BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN EĞİTİM ANLAYIŞINDA HÜRRİYET

Eklenme Tarihi: 23 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2017

Giriş

Bediüzzaman Said Nursî, yüzyılımızın yetiştirdiği bir İslâm mütefekkiridir. Nursî medrese eğitimiyle edindiği dini ilimleri,  çeşitli fenlerde yaptığı incelemelerle tamamlayarak kendisini yetiştirmiştir. Yani O aslında kurmayı düşündüğü Üniversitede gerçekleştirmeyi hayal ettiği eğitim modelini kendi eğitim hayatında gerçekleştirmiş bir din âlimidir.  Nursi göre, eğitimin hürriyetle desteklenmesi ve aklın doğru kullanımını öngören müspet felsefenden beslenmesi son derece önemlidir. Çünkü O, felsefe araştırmalarını tasavvuf ve Kuran’dan almış ve felsefeye farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu bağlamda Nursi, felsefenin vahyi izlemesi ve onun hakikatlerine karşı çıkmaması halinde, insanlık için faydalı olacağını, aksi halde insanlığı dalalete ve tabiat bataklığına sürükleyeceğini savunmaktadır. Yani O, vahye meydan okuyan felsefe ile vahiy ile barışık olan felsefe arasında ayrım yaparak felsefeyi müspet ve menfi olmak üzere ikiye ayırmıştır. Bu bağlamda müspet felsefeyi desteklemiş ve menfi felsefeyle mücadele etmiştir (Asâ-yı Mûsâ, 1992). Böylece müspet felsefeyle, aklın doğru kullanmanın önemini ve hür düşüncenin gücünü vurgulamıştır.

Nursi, bu felsefi anlayıştan hareketle "Akıl ve nakil tearuz ettikleri vakit, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur.” Sözü ile aklın doğru kullanımının önemine dikkat çekmiştir. Nursi bu sözün devamında akla olan bu güvenmenin yanı sıra “o akıl, akıl olsa gerektir" söylemi ile aklın yanlış kullanılabileceğine ilişkin endişesini de dile getirmiştir.  Nursi bu endişesini şu örnekle ifade etmektedir. “Dalalet ve fenalıklar cehaletten gelse, defetmesi kolaydır. Fakat fenden, ilimden gelen dalaletin izalesi çok müşküldür” (Mektubat, 2001) diyerek aklı yanlış kullanmanın olumsuz sonuçlarına da dikkat çekerek bizleri uyarmaktadır. Bu bağlamda Nursi, Kuran’ın hükümlerini akılla ispat etmenin ve İslam’ın tüm meselelerini akla yaklaştırmanın mümkün olduğu kanaatindedir. O arzulanan şeriatı tanımlarken de, “akıl ve nakil dest-bedest ittifak ederek şeriatın hakaikının hakkaniyetini tasdik etmiş olsunlar." (Muhakemat, 2001).  Söylemi ile aklın aklın gerçek vazifesini açıklar. Böylece Nursi, hakiki iman-ı kazanmayı, aklın doğru kullanım şartına bağlamıştır. O aklen muhakemeyi ve araştırmayı tahkikin şartı olarak görmüş ve muhakemesiz imanı "taassup" olarak nitelendirmiştir. Nursi’nin akla bu kadar çok önem vermesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi bilimle İslam arasında "çatışma" bulunduğuna ilişkin yanlış anlamaları düzeltmek ve eğitim modelinde çok önem verdiği fen bilimlerinin değerini vurgulamaktır. Diğer bir neden ise aklın Nursi’nin hem hürriyet anlayışının hem de eğitim görüşlerinin temelini oluşturmasıdır. Bu bildiride, Bediüzaman Said Nursi’nin eğitim anlayışında hürriyet kavramının önemi amaç edinmiştir. Bu amacın gerçekleştirilmesinde başta Bediüzaman Said Nursi’nin eserleri olmak üzere, Nursi ve eserleri hakkında yazılmış tüm eser ve kaynaklara ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu süreçte toplanan bilgilerin anlamsal yapısı üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadan bildirinin amacı doğrultusunda düzenlenmiş ve yorumlanmıştır.

 

Nursi’nin Hürriyet Anlayışı

Hürriyet insanlar için hayati bir özellikte olup, insanlık tarihinin her safhasında ve aşamasında varlığını göstererek gündem oluşturmuştur. Bu nedenle dünyanın her tarafından tüm insanlar hürriyetle ilgilenmiş, yüzlerce bilim insanı ve düşünür insan hürriyeti konusunu tartışmış ve bu konuda eserler yazmışlardır. Toplumsal açıdan toplumsal hürriyetler, bireysel açıdan bireysel hürriyetler tüm insanların günlük hayatını ilgilendirdiğinden, konuya yaklaşım tarzı herkesi yakından ilgilendirmektedir. Çünkü insanın varlığını devam ettirebilmesi açısından beden itibariyle besinler ne kadar önemli ise duygular itibariyle de hürriyet o kadar önemlidir. Nursi’nin “Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” sözü bu gerçeği çok veciz bir şekilde ifade etmektedir. İnsan hayatının olmazsa olmaz özelliklerinden birisi hür olma isteğidir. Bu istek insanın varlık nedeni olarak tanımlanmış ve insanlık bu uğurda büyük mücadeleler vermiştir. Hürriyetin en ileri safhası, tam teslimiyetle mutlak anlamda kul olmak ve Allah’tan başkasına kulluk etmemektir. Çünkü insanın sahip olabileceği en kıymetli duygu imandır. Hakiki imanı elde eden adam Allah’tan başkasına boyun eğmez ve O’nun kulluğunda gerçek hürriyeti bulur.

İnsan, kâinatta en değerli varlık olması itibariyle İslam Din’inin bütün meselelerinde her zaman önemli yer almış ve toplumsal oluşumların çekirdeğini oluşturmuştur. İslam sosyal açıdan başkalarının hukukunu dikkate alırken, bireysel açıdan da insanı göz ardı etmez. Yani bireyi topluma toplumu da bireye feda etmez. Bu düşünceden hareketle Nursi, hürriyeti, ne kendine ve ne de başkasına zarar vermeyecek şekilde davranma serbestîsi olarak tanımlamakta ve insanı merkeze almaktadır. Nursi, hürriyete ilişkin bu düşüncesini “Münazarat”isimli eserinde şu cümlelerle ifade etmektedir. Hürriyet odur ki; ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın (Münazarat, 1998).  ve yine“Hürriyet budur ki; kanun-u adalet ve te’dibden başka hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşrûasında şahane serbest olsun” (Münazarat, 1998). Hürriyet kavramının her yönüyle görülebildiği ve eksiksiz tanımlandığı bu iki ifade, hürriyetin iki önemli özelliğini vurgulamaktadır. Bunlardan biri günümüz özgürlük anlayışında “hayat benim hayatım kimene” söyleminin yanlış olduğunun ispatlanmasıdır.  Diğeri ise bireyin özgürlüklerini kısıtlayan zaruri nedenlerin neler olduğunun belirtilmiş olmasıdır. Bu bağlamda Hürriyet, toplumsal adaleti sağlayan hukuki zorunluluklar ve eğitim uygulamalarının gerektirdiği öğretme-öğrenme süreçleri dışında hiç kimsenin kimseye tahakküm etmeyeceği ve bireyin kendine ve başkasına zarar vermemek koşuluyla mutlak serbest olması olarak tanımlandığı görülmektedir. Böylece bireyin hürriyetini sınırlayan iki temel unsurdan söz edilmektedir. Bunlardan biri toplumsal adalettir ki kanunlar, haklının hakkını haksızın gaspından korumak için bazı yaptırımlar getirebilir. Suçlu, suç işlemek benim hakkımdır, bu noktada hürriyetimi kısıtlayamazsınız diyemez. Kanunlar herkes için geçerli ve herkesi bağlar. Bireyin hürriyetini sınırlayan ikinci unsur ise eğitimdir. Her yaştaki bireyler özellikle çocuklar iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmakta zorlanabilirler. Onlara toplumun kabul gördüğü davranış formlarını kazandırmak, doğrulara yönlendirip, yanlışlardan uzak tutmak amacıyla birey özgürlüklerine bir takım sınırlamalar getirilebilir. Bu durum özellikle günümüzde teknolojinin sunmuş olduğu olumsuz alışkanlıklardan çocukları muhafaza etmek için bir zarurettir. Ancak Nursi eğitimde bireyin kendini hür hissetmesinin de çok önemli olduğunu belirtmektedir. Çünkü eğitim bireyin; kendine, başkasına ve topluma zarar verecek davranış formlarından arındırılıp, toplumun kabul gördüğü istendik davranış formları oluşturma süreci olarak tanımlanmaktadır.

Bu bağlamda hürriyet, insanın yaratılış gayesine uygun bir yaşam biçimini öngörmektedir. Mutlak anlamda hürriyet Yaratıcıya kul olma şuuruna bağlıdır. Çünkü din ile terbiye edilip anlamlandırılan bir hürriyet, şeytanın esaretinden kurtulup, kula kul olmaktan vazgeçip Allah’a tam kul olmaktır. Bu bağlamda hürriyet iyiyi, doğruyu yapma hali olarak tanımlanmaktadır. Hürriyetler, kötüyü ve yanlışı yapmak, haksızlık ve zulüm peşinde koşmak ve başkalarının hukukuna tecavüz etmek için kullanılamaz. Bediüzzaman Said Nursi, "İnsana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyeti netice verir (Münazarat, 1998) derken, hürriyetin herkes tarafından benimsenmesinin ve görev bilinciyle algılanmasının önemine dikkat çekmektedir. Böylece Nursi, gerçek anlamda hürriyet anlayışı davranışlara yansıtılmadığı sürece Allah'a gerçek kul olunamayacağına ve böylelikle hak ve hukukun gözetildiği bir sosyal hayatın kurulamayacağına da dikkat çekmektedir.  Bu bağlamda Nursi, insanın hür olması olgusunu sadece siyasal veya toplumsal alanlarda hür ve bağımsız olma anlamında kullanmaz. Ona göre hürriyet, içsel ve dışsal olmak üzere iki boyutlu ve daha geniş bir anlam içermektedir.

İnsanın kendi duygularından, ihtiraslar ve tutkularından kurtulması ve bağımsız hale gelmesi de bir çeşit hürriyet durumudur. Bu durum içsel hürriyet olarak tanımlanır. İnsan nefsine, arzularına, servetine, makam ve gençliğine bağımlı hale gelmesi onun hürriyet alanının giderek daralması, hatta zamanla tamamen ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Arzu ve isteklerine bağımlı hale gelen bir insan, olumlu davranışlar sergileyebilse bile gerçek anlamda hür olamayacağını ve bu bağımlılığın kendine zarar vermekten öteye gidemeyeceği bilinmektedir. Bu açıdan Nursi, özgürlüğün mutlaka yaratılış gayesine uygun mesaj ve değerlerle anlamlandırılması zorunluluğunu şart koşmaktadır(Divan-ı Harb-i Örfi, 2001). Dışsal Hürriyet ise Nursi’nın “ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” ifadesinde vurguladığı hürriyettir. İnsanın; inancına uygun hareket etmesi, düşündüğünü ifade edebilmesi, ibadetini, istediği yerde yapması, kendini ve neslini eğitmesi, istediği şekilde kazanma ve harcama hakkına sahip olması, kendi kültürel normlarını serbestçe yaşaması, seçme ve seçilebilme hakkına sahip olması, istediği zaman ve istediği mekânda seyahat edebilmesi dışsal hürriyet olarak tanımlanmaktadır. Genel olarak dışsal hürriyet, insanın her türlü insanı kendine bağımlı hale getiren ve köleleştiren olgudan bağımsızlaşma durumu olarak tanımlanabilir.

İnsanı doğuştan gerçek anlamda özgür kabul eden Nursi, evrenin tek hâkimi Yaratıcının emrinde olma şuuruna sahip olan herkesin, başkasına boyun eğmeye izzetinin, başkasının haklarına saldırmaya da şefkatinin izin vermeyeceğini ifade etmektedir.  Çünkü Ona göre iman bağıyla Allah’a bağlanan bir insanın başkasına zillet göstermesi ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmesi mümkün değildir. Böyle bir zillete izzet-i imaniyesi müsaade etmez (Münazarat, 1998).  Bu bağlamda Nursi Hürriyetin iki temel yararını şöyle açıklamaktadır. Hürriyetin birinci yararı, bireyin kendini hür olarak ifade etmesidir. İkinci yararı ise karşısındaki bireyin hürriyetine ve kendisini hür olarak ifade etmesine fırsat tanıması ve onu engellememesidir. Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi “Bizim hürriyetimiz yarı hürriyettir; diğer yarısı ise başkalarının hürriyetini bozmamaktır.” “Ben hür olayım, başkaları ne yaparsa yapsın” (Emirdağ Lahikâsı, 1994) demek istibdadın bize verdiği yanlış bir düşüncedir. Tam aksine bu tanımlardan hürriyettin çok mükemmel bir duygu ve yaşam biçimi olduğunu anlıyoruz. Öyle ki hürriyet, bireyin sahip olduğu hürriyettin farkında olması onu mükemmel yaşamasının yanı sıra karşıdakine de hür olduğunun hissini ve imajını vermesidir.

Nursi, hürriyetin sefahet ve rezalet işleme serbestîsi ve insanın başkasına zarar vermemek kaydıyla her istediğini yapması şeklinde anlaşılmaması gerektiğine ilişkin görüşünü şöyle ifade etmektedir. “Öyleler hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilan ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira nazenin hürriyet, âdâb-ı şeraitle müteeddibe ve mütezeyyine olmak lazımdır. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır. Şeytanın istibdadıdır, nefs-i emareye esir olmaktır.” (Münazarat, 1998).  Bu ifade ile Nursi insan olma şuurunun mutlak anlamdaki bir hürriyet anlayışı ile kazanılabileceğine dikkat çekmektedir.

Nursi, imanın hassası olan meşru hürriyeti, bütün zamanların, zeminlerin ve zümrelerin olmazsa olmazı olarak görmekte ve insanların tüm faaliyetlerinde özellikle de eğitim faaliyetlerinde hürriyetin önemini vurgulamaktadır. O, “Muhabbet-i din saikasıyla teşekkül eden cemaatleri tebrik ve onlarla ittihad etmek için hürriyet-i şer’iyeyi muhafaza şartını koymuştur.” (Münazarat, 1998). Bu nedenle, Nursi’nın hürriyet ve eğitim anlayışında ötekileşme anlayışını ortaya kolan “sağcı ve solcu”, “muhafazakâr ve milliyetçi” gibi ifadeler yoktur. O, hayatın her safhasında tüm faaliyetlerde hürriyetçi davranış ve hürriyetçi demokratları desteklemiştir. O’na göre, hürriyetin yaygınlaştırılmasında kimseye zarar gelmez. Terör ve anarşi gibi olumsuz toplumsal hareketler ve haksızlık, zülüm gibi bireysel davranışlar, hürriyetlerin çokluğu ile değil, aksine yetersizliğinden ortaya çıkarmaktadır.  Nursi, toplumların sağlıklı bir şekilde sosyo-ekonomik kalkınmalarını sağlayabilmeleri için tüm sosyal ve siyasal mekanizmaların hürriyet zemini üzerine kurmaları gerektiğini önerir. Çünkü toplumları oluşturan bireylerin kalplerinin derinliklerine kadar nüfuz etmek, hissiyatın en incelerini heyecana getirmek, istidatların inkişafına yol açmak, ahlâk-ı âliyeyi tesis ve kötü huyları imha ve izale etmek, cevher-i insaniyetten perdeyi kaldırıp hakikati teşhir etmek hürriyet-i kelam ile mümkündür. (Nursî, İşaratü’l-İ’caz, 2001). İfadesiyle, eğitim yoluyla bireylere kazandırılan bu özelliklerin mutlaka hürriyetlerle desteklenmesi gereği vurgulanmaktadır. Çünkü toplumların kalkınması ve varlıklarını sürdürebilmeleri sağlıklı bir eğitim modeli ile mümkünken, eğitimde verimliliğin sağlanması ise bireylere tanınan hürriyet anlayışı ile mümkündür.

 

Nursi’nin Eğitim Görüşü

İnsanlar dünyaya geldikleri andan itibaren yaşamlarını devam ettirecek tüm faaliyetleri öğrenmek zorundadırlar. Öğrenme yoluyla insanlık sürekli gelişmekte ve insan yaşamı kolaylaşmaktadır. Öyle ki eğitim yoluyla gelişme toplumlar arasında bir yarışa dönüşmüş bazı toplumlar hızla ilerlemiş ve çağdaşlaşmışken bazıları geri kalmıştır. Toplumlar arası bu fark uyguladıkları eğitim modellerinden kaynaklandığı bilinmektedir. Çünkü toplumların bütün gayretleri ve maksatları toplumu oluşturan bireylerin refah ve huzurunu ve dolayısıyla toplumun gelişimini sağlamaktır. Bunun sağlanması da, hem bireylerin arzu ve isteklerinin iyi bilinmesine hem de toplumsal bütünlüğü sağlayan bağların sağlam olmasına bağlıdır.  Bunu sağlayacak olan da eğitimdir. Bir eğitim modeli bireyleri, maddi ve manevi yönleriyle ele almıyorsa eksik olur ve insan doğasına uygun olmaz. Böyle bir eğitim, aile ve toplumun maddi ve manevi gelişimini, saadet ve muhabbetini, şefkat ve merhametini temin edemez. Nitekim Nursi, “insan, akıl ve kalp boyutunda eğitilmelidir” diyerek eğitimde bu bütünlüğün önemini vurgulamıştır. O göre, eğitimin temelinde, ferdi Allah'a muhatap etmeyi, ona dünya ve âhiret saadetinin yollarını, Müslümanlar arasında vahdet, uhuvvet, tesanüt ve muhabbetin te'sis ve teminini esas alan faaliyetler yer almalıdır (Tarihçe-i Hayat, 1990). Eğitim yoluyla bireylere kazandırılacak bu özellikler, toplumsal gelişim ve değişiminin, huzur ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemlidir. Bu durum her türlü eğitim faaliyetlerinde düşünce hürriyetinin desteklenmesini gerekli kılmaktadır. Nursi’ye göre, sosyal hayattaki tüm eğitim faaliyetlerinde bilim hürriyeti mutlaka olmalıdır. Nursi bu konudaki düşüncesini şu sözlerle açık bir şekilde ifade etmektedir. "Asayiş ve emniyete dokunmamak şartıyla hiç kimse vicdanıyla, kalbiyle kabul ettiği bir fikirden dolayı mesul olamaz." Çünkü “Bilim ve fikir hürriyetinin olmadığı yerde, bilimsel gelişme olmaz, öğrencinin şahsiyeti teşekkül etmez, silik ve taklitçi bir nesil yetişir.” (Tarihçe-i Hayat, 1990). Bu ifadelerden bir toplumda uygulanan eğitim modellerinin özgünlüğü ve eğitimde düşünce hürriyetinin ne kadar önemli olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Nursi, “özgürlüğün olmadığı yerde baskının olacağını, bunun sonucunda da zulmün ve zorbalığın baş göstereceğini” (Divan-ı Harb-i Örfi, 2001) belirterek, “İlmî istibdadı”, karşı görüşü dikkate almamak, baskı yaparak “Tek doğru budur.” Demek olarak tanımlamaktadır.

Nursi 'ye göre bir memleketin huzur içinde kalkınması ve gelişmesi için gençlere hem fen ilimleri ve hem de din ilimleri birlikte verilmelidir. Bu düşünce ile oluşturduğu eğitim modelinde, müspet ilimlerin dini hakikatleri teyit edeceği ve güçlendireceği inancıyla, dini bilimleri modern bilimlerle dengeli bir şekilde bütünleştirmeyi amaçlamıştır. Nursi, bu konudaki görüşünü şu veciz ifade ile dile getirmektedir: “Vicdanın ziyası, ulum-u diniyedir, aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O, iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder” (Münazarat, 1998). Bu yaklaşım aynı zamanda Nursi’nin eğitim modelinin temelini oluşturmaktadır. Nursi, fünûn-u medeniyeyi teşvik etmiş ve hakikatin fenlerle ulûm-u dîniyenin imtizacından doğacağını belirtmiştir. Ona göre, Ulûm-u diniye vücuttaki kalp gibidir ve insan bütün kuvvetini ondan alır. Fünûn-u medeniye ise akıl gibidir ve yine o olmadan insan gücünü tam olarak kullanamaz. Bu düşüncesiyle Nursi, insanların hem fen hem de dini bilimler alanında eğitilmesinin önemini vurgular. O, insanların hem ilim, hem de karakter bakımından eğitime ihtiyaç duyduklarının farkındadır. Nursi'ye göre, insanın bu dünyaya gönderilmesinin nedeni, ilim ve imana dayalı ibadet yoluyla kemale ermektir. Çünkü kâinatın her bir nev’ine dair bir fen teşekkül etmiş ve etmektedir ve fen Allah’ın kâinata yerleştirdiği kanunlardan ibarettir. Bu bağlamda Nursi, her bir fen, bilim ve sanatın Cenab-ı Hakk’ın bir ismine dayandığı görüşündedir. Örneğin; "Hakiki fenn-i hikmet, Hakim ismine ve hakikatli fenn-i tıp, Şafi ismine ve fenn-i hendese, Mukaddir ismine" dayanır. Kısacası, Nursi'nin anlayışına göre bütün kainat okunması, anlaşılması ve yorumlanması gereken muazzam açık bir kitaptır. Kainatın doğru anlaşılması insanı kâinatın yaratıcısına ve Onun ilmine ulaştırır. Yaratıcıya imanda bu noktada başlar. Görülüyor ki insanlığın akıl ile bulduğu ilimler din ile bir çatışma haline girmekten ziyade Allah’ın varlığını bilmekte ve bulmakta en büyük vasıta olmaktadır.

 

Nursi’nin Eğitim Modeli

Nursi, bir din âlimi olmasına rağmen, din adına, müspet ilme karşı büyük bir yakınlık göstermiş ve fiilen desteklemiştir. Böylece, bu asırda akıl, ilim ve fennin hâkim olduğuna dikkatleri çekmiştir. Nursi, dönemin medreselerini günümüz eğitim anlayışına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Bu düzenlemede medreselerde okutulan din bilimlerini fen ilimleriyle barıştırmış ve ikisinin bir arada dengeli bir şekilde okutulacağı orijinal bir eğitim modeli sunmuştur. Çünkü Nursi, Ülkenin içinde bulunduğu durumu dikkate alarak yaşanan problemlerin sadece eğitim yoluyla çözülebileceğine inanmış ve eğitimdeki problemleri ve çözüm önerilerini sunmak amacıyla iki defa İstanbul’a gitmiştir. Birinci gelişinde mekteplerde din dersinin okutulmasını ve medreselerde ise fen derslerinin okutulmasını teklif etmiştir. İkinci gelişinde ise din ve fen ilimlerinin beraber okutulacağı darülfünunların açılmasını istemiştir (Şahiner, 1991). Ancak o dönemde ülkenin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle Nursi’nin bu önerileri kabul görmesine rağmen gerçekleşememiştir. Nursi’nin sunmuş olduğu eğitim modeli incelendiğinde ve dönemin İstanbul hükümetine sunmuş olduğu iki öneride de ortak bir nokta üzerinde ısrarla durmaktadır. O noktada din ilimleri ile fen ilimlerinin bir arada dengeli bir şekilde okutulmasıdır. Nursi, eğitim modelini tanımlayıp çerçevesini belirledikten sonra modelin ayrıntılarını da açıklamayı ihmal etmemiştir.

Nursi, geliştirdiği eğitim modelinde ilmin nasıl tahsil edileceği konusunda, uygulanacak eğitim programlarından tutun, kullanılacak öğretim yöntem ve tekniklerine kadar, öğretmen niteliklerinden tutun eğitim kurumuna alınacak öğrencilerin sahip olması geren özelliklere kadar çok ayrıntılı tanımlamalar yapmıştır. Çünkü O çok erken yaştan itibaren, bilim çağının gerçeklerini ve bu çağın hem eğitim sistemi, hem de İslam âleminin maddi kalkınması için ifade ettiği anlamın farkında idi.  Nursi, insanın eşref-i mahlûkat olarak en mükemmel şekilde yaratıldığına, maddi ve mânevî pek çok duygularla donatıldığına dikkat çeker. İnsana çok geniş ve umumi bir istidat ve kabiliyet verildiğini, onda nihayetsiz arzuların bulunduğunu (Sözler, 2001)  hesaba katar eğitimde bireysel farklılıkların varlığını ve dikkate alınması gerektiğine vurgu yapmıştır. Nursi burada insanların çok geniş yeteneklere, nihayetsiz arzulara ve duygulara sahip olduğunu yani insanların; ilgi ihtiyaç, merak, güdü, yetenek ve beklenti gibi temel özellikler itibariyle birbirinden farklı olduğunu belirterek, öğrenme etkinliklerinin de bu farklılıklara göre düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Nursi, eğitimde bireysel farklılıkları özellikleri yetenekleri dikkate almanın önemini, "Bir adam müstaid ve kabil olduğu şeyi terk ve ehil olmadığı şeye teşebbüs ederse”, “Şeriat-ı hilkate büyük bir itaatsizlik etmiş olur” (Muhâkemât, 2001) ifadesiyle açıklamaktadır.  Çünkü eğitimin insanın şahsî hayatında tesirli olabilmesi için, onun istek ve arzularına uygun olması, müspet bir yöne kanalize edebilmesi ve bu insanın aklına, kalbine, his ve ruh âlemine hitap etmesiyle birlikte yeteneklerine uygun olması gerekmektedir.

Nursi eğitim modelinde öğretmenlerin uygulayacağı öğretim yöntem ve tekniklerinin önemine şu ifadesiyle dikkat çekmektedir. “Talebelerde adem-i münazara ve soru-cevap sebebiyle şevksizlik ve melekesizlik ve atalet gibi bazı hal intaç etmiştir” (Asarı-ı bediye,2001).  Bu söylemiyle Nursi, eğitimde şevksizlik ve isteksizlik hissi veren öğretim yöntemlerinden kaçınılması, tam tersine öğrenciyi öğrenme sürecinde aktif kılacak ve merakı kamçılayacak münazara ve soru-cevap gibi öğretim yöntemlerinin kullanılmasını önerir. Nursi eğitimde talebenin kendini hür hissetmesi ve aklına gelen her soruyu sorabilmesinin çok önemli olduğuna vurgu yaparak, talebelerin yapıcı tartışmalar yapmalarını teşvik eder (Şahiner, 1991). Nursi eğitimde mükâfatın çok önemli olduğunu belirterek, mükâfatın kişiyi olumlu yönde motive ettiğini kabul ediler. O’na göre mükâfat, yapılan iyi davranış ve beğenilen hareket veya tavırların tekrarını sağlamak amacıyla kişide uyandırılan sevinç duygusudur. Böylece, sevinç duygusu ile hareket, davranış, tavır veya tutum arasında bir çağrışım kurulur. Böyle bir çağrışım, hareket veya tutumun tekrar yapılmasını sağlar. Nursi eğitimde dilin açıklığı ve anlaşılabilirliğinin de önemli olduğunu belirtir. Talebeye verilen derslerin, sırf ilmî lisanla değil, onun anlayabileceği dilde ve basit cümlelerle anlatılması lazımdır. Gerektiğinde, misallerle meseleyi akla yaklaştırma yolları aranmalıdır. Çünkü müşahhas misaller, anlamayı kolaylaştırıcı sebeplerdendir (Ertuğrul, 1996).

Nursi’ye göre, öğretmenlerin nitelikli olması, anlattığı konuyu hayata adapte etmesi, cazip misallerle dersi canlı tutmasını bilmesi ve bu bilgilerin hayatta lâzım olacağına öğrenciyi inandırması gerekir. Eğitimde istenilen amaçlara ulaşmak için önce öğrencide, eğitimin lüzumuna inanan bir teslimiyet ve mes’ûliyet duygusu geliştirilmelidir. Yine buna bağlı olarak, başarılı bir tahsil hayatı için ahlâkî bir istikametin de verilmesi lazımdır. Manevî yönü ihmal edilen çocuğun eğitimi ve kontrolü, her yönden zorlaşmaktadır (Ertuğrul, 1996). Bu nedenle öğrenciye öğretilen bilgilerin kuramda kalmaması uygulamaya dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu bakımdan işlenen konunun istenilen sonucu verebilmesi için kalbe ve göze hitap edilmesi gerekir. Ders işlemede bu noktadan hareketle, sadece fikir çerçevesinde kalmayıp, bunun yanında his ve heyecanlara da yer verilmesi gerekir. Görüldüğü gibi Nursi eğitim modelinde, öğrenme-öğretme süreçlerine etki eden tüm faktörleri ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır.

 

Sonuç ve Öneriler

Toplanan veriler çalışmanın amacı kapsamında derlenmiş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır.

Nursi yaradılış gayesini keşf etmeye yönelik olan müspet felsefeyi önemsemiş ve desteklemiştir. O, felsefenin aklı kullanmaya önem verdiğini ve aklın doğru kullanılması durumunda hakiki imanın elde edilebileceğini vurgulayarak felsefeyi önemsemiştir. Aklı doğru kullanma yaklaşımı Nursi’nin hem hürriyet anlayışının hem de eğitim modelinin temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda; aklın doğru kullanımı, tam ve kapsamlı hürriyet anlayışı ve dini ilimlerle fen ilimlerinin aynı anda okutulduğu eğitim modeli Nursi’nin hayatında çok önemli yer tutmuştur. O, hürriyetsiz, dini temelden yoksun ve fen ilimleri ile desteklenmeyen bir eğitim uygulamasının bireye ve topluma fayda sağlayamayacağı aksine zarar vereceği görüşündedir.

Nursi, hürriyeti insanın varlık nedeni olarak görmüş ve mutlak anlamda hürriyetin Allah’a tam ve koşulsuz kul olmakla elde edilebileceğini savunmuştur. Çünkü mutlak hürriyet Allah’a mutlak teslim olmakla kazanılabilen bir özelliktir. O, hürriyeti bireyin kendisine ve başkasına zarar vermemek koşuluyla davranışlarında serbest olması olarak tanımlamakla kalmaz, bireyin kendisini hür hissettiği kadar karşıdakinin de hür olduğu hissini vermesi olarak tanımlamaktadır. Nursi’ye göre, birey hayatının her safhasında, her davranışında ve düşüncesinde hür olmalıdır. Özellikle eğitimde öğrenci, merak ettiği ve öğrenmek istediği her şeye ilişkin; soru sorma, sorgulama, araştırma ve düşünme hürriyetine sahip olmalıdır. Aksi halde ilimde ve sosyal hayatta ilerleme olmaz.

Nursi, aklın doğru kullanımı ve hürriyet anlayışını eğitim modelinin önemli bileşenleri olarak belirlemiştir. O, din ilimleri ile fen ilimlerinin kombine edilerek okutulduğu bir eğitim modelini öngörmüş ve bu modelin uygulanması için çaba sarf etmiştir.  Nursi’nin eğitim modeli günümüz modern eğitim özelliklerinin tümünü karşılayabilecek niteliktedir. O’na göre hakikatlere ulaşmanın yolu, dini ilimlerle fen ilimlerinin dengeli bir şekilde kombine edilerek okutulmasıyla mümkündür. Çünkü fen ilimleri olmadan bilimsel gelişmenin, dini ilimler olmadan da toplumsal huzurun sağlanamayacağı bilinmektedir. Toplumsal gelişmenin eğitimle mümkün olabileceğini savunan Nursi, geliştirdiği eğitim modelinde ilmin nasıl tahsil edileceğine ilişkin etken tüm faktörleri açıklamıştır. O, yaratılmışların en şeriflisi olan insanın çok zengin duygu, yetenek ve özelliklerle donatıldığını belirterek, eğitimde bireysel farklılıkların dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Böylece öğrencilerin farklı duygu, düşünce, yetenek ve özelliklere sahip olduğunu bu nedenle eğitimde farklı öğretim yöntem ve tekniklerin kullanılması gerektiğini belirtmiştir.

Nursi, eğitim modelinde günümüzde en çok tercih edilen, tartışma, münazara ve soru-cevap öğretim yöntemlerinin kullanılmasını tavsiye etmiştir. Öğretme-öğrenme süreçlerinde bireyin aktif katılımını sağlayan bu öğretim yöntemleri aynı zamanda bireyin eleştirel ve yansıtıcı düşünme becerilerinin gelişimine önemli derecede katkı sağlamaktadır. Diğer taraftan Nursi, öğretmenin nitelikli, adil ve dürüst olması öğrencinin kendini hür hissetmesi, duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi açısından önemli olduğunu belirtmektedir. Ders içeriklerinin öğrenci seviyesine uygun olması, öğretmenin öğrenci seviyesini dikkate alarak dersini işlemesi Nursi’nin eğitim modelinde belirtilen önemli ayrıntılar olmuştur.

 

Öneriler

Nursi'nin eğitim modelinde hürriyet kavramına ilişkin toplanan verilerden ulaşılan sonuçlara dayalı olarak şu öneriler geliştirilmiştir.

Tarihsel süreç içinde insanlar hep en iyi eğitim modeli arayışı içinde olmuşlardır. İnsanlığın kurtuluşu olarak düşünülen eğitinde en iyi model arayışı günümüzde de hız kesmeden devam etmektedir. Nurs'inin önerdiği eğitim modeli farklı düşünce ve yaşam biçimine sahip tüm insanları bir arada tutacak ve eğitecek özelliğe sahiptir. Bu nedenle günümüz toplumsal yapılar ve sorunlar dikkate alındığında uygulanabilecek en iyi model olduğu görülmekte ve vakit geçirilmeden uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.

Eğitimde nitelik sorunu her zaman olduğu gibi günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Nursi'nin modelinde bu sorunun çözümünde nitelikli öğretmenlerin istihdamı ile birlikte, öğrenci seviyesine uygun müfredat ve öğrencinin bireysel farklılıklarını dikkate alan ve öğrenciyi aktif kılan öğretim yöntem ve tekniklerin uygulanmasını önermişmiş. Nursi'nin bu önerisi bugünkü eğitim sisteminde dikkate alınmalıdır.

Nursi'ye göre, eğitimde bireyin kendini hür hissetmesi, duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi bilimin gelişmesi ve toplumsal huzur açısında önemlidir. Günümüz eğitim etkinliklerinde bireylerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ortamlar hazırlanmalıdır.

 

Kaynakça

Ertuğrul, H. (1996) Eğitimde Bediüzzaman Modeli. Yeniasya Yayınları

Nursi, B. S. (2001). Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat. Sözler Yayınevi.

Nursi, B. S. (2001). Risale-i Nur Külliyatı, Muhakemat ve İman Küfür Muvazeneleri. Yeniasya Yayınları.

Nursi, B. S. (1999). Risale-i Nur Külliyatı, Munazarat. Yeniasya Neşriyat.

Nursi, B. S. (2001). Risale-i Nur Küllüyatı, Divan-ı Harb-i Örfi. Yeniasya Neşriyat.

Nursi, B. S. (2001). Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye, İşaratül İcaz. Yeniasya Neşriyat.

Nursi, B. S. (1990). Risale-i Nur Külliyatı, Tarihçeyi Hayat. Yeniasya Neşriyat.

Nursi, B. S. (2001). Risale-i Nur Külliyatı, Asar-ı Bediye. Yeniasya Neşriyat.

Nursi, B. S. (1992). Risale-i Nur Külliyatı, Asa-yı Musa. Sözler Yayınevi.

Nursi, B. S. (2001). Risale-i Nur Külliyatı, Sözler; 23. Söz.. Sözler Yayınevi.

Nursi, B. S. (1994). Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lahikası. Sözler Yayınevi.

Şahiner, N. (  ). Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi. Yeniasya Yayınları.

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 527-540, Ankara. 

popüler cevapdünya atlası