Bediüzzaman’ın“çağın üniversitesi”ni ortaya koyan Medresetüzzehra Modeli’ni anlamak/anlatmak ve tarihe not düşmek…

Eklenme Tarihi: 19 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2017

Sayın Bakanlar,  Milletvekilleri,

Sayın Valim, Sayın Rektörlerim,

Sayın Belediye Başkanlarım,

Kıymetli Hocalarım,

Sivil toplum kuruluşlarımızın güzide temsilcileri,

Saygıdeğer katılımcılar,

Değerli basın mensupları,

Ve Münazarat’ı inşa eden eşsiz ruhun,  mümtaz talebeleri olan ve medresetüzzehranın bu mezuniyet gününde bitmeyen eğitimleriyle aramızda bulunarak maddi ve manevi âlemde şehadetnamelerini/diplomalarını şu saatte almış olan muhterem saff-ı evvel ağabeylerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler;

Basınımızın kıymetli temsilcileri,

Sivil toplum kuruluşlaru temsilcileri,

Kamu yöneticileri,

Girişimciler,

Ve adını zikredemeyeceğim belki bizi şu anda canlı yayında dinleyen binlerce insana arz-ı hürmet ederek “Said Nursi’nin Eğitim Felsefesi Medresetüzzehra Sempozumu”na hoşgeldiniz.

Yeni dönemle birlikte Van'dan alınıp Burdur'dan Isparta'ya ve Barla'ya sürgünü… Artık bir daha doğuya dönemeyecek kadar sürgün şehirleri olan Eskişehir, Kastamonu, Denizli, Isparta; Emirdağ, Afyon şehirlerinde zorunlu ikameti…

Bütün bu doğuyu bırakış veya koparılışlar ile doğu maneviyatını/moralini/yeni düşüncenin inşa sahibini kaybetti. Ve doğuya olan oldu.

Bugün hüzünle ama bir o kadar da sevinçle yeniden Van'a dönüyoruz. Van'dayız.

Beşinci kez, dördüncü dönemin bittiğinin alameti olarak Van'dayız.

Van’da buluşmamızın önemli bir sebebi var: Bediüzzaman’ın“çağın üniversitesi”ni ortaya koyan Medresetüzzehra Modeli’ni anlamak/anlatmak ve tarihe not düşmek…

Bediüzzaman medreselerin ıslahını talep ediyordu, özgür bir eğitim iklimi arıyordu. Modern bilimle din bilimlerinin birbirini tamamlayacağı, akılla kalbin buluşacağı bir eğitim-öğretim ortamı istiyordu. İhtisaslaşmanın önemine, disiplinler arası bilimin Kur’an’la barışık yönüne dikkat çekiyordu. Bunun için de Medresetüzzehra Modeli’ni öneriyordu.

Zihinlerimizde ortak bir soru filizleniyor: “Peki, Medresetüzzehra nedir/ne değildir?”

Medresetüzzehra, etrafı duvarlarla çevrilmiş bir kampüs veya mekân tasarımı değildir. İdari bir yapılanma, akademik format veya gelenekçi bir devamlılık ya da batı karşısında ilmi yetkinliğini kaybetmiş modernist bir kalıp değildir.

Farklı ekollerin, inanışların ve çağımızda üretilen kurumsal tarafların kavgası olan seküler yapılarla dini hayatın çatışma alanı hiç değildir.

Medresetüzzehra, sadece bir okul, sadece medrese ve sadece bir tekke değildir. Bu üçünün beraberliğidir. Medresetüzzehra bütün bu hayati fonksiyonların beraberliğidir, bileşkesidir, bütünü kavrayan iklimidir.

Medresetüzzehra, bir yeryüzü üniversitesidir. Açık üniversitesidir. Tarafları, evrende varlığını sürdüren bütün canlılar ve cansızlardır. Çünkü tevhit, elbette bütün kâinatınYaratıcısına bağlanmayı ve kâinattaki her şeyin Allah adına anlam bulmasını ister. Medresetüzzehra’nın tefekkür ve şefkat zemini, evrensel barışın ekolojisini bütün kâinatta tesis etmeyi sağlamaktadır.

Medresetüzzehra’yı, sadece bir hayal-ümit veya bağlılık teorisi olarak değerlendiremeyiz. Öyle kibir nostalji, tarih tekerrürü veya üstada sadakatin bir yansıması gibi tanımlamak da yanlış olur.

Medresetüzzehra, sadece bir bölgenin,(üstadın içinde bulunduğu şartlar itibariyle Doğu ve güneydoğunun) reçetesi değildir. Proje diliyle adeta bir pilot bölge uygulamasıdır.

Medresetüzzehra, birliği temsil eder. Tevhit eksenin ilim öğrenmeyi, kariyer, ihtisası, dini, dünyayı, ruhu, vicdanı, aklı ve duyguları taşır.

Medresetüzzehra (MZ), yaşanamamışın çare üreten hasretidir. Medresetüzzehra, bir gaye-i hayaldir. Bütün bir hayatın dünya tarihi ve son yüzyıl açısından en fırtınalı üç döneminde bile değişmeyen Said Nursi ajandasıdır.

Evet, Bediüzzaman’ın ajandasına düşüğü 1902 tarihli not, hatta 1899 tarihli “Kur’an’ın sönme ve söndürülmez bir nur olduğunu izah ve ispat” iddiası,113 yıl sonra tarihin yaşandığı şehirde, şehrin ruhunda Van’da anlam buluyor.

MZ, dillerin kardeşliğidir: Arapça, Türkçe, Kürtçe, Farsça, Urduca, Malayca vb...

İslam coğrafyasında Medresetüzzehra inşa edici dillerin sistematiğini vermektedir:

Her zaman birinci dil, zorunlu dil Arapça’dır; vacip derecesindedir, olmazsa olmazdır.

İkinci bir olmazsa olmaz ise resmi dildir, o da Türkiye gerçeğinde Türkçedir.

Üçüncü diller ise ülkeye, bölgeye, hatta şehir veya ilçeye göre değişebilecek dinamiklikte dil tercihleridir. Bu tercihler, istek sahibinin dilidir, yaşayandildir, idarenin veya siyasetin takdir veya lütuf alanı değildir.

 Mesela; Malezya’da birinci dil Arapça iken, resmi dil Maleyaca ve üçüncü dil ise ya bölgesel yaşayan bir dildir ya da seçmeli/tercihli Türkçe, Farsça, Urduca veya başka dillerdir.

Üçüncü diller çok çeşitliliktir, hatta eş zamanlı birden fazla dil öğrenme tercihidir.

Fünun-u medeniyeyegelince, zaten medeniyetin inşa edici bilimine girilen her eğitim kurumunda İngilizce ve diğer batı dilleri de beraberinde gelmektedir.

Dillerin kardeşliği, her dilde ayrı bir dünya keşfeden kavramların da evrensel bir asalet kazanmasını sağlamaktadır. Aksi halde batının bütün kesimleri teslim alan dil istilasından ve kompleksinden kurtulamayız.

Diller bir arada dildir, sözdür, sohbettir, farklılıktır, interaktifliktir, kulağın yeni kelimeleri aşinalığıdır, kültürel çoğulculuk, bilimsel zenginlik ve evrensel barışa giden çeşitliliktir.

Medresetüzzehra, matematikle İngilizceyi, Kur’an-ı Kerimle ile siyeri, Arapça ile Kürtçeyi birlikte Anadolu topraklarında ve medeniyet havzasında önce Osmanlı’yasonra Türkiye’ye birlikte sunan kuşatıcı bir sistemdir. Aynı zamanda bunu sağlayan zekânın, irfanın, imanın, ahlakın ve felsefenin bireyi, toplumu, hayatı ve çevreyi yeniden inşa sistemidir.

MZ bir proje değildir. Milyonlarca projeyi barındıran bir modeldir. Bu “model” kavramının hassaten kayıtlara girmesini istiyoruz.

MZ, Avrupa için İslam’ı öğrenme sürecidir. Böylece Avrupa kabul veya ret aralığını daha bilinçli seçme imkânı bulacaktır. Aynı zamanda sanayinin, bilimin ve ekonominin başarı kibirliliği ile siyaset yapan argümanların İslam coğrafyasını bir sömürge alanı görme bahtsızlığından kurtaracaktır.

Medresetüzzehra, İslamofobyanında ilacıdır. Çünkü bu modelde mantık, muhakeme, matematik, akıl, ispat, şerh, izah, tefekkür, unsuru’l-akide, unsuru’l-belagat, hürriyet, meşveret ve katılımcılık esaslı iştirak-i amal esastır.

Medresetüzzehra, Türkiye’nin bir ay önce Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilerin tercihine bıraktığı derslerin tescilinde tazeliğini ve çözümünü sürdüren bir modeldir. 496 bin gencimiz Matematik, 493 bin öğrencimiz İngilizce, 413 bin gencimiz Kur’an-ı Kerim, 256 bin gencimiz Siyer ve 23 bin öğrencimiz Kürtçeyi seçmeli ders olarak belirlemiştir. Medresetüzzehra, böylece toplamda 1 milyon beşyüzseksen yedi bin gencin anket sonuçları ile de doğrulanmış bir modeldir.

Kaderin tecellisi olarak; kurumsal bir levhası, bu modeli keşfetmiş bir ülke yönetimi ve eğitim politikası olmasa da, Risale-i Nur’un “sırrentenevveret”  prensibi olarak hayatın bütün basamaklarında informel/resmiyet dışı bir sivillikte yer bulmuştur. Medresetüzzehra, bürokrasinin cenderesine mahkûm edilmemiş ve kamu yönetiminin insafına bırakılmamış bir cevvaliyette, suyun nüfuz alanı gibi kabında bile donup kabının sınırlarından kurtulmayı başaran enteresan bir modeldir.

Bu anlamda bir akışkanlar mekaniğidir. Hatta akışkanlar dinamiğidir. Akıcıdır, nüfuz eder, insanın ruhuna ve aklına uzanan kalbine rehberlik eder, vicdanına komut verir ve beşeriyetin serbestiyet ve malikiyet çağı olması için bireyin hürriyet-teşebbüs ve icat silsilesini sürdürecek zekâ tarlalarına yatırım yapar.

MZ, ihmalimizin ve onu yeterince kavrayamayışımızın cezası olarak günümüzün çaresizliklerini önümüze koymuştur.

Hiçbir mazerete sığınmadan, tek parti dönemlerinin ve süregelen antidemokratik uygulamaların ve üstadımıza reva görülen bütün sıkıntılara rağmen, bunları asla bu günün ajitasyon ve tabanı canlı tutma malzemesi yapmadan diyebiliriz ki;

  • Rejime rağmen risale okuduğumuz gibi MedresetüzzehraModeli’ni de daha fazla içimizde, cemaatimizde, çevremizde ve ailemizde inşa edebilirdik.
  • . Her evde Arapça bilen biri olabilirdi. Ya da Kürtçe konuşanlarla arkadaş olduğumuzda kardeşliğin nazenin özgürlüğü ile onu ondan dinleyip ortak kültürümüzün ve mümince kardeşliğimizin en az yüzde otuz kelimelerin aşinalığına kulaklarımızı hazırlayabilirdik.
  • Birbirimizin espri dünyasını ve folklorunu daha iyi gözetebilirdik. Bunu farklılığı temsil eden farklı bölgelerin farklı bütün adetlerini anlama ve farkındalık kazanmak için gayret sarf edebilirdik.
  • Risale Nur eğiticilerini daha profesyonel ve hesap verir konumda şeffaf bir statüye kavuşturabilirdik.
  • İran’ı, batının resmi ajansları veya tahrip edilmiş bilgi üzerinden değilde Mevlana hazretlerinin Mesnevi’sini orijinlinden öğrenirken, kültürel geçişin etki alanlarını ve farklılıkların ne denli birliğin zenginliğini sağlayabileceğini görebilirdik.

Bu noktada Medresetüzzehra Modeli, Mısır, İran, Kafkas, Arap,Kürt,Hint kardeşliğinin pekişme alanı olarak İslam Birliği’nin temel taşlarını inşa eden bir ruh, heyecan ve idraktir..

Medresetüzzehra, hayat üniversitesidir. Bitişik nizamda sırt sırta vermiş veya yanyana kurulmuş İlahiyat Fakültesi, Tıp Fakültesi ve Cami’nin ortak meydanda buluşabildikleri, birbirinin derslerini tercih edebildikleri bir inşadır.

MZ, dini eğitimi için İmam hatibe çocuğunu gönderen ailelerin daha sonra çocuklarını tıp, mühendislik veya iktisat ve kamu yönetimi gibi alanlara göndererek modelin pratiğini cari eğitim sistemine rağmen yıllarca başardıkları bir modelin yansımasıdır. Bütün bunlar MZ’nin şuurlu altyapısının tezahürleridir.

MZ, hastanede tıbbın yanında hastalar risalesi dersinin okunabileceği ortam, mekân ve rehberlik fırsatlarının hastaya sunulmasını sağlayacak mekanizmalar bütünlüğüdür. Hastanın motivasyon ve maneviyat deposudur.

MZ, düşkünler yurdunda, huzur evlerinde veya evlerimizde, bereket direği yaşlılarımızın moral bulacağa ahirete doğru tebessüm edebilecekleri İhtiyarlar risalesinin öğretilmesi ve eğitimidir.

MZ, cezaevlerinde yatan tutukluların ve onlarla birlikte müzdaripailelerin halinden anlayan, benzer süreçleri masumca yaşamış ve teselli kalitesini bilen Bediüzzaman’ın adeta mahkûmlar risalesi konusundaki yüzlerce mektubu ile teselli bulabilecekleri bir modeldir. Bu noktada Adalet Bakanlığı’nın bunu gündemine alması gereken bir sosyal rehabilitasyon veya manevi bakım alanıdır. Çünkü Said Nursi, kendini mahkûm görmedi, vicdanlara sesleniyordu ve “vicdanen tazip olmadığım müddetçe mahkûm değilim” diyordu. Ve bizi bizimle ve maneviyatımızla yıllar yılı mahkûm etmek isteyenleri aynı tebessüm, şefkat ve tevazu ile mukabele etmeyi öğrendi nur talebeleri.

Bu bağlamda, yeniçağın yeni ufkuna ilham verecek MedresetüzzehraModeli’nin, önümüzdeki yıllarda hak ettiği gündemi yakalayarak; evrensel barışın ve akademik ahlakın yönetim sistemlerine rehberlik edeceği eğitim mecralarını oluşturacağı kanaatindeyiz.

Şimdi de sizlere Risale Akademi’nin bundan sonra ne yapması gerektiği konusunu kısaca arz etmek istiyorum.

Takdir edersiniz ki, gerek Nevzat Hocamın ortaya koyduğu Risale-i Nur psikolojisi ve çağın psikiyatrisine çare olan yaklaşımı, gerek Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyet dönemi siyaset bilimi, tarihi, eğitimi açısından arka planda Ahmet Hocamın ortaya koyduğu, gerekse felsefe konusunda farklı açıdan Alparslan Hocamızın ortaya koyduğundan hareketle doğrusu akademi olarak ve siz Akademinin birer değerli üyesi, kurucusu, mensubu, tabi bu Akademi Risale olunca böyle oluyor. Yoksa herhangi bir akademide böyle bir şeye hakkımız yok. Cevabını aradığımız soru şudur: Bunu nasıl yapacağız? Eğitim felsefesini alabiliyoruz, hocalarımız var. Psikolojisini alabiliyoruz, örnek ve model öğrencileri var bu medresetüzzehranın. Bunlar da var arakamızda. Ben kısaca ona dair bir şeyler arz etmek istiyorum.

Van tabi ki Üstadın hayatında beşinci buluşmasını yaşıyor. Malum birincisinde Üstad

Bitlis’ten kendi doğduğu şehirden Van'a geliyor. Ve burada bir Vali ev sahipliği yapıyor. Bunu kesinlikle bi bürokratik iltifat olarak Sayın Valimizin de algılamayacağına olan hasbiliğimle ve bu mekânın ruhaniyetiyle bir şey arz etmek istiyorum.

Kendidi ile ilk görüşmemizde tavatsuzsuz sadece randevu istedik. Bu çok önemli. Risale-i Nurun geleneğinde tavassut yoktur. Siyasetin, bürokrasinin, ticaretin ve bütün imtiyaz alanlarının Risalenin istiğna sınırlarında durması gerektiğini biz biliyoruz. Çünkü medresetüzzehranın son vasiyetinde belki hepimizin tüylerini diken diken eden Üstadın bir vasiyeti vardır. “Medresetüzzehranın Risale-i Nur şakirtleri benim istiğna mesleğimden asla ayrılmayacaklardır.”

Hal böyle olunca biz randevu istedik sağolsunlar Van’da olmamalarına rağmen hemen ravdevu verdiler. Temennilerin, tenkitlerini, tavsiyelerini aldık. Memnuniyetimizi arz ettik. Ve sordu. “Sadece medresetüzzehra mı yapacaksınız? Peki sempozyumu yaptınız gittiniz. Sonra ne olacak?”

Bir şey daha söyledi. “Neden Nur talebeleri olarak Isparta kadar Van’da bulunmuyorsunuz?” dedi. Bu hasbi şey bizi de heyecanlandırdı. Tabi Gürbüz Hocamla dersimize de çalışmıştık doğrusu. Yerinde sorulardı. “Sayın Valim. Biz zaten gitmeye gelmedik ki. Burada kalacağız.” Dedik. Bu defa kendisi dediler ki: “Kalıp ne yapacaksınız burada? Biz kendisine dedik ki, sizleri şahit göstermek için laf aramızdan çıktı şimdi. Dedik ki: “Beytüşşebap aşiretinde 100 yıl önce said Nursi Hazretleri oradaki köylülere şunu diyor. Siz Şafisiniz. Mealen söylüyorum. Yanlışımı mazur görün. İmamlara itimad etmezsiniz. Her biriniz bizzat teşebbüs edersiniz, hepiniz Fatiha’yı okursunuz” diyor. Teşebbüs dersini bu günkü kuru tabirle girişimcilik dersini 100 yıl önce ıslah edemediğimiz bugünlerin güvenlik kaotiği içinde Beytüşşebap aşiretine girişimcilik dersi ve riyor. Diyor ki siz müteşebbis insanlarsınız ve üç şey lazım. Saadet sarayı medeniyetinde yaşamak istiyorsanız size üç şey lazım. Bu gün yine aynısı geçerli.

Bir: Fikr-i hürriyet. İki: Teşebbüs-i şahsi. Üç: İcad. Z önce hocamın istifade ettğimi tahavvül bahsinde dediği gibi tahavvülün sonrasına da Üstad gider. Tahavvülden sonra muhavvile’l-kulûb. Kendimize soru sormak olarak cahil aklımla yazmıştım ama hocamın izahından sonra cesaret alarak devam ettirmek istiyorum.      

Tahavvülden sonra tebeddül der. Belki bu bir değişim, belki de bedel ödemektir. Said Nursi bu bedeli ödemiş. Sonrasında teceddüttür, yenilenmektir, inşadır. Sonrasında da temeddündür, medenileşmektir. Batının müsbetiyle beraber menfisine ilmen, irfanen, ahlaken kafa tutmaktır ve bu medresetüzzehradır.

Böyle olunca Sayın Valimiz “burada kalınca ne yapacaksınız” dedi. Dedik arzu ederseniz biz Beytüşşebap aşiretinden Şanlıurfa’nın Suruç’un köylüsüne kadar Üstadın Münazarat konulu 155 soruya 155 cevap arayışını burayı plato kabul ederek bire bir kimlerle konuşmuşsa bunu internet sırren tenevveret diye bir şey de var artık çok şükür. Dijital bir devrim var. Duvarlar da kalkmış. Artık biz bütün dünyaya Van’dan yayın yapabiliriz. Teknoloji buna müsaade ediyor. Peki “Sonra ne yapacaksınız” dedi. Bir şey daha arz ettik “sonrasında da arzu ederseniz Van’da Münazarat Okulu’nu açalım” dedik. Biz bunu kendisine arz ettikten sonra, bunu bir Vali ile bir vatandaş konuşması olarak da algılayabilirsiniz. Ama Tahir Paşadan sonra Üstadı 110 yıl sonra misafir etmiş bir gündem olarak da biz kendisine daha hususi olarak da arz ettik. Bu bir nasip meselesidir. Bu Sayın Valimize nasip olmuştur. Bu anlamda da duygularımızı mazur görün. Yine şu anda aramızada yok. Babası vefat etmiş. Kendisine başsağlığı diliyoruz Sayın Rektörümüz Peyami Hocaya da teşekkür ediyoruz, hem de taziyetlerimizi sunuyoruz.

Münazarat okulunda kimler eğitim alacak? Nasıl eğitim felsefesi yazabiliyoruz. Arka plan var. Bütün ağalardan bahsediyor, şeyhlerden bahsediyor. Bilmana şimidiki cemaatlerin durumundan da bahsediyor. Aslında bu bizim dikey hiyerarşilerinden, bitmeyen bürokrasimizden hatta mahallelerdeki kendimize has çok büyük tasavvurlarımızdan, büyük tasavvurlar mahallede olmaz meydanlarda olur ve herkes meydanda buluşabilir. Böyle olunca Münazarat Olkulunda kamu yöneticileri eğitilebilir. Halk eğitilebilir, hanımefendiler özellikle eğitilebilir.

Bir şey daha arz etmek istiyorum. Modern çağın kadını bu kadar istismar ettiği dönemden çok önce batının o menfi, küstah tarzına karşı Bediüzzaman Hazretleri üniversiten adını zehra koyuyor. Zehra medresesi. Hem üretken olacak, hem yine kuru tabirle kreatif olacak, hem tecdid ruhunu taşıyacak, hem bünyesinde şefkati barındıracak, hem de bir şefkat kahramanı, bir anne psikolojisi altında bu eğitimleri alacak ki, zehra medresesi gerçekten kayda değer bir şey. Bu anlamda biz Münazarat Okulunu burada hayata geçirmek istiyoruz dedik sonrasında Sayın Valim Medresetüzzehra Sempozyumu yapacağız dedik. Sonrası nı da istedi. Sonrası da zaten bunun hayat bulmasıdır.

Buradan şuraya geçeceğim. Bir ay önce Milli Eğitim Bakanlığı okullar açıldığında yeni sistemden dolayı çocuklara sordu.

Zorunlu dersler dışında hangi dersleri okumak istersiniz?

Biz de harıl harıl çalışıyoruz medresetüzzehranın ilmi ayağı nereden sorulacak, bereden başlayacak, nasıl çıkacağız işin içinden yüzlerce arkadaş, buradaki hemen hemen herkese müteşekkiriz.

O anketi gördüm rahatladım. Cenab-ı Hakkın bir lütfu oldu. 1milyon 587 bin gencimize Milli Eğitim Bakanlığında seçmeli ders tercihi yapan çocukların kaydı var. Bu 1milyon 587 bin gencin seçtiği 5 tane dersi size arz edeyim. Birisi İngilizce, birisi, matematik, birisi Kur’an-ı Kerim, birisi siyer, birisi de Kürtçe. İlk ikisini fünun-ı cedide olarak ele alabiliriz. Bilim dili olarak İngilizce ve matematiği. Kur’an-ı Kerim ve siyeri de ulum-ı diniye olarak ele aldığımızda, diller kısmında da zaten Türkçe resmi dil, Kürtçe de çocuklar istiyor. Artı Arapça da zaten Kur’an-ı Kerimle öğrenileceğine göre, iki arakadaşa arayıp şöyle dedim biraz da rahatlamak için:

1 milyon 600 bin gençle anket yaptık ve gençler dediler ki, “Biz medresetüzzehrayı isityoruz.”

Tabi ki konu medresetüzzehra olunca biz de bu modern çağın cumhuriyet çocukları olarak “Bu anketi kiminle yaptınız? Nasıl yaptınız? Parayı nereden buldunuz? Soruları arka arkaya geldi. Ben de tebessüm ettim. “Milli eğitim Bakanlığı ile yaptık” dedim. “Nasıl Milli eğitim Bakanlığı ile yaptınız?” diye bürokratik sorular gelince de “Vallah tercihlerde bu sonuç çıktı.” Dedik.

Aslında Üstadın 100 yıl önce ortaya koyduğunu hür iradeleriyle hobi dersi olarak da düşünebilirsiniz matematikle İngilizceyi. Kur’an’la siyeri artı Kürtçeyi bir raya getiren sistem. Hangimize hususi olarak sorulsaydı herhalde bu 5 soruyu böyle demezdik, bu cevapkarı vermezdik. Belki biraz daha hususi tercihlerimize, belki mülahazalarımız, belki zihni alt yapılarımıza, belki güvenlik koridorlarındaki bariyerlerimize ve saireye kapılırdık.  

 Buradan hareketle Üstad dört defa Van’a geliyor. Bitlis’ten Van’a.  İstanbul'a gidip tekrar Van'a, Şam’dan yola çıkıp İstanbul üzerinden Van'a, savaş dolayısı ile Rusya esaret dönüşü Kosturma üzerinden İstanbul’a ve oradan Ankara üzerinden Van’a dört defa geliyor ve biz bu gün şahs-ı manevisi adına beşinci defa buradayız. Bu beşinci defanın bir farkı var. Dördüncü dönemin bitişinin bir tezahürü olarak bu gün Rabbime şükür başinci defa buradayız.

Şimdi sizlere sadece ev ödevimi arz etmek isityorum. Ev ödevim şu. Üç hocamız da cesaret verdiler bize. Zaten ağabeylerimizin o gören gözleri ve şefkatli bakışları gerçekten bizi cesaretlendiriyor.

Bir nokta şu: Risale-i Nurun akademik tasnifi. Üç yıldır, hatta dört yıldır çalıştığımız bir konu. Dört yılın sonunda hasılatımız ne? Bundan sonra ne işe yarayacağız? Binlerce arkadaş adına bunu ifade ediyorum. 20 yıllık kurumsal bir hafıza ile binlerce akademisyenimizin hakkı ve hukuku adına arz ediyorum. Sadece bir işçilik bu. Anabilim dallarına göre risale-i Nurun tasnifi. Bunun projesi hazır, yakında başlıyoruz. Bu şu demektir. Yaklaşık Türkiye’de fen, sağlık, sosyal, eğitim, din bilimleri, sanat bilimleri alanında 400 civarında anabilim dalı var. Risale-i Nurun kendi çapına göre tasnifi lazım. Tasnifinden sonra, Risale-i Nurda medresetüzzehranın ev ödevi olarak 15 vazife veriyor Üstad. Şerh, izah, tanzim, tekmil, tahşiye ve saire.

Şimdi buradan hareketle ikinci önemsediğimiz nokta bundan sonraki sempozyumumuzun biri Şanlıurfa’da Dostluk Sempozyumu. Hazret-i İbrahim’den Günümüze Haliliye Mesleği. Mademki biz muhabbet fedaileriyiz. Bir sonraki sempozyumumuz aslında medresetüzzehranın burada gündeme alamadığımız bir konusu. Belki medresetüzzehranın tekke ayağını konuşabileceğimiz, tasavvufunu konuşabileceğimiz Said Nursi ve Mevlana Sempozyumunu Konya’da nasip olaurda Mayıs’ta yapıyoruz. Bir de bu arada Mardin’de Hutbe-i Şamiye’nin bir anlamda devamı olarak bir sempozyumumuz İslam Birliği anlamında mevcuttur. Bütün bunlardan hareketle bunlar teorik mi? Hayır. Üstadımız sırren tenevveret demiş. Alayişi, nümayişi, koridorlar kullanmayı, sahne kullanmayı veya pozisyon almayı veya konumlanmayı veya kendimizi çok fazla merkeze koymayı ya da biz diye bir çember çizmeyi değil, yeryüzü sofrasında, yeryüzü bir mescit. Böyle olduğuna göre internet gerisini Üstad getirmiş sırren tenevveret. Bu şu anlama geliyor. Bizim çok mekâna ihtiyacımız yok aslında. Çünkü çağın dört temel özelliği var. Birisi değişim çağı. Bunu çocuklarımız, hepimiz yaşıyor. İkincisi, dijital bir çağ. Her şey yenileniyor. Üçüncüsü, duygu çağı. Bu üçünü de batı da doğu da yaşıyor. Ama dördüncü bir şeyi çözemediler. Değerler çağını. Dolayısı ile biz medresetüzzehra projemizle değerler inşasını, hocamızın bahsettiği dört temel esas üzerinden bunun felsefesini, sistemini, usüllerini, sonra bunun süreçlerini, sonra bunun yapılanma anlamında inşasını kullanabilirsek değişecek. Dolayısı ile ben bir müjdeyi daha vermek istiyorum. Malum bu medresetüzzehranın merkezi Bitlis. Öyle diyor Üstad. Bitlisliler bizi bir yerde yakaladılar haklı olarak ağır hesap sordular. Dediler ki, “Siz böyle bir şey yapıyormuşsunuz.”  “Evet yapıyoruz” dedik. “Neden Bitlis yok?” dediler.  “Hukukunuza sahip çıkın” dedik biz de. Yani Bitlis’te böyle üç gün değil de sanıyorum bir Bediüzzaman Haftasını hak ediyor. Bu konuda da güzel bir çalışma var.

Bir şubesi Van, bir şubesi de Diyarbakır. Şimdi Van müteşekkiriz üstadın en çok kaldığı şehir olarak ev sahipliğini yaptı. Bir rektöre nasip oldu geçen yıl. Serdar Bedii Omay Hocamıza. Bir Diyanet İşleri Reisine nasib oldu Hutbe-i Şamiye’yi 100 yıl sonra Şam’da değil ankara’da okumak. Gün farkıyla. Muhtemelen orada Perşembe ya da Cuma okunmuş. Badıllı ağabey daha iyi bilir. Biz cumartesi günü okuduk. Hutbeyi bir Diyanet İşleri Reisi ona nasib oldu. Bir Valiye nasib oldu. İnşaalah bizim diğer entelektüellerimiz, bürokratlarımız, ilahiyatçılarımız, kamu yöneticileri, siyasi irade Said Nursi ile ilgili ne kadar bariyeri olan insan varsa Risale-i Nuru tırnak içinde Nurcular, cemaatler üzerinden değil de Risale-i Nurun kendisi üzerinden mütalaa etmesini arzu ediyoruz ve Rabbime şükür Nisan’dan bu yana 6 aydır gerek sayın Valimin ekibi, özellikle sayın Genel Sekreteri ve Müdürüm ve sayın Rektörümü tayin ettiği arkadaşlarla gerçekten bu 6 ay boyunca çok yoğun ama ve yüzlerce, binlerce destekle bu noktaya geldi. Ve serlevha olan bir sözü var Üstadın. Medresetüzzehranın inşasında birinci madde olması gereken bir şey. Diyor ki şahsen beni en çok etkileyen ve işim gereği de kendime rehber ittihaz ettiğim “Taksimü’l-âmâl bi-tamamihâ/istisnasız iş bölümü.” Eğer biz istisansız -Nur talebeleri için söylüyorum- işbölümünü yaparsa, herkes bir konuda ihtisasını öne çıkarırsa -bunu da anabilim dalları ile çözüyoruz- ihtisas fıtratla birlikte ihlası tesis eder. Arkasından istişarenin kalitesi artar. Arkasından iletişim önümüze çıkar. Arkasından itinayı önemseriz. İstiğna ile birlikte medresetüzzehrayı doyasıya yaşarız ve biz bu sürede de yaşadık elhamdülillah.

Bundan sonraki programlarımızı duyuracağız. Medresetüzzehranın Diyarbakır şubesinin 15 yıl üzerinde çalıştığı kısaca Diyarbakır Eğitin grubu diye kendilerini ifade ettikleri toplamı 42 tane olan ilk dördü ilköğretimle ilgili olan ve dört yıl önce çıkardıkları eğitim seti var elimizde. Medresetüzzehranın ilkokul müfredatı şu anda yazılmış durumda. Bunlar toplam 42 kitap. Gönül isterdi ki bunları kendileri ifade etsinler. Tebliğ konusu onların konusu.

Sayın Valimin şahsında ve diğer ağabeylerimiz de lutfederlerse, çzellikle sayın Valimize medresetüzzehramızın müfredatını da sembolik olarak takdim etmek istiyoruz. Artı yine kendileriyle konuştuğumuz çerçevede medresetüzzehra konulu bir belgeselimizi de inşallah kendileri ile Şubat ya da Mart ayında galasını yaparak kutlayacağız. Bir şey daha var. Sayın Valimle burada görüşüp gittikten sonra Münazarat Okulunu başlattık. Ankara’da 11 hafta biz Münazarat Okulunda programlar yaptık. Ve şu anda Akademi’nin Üstadla paralel üç hayatına tekabül eden üç şehir var. Biri Van, biri Emirdağ, biri de Barla-Isparta.

Biz şu anda Van Okulu ismiyle domeinini de aldık. Bunun içinde bir program Münazarat olacak. Bir program belki Talikat olacak, bir program Muhakemat olacak, Reçetetü’l-havas olacak. Biz Münazarat’a daha yeni başladık. Bir şey daha var. Bu Medresetüzzehra Sempozyumu geneldir. Konular itibarıyla dağınık ama şunu arz etmek istiyorum. Medresetüzzehraya göre tekke, tasavvuf, medresetüzzehraya göre yükseköğrenim, medresetüzzehraya göre ilköğretim, medresetüzzehraya göre orta öğretim, medresetüzzehraya göre yetişkinler eğitimi, hayat boyu eğitim ve medresetüzzehraya göre meslek eğitimi gibi yeni sempozyumların daha makrodan mikroya yapılması konusunda da çalışmalarımız var. İnşallah bunu beraber başaracağız. Sayın Valim lütfederlerse biz kendisine o kitabımızı arz etmek istiyoruz. Böylece bunuda bir teşekkür olarak kabul buyursun.         

Katılımınız, katkınız, ilginiz ve sabrınız için teşekkür ediyor; tekrar hoş geldiniz diyorum…

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. XXV, Ankara. 

popüler cevapdünya atlası