BAZI CERİDELERDE ÇIKAN RİSALE-İ NUR’LA İLGİLİ YALANLAR HAKKINDAKİ TEKZİP

Eklenme Tarihi: 20 Kasım 2015 | Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2017

 

Bayram Yüksel Ağabeyin 18. Vefat Yıldönümü Paneli konuşma metnidir

EMİRDAĞ LAHİKASI 137. MEKTUP:

BAZI CERİDELERDE ÇIKAN RİSALE-İ NUR’LA İLGİLİ YALANLAR HAKKINDAKİ TEKZİP

Kadir AYTAR

GİRİŞ

Din düşmanlığının kaynağı

Tanzimat Dönemi ile birlikte başlayan batılılaşma hayranlığı Osmanlı milletini çeşitli fikir gruplarına bölmüştür. Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük gibi akımlar, birbirleriyle sıkı bir mücadeleye girişmişlerdir.

Batıcılık akımını savunanlar tarafından “irtica” yaftası, dindarlar üzerine atılmaya başlayan ilk yaftalardan birisidir.

Bundan başka ehl-i bid'a; “Bu taassub-u dinî bizi geri bıraktı. Bu asırda yaşamak, taassubu bırakmakla olur. Avrupa taassubu bıraktıktan sonra terakki etti.” deme bedbahtlığını göstermişlerdir.

Mühim bir mevkii işgal eden ahmaklardan birisi de; “Biz Allah Allah diye diye geri kaldık; Avrupa top tüfek diye diye ileri gitti.” demiştir. (e-risale, Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup/Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım/ Üçüncü İşaret)

Bir de Emirdağ Lahkası’nda “Bera-yı malûmat size gönderildi” diye ifade edilen 26. Mektupta bahsi geçen Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; “Lozan'ın İçyüzü” diye yazılan makaleden de bahsetmek gerekir. Bu makalede din aleyhtarlarının Lozan Muahedesi görüşmeleri sırasında yaptıkları dehşetli planlar ifşa edilmektedir.

İngiliz Murahhas Heyeti Reisi Lord Gürzon, “Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.” demiştir.

Lozan'da Türk Murahhas Heyeti Başkanı İsmet Paşa, Hıristiyanların Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesatı kökünden ayırmak emellerini sezdiği halde, bu hususta kendilerine gerekli teminatını vermiş, daha sonra Türkiye’yede Mustafa Kemal ile buluşup ve; “Din öldürülecektir.” kararını almışlardır.

Bu karardan donra da Kemalizmin ve İsmet hükûmetinin millî irade yaftası altında, İslâmiyeti katletmek için ellerinden geleni yapmaya başladıkları herkesçe malumdur.

Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, “Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap çok manidardır ve “Din öldürülecektir.” kararını da doğrular şekildedir:

“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz. Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.”

Bu gizli anlaşmanın perde arkasında Yahudi ve Mason Mısır Hahambaşısı Hayim Naum vardır. Hâlis Yahudi olan Lord Gürzon’a; “Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.” teklifinde bulunan ve bu zemini hazırlayan odur. Plânının Türkiye’de kendinden daha heveskâr ve gayretli İslâmiyet düşmanları tarafından muvaffakiyete ulaştığını görmek Hayim Naum’u ziyadesiyle memnun etmiştir.

“İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatini gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.”

Yahudilik, Masonluk, Emperyalizm ve Kominizmin, gizli ve dessas komiteler aracılığı ile Türkiye’de ve dünyada, İslamiyeti ortadan kaldırmak üzere türlü entrika ve desiselerle hücum ettikleri o dehşetli günlerde Üstad Bediüzzaman, İslamiyeti ihya hususundaki gayretleriyle bunların oyunlarını bozmuştur. Bunu hazmedemeyen komiteler, ömrünün sonuna kadar onu, eserlerini ve talebelerini türlü iftiralarla yok etmenin planlarını uygulamışlardır.

Çıkartılan bütün inkılâp kanunları ve kutlama adı altında yapılan kültür faaliyetleri, hep dini ortadan kaldırmaya yönelik oluştur. Bunun sıkıntılarını milletimiz neredeyse yüz yıla yakın yaşamıştır.

Bayram Yüksel Ağabeyin de imzası bulunan Emirdağ Lahikası’ndaki 137. Mektup da dış güçlerin bilerek veya bilmeyerek maşalığını yapan bazı muhalif gazetelerde çıkan iftiralara cevap mahiyetindedir.

Mektubu tahlile başlamadan önce Avrupa’daki hizmetleri deruhte ederek Ali Uçar ve Mehmet Çiçek ağabeyler ile birlikte Türkiye’ye dönerken elim bir trafik kazası sonucu ebediyete uğurladığımız Bayram Yüksel ağabeyi vefatının 18. Yıldönümünde minnet ve şükranla anmanın boynumuzun borcu olduğunu belirtmek isterim.

Güzel bir tevafuk

Birkaç gün evvel bir kitap okumak isteğim vardı. Kütüphaneme göz gezdirdim. Hangi kitaba el attımsa okuma isteğim gitti. Sonunda İhsan Atasoy ağabeyimizin kaleme aldığı Bayram Yüksel ile Ali Uçar ağabeylerin hayatını anlatan kitap elime geldi. Araya başka işlerin girmesi nedeniyle rafın bir kenarına gözle görülecek bir şekilde koymuştum. Aradan birkaç gün geçti. Kitabı alıp bilmeden 18 Kasım günü okumaya başladım. Meğer ağabeylerin 18. vefat yıldönümleri imiş. İkinci bir tevafuk da ertesi günü yani ayın 19’unda kitabı okurken Mehmet Şahin kardeşimiz Bayram ağabeyin 19 Kasım günü vefat yıldönümü olduğunu, bunu da cumartesi günü bir panelle anacağımızı söyleyerek 137. Mektubu anlatma görevini bana vermiş olmasıydı.

Bayram Yüksel Ağabey;

Çok şefkatli, içi dışı bir, fıtri ve hasbi, intizamı çok seven, hizmet prensiplerini harfiyen uygulayan ve bahane kabul etmeyen, asker gibi disiplinli, çok ferasetli, iyi bir müdebbir, her şeyiyle Üstadını yansıtan, Üstadından ne görmüş ve duymuşsa onu tatbike çalışan, Üstadla manevi irtibatı devam eden, teslimiyet, ihlâs ve sadakati çok kuvvetli olan bir ağabeyimizdir. Bir model şahsiyettir.

Bayram ağabeyin ihlâsını teyit eden ve beni çok etkileyen bir hatırayı buraya almadan geçemedim:

Üstad Bayram ağabeyi Japonya’ya göndereceğim dediği zaman Sungur ağabey, “Üstadım, oralara tahsilli ağabeyleri gönderseniz daha iyi olmaz mı?” dediğinde Üstad, “Sungur, tahsil değil, ihlâs hizmet eder” cevabını verir. (İhsan Atasoy, İhlâs ve Sadakat Abidesi Bayram Yüksel ve Ali Uçar, s. 36, Nesil, 9. Baskı)

Sonu gelmeyen iftira ve yalanlar

Üstad Bediüzzaman ve Nur Talebelerine yıllardan beri yapılan belli başlı suçlamalar şöyledir:

İrtica, cemiyet kurmak, tarikat kurmak, İslami devlet kurmak, dini siyasete alet etmek, peygamberlik iddiasında bulunmak, meczup, deli, yardımlarla geçinme gibi asılsız iddialardır.

Bütün bu iddialar mahkemelerde yapılan savunmalarla çürütülmüş, asılsızlığı isbatlanmış ve mahkeme kararları ile sabit olmuştur. Fakat bu psikolojik yıldırma savaşı bir türlü sona ermemiştir.

EMİRDAĞ LAHİKASI 137. MEKTUBUN TAHLİLİ, SUÇLAMALAR VE CEVAPLARI:

Bazı muhalif gazetelerce 137. mektupta da benzer iddiaların yapıldığını görüyoruz.

Mektubu hastalığı münasebetiyle hizmetinde bulunan Tâhirî, Zübeyir, Ceylân, Bayram, Sungur ve Rüştü ağabeyler Üstadın bilgisi dâhilinde kaleme almışlardır.

Mektupta tarih bulunmadığından 1957-1959 yılları arasında yazılmış olduğu tahmin edilebilir.

1. Risale-i Nur talebelerine tekrar "tarikat kurmuşlar" suçlaması

Hakikatle hiçbir alâkası olmayan bu husus;

a. Risale-i Nur dâvâsını gören 10'a yakın Ağır Ceza Mahkemesinin kesin kararlarıyla sabittir.

b. Vaktiyle müsadere edilip sonra bilâ-kayd ü şart sahiplerine iade edilen Risale-i Nur kitapları ve mektupları arasında tarikata dair en küçük bir emareye tesadüf edilmemiştir.

c. Bilâkis, Üstadımız Said Nursî'nin mektuplarında ve müdafaalarında kat'î bir lisanla; “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Tarikatsız Cennete giden pek çok, fakat imansız Cennete giden yoktur” beyanı mevcuttur.

d. Bu sarahate ve bütün mahkeme ve müddeiumumîlerin otuz seneden beri tarikat hususunda en küçük bir delile tesadüf edememişlerdir.

Suçlayanlar kimler?

a. Dini ortadan kaldırmak isteyen gizli entrikacı dinsizler

b. Bugünkü İslâmî inkişafı bir türlü hazmedemeyenler

c. Dine lâkayt, hattâ aleyhindeki bir güruh

d. Dehşetli garazkârlar

e. Halkı Demokrat hükûmet aleyhine geçirmek isteyen sahte siyaset bezirgânları

f. Hak ve hakikatten, insaf ve vicdandan uzak olanlar

Bunlar neyin peşindeler?

İslâmiyet hakikatine tarikat namını verip, bu vatanda kendi fikirleri lehine bir zemin hazırlamak peşindedirler.
Ne olacak?

Elbette bu vâkıa, bu vatan ve milletin lehine olarak tecellî edecektir.

Asılsız iddiaların zamanlaması

a. Risale-i Nur'un bütün vatan sathında ve hattâ âlem-i İslâm ve Avrupa'nın pek çok yerlerinde hüsn-ü kabule mazhar olması,

b. Türkleri, âlem-i İslâmla eski ittihada muvaffak edecek bir dünyevî meyvelerini, Nur şakirtlerinin niyetlerinde olmadan netice vermesi,

c. Hükûmetin bizzat İslâmiyete, dine, vicdan hürriyetine tam kıymet verip eski hükûmetin tahribatlarını tamire çalışması,

d. Mukaddesata tecavüz edenlerin cezalandırılması hakkında bir kanun çıkarılma teşebbüsü,
gibi müsbet ve ferahlatıcı pek çok hâdisâtın aynı anında, o asılsız meselenin ihdası, hükûmetin ve İslâmiyetin aleyhinde olanların mahsulü olduğunda asla şüphe yoktur.

2. Üstadımız Said Nursî için "Bir şah ve bir padişah gibi yaşamakta ve gelen yardımlarla geçinmektedir" iftirası

Üstadımız Said Nursî nasıl birisi?

a. Amcasının çorbasını dahi içmemiş,

b. Hayatında kimsenin minneti altında kalmamış,

c. Beş bin lira hediyeye beş para değer vermeden red ve iade etmiş,

d. Hayatındaki istiğna düsturunu en zâlimâne muameleler ve mahrumiyetler içinde kaldığı zamanlarda dahi bozmamış,

e. İzzet-i İslâmiye ve şeref-i diniyeyi muhafaza etmiş,

f. Üstadımızın, halkların hediyesini kabul etmemek düsturu, seksen senelik hayatıyla sabit olduğu ve otuz senelik müteaddit mahkemelerde dahi vesikalarla tahakkuk etmiş, dost ve düşmanın gözleri önünde zahir olmuştur.

Üstadımız ne ile geçiniyor?

a. Ankara hükûmetinin adaletiyle Said Nursî'nin Risale-i Nur eserleri basılmaktadır.

b. Hissesine düşen bir miktar kitap fiyatlarını Üstadımız, hayatını Nurlara vakfedip nafakasını çıkaramayan Nur talebelerine tayın olarak vermektedir.

c. Kendisi de bugün artık herkesin malûmu olmuş olan âzamî bir iktisat ve kanaatle yaşamaktadır. Ve bütün ömrü boyunca fevkalâde bir iktisat dairesinde kendini idare ettiğine, seksen senelik hayatı bir şahittir.

3. Halkı Demokrat hükûmet aleyhine geçirmek plânlarını takip eden muhtelif gazetelerin diğer bir zahir yalanları: Nazilli'de iki mübarek adamın Ramazan-ı Şerif hakkındaki hasbihalini “İslâmî bir devlet kurmak” gibi siyasetvâri bir tarzda tebdil edivermeleri

Bediüzzaman;

a. Nazilli'ye hiç gitmemiş,

b. Orada bir kimseyi tanımıyor,

c. Kırk seneden beri اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ (Allah’ım şeytandan ve siyasetten sana sığınırım) deyip, siyasetle alâkasını kesmiş,

d. Yalnız ve yalnız Kur'ân ve iman hakikatleriyle imanı kurtarmak dâvâsına ömrünü hasretmiş,

e. Dünyevî şeylerle alâkadar olmuyor,

f. Seksen yedi yaşında, daima yatakta olan, zehirli hastalıkların tesiratıyla ölüm nöbetleri geçirip “Kabir kapısındayım” demiş,

g. Sükûnet ve istirahate pek muhtaç olmuş birisidir.

Said Nursî gibi bir İslâm müellifini böyle siyasî iftiralarla mevzubahs etmek;

a. Çok vecihlerle vicdansızlıktır.

b. Müthiş bir gaddarlıktır.

c. Âdi bir yalancılık derekesinde sükûttur.

d. Herhangi bir din âlimine, bir bahane ile peygamberlik isnadını yapmak, doğrudan doğruya İslâmiyete bir taarruz ve Kur'ân'a bir ihanettir.

Üstadımız Said Nursî bütün ömrü müddetince;

a. Sünnet-i Seniyeye ittibâ etmiş,

b. Bir Sünnet-i Seniyeye muhalif hareket etmemek için idam cezalarını hiçe saymış,

c. Sünnet-i Seniyeyi ihya ve imanı muhafaza uğrunda yüz otuz parça eser telif etmiş,

d. Hunhar din düşmanlarına karşı hayatını istihkar ederek mücahede etmiş ve nihayet muvaffak ve muzaffer olmuş,

e. İttibâ-ı Sünnet-i Ahmediyeye dâir yazdığı bir eseri otuz seneden beri binlerce nüsha neşrolmuş,

f. Fahr-i Kâinat, Resul-i Ekrem (a.s.m.) Efendimizin son ve hak peygamber olduğuna dair muazzam bir eseri olan Mu'cizât-ı Ahmediye kitabı da meydandadır.

Hakikat-ı hal böyle olduğu halde, Said Nursî'ye şeytanların bile hatırından geçmez böyle bir ittihamı yapanların, hak ve hakikatten, insaf ve vicdandan ne kadar uzak oldukları ortadadır.

Ne olacak?

Aydın ve Nazilli mahkemeleri de adaletli seleflerine uyarak Nur şakirtlerini tebrie edeceklerdir.

Bu hadisenin bir sebebi şu olmak kavîdir ki;

a. Risale-i Nur, aile hayatına büyük bir fâide verip hanımların iffet, namus ve ismetle saadetle hayat geçirmelerini temin ettiğinden, kadınlar Risale-i Nur'a çoklukla rağbet göstermeleri,

b. Buna bir hüsn-ü misal olarak hanımların neşrolunan birkaç makalesini din düşmanlarının görmeleri ve bolşeviklik hesabına birtakım uydurma bahanelerle hücuma geçmeleridir.

Ne olacak?

Asla muvaffak olamayacaklardır. Onların maksatlarının tam aksine olarak Risale-i Nur'un neşriyatı erkek ve kadınlar arasında harika bir tarzda inkişaf etmektedir ve edecektir.

Hücum tarzı

Mimsiz medeniyetin dehşetli planlarından birisi de kadınları evinden dışarı çıkartmak, iffet ve namuslarını paymal etmek, aile hayatını yıkmak, çocukların en birinci muallimlerini ellerinden almaktır.

Basın yayın, sanat, tiyatro, film, dizi film ve reklam gibi araçlarla aynı plan günümüzde de devam ettirilmektedir.

Mektupta “asla muvaffak olamayacaklar” ifadesi ruh ve kalbimizi bir nebzecik olsun ferahlatmaktadır. Ancak bunun da bizim gayret ve muvaffakiyetimizin devamı ile olacağını akıldan uzak tutmamak gerekmektedir.

SONUÇ:

Dini ortadan kaldırmak isteyen gizli entrikacı dinsizler, İslâmî inkişafı bir türlü hazmedemeyenler, dine lâkayt ve aleyhinde olanlar, garazkârlar, sahte siyaset bezirgânları, haktan, hakikatten, insaf ve vicdandan uzak olanlar bir araya gelerek Bediüzzaman’ı, Risale-i Nur’ları ve Nur Talebelerini, oyunlarını bozdukları için birinci hedef haline getirerek dehşetli bir fiili ve psikolojik savaş başlatmışlardır. Bütün bu iddia ve iftiraların, çürük ve asılsız olduğu isbatlanmış ve mahkeme kararlarıyla sabit olmasına rağmen, takılmış plak gibi tekrarlamaktan vazgeçmemişlerdir. Nur talebelerini yıldırmak Üstadın etrafından uzaklaştırmak ve bu mukaddes hizmete mani olmak için çok çaba göstermişlerdir.

Buna karşılık ihlâs, sadakat, sebat, samimiyet gibi âlî hasletlerle donanmış talebeleri bir adım bile geri atmadan, canları pahasına hizmetlerine ve Üstadlarına bağlılıkta devam etmişlerdir.

Bugün, her asırda olduğu gibi, dini yok etme kararı alan dessas iç ve dış düşmanların hezimete uğradıklarına yeniden şahit oluyoruz.

Tekrar başta Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Bayram Yüksel, Ali Uçar ve Mehmet Çiçek ağabeyler olmak üzere, bütün ahirete irtihal etmiş Nur talebelerini ve dini ihya hususunda ömürlerini vakfetmiş tüm hizmet erlerini minnetle yâd ediyor ve alkışlıyoruz.

Foto galeri için buraya tıklayınız

 

popüler cevapdünya atlası