Bazı Öğrenme Kuramlarının (Yapılandırmacılık, Bağlam Temelli Öğrenme, Argumantasyon Gibi) Risale-i Nur Bağlamında Değerlendirilmesi

Eklenme Tarihi: 21 Şubat 2017 | Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2017

ÖZET

Ülkemizde ve dünyada son yıllarda etkili olan öğrenme kuramları sadece yöntem ve teknikleri etkilemekle kalmamış okullarda birçok faktörü etkilediği gibi öğretim programlarının değiştirilmesine kadar çok yaygın etkisi olmuştur. Örneğin ülkemizde yapılandırmacılıkla ilgili öğrenme kuramı 2005 yılından bu yana okullarımızda uygulanmaktadır (MEB, 2005). Bu kuramların çıkış noktası ve nasıl geliştiği yönündeki araştırmacıların çalışmalarında yaklaşık 30-40 yıllık bir geçmişe sahip oldukları belirlenmiştir. Ayrıca birçok araştırmacının çalışmaları da bu yönde devam etmektedir. Yaklaşık bir asırdır hayatımız da yer etmiş olan Risale-i Nur Külliyatı ile ilgili kitaplardaki mesajların insanoğlunu bu kadar etkilerken bu kuramların savunduğu yöntem ve teknikleri kullanması dikkat çekmekte ve araştırmaya değer olduğunu göstermektedir.

Bu araştırmanın amacı halen ülkemizde de devam eden yapılandırmacı öğrenme kuramı ve bağlam temelli öğrenme kuramı ile yurt dışında da yaygınlaşmaya başlayan argumantasyon tabanlı öğrenme kuramlarının Risale-i Nur penceresinden karşılaştırmalı olarak incelemek bu doğrultuda benzerlik ve farklılıklarını belirlemek ayrıca okurlarına bu yönüyle farkındalık oluşturmaktır. Araştırmada çalışmanın doğası gereği doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonun da ilgililere gerekli önerilerde bulunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Öğrenme Kuramları, Bediüzzaman’ın Eğitim Modeli, Risale-i Nur, Yapılandırmacılık

 

THE EVALUATION OF SOME LEARNING THEORIES (CONSTRUCTIVIZM, CONTEXT-BASED LEARNING, SCIENCE WRITING HEURISTIC APPROACH) IN THE CONTEXT OF THE RISALE-I NUR

Mehmet Hulki BAŞAK

Ministry of National Education (Güzelkonak and Dereağzı Secondary School)

and

Aykan AKÇA2

Karadeniz Technical University, Fatih Education Faculty

 

ABSTRACT

Learning theories that have come populer in recent years at home and abroad,  have not only had impact on many agents in schools, but also have led teaching programmes to be revised. For instance, the learning theory of Structuralism has been in effect since 2005 in our country. (the ministry of national education,2005).Researchers note that starting points and developments of these theories have lasted approximately 30-40 years. Besides, many researchers continue their studies in this area. The Risale-i Nur collection, affecting our lives over a century, draws attention by using these theories and techniques and that’s why it is worth of  studying.

This study aims, from the view of  The Risale-i Nur, to find out comparative examining of Structuralism and Context Based Learning, which still run in our country and Science Writing Heuristic Approach that starts to become popular abroad; to reveal similarities and differences and thus raise awareness for its readers. As a matter of the study, documentation analysis method was used in the research. After the research, necessary suggestions were made to relevant persons.

 Key words: Learning Theories, Education Model of Bediüzzaman, Risale-i Nur, Constructivizm

   

GİRİŞ

Hayatımız sürekli bir değişim içerisindedir. Bu değişim hayatın her alanında meydana geldiği gibi eğitim alanında da süratle devam etmektedir. Değişim, süreç içerisinde ilerlerken getirdiği yeniliklerle beraber hayata yeni bakış açıları ve yeni anlayışlar da kazandırmaktadır. Eski anlayışların yerini artık yeni anlayışlar almakta, hatta yenilerin de daha iyi düzeylere ulaşması için araştırmacılar tarafından pek çok çalışma yürütülmektedir (Ayas ve ark., 2004).

Ülkeler de bu paradigma değişimi karşısında kendilerini sürekli yenilemektedir.  Bu ülkeler arasında bazı ülkeler okulların ekipman desteği ile teknolojik alt yapı sorunlarını gidermeye odaklanırken, bazı ülkeler ise öğretmen eğitimi veya öğretim programlarının temellerini oluşturan öğrenme kuramlarına odaklanmaktadır (Başak, 2008).

Ülkemizde ve dünyada son yıllarda etkili olan bu öğrenme kuramları sadece yöntem ve teknikleri etkilemekle kalmamış okullarda birçok faktörü etkilediği gibi öğretim programlarının değiştirilmesine kadar çok yaygın etkisi olmuştur. Örneğin ülkemizde yapılandırmacılıkla ilgili öğrenme kuramı 2005 yılından bu yana okullarımızda uygulanmaktadır. Bu öğrenme kuramına göre üniteler de bu yaklaşım doğrultusunda gerek tasarım gerekse işleniş ve etkinlikler yönüyle yeniden şekillendirilmiştir. Her bir ünite için yeni ders etkinlikleri ve bu etkinliklerin sonucunda öğrencilerde kazanılması beklenen kazanımlar yer almaktadır (MEB, 2005).

Öğrenme kuramları halen araştırmacıların tam anlamıyla bir sonuca varamadıkları öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ile ilgili o anki şartlara uygun çözüm bildiren aynı zamanda o anki şartlara göre doğru verilerle de desteklenen öğrenme ile ilgili düşünce tasarımlarıdır (Çepni, 2010). Bu kuramların çıkış noktası ve nasıl geliştiği yönündeki araştırmacıların çalışmalarında genel olarak uygulamaya dönük yaklaşık 30-40 yıllık bir geçmişe sahip oldukları belirlenmiştir. Ayrıca birçok araştırmacının çalışmaları da bu yönde devam etmektedir. Öğrenme kuramlarının savunduğu görüşler hayatımıza uygulanırken bazı modellerle uygulamaya geçtiği belirlenmiştir. Öğrenme modelinde öngörülen öğrenme ile ilgili görüşler ne kadar iyi olursa olsun uygulanmanın yapıldığı okullarda öğrencilerin özellikleri göz önüne alınması gerekmektedir. Her ne kadar ülkeler eğitimde bulundukları yerden daha iyi düzeylere ulaşmak için bir takım değişiklikler yapsa da bu değişikliklerin esas uygulama alanı olan okullarda nasıl işlediği iyi belirlenmelidir. Beklenen bazı değişimler hayata geçirildiğinde de birçok zorlukla karşılaşabileceği araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir (Başak, 2008). Tüm dünya ülkelerinde bazı değişimler yaşanırken Okullarımızda öğrenci profilinde de ciddi manada bazı değişimlerde yaşanmaktadır.

 Ülkemizdeki ve Günümüz Dünyasındaki Öğrenci Profili ‘‘Z Kuşağı’’

Alan yazında farklı yaş aralıkları gösterse de genel olarak 1995/2001 ve sonrasında doğanlar için kullanılan Z /milenyum kuşağı dediğimiz bir jeneriğe verilen isimdir (MEB, 2011). Bu kuşak literatür de dijital gençlik olarak da adlandırılmaktadır (Digital natives). Günümüz eğitimi yeni kuşaklara özellikle ‘‘Z kuşağı’’ dediğimiz öğrencilerin eğitimlerinde yeni beceri alanları, yeni kavramlar, yeni görüşlere yer vermesi gerektiğini savunmaktadır. Corno (2010) bu nedenlerle ilgili Z Kuşağı için; Bu jeneriğin özellikleri iyi bilinmelidir. Sanal ortam onlar için tıpkı bir anne gibi iletişim içinde oldukları ve kendilerini buldukları bir ortam gibidir. Çünkü bu jenerik dünyadaki bir çok gelişmeye ilgi göstermemektedir. Örneğin AİDS’li bir dünyayı bilmemekte bir çevredeki ekolojik sorun onun çok da ilgilendiği bir konu değil. Bu jeneriğin özellikleri iyi bilinmeli. Bu jenerik yetişkin olmaya başlamış buna rağmen herhangi bir sorumluluk almak istemiyor. En önemlisi bu jeneriğin yaptığı şey kendisine mantıklı gelmeli. Bu değişim yeni zorlukları da yeni gelişmeleri de beraberinde getiriyor. Bu zorluklar kısaca; Hiyerarşideki yeni düzen, zamanı yönetebilme, süreci kontrol, yeni görevlerle ilgi yeni vizyonlar oluşturma, uzaktan eğitim çalışmaları, çoklu iletişim kanalları ile ilgili görevler şeklinde sıralanmaktadır.(Bernard, 2010; Cornu, 2010).

Bu jenerik aynı zamanda çok fazla yeteneğe de sahiptir. Birçoğu bir çeşit sezgi gücüyle Teknolojik ekipmanlarına hemen adapte olmakta ve ustaca multimedya araçlarını çok iyi kullanmaktadır. Bu sebeple multimedya araçlarını kullanırken kılavuza ihtiyaç duymazlar. Teknolojiyi nasıl kullanacağı ile ilgili öğretmene soru sormazlar.( Ancak öğretmen derste sorarsa cevap verir.). Bir yolunu bulup erken çocukluk dönemlerinde video ve elektronik oyunlar oynar. Özel bir biçimde ‘’sms’’ mesajları yollar. Bu durum onlarda zamanla bir vizyon oluşturur. Herhangi birisiyle herhangi bir zamanda herhangi bir yerde iletişim kurabilirim. Birçok bilgiye ulaşabilirim düşüncesi. Bu süreklilik arzusu da beraberinde digital hiperaktivity diye adlandırılan sanal bağımlılığı beraberinde getirmektedir. Uzun süre konsantre olmak onlar için çok zor bir iştir. Hareketlilik ve hemen ulaşılabilirlik bu jeneriğin iki önemli anahtarı olduğu bazı araştırmacıların çalışmalarında ifade edilmektedir (Cornu, 2010; 20- Kim, Yang & Hwank, 2010).

Bu jenerik okuldan elde ettikleri bilgilerin kendileri için uzun süreli olmadığını düşünmektedir. Okul bilgiye ulaşmak için bir yer değildir. Bu sebeple sosyal ortamdaki informal bilgi belki de okuldaki bilgiden onlar için çok daha önemlidir. Bu jenerik hem sosyal öğrenmeyi hem okuldaki akademik öğrenmeyi beraber götürmeye başlamıştır. Bu öğrenciler için Sanal âlemde (Digital native) 3 zorluk söz konusudur. Yeni bilgi, ağ alt yapısı, ortak akıl ortamları dediğimiz bilmeyi öğrenme, yapmayı öğrenme, beraber yaşamayı öğrenme, kendin olmayı öğrenmedir. Bu özellikler gençliğin ilerde sahip olması gereken beceriler arasındadır. Şeklinde araştırmacılar bazı ifadelerde bulunmaktadır (Cornu, 2010).

Hayatımızı sadece okullar etkilememektedir. Ya da sadece okullarda öğrenmeler gerçekleşmemektedir. Bediüzzaman Said Nursi tarafından kaleme alınan Risale-i Nur ile ilgili kitaplarda geniş bir toplum tarafından beğeniyle okunmakta ve okutulmaktadır. Yaklaşık bir asırdır hayatımızda yer etmiş olan Risale-i Nur Külliyatındaki mesajlar insanoğlunu bu kadar etkilerken bu kuramların savunduğu yöntem ve teknikleri kullanması dikkat çekmektedir. Onun eserlerinde, günümüz insanının aklını ve gündemini meşgul eden yüzlerce soruya Kur’an ve sünnet-i seniyye ışığında, zamanın anlayışına ve uygun ikna üslubuyla verilen cevapları bulmaktayız (Erdoğan, 2007).

AMAÇ

Bu araştırmanın amacı halen ülkemizde de devam eden yapılandırmacı öğrenme kuramı ve bağlam temelli öğrenme kuramı ile yurt dışında da yaygınlaşmaya başlayan Argumantasyon tabanlı öğrenme kuramlarının Risale-i Nur penceresinden karşılaştırmalı olarak incelemek bu doğrultuda benzerlik ve farklılıklarını belirlemek ayrıca okurlarına bu yönüyle farkındalık oluşturmaktır.

 

YÖNTEM

Bu çalışmada Doküman Analizi Yöntemi kullanılmıştır. Çepni, (2010) bu yöntem için araştırmacıların amacına uygun mevcut kaynakları bulup, her bir kaynağın dikkatlice okunması, gerekli bilgilerin not edilmesi ve alınan notlardan hareketle bazı değerlendirmelerde bulunduğunu ifade etmektedir. Daha çok yapılanlardan yola çıkarak genel eğilimlerin, alternatif düşünce ve fikirlerin varlıkları biraz daha etraflıca ele alınıp daha anlaşılır bir forma dönüştürüldüğüne vurgu yapmaktadır. Bu yüzden bu araştırmada bu yöntem kullanılmıştır (Çepni, 2010).

Bu kısımda öğrenme kuramları ile ilgili kısa bilgiler verildikten sonra Risale-i Nur’da bu kuramların genel hatları ile nasıl geçtiği ve örnekleri verilmiştir.

 

Argumantasyon Tabanlı Bilim Öğrenme

Orijinal adı ‘Science Writing Heuristic Approach’ olan ‘Argumantasyon Tabanlı Bilim Öğrenme’ (ATBÖ) yaklaşımı Keys, Hand, Prain, ve Collins (1999)  tarafında geliştirilmiştir. Yapılandırmacı öğrenme kuramına dayalı olup dilin okuma, konuşma ve yazma unsurlarının kullanımını temel alan ve bilimsel Argumantasyon oluşmasına olanak veren araştırma -sorgulama temelli etkinlikler ihtiva etmektedir. ATBÖ yaklaşımında öğrenciler bilgiyi sorular sordukları, iddialar oluşturdukları ve bu iddialarını delillerle destekledikleri araştırma-sorgulamaya dayalı bir öğrenme ortamında yapılandırmaktadırlar (ATBÖ, 2012)

Kısaca herhangi bir problem durumu veya bir sorun ile öğrenci düşünme sürecine girer ve ardından bu soruna yönelik iddialar oluşturur ve son olarak da bu iddiaları destekler delillere dayandırarak öğrenmenin gerçekleşebileceğini savunmaktadır.

Bediüzzaman Risale-i Nur’da birçok yerde etkili, zihinde ilgi uyandıran düşünme sürecine odaklanmaktadır. Bazı eserleri sorulan sorulara verilen cevapların sonucunda ortaya çıkmıştır. Mektubat, Münazarat, Emirdağ, Kastamonu ve Barla lahikaları örnek olarak gösterilebilir (Ertuğrul, 2007). ‘’Eğer denilse…. , Şayet sorulsa…’’gibi ifadeleri bir insanın aklına gelebilecek soruları kendisi sormuş iddialar oluşturmuş ve cevaplamıştır. Ayrıca farklı olarak sistematik bir biçimde soru-iddia-delil bağlamına göre okuyucuya bilgilerini aktarmıştır.

Bu konuyla ilgili eski zamanlarda yapılan hataları ifade ederek medrese ve mektep karşılaştırmasında şu ifadeleri kullanmıştır: Mekteplerde okutulan dini ilimlerle ‘‘ilgi’’ ve ‘‘merakı’’ kamçılayan yönlerin bulunması sebebiyle, şevkle eğitim yapıldığını, medreselerde okutulan ilimlerde şevki ve arzuyu tahrik eden yönlerin bulunmaması sebebiyle, eğitim tarzına dışarıdan şevki uyandıracak unsurlar ilave edilmesi gerektiğini söyler. Bu yüzden soru cevabın önemine dikkat çeker (Nursi, 1989:326) aktaran (Ertuğrul, 2007). Öğrencilerin kendini hür hissederek, zihninde beliren her soruyu sorabilmelerinin, eğitim mekanizmasını olumlu yönde işleteceği görüşünü dile getiren Bediüzzaman, öğrencinin yapıcı münakaşa havasına girmesine dikkat çeker (Nursi, 2004: 66 ) aktaran (Ertuğrul, 2007)

Eserlerinde ‘‘ispatiyecilik’’ metodunu benimseyen Bediüzzaman, ‘‘genel prensiplerden hareketle hadiselere inmek’’ hususunu dikkate almıştır. ‘’Tümdengelim’’ metodu olarak bilinen bu çalışma yaklaşımını kullanırken ‘’mantıklı anlatma’’ tekniğini de başarıyla uygulamıştır (Ertuğrul, 2007).

Bediüzzaman Divani harbi Örfi adlı eserinde Vaizlerin, hocaların, âlimlerin eğitimcilerin, telkinlerinde kullandıkları metotlarla ilgili olarak: Eğitimciler yaşanan, hayatın gerçek durumunu bilmeleri göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Şimdiki zamanı geçmiş zamana kıyas ederek hareket edilmemelidir. Çünkü her zamanın kendisine has özellikleri vardı. Eski zamanda iddia edilen meseleyi parlak ve mübalağalı göstermek revaçtaydı. Bu hareket tarzı halk üzerinde tesirli olabiliyordu. Çünkü teslimiyet vardı meselenin sebep ve hikmetleri pek araştırılmıyordu. Şimdi zamanımızda durum değişmiştir. Meseleler akıl ve hikmet yönü tartışılır olmuş ve teslimiyet kırılmıştır. Herkeste hadiselerin sebep ve hikmetlerini arama meyli uyanmıştır. Hiç kimse artık iddia edilen şeyin tasvirini değil, ispatını istemektedir.

‘’Zira medenilere galebe çalmak ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.’’ (Nursi, 2008) ifadesini kullanır. Eserlerinden birkaç örnek aşağıda belirtilmiştir:

‘’Evet, en parlak bir mu'cize-i san'at-ı Samedaniye ve bir hârika-i hikmet-i Rabbaniye olan hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve idame eden de odur. Ondan başka olmaz... Delilmiistersin? En zaîf, en aptal hayvan; en iyi beslenir (Meyve kurtları ve balıklar gibi). En âciz, en nazik mahlûk; en iyi rızkı o yer. (Çocuklar ve yavrular gibi) (Nursi, 2008; 23 )’’

Örneğin; Eğer desen: "Birçok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Hâlbuki âyet umumîdir, her duaya cevap var ifade ediyor."

Elcevab: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevab vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tâbi'dir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "Ya Hekim! Bana bak." Hekim: "Lebbeyk" der.. "Ne istersin?" cevab verir. Çocuk: "Şu ilâcı ver bana" der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevab verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez (Nursi, 2008, Sözler;317 ).

Bu kuramı başka yerlerde ise sorulan sorulara ait delilleri de açıkça soruya ait 1. Delil, 2. Delil… Şeklinde ifade ederek iddialarını dayanaklandırmaktadır.

‘’Ahiret akidesi; hayat-ı içtimaiye ve şahsiye-i insaniyenin üssü’l-esası ve saadetinin ve kemalâtının esasatı olduğuna, yüzer delillerinden bir mikyas olarak yalnız dört tanesine işaret edeceğiz:

Birincisi: Nev'-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler ve gayet zaîf ve nazik vücudlarında bir kuvve-i maneviye bulabilirler ve her şeyden çabuk ağlayan gayet mukavemetsiz mizac-ı ruhlarında, o Cennet ile bir ümid bulup mesrurane yaşayabilirler. Meselâ Cennet fikriyle der: "Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü. Cennetin bir kuşu oldu. Cennet'te gezer, bizden daha güzel yaşar." Yoksa her vakit etrafında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri, o zaîf bîçarelerin endişeli nazarlarına çarpması; mukavemetlerini ve kuvve-i maneviyelerini zîr ü zeber ederek gözleriyle beraber ruh, kalb, akıl gibi bütün letaifini dahi öyle ağlattıracak, ya mahvolup veya divane bir bedbaht hayvan olacaktı.

İkinci delil: Nev'-i insanın -bir cihette- nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile yakınlarında bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına mukabil bir teselli bulabilirler ve çocuk hükmüne geçen seri-üt teessür ruhlarında ve mizaçlarında, mevt ve zevalden çıkan elîm ve dehşetli me'yusiyete karşı, ancak hayat-ı bâkiye ümidiyle mukabele edebilirler. Yoksa o şefkate lâyık muhteremler ve sükûnete ve istirahat-i kalbiyeye çok muhtaç o endişeli babalar ve analar, öyle bir vaveylâ-i ruhî ve bir dağdağa-i kalbî hissedeceklerdi ki; bu dünya onlara zulmetli bir zindan ve hayat dahi kasavetli bir azab olurdu.

Üçüncü delil: İnsanların hayat-ı içtimaiyesinde en kuvvetli medar olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevalarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden; yalnız Cehennem fikridir. Yoksa Cehennem endişesi olmazsa "El-hükmü li’l-galib" kaidesiyle o sarhoş delikanlılar, hevesatları peşinde bîçare zaîflere, âcizlere, dünyayı Cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.

Dördüncü delil: Nev'-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cem'iyetli merkez ve en esaslı zenberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce, bir tahassüngâh ise; aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarane hürmet ve hakikî ve şefkatli ve fedakârane merhamet ile olabilir ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise; ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederane, ferzendane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akidesiyle olabilir.

Meselâ der: "Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta, daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünki ebedî bir güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için herbir fedakârlığı ve merhameti yaparım." diyerek o ihtiyare karısına, güzel bir huri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa kısacık bir-iki saat surî bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate uğrayan o arkadaşlık; elbette gayet surî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye manasında ve bir mecazî merhamet ve sun'î bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi; başka menfaatler ve sair galib hisler, o hürmet ve merhameti mağlub edip o dünya cennetini, cehenneme çevirir.(Nursi, 2008, Asa-yı Musa; 215 - 216 )’’

 

Bağlam Temelli Öğrenme

Öğrencilerin akademik materyallerdeki anlamı görerek (okuldaki konular ile günlük yaşamda meydana gelen olaylar arasında bağlam kurmak) öğrendikleri yeni bilgileri ile eski bilgi ve tecrübeleri arasında ilişki kurabildiklerinde okul çalışmalarındaki anlamı görebilen bir felsefenin üzerine kurulmuş bir öğretim sistemidir (Ayvacı, 2010).

Eğer öğrenciler bir kavramı ve onun uygulamalarını, kendilerinin kültürleri, aileleri veya arkadaşlarını içine alan gerçek dünyayla ilişkilendirebilirlerse, etkili bir öğrenmenin gerçekleştiği ifade edilmektedir (Ayvacı, 2010). Bağlam temelli yaklaşım, öğrenmenin doğal ortamlarda ve ihtiyaç olduğunda daha kolay, anlamlı ve kalıcı olarak gerçekleşeceğini varsaymaktadır.

Bağlam temelli yaklaşıma ait bağlamlar olan günlük hayattan hikâyeler, gerçek yaşam olayları ve teknolojik bir araç v.b. bağlamlar ile öğrenmenin gerçekleştiğini savunmaktadır (MEB, 2009).

Bediüzzaman; ‘‘Âlim-i mürşid, koyun olmalı; kuş olmamalı. Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir. (Nursi, 2008)’’ ifadesi ile anlattığı meseleyi talebesine indirgemeyen eğitimcinin başarılı olacağını düşünmemektedir.

Bediüzzaman Risale-i Nur’da birçok yerde rastlanabileceği üzere günlük hayatta insanların sıklıkla karşılaştığı durumlarla ilgili örnekler verir. Bu örneklerle amaçladığı vermek istediği mesaj ile bağlam arasında mantıklı ve uygun bağlamlar ile okuyucuya bilgilerini aktarır. Örneğin;

‘’Evet insan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki o çekirdeğe kudretten manevî ve ehemmiyetli cihazat ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş. Tâ ki, toprak altında çalışıp, tâ o dar âlemden çıkıp, geniş olan hava âlemine girip, Hâlıkından istidad lisanıyla bir ağaç olmasını isteyip, kendine lâyık bir kemal bulsun. Eğer o çekirdek, sû'-i mizacından dolayı ona verilen cihazat-ı maneviyeyi, toprak altında bazı mevadd-ı muzırrayı celbine sarfetse; o dar yerde kısa bir zamanda faidesiz tefessüh edip çürüyecektir. Eğer o çekirdek, o manevî cihazatını وَالنَّوَى الَْبِّ فَالِقُ nın emr-i tekvinîsini imtisal edip hüsn-ü istimal etse; o dar âlemden çıkacak, meyvedar koca bir ağaç olmakla küçücük cüz'î hakikatı ve ruh-u manevîsi, büyük bir hakikat-ı külliye suretini alacaktır. İşte aynen onun gibi; insanın mahiyetine, kudretten ehemmiyetli cihazat ve kaderden kıymetli programlar tevdi edilmiş. Eğer insan, şu dar âlem-i arzîde, hayat-ı dünyeviye toprağı altında o cihazat-ı maneviyesini nefsin hevesatına sarfetse; bozulan çekirdek gibi bir cüz'î telezzüz için kısa bir ömürde, dar bir yerde ve sıkıntılı bir halde çürüyüp tefessüh ederek, mes'uliyet-i maneviyeyi bedbaht ruhuna yüklenecek, şu dünyadan göçüp gidecektir (Nursi, 2008).

Yapılandırmacılık

Öğrenmeyi etkileyen en önemli faktörün kişinin hali hazırda ne bildiği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Kişi dışarıdan aldığı doğrulanabilir ve önceki bilgileri ile ilişkilendirerek yeni bilgi oluşturduğunu savunmaktadır. Bireyler arasında birtakım benzerlikler olsa da her bireyin sunulan bilgileri kendi ihtiyaçları ve daha önceki bilgilerine göre yapılandırdığını savunur (Senemoğlu, 2010; Başak, 2008)

20. Yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Piaget, Vigostky, Bruner, Asubel, Glasersfeld gibi araştırmacıların çalışmalarıyla bu öğrenme kuramları dönüm noktasına çıkmıştır. (Aydoğdu & ark, 2009). Yapılandırmacı öğrenme kuramı birçok ülkenin öğretim programlarının da değişmesine sebep olmuştur. Örneğin ülkemizde 2005 yılından sonra yapılandırmacı öğrenme kuramına uygun ders materyalleri basılmış, öğretmen ve öğrenci roller yeniden tanımlanmıştır. Bu kuramı uygulamaya geçilirken modelleri geliştirilmiştir. Örneğin 3-E, 4-E, 5-E, 7-E Modelleri yapılandırmacılığın uygulamaya geçirmek için izlenilen modeller olarak ifade edilebilinir. Ülkemizde ve dünyada yaygın olan model 5-E modelidir. Bu modele göre Engage (Giriş) aşaması dikkat çekme ve ön öğrenmeleri ortaya çıkarmayı amaçlar. Explore (Keşfetme), Explain (Açıklama), Elaborate (Derinleştrime), Evaluation (Değerlendirme) görüldüğü gibi İngilizce baş harflerle model oluşturulmuştur (Senemoğlu, 2010).

Bediüzzaman’ın bu kuramın savunduğu felsefeye uygun açıklaması şu şekilde ifade edilebilir: ‘İnsanın kabiliyet ve arzuları dikkate alınmalıdır: Hangi yöne, ilgi ve alaka gösteriyorsa o yöne müsbet bir şekilde kanalize edilmelidir. Kabiliyetler köreltilmemeli, aksine inkişaf ettirilecek sahalar bulunmalıdır. Talebenin kabiliyeti, istek ve arzuları dikkate alınırsa, o kişi fevkalade faal hale gelir, hiç zorlama olmadan kendi iştiyakıyla gayret gösterir. Aksi takdirde,’’Bir adam müstaid ve kabil olduğu şeyi terk ve ehil olmayan şeye teşebbüs etmek, şeriat-ı hilkate büyük bir itaatsizliktir (Nursi, 2008 )’’. İfadelerini kullanır.

Hazm olunamayan ilmin telkin edilmemesi gerektiğini vurgulayarak (Nursi, 2008), telkin edilen ilmin zamana, şahsa, seviyeye, zemine uygun olması gerektiğini ifade etmektedir.

Bu kuramın temelinde öğrencinin istidadına göre ilgi uyandırma vardır. O da bu durumu şu veciz sözüyle ifade etmektedir; Merak ilmin hocasıdır. Diyerek talebeye verilen eğitimde bu yöne de dikkat çekmektedir. 

Bediüzzaman Risale-i Nur’da bu kuramla ilgili öncelikle okuyucuya vermek istediği mesajla ilgili bilgileri vermeden önce herkes tarafından bilinen ve günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan durumlardan hareketle bilgilerini düzenlemiştir. Örneğin birçok olayı askerlik ve asker komutan ilişkisi, Padişah- Saray yerine Allah-Dünya benzetiminde bulunarak daha sonra bahsedeceği konuya zemin hazırlamaktadır. Bu şekilde hazırbulunuşluk düzeyi yeterince iyi olmayan kişiler bile bu yöntemle bilgilerini zihinlerinde kolaylıkla yapılandırabilmektedirler.

Bediüzzaman’ın hazırbulunuşluğun önemini vurguladığı bir pasaj;‘’Mi'rac mes'elesi,  erkân-ı imaniyenin usûlünden sonra terettüb eden bir neticedir. Ve erkân-ı imaniyenin nurlarından meded alan bir nurdur. Erkân-ı imaniyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı elbette bizzât isbat edilmez. Çünki Allah'ı bilmeyen, Peygamberi tanımayan ve melaikeyi kabul etmeyen veya semavatın vücudunu inkâr eden adamlara Mi'racdan bahsedilmez. Evvelâ o erkânı isbat etmek lâzım geliyor.(Nursi, 559 )’’

Genelde okuyucunun konuyu daha iyi anlamasını sağlayan temsili hikâyecikler ile ve bu hikâyeciklerde senaryonun kahramanları, geçtiği yeri ve akış şeması, görev ve yapı bakımından birebir ilişkilendirmedeki mükemmellik yönleriyle bu kuramın uygulamalarına yönelik modellerine benzeyen birçok yönü vardır.

Örnek olarak Sekizinci sözdeki hikâyecikteki benzetmeler; ‘‘Ve o sahra ise, şu arz ve dünyadır ve o arslan ise, ölüm ve eceldir ve o kuyu ise, beden-i insan ve zaman-ı hayattır ve o altmış arşın derinlik ise, ömr-ü vasatî ve ömr-ü galibî olan altmış seneye işarettir ve o ağaç ise, müddet-i ömür ve madde-i hayattır. Ve o siyah ve beyaz iki hayvan ise, gece ve gündüzdür ve o ejderha ise, ağzı kabir olan tarîk-ı berzahiye ve revak-ı uhrevîdir. Fakat o ağız, mü'min için, zindandan bir bahçeye açılan bir kapıdır ve o haşerat-ı muzırra ise, musibat-ı dünyeviyedir. Fakat mü'min için, gaflet uykusuna dalmamak için tatlı ikazat-ı İlahiye ve iltifatat-ı Rahmaniye hükmündedir ve o ağaçtaki yemişler ise, dünyevî nimetlerdir…” (Nursi, 2008) Bu durumu açıklayıcı bir örnektir:

Başka bir yerde de‘’ Üçüncü Söz: İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...

Bir vakit iki asker, uzak bir şehire gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: "Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur."

O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.

Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür… (Nursi, 2008)’’   

Yapılandırmacı öğrenme kuramında öğrenci öğrenme ortamında aktif olarak görev alıp bilgiyi kendi zihinsel özelliğine göre yapılandırması gerektiği savunur. Bediüzzaman bir eserinde ‘’Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?

Elcevab: İmansız İslâmiyet, sebeb-i necat olmadığı gibi; İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz. Felillahilhamdü velminnetü, Kur'anın i'caz-ı manevîsinin feyziyle Risale-i Nur mizanları, din-i İslâmın ve hakaik-i Kur'aniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki; dinsiz dahi onları anlasa, taraftar olmamak kabil değil. Hem iman ve İslâmın delil ve bürhanlarını o derece kuvvetli göstermişlerdir ki; gayr-ı müslim dahi anlasa, herhalde tasdik edecektir (Nursi, 2008).

 

TARTIŞMA, SONUÇ VE ÖNERİLER

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki Yeni kuşak yani Z Kuşağı’nın içinde bulunduğu durum hiçte iç açıcı değil bu sadece ülkemizde yaşanan bir durum değil dünya genelinde yaşanan bir durum olarak ifade edilmektedir. Giriş bölümünde bu konuyla ilgili Corno (2010) tarafından yapılan araştırmada; ‘’Bu jenerik okuldan elde ettikleri bilgilerin kendileri için uzun süreli olmadığını düşünmektedir. Okul bilgiye ulaşmak için bir yer değildir. Bu sebeple sosyal ortamdaki informal bilgi belki de okuldaki bilgiden onlar için çok daha önemlidir.’’ İfadesi bu durumu açıkça özetlemektedir. Dünya, en modern kuramlarıyla bu durumun altından nasıl kurtulacağının peşindedir. Ülkemizde de yaşanmaya başlayan bu durum için yaklaşık bir asır önce Bediüzzaman tarafından sıralanan öneriler kısaca şu şekilde ifade edilebilir.

Bediüzzaman birçok yerde söylediği gibi talebe eğitimi için önerdiği modellerinden bir tanesi de öğretimde fen ve din ilimlerinin birlikte okutulması gerekliliğidir. Bu yöndeki ısrarının haklı gerekçeleri vardır. Ona göre; ‘’Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder (Nursi, 2008). Talebeye verilecek dersler bu tarzda verilirse iki kanatlı kuş gibi şahsiyeti dengelenir ve kabiliyetleri ortaya çıkar. Bediuzzaman bu şekilde hem dinden anlayan, hem de fenden anlayan bir insan modeli oluşturmakla, hem insanı olgunlaştırmak basiretini artırmak istemiş, hem de cemiyetin selametini ve huzurunu temin etmek istemiştir. Ahlaki çöküntüye düşmüş olan batı bu modelin peşindedir (Ertuğrul, 2007).

Din ilimlerinin kalbi aydınlatacağı, fen ilimlerinin ise aklı nurlandıracağı hususu üzerinde duran Nursi, bu ilimlerden sadece birini okuyan talebenin şahsiyet itibariyle eksik kalacağını belirtir. Ona göre, sadece dini ilimleri okumak kişiyi taassuba atarken, yalnızca fen imlerini görmek de hile ve şüphe meydana getirir. İkisini birden alan talebenin himmeti yükselir, kabiliyetleri, duyguları tam gelişir, bu şekilde de hakikat ortaya çıkar. (Nursi, 2008)

Din ve fen ilimlerinin ayrı ayrı okutulması, kurumlar arasında büyük çatışmalara sebebiyet vereceğinden bunların birlikte okutulmasında zaruret vardır. Çünkü, “Vicdanın ziyası ulumu-u diniyedir (din ililmleridir) aklın rolü fünun-u medeniyedir (medeniyet fenleridir). İkisinin imtizacıyla (birleştirilmesiyle) hakikat tecelli eder. O iki cihan ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit, birincisinden taassup, ikincisinden hile ve şüphe tevellüd eder.” (Nursi, 2008) 

Avrupa’dan ve ABD’den alınan yeniliklerin aynen alınmaması gerektiğini ifade eder. Bu durumu Taklitçilik olarak tanımlar ancak giriş bölümünde de ifade edildiği gibi çoğu zaman taklitlerimiz hüsranla son bulmuştur. Taklitçilikle ilgili olarak ‘’Hâlbuki her milletin kamet-i kıymeti başka bir elbise ister. Bir cins kumaş bile olsa; tarzı, ayrı ayrı olmak lâzım gelir. Bir kadına, bir jandarma elbisesi giydirilmez. Bir ihtiyar hocaya, tango bir kadın libası giydirilmediği gibi… Körü körüne taklid dahi, çok defa maskaralık olur. (Nursi, 2008) şeklinde ifade etmiştir.

Eğitim adına ülkelerde yapılan bütün değişimlerde öğretmenler en önemli rolü oynamaktadır. Ülkemizde 2005 yılından sonra her yönüyle öğrenciye olumlu katkısı olabilecek bir öğrenme kuramı yapılandırmacı öğrenme kuramıyla uygulamaya ve öğretim programlarında değişime itmiş olmasına rağmen öğretmenlerin bu kuramı uygularken isteksiz davrandığı, uygulamadığı ya da uygulayamadığı belirlenmiştir. Okullarda alınan tüm tedbirlere rağmen hem yöneticilerin hem de öğretmenlerin öğrencilere gereken ilgiyi göstermedikleri belirlenmiştir (Başak, 2012).

Bu durum için Bediuzzaman Said Nursi; öğretmenin önce kendi eğitiminden başlaması gerektiği yani, fikirlerini, savunduklarını ve önerilerini önce kendi nefsinde uygulayan bir insan için; ‘‘Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez’’(Nursi, 2008). yaklaşımıyla eğitime yepyeni bir anlayış getirmiştir. Kendisi de birçok araştırmacının ifade ettiği gibi konuştuğunu yaşamış, yaşadığını konuşmuştur (Ertuğrul, 2007). Öğretmenin de bu mantıkta olması gerekmektedir. Lisan-ı halin, lisan-ı kalden daha etkili olduğunu ifade etmiştir. Faydalı bir eğitim için, mutlak surette kendini yenileyen, araştıran zamanın ihtiyaçlarına göre eğitimcinin zaruretine binaen şu ifadeleri dile getirmektedir:’’ Muhakkikin şeni(araştırmacını işi) gavvas (dalgıç) olmak, zamanın tesiratından tecerrüt etmek (sıyrılmak) mazinin amakına (derinliklerine) girmek mantığın terazisiyle tartmak, herşeyin menbağını bulmak…’’ (Nursi, 2008) şeklinde ifade etmiştir.  

Öğretmenler için bu işi sadece ücret için yapmamaları gerektiğini ifade eder. Böylesi ücretler Allah’tan istenir. Gösterişşiz, riyasız, alkışsız ve safi bir hizmet seyriyle, yepyeni bir neslin yetişmesi uğruna kendilerini feda etmeleri beklenmektedir. Sahip oldukları ilmi, yalnızca geçim kaynağı olarak düşünmezlerse, ilmin izzetini de korumuş olacaklardır. Çünkü: Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.’’(Nursi, 2008:99)

Fakirlik ve ihtiyacın insanları gayrete sevk ettiğini, bu şekilde yükselmek arzusunun kuvvet kazanacağını işaret eden ve ‘‘ihtiyaç medeniyetin üstadıdır’’ (Nursi, 2008:61) diyerek ‘’zaruretten’’ kurtulmanın yolunu mantıklı delillerle şöyle izah eder; Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir (bineğidir)’’ ’’(Nursi 2008, 95). ‘En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır (Nursi,2008, 479 ).        

Son olarak gelecekteki bilgi toplumu için bir asır önce söylediği ifade de bu durumun ne kadar önemli olduğunu özetlemektedir. " "Elbette nev'-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise, ilmin eline geçecektir (Nursi,2008). İfadesi ile geleceğe işaret etmektedir.

 

 

 

KAYNAKÇA

         Ayas, A., Yaşar, S., Kaptan, F., 2004, Fen Bilgisi Öğretimi, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, 585, Eskişehir, 7-8

         Aydoğdu, M., (2005) İlköğretimde Fen ve Teknoloji Öğretimi, Anı Yayıncılık, Ankara.

         Ayvacı, H.Ş.,(2010) Fizik Öğretmenlerin Bağlam Temelli Yaklaşım Hakkındaki Görüşleri D.Ü. Ziya Gölkalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 15(42-51). Diyarbakır

         Başak, M.H., 2008 Yeni Fen ve Teknoloji Öğretim Programında Yaşamımızdaki Elektrik Ünitesine  Yönelik Öğrenci Kazanım Düzeylerinin İncelenmesi (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Y.Y.Ü.,Fen Bilimleri Enstitüsü, Van

          Başak, M.H., 2012 Yaşamımızdaki Elektrik Ünitesine  Yönelik Öğrenci Kazanım Düzeylerinin İncelenmesi. Türk Fen Eğitimi Dergisi, Yayım aşamasında

          Bernard, D.,(2010) Teacher Development Policies and Programmes UNESCO

International Expert of USA, ICT in Teacher Education: Policy, Open Educational Resources

and Partnership, Proceedings of International Conference, St. Petersburg, Russian Federation

           Cornu, B., (2010),  Digital Natives in a Knowledge Society: New Challenges for Education and for Teachers, ICT in Teacher Education: Policy, Open Educational Resourcesand Partnership, Proceedings of International Conference, St. Petersburg, Russian Federation

           Çepni, S., 2010. Araştırma ve Proje Çalışmalarına Giriş, Erol Ofset, Baskı no:5 Trabzon

           Ertuğrul, H., (2007) Eğitimde Bediüzzaman Modeli, Nesil Yayıncılık, Baskı no:6 Ankara

           Kim, H., Yang, H., Hwank, D., (2010) Teacher Capacity Building for ICT in Education in Korea, ICT in Teacher Education: Policy, Open Educational Resources and Partnership, Proceedings of International Conference, St. Petersburg, Russian Federation

           MEB, 2005. İlköğretim Fen ve Teknoloji Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu, Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara

           MEB, 2009. Ortaöğretim Fizik Ders Kitabı, Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara

           Milli Eğitim Bakanlığı. (2011). Ulusal Öretmen Strateji Belgesi, Antalya

           Nursi, B. S., 2008, Mektubat, Envar Yayıncılık,324, 471,479, İstanbul

           Nursi, B. S., 2008, Münazarat , Envar Yayıncılık, 86,95, İstanbul

           Nursi, B. S., 2008, Sözler , Envar Yayıncılık,264 269, 322, 559,İstanbul

           Nursi, B. S., 2008, Muhakemat , Envar Yayıncılık, 26, İstanbul

           Nursi, B. S., 2008,Tarihçe- i Hayatı, Envar Yayıncılık, 99, İstanbul

           Nursi, B. S., 2008,Sünühat, Envar Yayıncılık, 61, İstanbul

           Senemoğlu, N., (2010) Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Pegem Akademi Yayıncılık, Baskı no:16 Ankara

Medrsetüzzehra Sempozyumu, Van 12-14 Ekim 2012, Merak Yayınları, Risale Akademi, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 8, s. 345-362, Ankara. 

popüler cevapdünya atlası