Bir felsefi ve dini psikolog: Nevzat Tarhan

Eklenme Tarihi: 23 Şubat 2019

Himmet UÇ

Nevzat Tarhan, SDÜ Lütfü Çakmakçı salonunda 22 Şubat’ta bir konferans verdi. Özellikle onu tanıyan ve kitaplarından haberdar olan öğrenciler gelmişlerdi. Rektörlük mehafilinden bir rektör yardımcısı maslahaten oradaydı. Profesörler bu kıymetli ve dünya çapında adamı dinleme lütfundan mahrum olanlar kıyamet gibiydi. Nasıl ülkedir bu ülke? Herkes kendi çanağından yer, başkasına iltifat etmemeyi bir ekâbirlik olarak görürler. Onun için bu üniversitelerden ne fikir adamı ne entellektül ne de bu büyük milletin temsilcileri çıkar. Çıkar ne çıkar birşeyler çıkar. Ufku küçülen aydınla birlikte coğrafya da küçüldü. İmparatorluktan bir küçük coğrafyaya sığındık. Siyasetimiz gol yedikçe kaleci değiştiren bir duruma döndü Allah sonunu hayır etsin.

Nevzat Tarhan’ın konferansı aslında “sorgulayarak yaşamak” konferansıydı. İnsanın psikolojik ünitelerinde en önemli olaylardan biri namazdı ama namaz neden zorunluluktur, emir midir, bu yüzden yeni nesil namazı neden kılmak gerektiğini anlamak istiyor. Yoksa camiler bastonlular, bir ayağı kabirde insanların seke seke geldiği uğrak yeri. Çocuklarını camiye getiremeyen bir millet. Nevzat Tarhan buna vurgu yaptı.

Somut düşünceden soyuta giden düşünceyi irdeledi. İnsanlar ineğe tapmışlar, ineğin arka planında onun insanın çok yönlü hizmetine veren ilkeyi düşünememişler. Soyut düşünceden mahrumlar. Ateşe tapmışlar ama ateşi faydalı olarak yaratan bir perde arkası mantığı görememişler. Bugünkü nesil de öyle. Bütün bu varlığı insana hizmetkâr eden perde arkasındaki şuurlu varlığı görememek…

Üç estetik tablo halinde görülen cemal, kemal ve celali ancak namaz ile tebcil ve temsil edeceğini göremiyor. İnsan, kâinat ihata edemediğimiz büyüklükler ama denetlenen büyüklükler. O büyüklükler karşısında en estetik duruş O’nun önünde eğilmek. Bu azametin önünde eğilmek, hatta secdeye kapanmak. Aynı şekilde güzelliklere meftun insan bu sonsuz güzellikler ülkesinde herkesin karınca kararınca kendinde ve tabiatında temsil ettiği güzelliklere bir tavır alması lazım. O şuursuz güzellik yansımalarını temsil eden insanın hayranlığı Subhanallah… O da namazın içinde ve dışında her yerde.

Ya kemal? “Daire-i imkânda daha güzel yoktur” demiş bir büyük insan. Her şey olabileceği kadar güzel. Bu güzelliklerin mükemmel yani eksiksiz temsil ve yansımaları da Elhamdülillah ile temsil ediliyor. O da namazın içine ve dışına yansımış.

Zavallı Kant, Dekar, Spinoza… Bu güzellik kategorilerinde hiç mi Allah yok? Öznesiz yüklemler halinde anlatmış durmuşlar. Onlardan biri de Medeniyet Üniversitesinde Profesör. Estetik nedir, felsefe nedir, felsefe tarihini ve temsilcilerini sorgulamak nedir gel de Bediüzzaman’dan oku. Bu dünyanın önemli dini, felsefi ve ilim tarihi feylesofunu anlama! Anlamak senin hakkın da değil haddin de değil.

Sayın Tarhan soyut ve kavramsal düşüncenin yokluğunu anlattı. Hâlbuki batı dünyası bu kavramsal ve soyuttan birçok hakikati bulmuş. Edison “ışığı yaratan onu yansıtan maddeyi de yaratmıştır” demiş iki yıl o maddeyi aramış ve bulmuş. Matematik, fizik ve kimyaya felsefi ve sorgulayıcı bir gözle bakmak...

Etrafındaki olayları evreni, nesneleri ve insanı soyut ve kavramsal değerlendirmeyen insan, hazine taşırken yalnızlığa mahkûm olmuş. Bütün insanlar zengin bir psikolojik dini zenginlikle, zengin bir evrende, her türlü debdebeye rağmen mutsuz. Onu mutlu yapacak, yalnızlığın içini dolduracak dini ve felsefi arkadaşlıklardan mahrum. Bu da ilim ile dini barıştırmayı burunlarına yakıştıramayan, düşünmeyen düşünürler yüzündendir. Öyle ki insanlar bir takım modern meşguliyetler içinde gittikçe artan bir buhranda evliliği bile gereksiz görüyor ve daha da yalnızlaşıyor.

Dini bir psikolojik gereklilik görmek gerekirken onu ideolojik bir söyleme iten uygulamalar insanların dinden istifadesini zorlaştırdı. Sorgulamayan dindarlık ve cemaatçilik mantığı robot insanlar üretti. Bu da bu günü doğurdu. Devlet robotlara tavır aldı. Ya ne yapsaydı? Saat gibi kurulup bir hedefe yönlendirilen insanlar! Cemaat gibi değil, örgüt-cemaat mantığı hâkim oldu topluma kelli felli insanlar bir ortaokul öğrencisi kadar güdümlü.

Nevzat Tarhan bu sorgulamayı Mesnevi Terapi isimli kitabında billurlaştırdı. İnsanların önüne Cenab-ı Mevlana’nın telkinleri ile bir yenidünya açmaya çabaladı. İnsanların madde bağımlısı olduğu bir toplumda başını kaldırıp evrenin anlamını sorgulaması gereksiz görüldü. Nevzat Tarhan psikolojik, dini ve felsefi eksersizlerle bunu gücü yettikçe ülkede anlatmaya çalışıyor. Dinden bağımsız ama ilimle din arasında psikoloji ile bağlantılar kurarak bunu anlatıyor. Zaman zaman dinden de küçük anekdotlar anlatıyor. Hz. Peygamberden (asm), Hz. Ömer’den bahsi güçlendiren örnekler veriyor.

İslam düşüncesinin Aristo ve Farabi gibi sorgulayan mantıklardan zamanla uzaklaşması ortaya sorgulamayan otomatlar üretti. Bunlara çare arıyor Sayın Nevzat Tarhan.

Eleştirel düşüncenin olmayışı mütemadiyen aynı şeyleri tekrar eden ve zevk almayan bir yorgun nesil ortaya çıkardı. Onları canlandıran soyut düşünce, felsefi, dini eleştirel bakıştır.

İtikadın tamamen dünyevileştiği yalanla, aldatmakla iç içe, zevklerinin peşinde, dini bir süs ve aksesuar olarak gören insanların oluştuğu bir dünya meydana geldi. Köküne ve gereğine, felsefi derinliğine inilmeyen bir din, yaşayış biçimi insanları istila etti. Dünya ve ahiret iç içeyken “o dünya işi, bu ahiret işi” diyerek her türlü zulmü, sefahati gerekli gören dindarlar türedi. Din bunun ötesinde bir aldatma ve sömürme aracı oldu. Bunların aşılması lazım ama nasıl?

Bütün bunlar sorgulayan, felsefi düşünen ve varlığın anlamını Allah ile birlikte çözmeye çabalayan ve varlıktaki azametli derinliğin Allah’ı zorunlu kıldığını bilen ve bu ilaha teşekkür için onu zaman zaman anmak gerektiğine inanan insanlar üretmektir, çare budur.

Nevzat Tarhan’a teşekkür ediyoruz. Üniversitemiz, sorgulayan ve irdeleyen bir teşekkül kurmuş, bu teşekkül bu ziyafeti bize sundu, teşekkür ederiz.

popüler cevapdünya atlası