Bediüzzaman ve Mehmet Akif

Eklenme Tarihi: 29 Aralık 2020 | Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2020

Prof. Dr. Himmet UÇ

Değişim diye peşine düştüğümüz birçok içtimai reçetenin doktor masasında veya hastanın elinde kaldığı bir dönemde… Birçok insan Osmanlı terbiye ve kültür sisteminden çıkıp batıya endekslendiğimiz dönemde… Karınca kararınca karihalarının yettiği oranda yeni Türk devletini götürecek yeni tipler ve karakterler üretmeye gayret ettiler. Namık Kemal kahramanlık miti üretirken ihtilalin kapısına dayandı. Ömrü sürgünlerde geçti, sahipsiz, bigane bir adada dünyadan göç etti. Halbuki o “millet" dedi "millet" dedi "millet" dedi ama illeti kurtaramayan asil bir adamdı.

Bu milleti kurtarmak için çok insan çalıştı. Enver Paşa kışın zemheri günlerinde Türk ordusunun genç delikanlılarını dağa sürdü. Kumandanları “Oğlum Enver bu havada sürme bu çocukları dağa hepsini donduracaksın” dediler ama Enver Paşa’ın ütopist kişiliği buna engel oldu. Dağlarda şehit oldular, şimdi onların kokusunu almak için o dağlara tırmanıyoruz. Hamiyet başka, usul başka.

Akif bir Osmanlı ama Türk olmakla iftihar eden, bin yıl İslam’ın bayraktarlığını yapan bu millete hizmetten teri kurumamış bir azametli adam. Yokluklar içinde geçen çocukluk ve tahsil hayatı, parası olmadığı için yürüyerek baytar mektebine (veteriner fakültesi) giden asil insan, halini arz etmemiş kimseye. Büyük adamlar ancak büyük çilelerle büyük adam olmuşlar. Dosto, Sibirya sürgününde “Tanrı beni romancı yapmak için buraya sürmüş“ deyip kader noktasından bakmış olaya.

Akif‘in babası Temiz Tahir Efendi Fatih Camiinde müderrislik yapmış. Babası için “O benim hem babam hem hocamdır, ne öğrendiysem ondan öğrendim“ diyor. Babası ona yolda yürürken lügat ezberlettirir. O camiye girince, küçük Akif aşıkane koşar hasırlar üstünde.

Mehmet Akif bir eleştirmendir. Toplumun aksayan yönlerini anlatır. Otuza yakan manzum hikayesinde aristokratlar yoktur. Sıradan insanları, bazan da vasat yaşayan aydınları anlatır. Hasır‘da mahallede ölen kadının bir hasıra sarılıp kabre götürülüşünü hazinane hikaye eder. Bediüzzaman da ölüm hakikatini anlatır, insanın bu bütün grandiozing fizyoloji ile farelere yem olmasının Allah’ın şefkat ve merhametiyle büyüttüğü büyük eserine merhametsizlik olacağını düşünür. “Kabir alem-i ahirete açılmış bir kapıdır, ön ciheti zahmet, arka ciheti ise rahmettir” der. Biri olayı anlatır, öbürü felsefesini yapar.

Akif, İslam tarihinden olaylar anlatır. Koca Karı’da Hz. Ömer bir yoksul kadının çocuklarına çorba pişirmesi için imaretten sırtında un taşır. İbni Abbas da yağ taşır. Getirir çocuklara çorba pişirir onları mutlu eder. Meyhane ve Mahalle Kahvesinde toplumun heba olan ömrünün hikayesini anlatır Akif. Hala öyledir ya. Eskiden akşam zikre gidenler, şimdi sabaha kadar tavla oynar, ruhsuz eve döner. Çocuk babasını görmez, akşam geç gelir, sabah erken kalkar gider. Meyhanede çocuklarının iaşesini temin edemez, serseri bir koca anlatılır, kadın kapıya dayanır ona serzenişte bulunur, o da kadını orada boşar, kadın düşer bayılır.

Bediüzzaman altı iman rüknünü sağlama almak için eserler yazar. Onun eserleri, inanan insanın ayağını yere sağlam basmasını öğretir. Herşey onun üstüne bina edilir. Kainatı yaratanı tanımayan O’na teşekkür etmeyen, kazancını garibanlarla paylaşmayan bir insan, ne dini, ne de içtimai bir karakter edinemez. Ayetü'l-Kübra isimli eseri Türk edebiyatında örneği olmayan bir eserdir. Bir adamı alır, kainatı seyrettirip düşündürerek inançlı hale getirir.

Recaizade Bihrüz’e saçma bir aşk öğretir. Bediüzzaman da bulutları, yıldızların, gezegenlerin, güneşin, toprağın, topraktan çıkan hadsiz nimetlerin felsefesini yapar. Onları düşünmeye sevkeder. Nice imansız kimseler onun eserleri ile Allah’a kul olmuştur. Hiçbir derde deva olmayan teşeffi için yazılmış sayısız eserler, çocukların elinde dolaşır. Kime bir faydası olmuştur onların? Ama Bediüzzaman’ı anlamamaya devam eder devlet-i ebed müddet. İmparatorluk kültür krizinden battı. Cumhuriyet aynı akibete maruz kalmasın. Öğrencilerin elinde en muzır eserler dolaşır, öğretmenlerin kafası dalalethane. Ölen birkaç askerdir, onun dışında kimse korkusundan ve menfaatinden olur kaygısıyla bir şey söylemez. Denetim yok, takip yok, dağ başında üniversiteler.

Bediüzzaman meleklerin varlık gerekçelerini anlatır. Onların nasıl kainatın inşasında ameleler gibi çalıştığını nazara verir, büyük meleklerin azametli görevlerini akli şekilde anlatır. Akif ise şeytanlaşmış insan örneklerini taşlayarak anlatır. İkisi birbirini tamamlar; biri kötü örnek, diğeri iyi örnek vermenin yolunu gösterir. Akif “Edebiyatta ve felsefede Victor Hugo’lar Şhakespeare’ler Bediüzzaman’ın talebesi olamaz” der. Dünyanın büyük sanat felsefecileri gelsinler, ilahi sanatın felsefesi nasıl yapılır öğrensinler Bediüzzaman’dan.

Akif de Bediüzzaman da milli mücadelenin başarısı için çalışırlar. Akif elinde Sırat-ı Müstakim klişesi ile Anadolu’yu dolaşır. Millete vatanı kurtarmanın zaruretini anlatır. Savaş sırasında İstiklal Marşını yazar. Savaşan askere “Korkma sönmez bu şafaklarda“ der. “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” der. Milletin ezeli, ebedi kimliğini anlatır. Kahraman ırktır ümmet-i Muhammedin reisi Türkler. Bin yıl İslamın bayraktarlığını yapmış  bir millettir. Cihana ilmi öğretmiş bir milletin çocuklarıdır bu topraktakiler. Bediüzzaman Bitlis’te Ermenilere, Ruslara karşı savaşır. Ermenilerin yaşlı ve çocuklarını iade eder, onlar hayret ederler Bediüzzaman’a.

İkisi Darü'l-Hikmetü'l-İslamiye’de çalışırlar. Bir akademidir orası. Bediüzzaman asli üye, Akif ise katib-i umumidir. Birlikte çalışmış, birlikte çabalamış, bu büyük milleti hezimetten, ataletten kurtarmışlardır. İki büyük adam rahmetin kucağında mutludurlar, bize de bir gün sıra gelir.

- Reklam -

popüler cevapdünya atlası