hatalara sebebiyet veriyor diye “Euzu billahi mineşşeytani ve’s-siyaset” dedim, o zamandan beri siyaseti terk ettim. ” hükmünü verir. (18) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 237)

Yine Emirdağ Lahikasında “Kendimizi satmak, beğendirmek ve temeddüh etmek ve hodfüruşluk etmek ise R. Nurun ehemmiyetli bir esası olan ihlas sırrını bozmaktır.”der (19) (Emirdağ L., s. 1/47)

H) Dünyevi makamlardan kaçınmak

Afyon ağır ceza mahkemesine verdiği müdafaatında: Ahiret makamlarını, ahretini bile feda etmek. Makamatı hizmete tercih ederek ihlasıma nefsimin hissesi karışmamak için değil dünyevi ..nurdaki ihlası bozmamak için uhrevi makamat dahi verilse…” Dini nefsine ve menfaatine alet etme babında :”Ben değil dünyevi makamatı ve şan ü şerefi nefsime kazandırmak belki manevi büyüm makamat faraza bana verilse de fakat hizmetteki ihlasıma nefsimin hissesi karışmak ihtimaline binaen korkarak o makamatı da hizmetime feda etmeye karar verdiğim ve fiilen böylece hareket ettiğim halde…” (20) (Şualar, s. 504 ve 568) İhlasın gereği olarak keramet ve keşif göstermeye ve bunların peşinde koşmaya taraftar değildir.” İşte bu netice içindir ki, Risale-i Nur şakirtleri Hizmet-i Nuriyyeyi velayet makamına tercih eder. Keşif ve keramatı aramaz ve ahiret meyvelerini dünyada koparmaya çalışmaz ve vazife-i İlahiye olan muvaffakiyet ve halka kabul ettirmek ve revaç vermek ve galebe ettirmek ve müstahak oldukları şan ü şeref ve ezvak ve inayetlerde mazhar etmek gibi kendi vazifelerinin haricinde bulunan şeylere karışmaz ve harekâtını onlara bina etmezler. Halisen muhlisen çalışırlar” vazifemiz hizmettir, o yeter” derler. (21) (Kastamonu L., s. 324) Neden şakirtlerin senin hakkındaki kuvvetli hüsn-ü zanlarını kırıyorsun.”1. velayet olsa da … İhlas ve mahviyyete aykırıdır. “hakaik-i imaniyenin neşrindeki vazifedar, makam sahibi olsa daha iyi tesir eder” denilebilir. Binda iki mani var. Birisi: Faraza velayet olsa da bilerek, isteyerek makam yapmak tarzında velayetin mahiyetindeki ihlas ve mahviyete münafidir..” der. (22) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 198)

Şah-ı Nakşibent hazretlerinin meşhur Evrad-ı Bahaiyye’sini kendi derlediği Büyük Cevşen duasına ilhak ederken dünyevi maksatlara yönelik dualar ve cümleler bölümünü çıkarmış ve onları genel, cami manada kelmelere ve uhrevi hayata yönelik iadelere çevirerek yayınlatmıştır.Dünyevi maksat için okunmasın..”demiştir. (23) (17. Lema, 2. Mesele, s. 321-322)

İ) Neticeyi Allah’a bırakmak. Sonuç almak için değil hizmet etmek için çalışmak

“Evvela hadsiz şükrederim ki R.Nurun hakiki sahipleri olan müftüler, vaizler, imamlar, hocalardan manevi kahramanlar meydana çıktılar. Şimdiye kadar nurun fedakârları gençler, mektepliler, muallimler idi. Bin barekallah Ethemler, İbrahimler, Ali Osmanlar ehl-i medresenin yüzlerini ak ettiler. Çekingenlikerini cesarete çevirdiler. İnşallah bu üçüncü medrese-i Yusufiyye öncekilerden geri kalmayacak. Meşakkat derecisinde sevabın ziyadeleşmesi cihetinde, bu şiddetli hale şükretmeliyiz. Afyon hapishanesi 3. mahkemedir. Vazifemiz olan hizmet-i imaniyeyi ihlasla yapmaya çalışmalı vazife-i ilahiye olan muvaffakiyet ve hayırlı neticeleri vermek cihetine karışmamalıyız. “Hayrü’l-umuri ahmezüha..” deyip bu çilehanedeki sıkıntılara sabır içinde şükretmeliyiz... (24) (Şualar, s. 601)

Cenab-ı hakkın rızası ihlas ile kazanılır. Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyet ile değildir. Çünkü onlar vazife-i İlahiyyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazen verilir. (25) (20. Lem’a, s. 190-191)

“Dini hizmette çalışmak, tebliğ görevini yapmak. Ama muvaffakiyeti ve neticeyi Allaha bırakmak. Sonuçtan ümitsizliğe düşmemek. Celaleddin Harzemşah örneğini verir.” Vazifemiz ihlas ile iman ve Kur’ana hizmet etmektir. Amma bizi muvaffak etmek ve halka kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak ise o vazife-i İlahiyyedir, biz buna karışmayacağız. Mağlup da olsak kuvve-i maneviye ve hizmetimize noksanlık vermeyecek. O noktada kanaat etmek lazımdır. Mesela bir zaman İslam’ın büyük bir kahramanı Celalettin Harzemşah’a demişler: Cengiz’e karşı muzaffer olacaksın.” O demiş: Vazifemiz cihad etmektir, bizi galip etmek vazife-i ilahiyedir. Ona karışmam.” (26) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 298) Ayrıca Emirdağ Lahikası’ndaki son dersinde şöyle demiştir: ”Kardeşlerim belki ben öleceğim. Bu zamanın bir hastalığı daha var o da benlik, enaniyet, hodfüruşluk, hayatını güzelce medeniyet fantaziyeleriyle geçirmek iştihası, tiryakilik gibi hastalıklardır. Risale-i nurun Kur’an’dan aldığı dersin en birinci esası benlik, enaniyet, hodfüruşluğu terk etmek lüzumudur. Ta ihlas-ı hakiki ile imanın kurtarılmasına hizmet edilsin. Cenab-ı Hakka şükür, o azami ihlası kazananların pek çok efradı meydana çıkmış. Madem mesleğimiz ihlastır. Değil benlik, enaniyet, dünya saltanatı da verilse baki bir mesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek azami ihlasın iktizasıdır.”

J) Ruhsatı değil azimeti tercih etmek

Azimet ruhsat mesesinde.. Lemalar’dan İhlas Risalesinden bir not: Üstad ihlas konusunda ruhsatı değil azimeti tercih eder. Çendan bir zarar yok ise de… Burada ihlasın kılıcal damarlarına giriyor. (Lemealar’a bak..) Ayrıca ihtiyacı olanın zekat alması caiz ise de şu zamanda insanlar zekatı dahi bir safiyetle vermedikleri için, ihtiyacı olduğu halde zekat almamak, hediye almak caiz olduğu halde mukabelesiz hediye almamak.. Âlimlerin azimeti tercihi tercih eder. Almalarına bir şey demiyor, alanları kınamıyor ama tavsiyesi bu meyandadır. Tarihçe-i hayatını mevzu bahis edenlerin kendisi hakkındaki hüsn-ü zanlarını kırmak için yazdığı bir mektubunda şahsına ait bir takım harikulade sayılan davranışları niçin yaptığını izah babında 5 maddelik numunelerden 3 ve 4. numunede şöyle diyor: “Eski Said çocukluk zamanından beri hem kendisi hem babası fakir oldukları halde başkalarının hediye ve sadakalarını almadığının ve alamadığının ve şiddetli muhtaç olduğu halde hediyeleri mukabilsiz kabul etmediğinin ve Kürdistan âdeti talebelerin tayinatı ahalinin evlerinden verildiği ve zekâtla masrafları yapıldığı halde Said hiçbir vakit tayin almaya gitmediğinin ve zekâtı dahi bilerek almadığının hikmeti, şimdi kanaatimle şudur ki: Ahir ömrümde Risale-i nur gibi sırf imani ve uhrevi bir hizmet-i kudsiyyeyi dünyaya alet etmemek ve menafi-i şahsî’ye vesile yapmamak için o makbul âdete ve o zararsız seciyeye karşı bana bir nefret ve bir kaçınmak ve şiddet-i fakr ve zarureti kabul edip elini insanlara açmamak haleti verilmişti ki, Risale-i Nurun hakiki bir kuvveti olan hakiki ihlas kırılmasın. Ve bunda bir işaret-i maneviye hissediyordum ki: Gelecek zamanda maişet derdiyle ehl-i ilmin mağlubiyeti bu ihtiyaçtan gelecektir.” (27) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 313)

4. Numunede ise işkencelere ve hapislere maruz kalmasının kader açısından ve kader diliyle hikmetini şöyle açıklar. ”Ehl-i siyasetin zalimane hükümleri altında kader-i ilahi Nur’daki hakiki ihlası kırmamak için Said’e şefkatli tokatlar vurup “Sakın sakın hakaik-i imaniyeyyenin tefsiri olan Risale-i nuru kendi şahsi menfaatlerine ve hatta manevi kemalatlarına ve belalardan ve muzır şeylerden kurtulmaklığına alet yapma! Ta ki Nurun büyük kuvveti olan ihlas-ı hakiki zedelenmesin.” (28) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 313)

Devletten, hükümetten ve halktan bir şey istemeyip istiğna gösterme gerekçelerinin 1. sinde “Ehl-i dalalet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-yı cer etmekle itham ediyorlar. Bunları fiilen tekzip lazımdır.” demektedir. (29) (Mektubat, 2. Mektub, s. 27

Savaş meydanlarında yazılan belki tek eser olan İşaratü’l-İcaz isimli eserinin başında çağdaş tefsir yazılması bahsinde bu zamanda bir kişinin değil ancak bir şahs-ı manevinin, bir heyet-i kudsiyyenin yazabileceğini izah babında bu heyetin önceliklerini sayarken ihlası da vurgular: ”O şahs-ı manevi, çok ruhların imtizacından ve tesanüdünden ve efkârın telahukundan ve birbirine yardımından ve kalplerin bir birine in’ikasından ve ihlas ve samimiyetlerinden, mezkûr bir heyetten çıkabilir.” (30) (Y. Asya, E. Lahikası, s. 325)

İşte böyle bir zamanda bu dehşetli hadisata karşı ihlas kuvvetinden sonra bizim en büyük kuvvetimiz, iştirak-ı a’mal-i uhrevî düsturuyla birbirimize kalemlerle, her birinin a’mal-i Saliha defterine hasenat yazdırdıkları gibi…” (31) (Kastamonu Lahikası, s. 186)

“Evet mesleğimizde ihlas-ı tammeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir.” (32) (Kastamonu L., s. 305)

M. Kemal’in “Sana üç yüz lira maaş verip Kürdistan’a ve Vilayat-ı Şarkiyyeye şeyh Sinûsi yerine vaiz-i umumi yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin, ihtilal yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun” dediler. Ben de onlara cevaben dedim ki, yirmişer otuzar senelik hayat-ı dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüzbinler vatandaş’a, her birisine milyonlar sene uhrevi hayatı kazandırmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim hiçbir şeye alet olmayan ve tabi olmayan ve sırr-ı ihlası taşıyan Risale-i nur meydana gelmezdi. (33)Emirdağ L.33 “Hem maddi hem manevi, hem nefsim. Hem benimle temas edenler gayet ehemmiyetli benden sual ediyorlar ki, “Neden herkese muhalif olarak- hiç kimsenin yapmadığı gibi- sana yardım edecek çok ehemmiyetli kuvvetlere bakmıyorsun Ve risale-i nurun intişarına, fütuhatına çok hizmet edeceğine o risale-i nur şakirtlerinin hasları müttefik oldukları ve senden kabul ettikleri büyük makamları kabul etmiyorsun, şiddetle çekiniyorsun? sualine karşılık: ”Bu zamanda ehl-i iman öyle bir hakikate muhtaçtırlar ki, kainatta hiçbir şeye alet ve tabi ve basamak olamaz ve hiçbir garaz ve maksat onu kirletemez“ diye başladığı cevabın hulasasında şöyle der: El-hasıl Hakikat-ı ihlas, benim için şan ü şerefe ve maddi ve manevi rütbelere vesile olabilen şeylerden beni menediyor. Hizmet-i nuriyyeye, gerçi büyük zarar olur, fakat kemiyet, keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan halis bir hadim olarak, hakikat-/i ihlasla her şeyin fevkinde hakikat-ı imaniyyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum… Bu mana için hizmetkârlığı makamata tercih ediyorum.” (34) (Emirdağ L., Y. Asya baskısı, s. 67)

K) Manevi makam peşinde olmamak.Keramet hallerinden uzak durmak

Sadık şakirtler ve üstad bir nevi velayet derecesindedirler imana hizmetten dolayı. Buna göre niye keramet görünmüyor sebebini ihlas sırrı olarak izah eder. Deniliyor ki: Madem Risale-i Nur hem kerametlidir, hem tarikatlerden ziyade iman hakikatlerinin inkişafında terakki veriyor. Ve sadık şakirtleri kısmen bir derece velayet derecesindedirler. Neden evliyalar gibi manevi zevkler ve keşfiyyatlara ve kerametlere mazhariyetleri görülmüyor, hem onun talebeleri de öyle şeyler aramıyorlar? Bunun hikmeti nedir? Sualine karşılık şöyle cevap verir. “Evvela sebebi sırrı-ı ihlastır. Çünkü dünyada muvakkat zevkler, kerametler; tam nefsini mağlup etmeyen insanlara bir maksat olup, uhrevi ameline bir sebep teşkil eder, ihlası kırılır. Çünkü amel-i uhrevi ile dünyevi maksatlar, zevkler aranılmaz, aranılırsa sırrı-ı ihlası bozar.” (35) (Y. Asya baskısı, Emirdağ L, s. 76)

Türkiye’de hürmet yerine hakaret görmek noktasında “Mısır’da, Amerika’da olsaydınız hürmetle yâd edilecektiniz, dersiniz.” Aziz, Sıddık kardeşlerim: Biz insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsıma ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden mesleğimiz itibariyle kaçıyoruz. Hususan acip bir riyakarlık olan şöhretperestlik ve cezibedar bir hodfüruşluk olan tarihlere şaşaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, Nurun bir esası ve mesleği olan ihlasa zıttır ve münafidir.Onu arzulamak değil, bilakis şahsımız itibariyle ondan ürküyoruz” der. (36) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 169-170)

Risale-i Nurun hakiki şakirtleri hizmet-i imaniyeyi her şeyin fevkinde görür, kutbiyyet de verilse ihlas için hizmetkârlığı tercih eder. (37) (Hizmet Rehberi, 42. Mektup./Kastamonu l, s. 217)

Bu hizmetin içinde bulunmanın hazzını ve zevkini bile kardeşlerine mal eder, kendine hisse çıkarmak istemez.”R.Nurun fütuhatını müteşekkirane müşahede etmek….. dünyada uhrevi meyvesini gösteren hizmet-i imaniyenin şahsıma ait lezzeti ve imtiyazı o sırr-ı ihlas için bırakmak ve kardeşlerime havale etmek ve onların şeref ve zevkleriyle iktifa etmeye nefs-i emarem dahi muvafakat ederek..” (38) (Kastamonu L., s. 227)

L) B.Said Nursinin İhlas konusundaki 2 büyük kaynağı

Avcı hattında sipere girmeyişi, İşaratü’l-İ’cazı yazması meselesi mevzu bahis edilerek ”Bu acip ihlası nereden aldın? Sorusunu kendine mal etmeden O kardeşimize sorduk” şeklinde dolaylayarak demiş: “İki noktadan: Birisi Alem-i İslamiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumu ile beraber mücahidlerin yarısı silahını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rekat sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-ı Alem Aleyhisselatü vesselam bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır.” İHLAS Risalesinin başında yer alan 4 ayetten 2. si olan “Ve kumû lillahi kânitin” (39) (Bakara: 238) Allah için kıyamda bulunup O’na itaat ediniz” mealindeki kelamullahın sermeşk edilmesi bu gerekçeye dayanmaktadır. (40) (Lemalar, s. 267)

İkincisi Kahraman-ı İslam İmam-ı Ali (r.a) Celcelutiyenin çok yerlerinde ve ahirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna bir gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum manası hatıra gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mani olunmamak için bir muhafız ifriti dergâh-ı ilahiden niyaz etmiş. İşte bu biçare –ömrü bu zamanda hodfüruşluk içinde yuvarlanan biçare kardeşiniz de –hem sebeb-i hilkat-i Âlemden, hem kahraman-ı İslam’dan bu iki küçük nükteyi ders aldım… (41) (Y. Asya, Emirdağ L., s. 459-460) Kendisinin Tüheymefyail isimli ifriti vardı. Ama bunu memleketleri alt üst edecek bu ifridi asla belada kullanmadı.” diye rivayetler var.

Fakat Emirdağ lahikasında “Ben ihlasa zarar gelmesin diye hüddam cinleri açlık ve hastalıkta yemek ve ilaç getiren cinleri ihlas sırrından dolayı reddediyorum.”(42) (Emirdağ L. l, s. 268)

M) Halkın ne hayatta ne de mematta ilgisinden kaçınmak

Kabrinin gizli kalmasını vasiyet etmesindeki en büyük sebep tıpkı merdümgiriz hastalığına ihlas açısından baktığı gibi bakar: ”Azami ihlas için…. kabrimi ziyaret etmesinler.” diye vasiyette bulunmuştur. Üstelik daha kabrinin gizli kalacağı hususunda değil belli yerde defin edilirse ziyarete gelinmemesini istemiştir.”Bu zamanda şan ve şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından azamî ihlas ile bütün bütün enaniyeti terk lazımdır. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar.manevi dua ve ziyaret etsinler,kabrimin yanına gelmesinler.Azami ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum..Kendini R.Nura vakfetmiş olan yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup bu manayı lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler. (43) (Y. Asya, Emirdağ Lah., s. 417) Kabir ziyareti konusunda ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmenizi men ediyorsunuz? Sualine cevapta dikkat çekici tesbitleri sıralar. 1. Mezarı ziyaret edenler dünya için ziyaret ederler. 2. Ahirzamanda firavundaki gibi, şan ve şeref, heykel ve enaniyet asrında kabirlere ziyaret başka bir anlama bürünmüştür. 3. Eskiden lillah için kabir ziyareti vardı. Şimdi ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevi şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar.Ben de risale- i nurdaki azami ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum.. Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek. Risale-i Nur’daki azami ihlası kırmamak için kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum.” demiştir. (44) (Asya Emirdağ L., s. 420-421)

Yine ihlas için kabrini ziyaret ettirtmediği gibi hayatta iken elini öptürmüyor. (45) (Emirdağ L., s. 428-429) Risale-i Nur’un esas mesleği hakiki ihlas olmak cihetiyle şimdiki tezahür, sohbet etmek, fazla hürmet etmek, bu enaniyet zamanında bir nefisperestlik, riyakarlık, tasannu aleti olmak cihetiyle ona şiddetle dokunuyor. Özetle; “Benimle görüşmek isteyen ahiret için görüşecekse Risale-i Nur bana katiyen ihtiyaç bırakmamış. Eğer dünya içinse dünyayı şiddetle terk ettiğimden dünyaya dair şeyleri malayani, vakti zayi etmek saydığından cidden sıkılır.” (46) (Y. Asya, Emirdağ, Lah., s. 428) Hizmetinde bulunan Nur talebeleri imzalı bu mektubta ondan aktarılan cümlelerin üstünde talebelerinin şu cümlesi buna dayanarak ifade edilmiştir. ”Hürmet ve dostluk cihetiyle onunla görüşmek ona gayet ağır geliyor. Musafaha etmek, elini öpmek kendine tokat vurmak gibi, ruhen müteessir oluyor.” (47) (Emirdağ Lah., s. 428)


BİBLİYOGRAFYA
1- Kur’an-ı Kerim. Hicr Suresi. 40.
2- Nursi B. Said. Kimin himmeti milleti i
3- Risale-i Nur Enstitüsü. Sorularla Said Nursi com.
4- Maaşı hizmette kullanmak
5- Nursi B. Said. Lem’alar Yeni Asya Yayınları, S: 271
6- Nursi B. Said. Şualar. Yeni Asya Yayınları, S: 398
7- A.g.e. S:385
8- A.g.e. S:399-400
9- A.g.e. S:621
10- A.g.e. S:401-402
11- A.g.e. S:406
12- A.g.e. S:833
13- Nursi B. Said. Emirdağ Lahikası. Yeni Asya Yay. S:67
14- A.g.e. S:141
15- A.g.e. S:232-233.
16- Nursi B. Said. Şualar. Yeni Asya Yay. S:465-466
17- Nursi B. Said. Emirdağ Lahikası. Yeni Asya Yay. S:63-64
18- A.g.e. S: 237
19- A.g.e. S:147
20- Nursi B. Said. Şualar. Yeni Asya Yay. S:504 ve 568
21- Nursi B. Said. Kastamonu Lahikası. Yeni Asya Yay. S:324
22- Nursi B. Said. Emirdağ Lahikası. Yeni Asya Yay. S:198
23- Nursi B. Said. Lem’alar. Yeni Asya Yay. S:321-322
24- Nursi B. Said. Şualar. Yeni Asya Yay. S:601
25- Nursi B. Said. Lem’alar. Yeni Asya Yay. S:190-191
26- Nuri B. Said. Emirdağ Lahikası. Yeni Asya Yay. S:298
27- A.g.e. S:313
28- A.g.e. S:313
29- Nursi B. Said. Mektubat. Yeni Asya Yay. S:27
30- Nursi B. Said. Emirdağ Lahikası. Yeni Asya Yay. S:325
31- Nursi B. Said. Kastamonu Lahikası. Yeni Asya Yay. S:186
32- A.g.e. S:305
33- Nursi B. Said. Emirdağ Lahikası Yeni Asya Yay. S:33
34- A.g.e. S:67
35- A.g.e. S:76
36- A.g.e. S:169-170
37- Nursi B. Said Nursi. Hizmet Rehberi.42.Mektup. K. Lahikası. Yeni Asya Yay. S:217
38- Nursi B. Said. Kastamonu Lahikası. Yeni Asya Yay. S:227
39- Kur’an-ı Kerim. Bakara Suresi.238
40- Nursi B. Said. Lemalar. Yeni Asya Yay. S:267
41- Nursi B. Said. Emirdağ Lahikası. Yeni Asya Yay. S:459-460
42- A.g.e. S:268
43- A.g.e. S:417
44- A.g.e. S:420-421
45- A.g.e. S.428-429
46- A.g.e. S:428
47- A.g.e.S:428

 

popüler cevapdünya atlası