BEDİÜZZAMAN’DA İBRAHİMÎ İZDÜŞÜM

Eklenme Tarihi: 25 Temmuz 2017 | Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2017

Giriş

Tarihte toplumları etkileyen ve olayların akışı değiştiren şahsiyetlerin hayatları ve kişilikleri hep dikkat çekici olmuştur. Öncü şahsiyetler, kendi çağının ve coğrafyasının ruhu sayıldığından onları anlamak, bir bakıma birçok şeyi anlamak demektir. Öte yandan bu, tarihe mal olmuş şahsiyetler içinde, kaderin hükmüyle sosyal şartların gereği olarak aynı misyon ve davranış modellerini sergileyenler de ayrı bir araştırma alanına zemin teşkil ederler.

Ulu’l-Azm peygamberlerden biri olan Hazret-i İbrahim (a.s.) ile son yüzyılın büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin hayat serüvenleri, birbirinden ayrı görünse de tarihi şartlar ve olaylar karşısında sergiledikleri ortak tutum ve davranış modelleri açısından birbirine çok yakın konumda olduklarından ayrı bir inceleme konusuna kapı açmak gerekmektedir.

Bu çalışmamızda günümüzdeki üç semavî din başta olmak üzere birçok milletlerin ve kültürlerin özünde izine rastlanan Hazret-i İbrahim’in; fikirleri, eserleri ve aksiyonuyla etkileri kendi coğrafyasının çok ötelerine uzanmış Bediüzzaman Said Nursî’deki tezahür ve yansımalarına bir nebze ayna tutmaya çabalayacağız. İbrahimî ışığın Kur’an prizmasından geçerek Bediüzzaman’a yansıyan izdüşümlerini tespitte metot, mekân, ortam ve malzeme açısından yola çıkarak birkaç nokta tespitinde bulunacağız.

Bediüzzaman nebilerle, velilerle hemhal olmuş, onların nurlu yollarını takibe koyulmuş anlamaya ve anlatmaya çalışmış bir şahsiyettir. Kur’an’ın mümtaz bir tilmizi ve hadimi olarak Hazret-i İbrahimî iyi okumuş ve günümüze yansıtmaya çalışmış bir hakikat üstadıdır. Kur’an perspektifinden günümüze yansıyan Hazret-i İbrahim’in güneş misal Halîliyetine ve hıllet’ine tutulan en parlak bir ayna konumundadır. Risale-i Nur’daki hakikatler ve terimoloji metot ve özellik açısından Kur’an’ın yansımalardan başka bir şey değildir aslında. Said Nursî, muharref kitaplardakini değil Kur’an’daki İbrahim‘i günümüze getirmeyi başarmış ve onun kemâlatını hayatiyete geçirebilmiş bir şahsiyet olduğundan Hazret-i İbrahim ile ilişkilendirilmesi uygun olacaktır.

Dördüncü Şuâ’nın Dokuzuncu Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye’sinde tevafuku ihtar notu, Hazret-i İbrahim (a.s.) ile Bediüzzaman‘ı bu çerçevede ele almamızda referans olmuştur. ”Hem bu birinci mertebebana mahsus gâyet ehemmiyetli bir muhakeme-i hissî ve gâyet ruhlu birmuamele-i imanî ve gâyet gizli bir mükeleme-i gaybî suretinde müenevvive derin dertlerime şifa olarak tebarüz etmiştir. Bana tam tevafuk eden tamhissedebilir. Yoksa tam zevk alamaz.”1

Yine ”Bendeki aşk-ı beka, bendeki bekaya değil belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan Kemal-i Mutlak sahibi Zat-ı Zülkemalin ve Zülcelalin bir isminin bin cilvesinin mahiyetimde bir gölgesi bulunduğundan… şu halde Baki-i zülkemalin bekası ve varlığıyla başta Resul-i Ekrem (a.s.m.) ve âl ve ashabı olarak umum sâdatım ve ahbabım olan Enbiya, evliya ve asfiyâ ve bütün hadsiz dostlarım idam-ı ebediden kurtulduğunu ve saadet-i sermediyyeye mazhariyetlerini o şuur-u imanî ile hissettim ve münasebet, alaka, uhuvvet ve dostluk saadetleri bana in’ikas edip saadetlendirdiğini zevk ettim.”2 cümleleri bu dostluğun ve irtibatın temeliniteşkil eder Bediüzzaman. Lem’alar’daki Yunus ve Eyyub Peygamberörneklerinde olduğu gibi peygamber kıssalarını o günden alıpbu güne getirmiştir. Yirminci Söz İkinci Makam’ın mukaddemesinde “Mu’cizat-ı Enbiya yüzünde parlayan bir lem’a-i İ’caz-ı Kur’an” başlığıaltında belirttiği gibi “İşte enbiyanın kemâlatından bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi… Mu’cizat-ı enbiya âyetleri birer hikaye-i tarihiye olarak değil, belki onlar çok mania-i irşadiyeyi tazammun  ediyorlar… Hazret-i İbrahim’in ateşte yanmama mucizesinden bahis meyelanında “bu âyet ise ona mukabil bak ne kadar ulvî, latif ve güzel ve ebede kadar yırtılmayacak “Hanifen Müslimen” tezgâhında dokunacak bir hulleyi gösteriyor”3 diyerek geçmişteki peygamberlerin ve kişilerinbirer mecazî figür olmaktan çıkararak günümüz ortamında hakikatyönlerini gözler önüne sermiştir. Biz bu yansımaların iz düşümlerinebir nebze bakmaya çalışacağız.

A. KONU OLARAK YANSIYAN İZDÜŞÜMLER

1. Tevhit

Hazret-i İbrahim (a.s.) Tevhit diyalektiği yapmıştır. Bediüzzaman da varlıklar âlemini kimin yaratabileceği hususunda TabiatRisalesi’nde geçtiği üzere dört yoldan başka hiçbir yolun ileri sürülemeyeceğini ilk üç yolun mantıken saçma ve yanlış olduğunu serdeder. Hatta dillerde dolaşan cümlelerde bile şirk ve küfür cümlelerini tanıtarak yeniden bir Tevhit dili kurmaya çalışır. Dilde ve kavramlarda bile Tevhit bayrağını dalgalandırmaya çabalar. “Kur’an ya Allah kelamı ya da değil. Ortası yoktur” demiştir.4 Tartışma ve ikna düzleminde ikisinde de mantık kurallarına uygun beyan ve yaklaşım biçimi gözlemlenir. Denilebilir ki Kur’an dört ana konuya yer vermesi ölçüsünde Risale-i Nur Külliyatı, baştanbaşa ispat-ı Sânî-i Vâhid delilleriyle doludur.

2. Haşir

Hazret-i İbrahim, dört kuşun diriltilmesi meselesinde 5 geçtiği gibi inanmamaktan değil, mutmain olmak, nasıllığını müşahede etmek amacıyla diriliş örneğini görmek istemesi ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne geçiş sayılır.

Enbiya-yı salifenin bir derece mücmel bırakıp Kur’an’ın tafsilatlı şekilde açıkladığı haşir delillerini sermeşk yapan Said Nursî, küfür ve dalalet karanlıklarının her tarafı sardığı bu dehşetli zamanda, daha çok ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle haşir meselesini ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne getirecek derecede tafsilatıyla işlemiştir.

6 Rasyonalist İslam filozoflarının bile bu meselede akıl yol bulamaz, sadece nakle inanırız dediği haşir bahsinde Said Nursî “Kur’an ve onun mucizevi tefsiri olan Risale-i Nur haşir ve kıyameti enazami mertebede, en ekmel tafsilatla zikreder.” 7

3. Evren

Hazret-i İbrahim’in hayatında ve yaşadığı zamanda yıldız, ay ve güneş figürleri dikkat çeker. 8 Hazret-i İbrahim (a.s.) müşriklere ve Nemrutlara kevnî âyetlerden örnekler vermiştir. Külli kanunlarla davasının doğruluğunu kainattan verdiği misallerle ispatlamıştır. Ölüm, dirim, güneş doğma, semavat ve arzın yaradılışı gibi kevnî malzemeler kullanmıştır. 9

Bediüzzaman da imanî hakikatleri ispatlamada, yıldızlar, ay ve güneş nur ve in’ikas,10 dağlar, dereler, denizler, ağaçlar, hayvanlar kısaca evrendeki tüm varlıkları bir kitap gibi okutmuştur. Müfessirlerin Hazret-i İbrahim’in ay, güneş, yıldıza bakarak Rabbini araması olayında hafiden zahire çıkış manasını vermelerine karşılık Nursî, meselenin cüz’iden külliye çıkış olduğunu vurgular. Risalede Ene ve Zerre Bahsi’nden kâinattaki galaksilere kadar yüzlerce örnekler vardır.11

B. KİŞİ FİGÜRLERİNDEN YANSIYAN İZDÜŞÜMLER

Put, Nemrut ve Firavun Figürleri

Hazret-i İbrahim, denince önce akıllara put kırması gelir. Daha küçük yaşlarda iken putlara ve putperestliğe karşı kararlı bir karşı duruş sergilemiştir. Kafirlerle Nemrut ve Firavunla açık ve dobra dobra tartışmış cedelleşmiş, doğruyu çekinmeden zalimlerin yüzlerine söylemiş, Tevhit gerçeğini savunmuştur.12 Bu âyet bu mücadelenin kısa bir özetidir. “Baksana, Allah kendisine iktidar (hükümdarlık, saltanat, güç vezenginlik) verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya kalkana! İbrahimona ‘Benim Rabbim, hem dirilten, hem öldürendir.’ dediği zaman, o da‘Ben de, diriltir ve öldürürüm.’ demişti. İbrahim ‘Allah, güneşi doğudandoğduruyor. Haydi, sen de batıdan getir!’ deyince, o tanrı tanımaz, materyalist,inançsız herif donakaldı.”13 Bediüzzaman da hem maddi, hem manevi öncelikle misyonu gereği kalplerdeki, zihinlerdeki ve kitaplardaki putlarla mücadele etmiştir. Bediüzzaman da devrin putlarına, Nemrut ve Firavunlarına ve şahs-ı manevilerine karşı hakikati, her alanda, her zeminde dile getirmekten asla çekinmemiştir. Namazkılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur.“14 misali gibi…

C. MATERYAL OLARAK YANSIYAN İZDÜŞÜMLER

1. Suhûf-u İbrahim ve Sekizinci Söz’deki Temsilî Hikâye

İbrahim’e (a.s.) Suhûf verilmiştir.15 Bu suhûfta neler yazılı bilmiyoruz. Bediüzzaman’a yazdırılan Sözler’de mesela Sekizinci Söz’de, kuyuya düşen adam örneği ve hikâyedeki diğer figürler, Suhûfu İbrahim’den alıntılanmış ve günümüze uyarlanmıştır. Bediüzzaman bu konuda açıklama da yapmıştır.16 Sözler’in Fihrist’inde “Mahiyet-i dünya ve dünyada mahiyet-i insan ve insanda mahiyet-i din hakkındaki âyetinin (inneddine indellahil İslam) mühim bir sırrını Suhûf-u İbrahimde aslı bulunan güzel ve parlak bir temsil ile tefsir etmekle beraber…17 diyerek kaynağını belirtmiştir. Bu temsil, Cemil Meriç’in “Bir Ülkenin Eşiğinde” kitabında bahsettiği gibi, MahabharataDestanı’na kadar etkisini göstermiş bir temsildir.18 Bediüzzaman bir nevi analoji çetrefilli ve anlaşılması müşkül meseleleri temsillerle ve hikâyelerle herkesin anlayacağı bir açıklığa kavuşturur. Bu temsiller temsilden de öte bir seviyeye çıkarak ”Birer bürhan-ıyakîni, birer hücceti katıa hükmüne geçer.”19 Aslında temsili kıyasın öyle türleri vardır ki mantığın yakîn bürhanından çok kuvvetlidir.20 der. Temsilin kolaylaştırıcı özelliğinden yararlanarak “İmanî ve İslamî konularda şuhudî denilecek imanmertebesinin kapılarını açar, zemin hazırlar.”21

2. Ateşte Yanmama Mucizesi ve Birinci Söz’deki Yaklaşım

Ateşe atıldığında bedeni ve elbisesi yanmamıştır.22 Ateşte yanmama mucizesi O’nun iştihar bulmuş en çok bilinen mucizesidir. Bediüzzaman da daha Birinci Söz’de yapraklar üzerindeki Aza-yı İbrahim örneklerini vermiştir.23 Adetullah kanunlarındaki mucizelere dikkat çekmiştir.

Bediüzzaman da küfür ve tuğyan ortamında zindanlara, sürgünlere atılmış davasını yakmamış, narı nura çevirmiştir. Nar nuru yakmaz demiştir. Elbisesi de o kadar baskılara rağmen yanmamış, yakılmamıştır. Maddi örneğini, Santral Sabri Ağabey’in orman yangını hatırasında24 manevi örneğini de sarığını çıkarmaya çalışanların muvaffak olamayışlarında görmek mümkündür. Sen Yahudi ve Hıristiyan papazlarına benzeyeceksin, onlar gibi başınaşapka giyeceksin, bütün İslam ulemasının icmaına muhalefet edeceksin;yoksa ceza vereceğiz” denilse, elbette öyle her şeyini hakikat-i Kur’aniyeyefeda eden bir adam, değil dünyevî hapis veya ceza ve işkence, belki parçaparça bıçakla kesilse, Cehenneme de atılsa, kat’iyen; yüz ruhu da olsa,bütün tarihçe-i hayatının şehadetiyle, feda edecek...”25 ifadeleri, bu tezahürlerin belgesi sayılır.

3. Allah’a Teslimiyet ve Tevekkül

Hazret-i İbrahim’in dikkat çeken kemalat özelliklerinden biri de teslimiyetidir… “O vakit Rabbi ona teslim ol buyurmuştu. O daÂlemlerin Rabbine teslim oldum, demişti.”26 Hazret-i İbrahim (a.s.) ateşe atılırken Hasbünallahi duasını okumuştur. Bu duayı ilk olarak Hazret-i İbrahim’in okuduğu rivayet edilmektedir.

Bediüzzaman da tek, yalnız ve garip haliyle bu dava ateşine atılırken Hasbüna’yı okumuştur. Günde 500 defa okuduğunu ifade eder. Ve Yirmi Dokuzuncu Lem’a’da ve Hasbiye Risalesi’nde bu duanın muhtelif feyiz ve faziletinden bahseder…27

4. Fena’dan Bekâ’ya Yöneliş Biçimi

Hazret-i İbrahim’in “La uhibbül afilin” yaklaşımı meselesi dikkat çeker. Allah’ı aramada ve bulmada yaptığı gözlem ve araştırma bahsinde Kur’an’da bu cümlesi aktarılır. Bediüzzaman kâinatın zevali ve insanın Bâki olan Allah’a visali noktasından “La uhubbil afilin”28 cümlesi üzerinde çok durur. Bu âyete hüzünle ve romantik bir rikkatle yaklaşır. ”İbrahim Aleyhisselam’dansudur ile kâinatın zeval ve ölümünü ilan eden na-yı La uhibbülafilinbeni ağlattırdı.” der.29

 “İbrahimvârî La uhibbül afilin eniniyle mahbubat-ı Mecaziyeden ve mevcudat-ı zâileden kat’-ı alaka edip, Mevcud-i Hakikiye ve mahbub-u Sermedî’ye bağlanıyor.30Bir başka makamda “Sendeki bîçare nefsin İbrahimvâri Lauhibbül afilin gıyasını çek, kurtul” diyerek bu âyetin idrak edilmesiyle zevalineleminden kurtuluş olacağını öğütler.31Yine İbrahimvâri bir şekilde “Bir mabud ki zevalde defnoluyor, onu çağırmam, ona iltica etmem”32 diyerek İbrahim’in (a.s.) izinden gidiyor.

Yine La uhibbül afilin bahsinde:

Beni dünyaya çağırma ona geldim fena gördüm

Bütün eşya-yı mevcudat birer fani muzır gördüm

Demâ gaflet zeval buldu ve Nur- u Hak ayan gördüm

Kemalin lem’ası söndü fakat şems-i cemal var gör

Faniyim Fani olanı istemem

Acizim aciz olanı istemem.

Ruhumu Rahmana teslim eyledim/

Gayrı istemem.

İsterim fakat bir yar-ı baki isterim/

Zerreyim fakat bir Şems-i sermed isterim.

Hiç ender hiçim fakat bütün mevcudatı umumen isterim33 der.

Dokuzuncu Söz’de ”Zevalsiz Cemâl-i Zât, tagayyürsüz Sıfat-ı Kudsiyye, tebeddülsüz Kemâl-i Sermediyet (36) yine Cemîl ve Bâki olan Allah, insandaki fena ve fanilik acısını dindirebilir. Cemal sahibi Allah’ın Rahîmiyyetini zikreder.”

Zevalden, fenadan münezzeh, mualla, mukaddes olan Rabbi A’ladır. Hikmete uygun olan O’na muhabbettir. Mahbub-u Lâyezal/Ma’bud-u Lemyezel O’ dur. 34 der.

D. METOT VE UYGULAMADAKİ İZDÜŞÜMLER

1. Tefekkür ve İstidlal Metodu

Hazret-i İbrahim Allah’ı bulmada ve ispatlamada Tefekkür ve İstidlal kullanmıştır. Sözlerinde mantık dokusu vardır. Nemrut’u ilzam eden ihya-imate meselesinde geçtiği gibi.35 Hazret-i İbrahim’in yönteminin kendinden önce ve sonraki dinlerde pek görülmeyen İstidlal ve tefekkür örneklerine sadece Kur’an’da rast geliyoruz. Bediüzzaman bu yöntemi Kur’an tezgâhında çağın gereklerine göre yeniden dokuyarak günümüzdeki Tabiatçılık, Pozitivizm, Naturalizm, Darwinizm, Materyalizm ve Ateizm putperestliğine karşı kullanmıştır.) Tarihte mecaz gibi görünen bu putperestliklerin hakikat yönünün açıklaması Said Nursî’nin en belirgin özelliklerinden biridir. Metaforlar anaforunda yanmamış bir mantık dokusu oluşturmuştur.

Bediüzzaman’da da bürhana tabiiyet, istidlal ve bilgisayar mantığı vardır. Muhataplarını ikna metodunda kalp ve akıl, din ve bilim birlikteliği dikkat çeker.36 “Ve o malumat ise meşhudat hükmünde ve ilme’l-yakîn ise ayne’l-yakîn derecesinde bir itminan ve kanaat veriyor.37

“Mesnevî, turuk-u hafiye gibi enfüsi-dâhili cihetinde çalışmış. Risale-i Nur hem enfüsi, hem de turuk-u cehriye gibi afaki ve harici daireye bakıp Marifetullah’a geniş ve her yerde yol açmış. Adeta Hazret-i Musa’nın asası gibi nereye vurmuş ise su bulmuş.”38

Risaleler/Said Nursî kâinata Allah hesabına yani mana-yı harfî ile bakar. Kendi nefisleri, kendi hesapları zaviyesinden yani mana-yı ismî ile bakmaz. Risalede varlıklar ay, güneş yıldızlar kısaca kâinat ontolojik meseleler bu manayı harfe göre istidlal için kullanılmıştır. Afakî tefekkürün en şah örneklerinden birini teşkil eden Âyetü’l-Kübrâ yaklaşımı Risalelerin hemen hemen her parçasında kendine yer edinmiştir. Afakî de ilme’l-yakîn, enfüsîde hakka’l-yakîn vardır.

“En başta göklerin nuru… yıldızları o güzel yüzünü gör! Bana bak aradığını sana bildireceğim. O da bakar görür ki… Seyahat-ı fikriyede olan o mütefekkir misafire küre-i arz der ki… o da bakar görür ki” şeklinde gözleregösterircesine birer delillendirme silsilesi sıralanır.39

2. Halîliye ve Hıllet

Hazret-i İbrahim, Halîl olarak maruftur. İbrahim Halîlullah’tır, Allah dostudur. Bediüzzaman bu sıfatları mevsufunun özelliklerinden yola çıkarak kendine metot edinmiştir.” Mesleğimiz Halîliye demiştir. Hakiki, samimi dostluk ve öncelikle Allah dostluğunu meslek edinmiştir.

Mesleğimiz Halîliye olduğundan, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise en yakın dost. En fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş en civanmert kardeş olmak iktiza eder.”40

Burada ism-i tafdil/süperlative kullanması manidardır. Meşrep terimi ve kavramı, toplum ve cemaat düzeyine tekabül eden meslek (sülûk/yöntem) kavramından önce gelir. Meşrep, mesleğe bir anlamda yön tayin eden, ferdî düzlemde bir tutumdur. Meşrep ferdîdir; meslek ise toplumsaldır.

Said Nursî, “İttihad-ı İslam’ın meşrebi muhabbettir”41 diyor. Çünkü bu düzeyde muhabbetin yerine husumet yerleşirse cehalet, zaruret, nifak ve ihtilaf doğarsa ittihat olmaz. Yani ittihat cehaletle sağlanamaz, ittifak da ihtilaf ve nifakla temin edilemez.

Halîliyye mesleğini hem mizaç, hem de hizmet-i imaniye ve Kur’aniyyede muvaffakiyet için kullanır. Başka bir yerde Said Nursî, hıllet için “Risale-i Nur mesleğinin en ehemmiyetli düsturudur. Mesleğimizinesası uhuvvettir.” vurgusunu yapar.42

Hazret-i İbrahim’in hılleti meşhurdur. Hullet lügatte mastardır, dostluk anlamına gelir. Halîlürrahman da aslında mecazdır. Hullet, içten samimi dostluk, hıllet bir musadaka ve kardeşliktir. Hazret-i İbrahim’e “Halîl” lakabı veriliş sebebi: Tecrid-i Sarih’ te şöyle geçer: Hazret-i Azrail’e sordum. Rabbim beni niçin Halîl ve dost edindi.Azrail Sen insanlara iyilik yaparsın da onlardan bir şey istemezsin.”43 cevabını vermiştir.

Bediüzzaman da meşrep olarak Hılleti esas almıştır. “Hem mesleğimiz Hıllet ve Uhuvvet olduğundan, şahsiyet ve enaniyet cihetinden bir rekabet olmaz.” Şahsiyet ve enaniyetin hıllete münafi kavramlar olduğubunların ihlas tezgahında düzeltileceği de telmih edilir sanki.44

Ruhun bedeni bütün eczasıyla kapsaması, işgal etmesi olayına tahallut derler. Hıllet, sevginin kemalinde olmaktır. Kişi başka bir şey için değil, sadece kendisi için sevilir. İhlas ile doğrudan bağlantılı bir kavramdır ve İhlas Risalesi’nde geçmesi ilginçtir. Zira başka bir şey için sevilen kişi o şeyden sonra gelir. Bu kemal değildir. Başkası için sevilen şeylerin sevgisi batıldır.” Bu hılletin üssü’l-esası samimiihlastır”45 sözü bu derinliği yansıtır. Bilindiği gibi hıllet, aynı zamanda sahabelerin mesleğidir. Onlar birbirini Allah için ölümüne sevmişlerdir. Îsâr hasleti de bunun bir tecellisidir ki Allah bunu Kur’an’ında övmüştür. Hıllet ihlası ve uhuvveti gerektirecek veya netice verecek bir dostluk haletidir. Said Nursî, “Risale-i Nur şakirtlerihıllet ve uhuvvet ve fenafi’l İhvan mesleğinde gittiklerinden inşallah bu tecrübelive münafıkane planı da akim bırakacaklardır.46 sözleriyle bu hususa dikkat çekmiştir. İşârâtü’l-İ’caz’da nifakın vasıflarını sıralama meyanında, nifak kalbi fesada götürür. Fesatlı kalbin yetimlik hissini, yetimliğin korkuyu; korkunun gizlenmeyi netice verdiğini söyleyerek” Sonra nifak imanın aksine akraba ve saireler arasında sıla-i Rahm’i kat’ eder,keser. Bu ise şefkati izale eder, şefkatin zevali ise fesadata sebep olur”47

Tarikatlarda bazı makamlar vardı. Mesela Mevlânâ’nın kat ettiği “Aşk, Meveddet, Heva, Muhabbet, Şegaf, Hüyam “ makamları gibi... Meveddet, sevgi yüzünden kalbin hasretle dolu olması. Heva, sürekli gözyaşı döktüren sevda, kara sevda yani. Şegaf, kalbi yakan kor halindeki sevgi. Hüyam, seveni çıldırtan, mecnun eden sevgi. Bunlarda biri de Hıllet makamıdır. Sevgi ile sermest olma. Dostluğun kemal mertebesidir. Hıllet ve tahallüt bir şeyin içine nüfuz etmek, başkalaştırıp ikinci bir tabiata, vaziyete getirmek demektir aynı zamanda.48

3. Şefkat ve Merhamet

Hazret-i İbrahim, Rahîmiyete mazhardır. Ebu Rehem. İbrahim” kelimesi Elmalılı Tefsiri’ne göre Süryanicedir. Arapçası, Ebu Rahim, İbrahim. Yani Merhametli Baba anlamına gelir.49 Ahmet el-Bera El Emiri’ye göre; İbranice’de “Ab”, baba; “Raham” ise cemaat, cemaat babası manasına gelmektir.50 Es-Sabuniye göre İbranice Abraham, milletlerin atası demektir. Lakabı Halîlürrahman’dır.51

İbrahim (a.s.) şefkat sahibiydi. İbrahim (a.s.) babası ona seni taşlarım ve kovarım dediği halde Meryem Sûresi’nde geçtiği üzere “Ya ebetî. Babacığım... korkarım ki...”52 diye hitap ederek şefkatle yaklaşmıştır. Yine O’nun şefkatine delil şu âyet-i kerimedir. “Doğrusuİbrahim yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Allah’a yönelerekbağlandı.”53 Yine “Ya Rabbi kim bana uyarsa bendendir, Kim de karşıgelirse şüphesiz sen onların Rabbisin. Gafûr ve Rahîm’sin. 54

Bediüzzaman’da Rahmân, Rahîm, Sabûr, Hakîm isimleri ön plandadır. Acz ve şefkat beraberinde gelir. Hutbe-i Şamiye’de: “Şefkatlecihazlanmış şehamet-i imaniye”55 tespiti önemlidir. Bunu pasiflik ve pısırıklık olarak algılamak büyük hata olur. Nasıl bir şefkat ve müspet davranış olduğunu kendisi açıklar: ”Yani tezellül etmemek,haksızlara zalimlere zillet göstermemek, mazlumları da zelil etmemek.Yani hürriyet-i şer’iyyenin esasları olan müstebitlere dalkavukluk etmemek ve biçarelere tahakküm ve tekebbür etmemek”56

İbrahim’in (a.s.) halka şefkatle, Nemrutlara metanetle muamelesi bunu hatırlatır. Üstad herkese şefkatle yaklaşmıştır. Amma küfre ve haksızlığa eski Said kafasıyla cevap verir. Onun ihdas ettiği “Müsbet Hareket” pısırıklık ve boyun eğmek değildir. Saldırılara “Nur”la mukabele etmiş, topuzu kullanmamıştır.

On Beşinci Rica’da; “İnsaniyet damarıyla zalimlere acıdım. Ya rabbi onları ıslah eyle, diye dua ettim” der. 57

Bediüzzaman kendisine zulmedenleri affetmiştir. Şefkat gereği siyasetten uzak durmuştur. Hilmi Uran’a, zalim bir savcıya beddua etmekten vazgeçmiştir. Üstadın yüzlerce şefkat örneğinden birkaç tanesini hatırlatayım. Üstadın çok sevdiği mübarek aileye mensup Hilmi Sema Bey Kastamonu Valisi Avni Doğan’ın yaptığı zulümler karşısında onu öldürmeye niyetlenmiş, Üstad ona Tahmidiye’yi yazdırmak

suretiyle vazgeçmesini sağlamıştır.58 CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a isim benzerliği dolayısıyla bedduadan vazgeçmiştir. Bu bahis Risale’de şöyle geçer: “Hilmi Bey! Tâliin var. Ben hapiste veburada iken hakkımda seni merhametsiz gördüm. Ne vakit hiddet ettim,bedduayı niyet ettim, Hilmi Bey namında benim bir kardeşim ve Nurunhas bir şakirdini her vakit hayırlı duamda ismiyle zikrettiğimden, sanabeddua niyet ederken, bu hayırlı duaya mazhar Hilmi Bey ismi adeta şefaatçioldu, beni menetti; ben de, o niyetten vaz geçtim.”der.59

Said Nursî’nin affetmesi, hoş görmesi ve hakkını helal etmesine dair örnekler çoktur. ”Risale-i Nurun mesleği, nezihane ve nazikâne vekavl-i leyyindir.”60 sözü de ayrı bir veçhesini gösterir.

E. HEDİYE KABUL ETMEME-BEREKET İZDÜŞÜMÜ

Hazret-i İbrahim’in Halîl bereketi meşhurdur. Cömertliği, misafirperverliği tartışılmaz biçimde sağlam nakillerle te’yid edilmiştir. Hazret-i İbrahim herkese ikram etti. İbrahim’in (a.s.) künyesi Ebu’d-Difan/Ebu’l-Edyaf (Misafirlerin babası). Dil, din ayırmadan herkesi sofrasına buyur etmiştir. Ama kimseden ikram almamıştır.

Bediüzzaman da bereketle yaşamıştır. Hulusi Ağabey’in bal hikâyesi, bunun meşhut bir örneğidir.61 On Altıncı Mektup’ta “Beniktisad ve kanaatle yaşıyorum” demiştir. “Ramazanda iki yerden yemekgeldi, ikisi de beni hasta etti. Anladım ki başkasının yemeğini yemektenmemnuum. Ramazan ve sonraki 15 günde 1 kıyye pirinç ve 3 ekmek banakafi geldi.” Yani günde 29 gram pirinçle yetinmiş. Dağda misafirlerde dâhil 3 ay boyunca 1 kıyye tereyağı ve ekmek bize yetti diyor. 1 kıyye, 1 kilo 283 gramdır. 5 günde 96 gram gıdayla geçinmiştir. Ramazan’da 3 ekmek 1 okka pirinç O’na ve 4 kedisine kâfi gelmiştir.62 Hapiste iken 1 ekmek ile 8-10 gün idare etmiştir.63

Bediüzzaman da her gelene ikramda bulunmuş, Risale-i Nur da tüm toplumlara din ve dil ayırt etmeden bir çağrı, bir Halîl İbrahim sofrası olmuştur. İkram almamıştır. İkinci Mektup’ta “Bana dokunduruluyor,yedirilmiyor.“64 demesi gibi. M. Kemal’in teklif ettiği makam, mevki, milletvekilli ve saire teklifleri reddetmesi olayı bilinen bir gerçektir. 65 Başkalarından gelen hediyeleri kabul etmezdi ve ikramları almazdı. “Kardeşim bana dokunuyor, hasta oluyorum” derdi.

Sahabenin sena-yı Kur’anîyye’ye mazhar olan îsâr hasletini kendine rehber etmişti.66 Ahmet Fevzi Kul Ağabey’in Afyon Mahkemesi müdafaasında geçen “ … En küçük bir menfaat ve lezzete tenezzül etmeyen… Kimseden bir şey beklemeyen ve dilenmeyen ve kendisine arz edilenleri kabul etmeyen… milletin ızdırabatı karşısında pür-rahm ü şefkat ağlayan…”67 ifadeleri bu prensiplerinin belgesi gibidir.

F. DAVETİN UMUMİLİĞİ

Hazret-i İbrahim tek başına bir millet idi. “İnne İbrahime kane ümmeten kanitan lillahi hanifan” (Gerçekten İbrahim, Allah’a itaateden, O’na yönelen bir ümmetti)68 Irkların üstünde bir karakter vedavranış sergilemiştir.

Bediüzzaman da milliyetçilik bahsinde İslam milliyetini, “Milleti İbrahime hanîfa” yaklaşımını müdafaa etmiştir, esas almıştır.69

“Kimin milleti himmeti ise o tek başına millettir”70

Hazret-i İbrahim dini tüm dinlerin birleştiği noktadadır. Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet ve hatta Budizm gibi dinlerde bile izi vardır. Bediüzzaman da bütün dinlere hitap eder ve Risalede hepsinin referans alacağı bahislere yer verir. Daveti umumidir. Hacca çağırmıştır. “Ve ezin finnasi bilhacci ye’tuke… ila ahir.”71

Üstad da “Asr-ı salis-i aşrın başında durmuşum. Ben çok bağırıyorum.” diyerek insanları tevhide çağırmıştır. Daveti umumidir. Vatikan’amektup yazmıştır.

Alem-i İslam’a Hutbe-i Şamiye’de, Münâzarât’ta Ermenilere gayr-ı Müslim azınlıklara ve Kürtlere, Lem’alar’ındaki Notalar’ında birinci ve ikinci Avrupa’ya Batı alemine çağrıda bulunmuştur. Ortak kelimeye çağırmıştır. İslam içinde Alevilere, tasavvuf ve tarikat ehline çağrıda bulunmuş.

Kısaca dağdaki çobana da seslenmiş, filozoflara da. “Risaleler umumiyetle pek çok intişar ettiği halde, en büyük alimden tut ta en âmî bir adama kadar ve ehl-i kalp bir veliden tut ta en muannid dinsiz bir feylesofa kadar olan tabakat-ı nas ve taifeler o Risaleleri gördükleri ve okudukları...”72

Kısaca her yaştan, her tabakadan, havastan avama tüm insanlara hitap ettiğini, herkesin istifade edebildiği, her kitlenin, her kültür ve coğrafyanın kendisine dair çok şeyler bulabildiği bir eserdir.

Fıtrat dilini ve fıtrî dili yakalayabildiği için muhatapları kim olursa olsun ünsiyet içinde onlarla iletişim kura bilmektedir.

Ehl-i kitap, müminler, kâfirler, münafıklar Âlem-i İslam, Türk ve Kürt, Ermeni ve Arap, Avrupa, avam ve havas, çocuklar, gençler, hanımlar, ihtiyarlar, hastalar Risaleleri adı konmamış bir umumi davetin şubeleridir. Türkiye’deki hastalar da, Arjantin’deki hastalar da muhatap olabiliyor ve hisse alabiliyorlar. Eserleri, daveti ve hitabeti umumidir. Bu haliyle Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı, herkese açık bir Halîl İbrahim sofrasıdır.

G. MEKÂNDAKİ İZDÜŞÜMLER

Şehir mekânı olarak, Hazret-i İbrahim Anadolu topraklarında görev yapmış, Urfa’da doğmuş, Harran vs. ile ilişkilidir. 73 Gezdiği yerler güneyde bir kavis çizer. Bediüzzaman da Ararat Dağı,74 Nuh tufanı ve Sefine-i Nuh, Doğu ve Güneydoğu, Ruha/Urfa şehriyle ilişkilidir. Şanlıurfa, Hazret-i İbrahim’in ateşe atıldığı, Bediüzzaman’ın ruhunu Rahman’a teslim ettiği yer olarak takdir edilmiştir. En son Urfa’ya geldiğinde İpek Palas Oteli’nin müsteciri Mahmut Erbaş niçin bu hasta haliyle Urfa’ya geldiğini sorunca “Oğlum benİbrahim’ ı (a.s.) rüyamda gördüm. Beni Urfa’ya çağırdı. Belki de burayaölmeye geldim.”75 cevabını vermesi ilginç bir tevafuktur.

 

Dipnotlar:

1 Nursî, Bediüzzaman Said, Şuâlar, Dördüncü Şua, s. 94.

2 Nursî, Bediüzzaman Said, a.g.e., s. 97.

3 Nursî, Bediüzzaman Said, Yirminci Mektup, s. 213.

4 Bakara, 260.

5 Nursî, Bediüzzaman Said, Kastamonu Lâhikası.

6 Nursî, Bediüzzaman Said, Onuncu Söz, s. 299.

7 Nursî, Bediüzzaman Said, Sözler, Onuncu Söz, s. 48.

8 En’âm, 76.

9 Bakara, 258.

10 Nursî, Bediüzzaman Said, Âyetü’l Kübra; Otuz Üçüncü Söz, Otuz Üçüncü Pencere.

11 Nursî, Bediüzzaman Said, Mektubat, Yirminci Mektup, Sekizinci Kelime.

12 Köksal, Asım, Peygamberler Tarihi, TDV, 2011.

13 Bakara, 258.

14 Nursî, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lâhikası, s. 381.

15 A’la, 19.

16 Nursî, Bediüzzaman Said, Sözler, Sekizinci Söz, s. 34.

17 Nursî, Bediüzzaman Said, a.g.e., Fihrist, s. 1260.

18 Meriç, Cemil, Bir Dünyanın Eşiğinde, Ötüken Yay., İst. 1976, s. 214.

19 Nursî, Bediüzzaman Said, Mektubat, s. 282.

20 Nursî, Bediüzzaman Said, Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, s. 633.

21 Nursî, Bediüzzaman Said, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 209.

22 Enbiya, 69.

23 Nursî, Bediüzzaman Said, Sözler, Birinci Söz, s. 5.

24 Şahiner, Necmettin, Son Şahitler, C. 5, s. 73.

25 Nursî, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lâhikası II, s. 19.

26 Bakara, 131.

27 Nursî, Bediüzzaman, Said, Lem’alar, Yirmi Dokuzuncu Lem’a; Şuâlar, Dördüncü

Şuâ, Arabi Bölüm, s. 122.

28 En’âm, 76.

29 Nursî, Bediüzzaman Said, Sözler, On Yedinci Söz, s. 344.

30 Nursî, Bediüzzaman Said, a.g.e., s. 347.

31 Nursî, Bediüzzaman Said, a.g.e., s. 361.

32 Nursî, Bediüzzaman Said, a.g.e., s. 345.

33 Nursî, Bediüzzaman Said, a.g.e., s. 344.

34 Nursî, Bediüzzaman Said, Dokuzuncu Söz, s. 44.

35 Nursî, Bediüzzaman Said, a.g.e.

36 Yirmi Dördüncü Mektup, Şeytanla Münazara.

37 Tarih-i Taberi, C. 1, s. 123.

38 Nursî, Bediüzzaman Said, Mesnevî-i Nuriye, Mukaddeme.

39 Nursî Bediüzzaman Said, Âyetü’l Kübra.

40 Nursî Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, s. 395.

41 Nursî Bediüzzaman Said, Hutbe-i Şamiye.

42 Nursî, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, s. 395.

43 Miras, Kamil, Tecrid-i Sarih, (Ter.) C. 9, s. 107.

44 Nursî, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, Denizli Hayatı, s. 419.

45 Nursî, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, s. 395.

46 Nursî Bediüzzaman Said, Şuâlar, On Üçüncü Şuâ, s. 418.

47 Nursî, Bediüzzaman Said, İşârâtü’l İ’caz, s. 148.

48 Pala, Prof. Dr. İskender, Ve Gazel Yeniden, LM Yay., İst. 2001.

49 Yazar, Elmlılı Hamdi, Tefsir, C. 1, s. 405.

50 El-Emiri, Ahmet el Berâ, İbrahim (a.s.), Cidde 1986.

51 Es-Sabuni, Muhammed, Peygamberler Tarihi, AhsenYay., s. 332-333.

52 Yiğit, Prof. Dr. İsmail, Peygamberler Tarihi, Hazret-i İbrahim, Kayıhan Yay.

53 Hûd, 75.

54 İbrahim, 36.

55 Nursî, Bediüzzaman Said, Eski Said Eserleri, Hutbe-i Şâmiye, s. 336.

56 Nursî, a.g.e.

57 Nursî, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yirmi Altıncı Lem’a, s. 567.

58 Şahiner, Necmettin, Son Şahitler, C. 5, s. 203.

59 Nursî, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lâhikası, s. 192.

60 Nursî, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, s. 420.

61 Gülen, Fethullah.

62 Nursî, Bediüzzaman Said, Mektubat, On Altıncı Mektup.

63 Nursî, Bediüzzaman Said, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 32-33.

64 Nursî, Bediüzzaman Said, Mektubat, İkinci Mektup.

65 Nursî, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, M. Kemal teklifi.

66 Nursî, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Yirminci Lem’a, s. 187.

67 Nursî, Bediüzzaman Said, Şualar, On Dördüncü Şuâ, s. 693.

68 Nahl, 120.

69 Nursî, Bediüzzaman Said, Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup.

70 Nursî, Bediüzzaman Said, Hutbe-i Şâmiye.

71 Hacc, 26-27.

72 Nursî Bediüzzaman Said, Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale.

73 Aydemir Abdullah, İslami Kaynaklara Göre Peygamberler, TDV.

74 Nursî, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat.

75 Erdağı, M. Sadık, Menakıb- ı Bediüzzaman, Barla Yay.

1. Hz. İbrahim ve Dostluk Sempozyumu, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 11, s. 230-244, 22-24 Mart 2013 

popüler cevapdünya atlası