BATI BİLGİ KURAMI DEĞİŞİMİ

Eklenme Tarihi: 01 Nisan 2019 | Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2019

Yusuf ÇAĞLAYAN

GİRİŞ

Toplumların barış ve dayanışmaları değerlerle mümkündür. Ancak, yanlış değerlere ve dolayısıyla da yanlış dayanışmalara mahkûm olmuş toplumlar da hem kendilerine hem de çevre toplumlara büyük ıstıraplar vermektedirler. İnsanlığın yaşadığı bunalımların temelinde bilgi-değer konusu önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü yanlış bilgilerin ürettiği değerler de yanlış olmaktadır. Örneğin, Avrupa’da reform ve Rönesans hareketlerine kadar geçerli olan kâinat tasavvuru üzerine kurulu kilise öğretileri, Avrupa toplumlarını yanlış değerlerin ve bu değerlere yaslanarak toplum üzerinde iktidar oluşturan ruhban sınıfının mahkûmu haline getirmiştir. Bilimsel gelişmelerle ortaya çıkan yeni kâinat tasavvuru ile bilgi alanında; buna bağlı olarak da değerler alanında bir kopuş ve değişim ortaya çıkmıştır. Ancak, yeni bilgilerin, kilise öğretilerini bir değer kaynağı olmaktan çıkarması, ruhban otoritesine son vermiş ise de, insanlığı değer üretemeyen bir bilgi anlayışına da mahkûm etmiştir.

BEN VE VARLIK ALGISIMIZ NASIL YAPILANDIRILIYOR?

Ontolojik (varoluşa dair) algı, epistemolojiyi, değer yargılarını, nihai gayeyi, ahlakı, hukuku, siyaseti ve ekonomiyi görelileştiren bir olgudur. Ontolojik algı değiştiği zaman, epistemolojik (bilgibilimsel) değişim ve bundan türeyen değer yargıları, nihai gaye, ahlak, hukuk, siyaset ve ekonomi alanlarında da değişimler yaşanacaktır. Bu değişimler, ilkeler bazında olduğu gibi, özneler bazında da gerçekleşmektedir. Ontolojik algı, sadece bireyleri ve toplumu değil, toplumların yönetim biçimlerini de görelileştirmekte, dolayısıyla yönetim öznelerine de otorite ve meşruiyet dayanağı oluşturmakta; ya da otorite ve meşruiyetlerini yitirmelerine neden olmaktadır.

BİYOLOJİ Mİ BİYO-MİTOLOJİ Mİ?

VARLIKLARIN OLUŞ VE İŞLEYİŞİNDE YÜKLEM VE FİİLLERİN ATIF YAPILDIĞI ÖZNE VE FAİLLER

“Bitkiler, fotosentez yaparak besin ve enerji elde ederler. Kökleriyle topraktan emdikleri suyu, onlarca metre yükseklikteki en uç dallarına kadar ulaştırırlar. Bitkilerin yaşamını devam ettirebilmesi için şekere de ihtiyacı vardır. Kökleri aracılığıyla topraktan aldıkları suyu, yapraklarında karbondioksitle birleştirip, güneş ışığının da yardımıyla şekere dönüştürürler. Sadece suyu topraktan emmek yeterli değildir. Bu suyu tüm yapraklara ulaştırmak ve üretilen şekeri gövdeye dağıtmak gerekir. Bitkiler bu amaçla mükemmel bir su tesisatı sistemi geliştirmiştir…

Bir çok canlı, avlanmak ve av olmaktan korunmak için çok çeşitli kamuflaj ve saklanma yöntemleri geliştirmiştir…

Güneş, dünyamızı aydınlatır ve ısıtır. Bunu, hidrojen’i nükleer füzyon ile helyum’a dönüştürerek yapar. Böylece dünyamızı ısıtmakta, ayrıca bitki ve diğer canlıların enerji ihtiyacını karşılamaktadır…

Hücrelerimiz, mitokondride kendi enerjisini üretir. Hücre zarı, hücreyi dağılmaktan ve dış etkilerden korur. Madde alışverişini sağlayarak, hücreye faydalı olanların geçişine izin verir. Bunu da reseptörleri aracılığıyla yapar…”

Karaciğerimiz, üç yüzden fazla kimyevî reaksiyonu gerçekleştirir.Arı, bal yapar, mutasyon şunu yapar, adaptasyon, bunu yapar,doğal seleksiyon (eleme), bunu gerçekleştirir, evrim, şunu yapar.

Yağmur olayı bu şekilde nedenselleştirilerek, determine (sebep-sonuç) ve rasyonalize edilir. Otomatik ve kendi kendine işleyen doğal bir sistem olarak tanımlanır. (Yapar, eder, geliştirmiştir, oluşur, oluşmuştur, gibi kelimeler, bilimsel değil, bilimsellik felsefesi terimleridir.)

Yani yağmur olayında yaratıcı bir özne ve fail yoktur, alt mesajı verilir.

Böylece bilimin konusu olan varlığın yaratılış seçeneğini agnostik (bilinemezci) bir tutumla konusu dışına iten ve metafizik/doğaüstü olarak etiketleyen bilimsellik felsefesi, örneğin yağmur olayına atadığı öznelerle/faillerle bu tutumunu terk ederek, bilgiyi bir şirk ve inkâr formu ile sunar.

BİLİMSELLİK FELSEFESİ ÖĞRETİLERİ

Varlığı, varoluşu ve işleyişin özne ve failine şirk ve inkâr anlamında atıflar yapan bilimsellik felsefesi, yaratılışı teyit eden atıfları itina ile bilimsel metinlerden ayıklamaktadır.

Bilimsellik felsefesinin çifte standartları: maddi âlemde gözlemleyemediği; etki ve tezahürlerinden varlığını kabul ettiği varlıklar olduğu; örneğin aklın da fiziksel bir varlığı olmadığı halde tezahürü ile varlığını kabul ettiği halde;  yaratıcının varlığının kabulünü fiziksel gözlemleme şartına bağlayarak çifte standart uygulamaktadır.

Bilimsellik felsefesi, bilim, bilimsel bilgi, bilimsel yöntembilimsel gerçek gibi kavramlarla izafi ve subjektif felsefi inançları, objektif ve mutlak bilim gibi sunuyor. Böylece zihinlerde bir bilim/din karşılaştırması alanı açıyor ve dini mahkûm ediyor.

Bilimsellik felsefesi, varlıkların özelliklerini ârızî değil zâtîözellik olarak sunuyor.

Bilimsellik felsefesi, bu materyalist epistemolojisini evrensel bir anlayış olarak yerel eğitim sistemlerine dayatıyor.

Bilimsel akıl yürütmeler, bu bilimsellik felsefesinin tekeli altına alınmıştır. Bilimsellik felsefesi, sadece kendi öğretilerini empoze etmiyor, başka bir öğreti olamayacağı algısını da yerleştiriyor.

Bilimsellik felsefesinin kerhen atıf yaptığı deist inanç, varlığın başında kalan bir “ilk sebep rolü” ile sınırlı bir yaratıcı inancı tesis eder ve sonra varlığın bütün uzay/zaman alanlarını ve işleyişini yaratıcıdan bağımsız bir işleyiş olarak sunar.

Bilimsellik felsefesi, varlığın oluş ve işleyişini sonuç veren esma, sıfat ve rububiyeti özel kavramlarla örtüyor. 

Bilimsellik felsefesi bir resmi veya heykeli; ressam ve heykeltraşa öznelik ve faillik atfetmeden malzemelerine veya tesadüfe, evrime atıfla izah etmeyi rasyonel bulmaz. Ancak o resme konu bir yerdeki deniz, ağaç ve gökyüzünü; heykele konu insanı, yaratıcısına atfetmeden izahını rasyonel gösterir.

Fen bilimleri ile inşa edilen amentü ve inanç esasları:Fizik, kimya, biyoloji ve doğa kanunları, evrim, tesadüf, tabii seleksiyon,  içgüdü/sevk-i tabii.

Fen derslerinde, yaratıcı, “sebepleri (henüz) bulunamayan olaylarda, cehaleti örten ve gizleyen” bir kavram olarak sunulur.

Bilim kitaplarında inanç telkini yok mu? Eğer inançtan bir din kastediliyor ise, bu doğru olabilir. Ancak inkâr ve şirk de bir inançtır.

Bilimsellik felsefenin, bilimin konusu dışına attığı vahiy, varlığın ve işleyişin mana-yı ismi değil; mana-yı harfi bir epistemoloji ile talimini öngörür.

Mana-yı ismi epistemoloji varlık ve işleyişin yaratıcı boyutunu örter. Küfür,insanın var oluşunu anlamsız kılar. Değer, ahlak ve mükellefiyeti temelsiz bırakır.

Bilimsellik felsefesi, failine atfı zorunlu kılan kavramları böyle bir atıf gerektirmeyen kavramlarla değiştirir. Örneğin, rızık kavramını gıda; mevcud-varlık; yaratılış-oluşum olarak değiştirir.

Bilimsellik felsefesi algıları,ontoloji -varlık felsefesi ve epistemoloji-bilgi felsefesi ile yapılandırıyor.

Bilimsellik felsefesi, bilimsel alanı kendi ürettiği kavramlarla tekeli altına almış durumdadır. Öyle ki, bu felsefenin yol açtığı sorunlara dahi yine onun tekel oluşturduğu zihnî kalıplarla çözüm üretilmeye çalışılmaktadır.

Mevcut eğitim sisteminde varlığın oluşuna dair özne ve fail boyutu, bilimin konusu olarak dışlanırken; bilimsellik felsefesi ile ateizm, bilimin konusu olarak sunuluyor.

Allah’ın varlığı; birliği ve azameti sadece bir inanç konusu olarak empoze ediliyor. Bilgi konusu olarak değil…

Bilimsellik felsefesinin eğitim sistemimizin fen müfredatına yerleştirilmiş bir subliminâl (algı dışı) zihin manipülasyonu olduğununfarkında mıyız?

BİLİMSELLİK FELSEFESİ

Bilimsellik felsefesinin bu öğretileri, gerçekte bizatihi bilimsellik felsefesinin kendisi için geçerli yargılardır. Çünkü bilimsellik felsefesi öğretileri, bir bilim değil, batıl inanç öğretileridir. Bu sebeple bizatihi batı bilim adamlarınca dahi, “bilim kilisesi” veya “bilimsellik dini” olarak tanımlanmaktadır. Mesela, insanın maymundan evrimleştiğine dair öğreti, hiçbir bilimsel bulguya dayanmamakta ve bir inanca dönüşmüş bulunmaktadır.

Yaratıcı inancı ise gerçekte, sadece bir inanç konusu değil, bilgi konusudur ve sadece dini bilginin değil, fizik, kimya, biyoloji, astronomi ve matematik gibi temel bilimlerin de konusudur.

Bilimsel izahlarda ve tasvirlerde varlığın genel veya tek tek oluş ve işleyişine atanan özne ve failler şirk ve inkâr telkinleri şeklinde subliminal mesajlarla insanımız kendi eğitim sistemi tarafından vurulmaktadır.

Fen dersleri ile kitaplar, öğretmenler ve okullar bir manevi tahribat fonksiyonu kazanıyor.

Eğitim sisteminin temel sorunu bu bilimsellik felsefesi ve bu felsefeye dayanan bilgi kuramıdır.

BATI BİLGİ KURAMININ EKSİ ÇARPAN ETKİLERİ

Fen tahsili yapan bir öğrenci sadece bilimsel bir form kazanmaz; materyalist, rasyonalist, determinist, natüralist, darwinist akıl yürütmelerle; bilinçaltı,ateist, deist (yaratıcıyı sadece ilk neden olarak gören), agnostik(bilinemezci) ve nihilist (insana kendini anlamsız bir varlık olarak algılatan hiççilik) bir inanca formatlanır.

Fen bilimleri ile verilen bu subliminâl mesajlar, bilinçaltını sadece şirk ve inkâr olarak yapılandırmaz. Davranış modellerini de belirler.

Haz ve çıkar odaklı bir yaşam felsefesini temellendirirken; ahlaki mükellefiyeti temelsiz hale getirir.

Bilgisiz dürüstlük, zayıf ve faydasızdır, dürüst olmayan bilgi ise, tehlikeli ve korkunçtur. (Sanmel Johnson)

Bilimsel izahlarda ve tasvirlerde varlığın genel veya tek tek oluş ve işleyişine atanan özne ve failler şirk ve inkâr telkinleri şeklinde subliminal mesajlarla insanımız kendi eğitim sistemi tarafından vurulmaktadır.

Fen dersleri ile kitaplar, öğretmenler ve okullar bir manevi tahribat fonksiyonu kazanıyor.

Batı bilgi kuramı, ahlaki mükellefiyeti temelsiz bırakarak, bireyleri çıkar ve haz değerine yöneltmiştir. Bireylerin karşılaşma alanlarında ve ilişkilerinde manevî değerleri değil güç, çıkar ve hazzı belirleyici kılmıştır. Tutum ve davranışlarını çıkarları ve zaafları belirleyen insan tipi ile şekil ve kalıba döktüğü bir modern toplum inşa etmiştir.

Meşru yoldan tatmini mümkün olmayan arzu ve ihtiraslarının esiri olan fertlerin akıl, zekâ ve hisleri, bilgi ve yetenekleri kişisel çıkarları ve zaaflarının emrine girerek, eksi çarpan etkisi yapacaktır. Değer, gaye, davranış zinciri bu gaye ve duygular bağlamında gerçekleşecektir.

Bu durumun iyileştirilmesi, tutum ve davranışlarını çıkarları ve zaafları belirleyen insan tipinin dönüştürülmesine bağlıdır. Bu da fertlerin kişilik yapısında ahlak, fazilet ve dürüstlüğü üstün ve belirleyici konuma getirecek bir bilgi kuramı ve dolayısıyla da müfredat dönüşümünün gerçekleştirilmesi ile mümkündür.

Bilimsellik felsefesi, bilimin insanlığa somut katkı ve faydalarını nazara verip; kendisini tartışılmaz kılıyor. Teknolojik ürünlerin modern bilimin mahsulü oluşu, modern bilimin felsefi zaaflarını gizliyor.

Bilimin meyvesi, teknolojiye indirgeniyor. İnkârcılığa alet edilen bilim, bilimsel verileri insanı ahlaki mükellefiyetten soyutlayan bir fonksiyona kavuşturuyor.

Kâinatın var oluşundan beri işleyen fiillere bir isim takmakla, (yerçekimi- kütleçekimi- gravitasyon- güneş- buharlaşma-soğuma- basınç- rüzgâr vs.) fail ve özneden soyutlanabilir mi?

Bilimsellik felsefesi, merkezde subliminâl felsefi önermelerle oluşturduğu inançlardan sapma açısı, muhitte büyük sapmaları inşa eder.

YENİ BİLGİ TEORİSİNİ İSLAM MEDENİYETİ BARINDIRMAKTADIR.

Hiçbir toplum, ahlaki değerleri temelsiz bırakan bir bilgi kuramı ile yapılandırılmış bir eğitim sistemi ikliminde, toplumsal barış ve düzen açısından bir form ve disiplin kazanamaz. Dolayısıyla da toplumun geneline hâkim olacak bir ahlak nizamı kuramaz.

En dar dairede en büyük, en geniş dairede en küçük vazife maarif-i hazıra da ise tam tersi… Resmi ideoloji empoze aracı (na dönüşmüş bir eğitim) her bir insanı en geniş dairedeki en küçük vazifesini ön plana çıkarıyor. (Bunun ferdi ve toplumsal hayata yansımaları…)

Batı materyalist epistemoloji yerine ikame edeceği yeni bir epistemoloji üretememektedir.

Küreselleşmiş batı medeniyeti ile insanlık bir varoluşa dair hakikat krizi yaşamaktadır.

Eğitim sisteminde fen bilimlerindeki bu subliminal inançsızlık virüslerine karşı bir antivirüs programı geliştirilmelidir.

Eğitim sisteminin temel reformu; fen bilimlerindeki bilimsellik maskesinin düşürülmesi ile mümkün olacaktır.

DİN DERSLERİ

Günümüz itibariyle müfredatta yer verilmeye başlayan din ve ahlak dersleri fonksiyonel değildir. İnsan ruhunda bir denge ve istikrar tesis edecek, şahsi zaaf ve ihtiraslara karşı güçlü bir dürüstlük iradesi geliştirecek müfredattan yoksun bir eğitim boşluğu halen devam etmektedir. Sadece fen bilimleri bilgi kuramı değil, din ilimleri bilgi kuramı da yanlıştır. Bu sebeple “din ve ahlak bilgisi derslerinin mecburi olduğu bir eğitim sistemimiz var” savunması tatminkâr değildir.

DİYANET

Diyanet İşleri Başkanlığı mevcut formu ile gerek medeniyet içinden gelen tekfirci akımlara ve gerekse batı medeniyetinin iman esaslarını sarsan materyalist, natüralist, pozitivist, nihilist ve agnostik meydan okumalarına mukabele etmekten uzak bulunmaktadır. Diyanet’in İslam temsili, ilmihal ve fıkıh temelli özelliği ile Osmanlının çöküş dönemindeki İslam temsili ile paralellik göstermektedir.

Bilimsellik felsefesinin inanç telkinleri, bilimin değil,inancınkonusu olup; bu telkinlerin delillendirilmesi ve ispatı söz konusu değildir. Bilakis yanlışlanabilir “felsefî spekülâsyon”lardır. (Bilimsel düşünce mi? Bilimsel inanç mı?)

Bilim dili, varoluş ve işleyişi bir fiil olarak işlemeli; bir fail olarak değil.Kâinatı esma tecellisi sayan bir bakış açısı ile kâinat üzerindeki İlahî tasarrufu göstererek fen bilimlerinin yeniden yazılmasıdır.

Eğitim sistemi, bilgiyi mana-yı harfi ile takdim eden bir bilgi kuramına göre yeniden yapılandırılmalıdır.

Büyük (mutlak) hakikatler (din) devreye sokulmaz ise, insanda menfi kuvveler nöbettedir. Örneğin, menfaat gayesi, ancak rıza-i İlahi hedefine yönelme hakikatini uyanık tutmakla mümkündür.

Mana-yı harfi bilgi kuramı, fen bilimlerinin bütün verilerini insanın iç dünyasında iman teknesine doldurur. Bütün bilimsel verileri kendine eklemler.

Mana-yı harfi epistemolojide, varlık ve işleyişin yaratıcının esma ve sıfatlarını yansıtan bir fonksiyonu vardır. Bu fonksiyon bilimi değer, ahlak ve mükellefiyet üreten bir forma kavuşturur.

Hz. peygamberin bilgi zihniyetinde gerçekleştirdiği değişim ortadadır.

Yeni bilgi teorisini İslam medeniyeti barındırmaktadır.

Mana-yı harfi bilgi kuramını hayata geçirmek, Risale-i Nur camiasının ülkemize ve insanlığa kazandıracağı en kritik borçtur.

 

NOT: 09 Mart 2019 tarihli Eğitim Çalıştayı sunumdur.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası