Bediüzzaman'ın FETÖ'ye dair işaretleri

Eklenme Tarihi: 28 Ağustos 2016 | Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2017

 

Bediüzzaman'ın FETÖ'ye dair işaretleri

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz açıkladı

Risale Haber-Haber Merkezi

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, FETÖ’ye dair ayrıntılı açıklamalarda bulundu.

Risale Haber'de dizi şeklinde yayınlanacak yazının üçüncü bölümü şöyle:

GÜLEN DENİLEN ADAM BU DURUMA NASIL GELDİ? BEDİÜZZAMAN’IN ONA DAİR İŞARETLERİ VAR MI?

1965’te CHP’ye 5000 TL bağış yapan ve Ermeni soykırımını savunacak kadar ileri giden bu adam, bu hale nasıl geldi? sorusunu cevaplandırmamız lazımdır.

Evvela Bediüzzaman Hazretleri sanki onu anlatırcasına Mektubat’ta şöyle demektedir:

“Mu'zam-ı Ümmet, cadde-i kübrada gidebilir. Başka hususî ve dar caddeye sevkedenler, idlâl ediyorlar.”[1]

Bu adam, 1971 darbesinde başta Av. Bekir Berk olmak üzere çok sayıda Nur talebesi ile birlikte İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından tutuklanınca, Nur talebelerini savunma için gelen başta Gültekin Sarıgül olmak üzere Nur’un avukatlarını “BEN NURCU DEĞİLİM, BENİ SAVUNMAYIN” diyerek Nur talebelerinden ayrılmıştır. Daha evvel Hizmet Vakfı toplantılarına gelen FETÖ, Bediüzzaman’ın rükün talebelerinin bulunduğu bu vakıfla da alakasını kesmiştir.

“Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adavet besler gibi, Sözler'in kıymetlerinin tenzilini arzu eder tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın. Halbuki bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:

"Bu dürûs-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünki çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde birşey yazsa; soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklidcilik hükmüne geçer."[2]

Eğer Bediüzzaman’ın ifadelerini dikkatlice okursanız, bu sözlere muhatab olan tek kişi görebilirsiniz: FETÖ. Risâle-i Nura mukabele edercesine, kendi kitaplarını Risâle-i Nur yerine koyduğu gibi, Sızıntı gibi dergilerde yayınlanan başyazılarını da Lahikalar’ın üstünde tutmuştur.

Bu arada şunu belirtelim ki, FETÖ’ye deccal diyecek kadar ve hatta Beşinci Şu’adaki bazı hadisleri ve Bediüzzaman’ın yorumlarını ona tevil edecek kadar ifrat edenler bulunmaktadır. Bu, doğru değildir. Zira İslam Deccalı olan Süfyan belli olduğu gibi, Büyük Deccal da ortadadır. Ancak FETÖ’ye İslam Deccalına yardım eden ulemadan biri ve hatta en tehlikelisi demek mümkündür. Bilindiği gibi Deccâl’a yardım eden âlimlerin başını ilk Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Rıfat Börekçi çekmiştir. Bunu başkanlardan 1960 ihtilâli başkanı Tevfik Gerçeker ve Kemalist Dr. Lütfü Doğan devam ettirmiştir. Elbette ki, Yaşa Nuri Öztürk gibileri de unutmamalıyız.

Bunu, Bediüzzaman’ın şu hadisle alakalı yorumundan anlıyoruz:

“Yedinci Mes'ele: Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi' olacaklar."

Vel'ilmu indallah, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabîle ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır, demektir.”[3]

FETÖ’nün haddini aşan iddiaları bu noktaları da aşmış ve hatta itikadî açıdan islamın sınırlarını tecâvüz eylemiştir. Bazı yaşadığım müşahhas misalleri takdim etmek isterim:

BİRİNCİ YAŞADIĞIM OLAY:

1978 yılında merhum Nâzım Gökçek Ağabey’in Gaziantep’teki Aydın Baba Medresesinde FETÖ’nün en yakın talebelerinden biriyle Yatsı namazından Sabah namazına kadar onun Mesih İsa olup olmadığı konusunda tartıştık. Ben olmadığına dair deliller getirsem de İzmir İlahiyat mezunu olan FETÖ’nün talebesi aksini iddia etti ve münakaşa ederek ayrıldık.

İKİNCİ MÜŞÂHEDEM: 1980 ihtilâli sonrası, artık Mesih İsa olmaktan tenzil-i rütbe ederek kendisini Mehdi ve Bediüzzaman’ı ise kendisini hazırlayan şahıs olmakla vasıflandırmıştır. Bunu bütün talebeleri iddia etmektedir.

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî kitabındaki bir mektubda bahsi geçen, “sonra gelecek o mübarek zât” hakkında her kesimden biri geliyor ve her biri başka birini işâret ederek diyor ki; o zât "şu zâttır". Yâni Bedîüzzaman Said Nursî Hazretlerinden sonra gelmiş başka şahıslar gösterilip, bahsedilen zâtın o zât olduğu iddia ediliyor. Hatta bazılarına göre ise hâlen gelecek olan başka bir zât bekleniyor.

“Sonra gelecek o mübarek zât” hakikatte kimdir ve hangi alâmetlerle bilebiliriz ki O’ndan başkası değildir?

İşte bu soruya FETÖCÜ’lerin cevabı, bu zat Gülen’dir ve Hz. Mehdi’dir.

Bakalım Bediüzzaman ne diyor:

“Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikîyi neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitamamiha Risale-i Nur'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı A'zam ve Osman-ı Hâlidî gibi zâtlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı manevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar.

Bu hakikattan anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zât, Risale-i Nur'u bir proğramı olarak neşr ve tatbik edecek. O zâtın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde; bu ikinci vazife, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. O zâtın üçüncü vazifesi; Hilafet-i İslâmiyeyi İttihad-ı İslâma bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır; fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar. İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o kardeşlerimizin tabire ve tevile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telaşa verir ve vermiş.. hücumlarına vesile olur. Çünki, birinci vazifenin hakikatını ve kıymetini göremiyorlar, öteki cihetlere hamlederler.”[4]

Dikkat edilirse o Zat’ın en önemli vazifesinin iman ve Kur’an hakikatlarının neşri olduğunu ve diğer iki vazifenin ise farklı şahıslar ve cemaatler tarafından ifa edileceğini açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla bunu kendisine mal etmesi akılsızlıktır. Bunun ayrıntılarını biraz sonra ele alacağız.

ÜÇÜNCÜ VE DAHA TEHLİKELİ MÜŞÂHEDEM İSE, herkesin YOUTUBE’dan dinleyebileceği herzeleridir. Allah’a sığınarak nakledelim. Artık FETÖ kâinat imamıdır ve haşa Hz. Resulüllah’ın bile işine karışmasını reddetmektedir.

“(Hizmet temsilcilerine kendi düsturlarının önemini anlatırken): Siz Resulullh bile huzurunuza gelse ona şöyle söyleyiniz: Ey Allah’ın Peygamberi! Sen bize Kur’an’ı tebliğ ettin ve sünnetini bıraktın. Artık işimize karşıma.”[5]

İşte bu noktada tehlikenin boyutu itikadî alana da kayıyor.

SON MÜŞÂHEDEM: 2005 yılının sonlarında Abdullah Aymaz iki defa bana geldi ve Rotterdam’da ziyaret etti. Rotterdam İslam Üniversitesini kendilerine devretmem için teklif getirdi. Ben ikisinde de reddedip bu üniversitenin mütevelli heyetinde her cemaatten insanlar var ve Nur talebeleri de var deyince cevabı çok çirkefti: “Bizim cemaat, Nurcuları kendilerinden kabul etmiyor.”

Bunu 2006 yılında onlardan olan bir Haşhaşî’nin beni bıçakla öldürmeye gelmesi ve kapımı kapatmasaydım şu anda hayatta olmamam ihtimali takip etti.

Devam edecek

ÖNCEKİ BÖLÜMLER

FETÖ’cü ihanet darbesi ve Risale-i Nur Cemaati

Bu ihanet şebekesini tertip edenler kimlerdir?


[1] Mektubat sh.434.

[2] Mektubat sh.426.

[3] Şu’alar, sh.585.

[4] Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sh. 9-10.

[5] https://www.youtube.com/watch?v=EC4H5QLHAV4.

 

 

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası