BARLA LAHİKASINDAN ANEKDOTLAR

Eklenme Tarihi: 10 Haziran 2015 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017

Nuran Şahin'in Barla Lahikası Sempozyumu Poster sunumudur

Risale-i nur eserleriyle tanıştıktan sonra lahikalardaki düsturlar ve prensipler dikkatimi geçmişti. Tarikat eserlerindeki nefis muhasebesi ölçüleri, mektuplaşma hitapları ve ifadeler de benzerlikler olsa da; Risale-i Nur; daha kapsamlı, müspet ifadelerle aklı, kalbi, ruhi ve nefsi ikna etmesi; tefekkür dünyamı genişletmesi, rabbim ve peygamberim arasına aracı koymadan tanıttırması; muhabbetin, şefkatin zirvelerine taşıması; her okuyuşta hayal, düşünce ve hareketlerimi yeniden inşa etmesi beni kendisine fazlasıyla bağladı, bağlıyor inşallah bağlayacak. Barla lahikasında iç dünyama katkı sağladı anekdotlardan küçük bir demet sunmak istedim.

 

  1. Giriş- Takdim Bölümü

Her eserin giriş bölümü farklıdır. Barla eserindeki takdim eser hakkında ve özellikle talebelerin hayatlarında yaşadığı, eselerin kendi üzerlerindeki tesirleri anlatması ve Tahiri, Zübeyir, Hüsnü Bayram, Mustafa Sungur ve Bayram talebelerin ortak ifadesi çok dikkatimi çekmiş odaklanma ve yoğunlaşma neden oldular. İşte cevher, inci, elmaslar:

“Nur Müellifi Aziz Üstadımız Risale-i Nur'un neşri, okunup yazılması gibi bizzat Nurlarla iştigale ehemmiyet vermekte, talebelerini daima teşvik etmektedir.”

Mâneviyât-ı kalbiyeyi tamir edip ferden ferdâ iman-ı tahkikîden gelen muazzam bir kuvvet ve kudrete istinadı okuyucuların kalblerine kazandırıyor.”

“Asrın idrakine, zamanın tefehhümüne, anlayışına hitap eden, ihtiyaca en muvafık tarzı gösteren, ders veren ve doğrudan doğruya feyizve ilham tarikiyle âyetlerin yıldızlarından gelen ders-i Kur'ânîdir,küllî mârifetullah burhanlarıdır.”

"Dünya fânidir, firaklarla doludur. Ey insanlar, adâveti bırakınız, Kur'ân dersini dinleyip birleşiniz; yoksa sizi mahvedeceğiz" diye beyanıyla bu zamanın şartları ve icapları karşısında tarz-ı hizmeti yine Kur'ân'ın nuruyla göstererek hakîmâne irşadın ve tevfik-i İlâhiyeye muvafık hareketle isabetli hizmetin ifası gibi noktalardan Risale-i Nur'un lüzum ve ehemmiyetini tebarüz ettiriyor.”

 

  1. Mektup Hitapları

Mektuplara başlama ifadeleri saygıyı, muhabbeti, şevki, teşviki, karakter analizlerle hitap etmenin önemini gösterir. Yaşadığımız şu dönemde olumlu, takdir sözleri beklenirken ve mutlu hissetmemizi sağlarken nedense bu hitapları az kullanırız. Hayatımızda daha sık kullanmamıza vesile olacak hitaplardan örnekler:

“Aziz, Muhterem, Efendim, Faziletmeab, Bahtiyar, Samimi, Sevgili, Kıymettar, Alişanım, Yüce, Ruh-i Canım, Müşfik, Sıddık, Fedakar, Vefadar, Sadık, Çalışkan, Hizmeti Kurani’yedeki Ders Arkadaşlarım”

“Kardeşim, Müşfik, Mükerrem, Gayyur, Ciddi, Halis, Muhlis, Hamiyetli, Hizmeti Kur’aniyede Yoldaşlarım,”

“Hakiki Zeki Kardeşlerim, Meraklı, Dikkatli, Müdakkik, Mütefekkir, Hakikatli Ahiret Kardeşlerim”

“Ey bu darı fanide medarı tesellilerim, bu diyarı gurbette Enislerim ve esrar-ı Kurani’yede beni iştiyakla konuşturan zeki, ferasetli Muhataplarım”

Bu hitapları yazarken dahi insanda ne büyük inşirahlar oluyor. Bu hitapları yaşamak ve yaşatmak duasıyla.

 

  1. İçerikten Anekdotlar

Lahikalardaki ifadeler, hizmet düsturları hayat yolculuğumuzdaki yol işaretleri ve levhalar gibi yol gösterici ve sıratı müstakimde güvenli ilerlememize katkı sağlamaktadır. Hayata bakışımızı, risaleleri anlama, ifade ve istifadelerimizi arttırmaktadır.

Mektuplar; hem talebelerin hem de risale-i nurlarla tanışan insanların kendilerinde yaptığı inşirahları, hastalıkların teşhis ve tedavilerini göstermektedir. Günümüzde hasta takibi, ilgi ve alakanın önemi; risalelerle çok geniş bir yelpazeyle müfritane irtibatla gelişmiş ve yayılmıştır.

“Dünyevî işlerden tahlîs-i nefîsle iğtinam edebildiğim vakitlerde, o mübarek nurlu pencerelere koşuyorum.Ruhîve mânevî gıdamı almaya ve bulabildiğim böyle birmuhatabı da hissedar etmeye çalışıyorum.”(s.73)

“Bütün Risaletü'n-Nur ve Mektubâtü'n-Nur, ihtiyac-ı zamana göre her sınıf erbab-ı din ve hattâ,müfrit muannid olmamak şartıyla, dinsizleri bile ilzam ve ikna edecek derecededirler.” (s. 75)

SÖZLER

Şevkle Taallüm

İnayetle Tefeyyüz

Tergible Tenevvür

Hâhişle Telezzüz

İşaretle Tahalluk

Tedricle Tekellüm (29. Mektup)

“Sözler öyle hâzık bir doktordur ki, gözsüzlere hidayet-i Hakla göz ve kalbsizlere inhidam-ı kat'iyeye uğramamış ise, kalb ve şuurunda çatlaklık yoksa tenvirle düşünceye sevk ve "nereden, nereye, necisin?" suâl-i müşkilin halliyle insanlığın iktiza ettiği insaniyeti bahşediyor.(30. Mektup)

“Nur deryasından nûş etmek isteyen bir kimse 1. ve 21. ve 22.Sözleri alsa, diğerlerine eli yetişmezse dahi maraz-ı kalbîyi def ve ref'e, ruhu tenvir ve tesrire kâfi bulunduğu meşhud ve müsellemdir.

“Zira 1. Söz,tevhid miftahıdır.

“21. Söz, a- mirkat-ı Cennettir. b-emraz-ı kalbiyenin tedavisi için nazirsiz bir şifahane-i eczadır.

“İksir ilâçlarıyla,bilâistisna herkeste bulunan vesvese marazını tedavi ve kal'eder. Kalb ve ruhta Kur'ân-ı Hakîmin ebedî ve nâmütenahi füyûzât ve envârından gelen revzat-ı inşirâhiyeyi küşadla saadet-i ebediyeye isal edecek bir râh-ı necat ve selâmettir.

“22. Söz, ise, burhanlarıyla,lem'alarıyla, insan olanın akaid-i diniyesini tahkim ve tarsîne emsalsiz bir rehber bulunduğunu arz ederim efendim. (49. Mektup)

“10. Söz, âlem-i bekànın sened-i hakikî ve kat'îsi ve en kavî ve gayet rasîn ve son derece güzel, naklî ve aklî ve mantıkî ve tarifi imkânsız bir delâil ve berâhin-i kat'iye ile müsbet ve hattâ haşir hakkında ayağı kayarak mühlik uçurumlara giden ve en fena bataklıklara düşen,hüsran ve dalâlette boğulan pek çok kimseleri dakik ve amîk işârât ve hakâikiyle ihya ettiğini ve edeceğini alâ kadri'l-istitâa öğrendim. (55. Mektup)

“27. Söz, Müslümanları sa'y u gayretin ve bu ulvî dinin hizmetine teşvik ediyor. Bu risale sanki ufukta bir hedef,ehl-i iman için de bir rehber.”

“Evet, bu Söz, kalbler içinde biriştiyak, iştiyak içinde bir nur olmuş. 33. Mektup ise, 33 penceresiyle beraber, hakikat mayasıyla yoğrulmuş bir varlık. Bu kıymetli eser, ulviyet ve kudsiyet içinde, kuvve-i idrâkiyesiyle hissiz beşere hassasiyet ve gaflet perdelerinden hakikati görmeyen nazarlara kuvvet; hakperest ehl-i imana ise, ulviyet bahş ediyor.”

“Hadsiz ihtiyaçlara düşen, zahire aldanarak maddiyata saplanan ve kendini lâkaytlık içindeye'se düşüren zavallılar, bu mukaddes eserin karii olsunlar, anlasınlar ki, nereye giderlerse, nereye bakarlarsa bir Hâlık-ı Âzamın, bir Rahîm-i Rahmân'ın dairesinden, hududundan, kanunundan ve idaresinden harice çıkamazlar. Her mevcudiyet, her vâkıa, her tahavvülât, her inâyet, her iltifat bir Kadîr-i Zülcelâlin yed-i zaptındadır.

“Demek oluyor ki, en ufak bir zerrede,Sânii ilân ettiği cihetle, koca bir kâinatın saltanatının küçük nümunesi mevcuttur, denilebilir. (71. Mektup)

“Risale-i Nur'dan 1., 2., 3., 5., 6., 7., 8. Sözleri istinsah ederek berâ-yı tashih, taraf-ı âlîlerine takdim ediyorum. Mezkûr Sözler ki, kısa oldukları halde mefhumları büyük; büyük hisler ve ulvî fikir bahşediyor. O Sözler ki, herbiri ayrı ayrı mecralardan cereyan ederek büyük bir deryaya dökülen berrak ve saf ırmaklar gibi çağlıyorlar. İşte bendeniz, bu çağlayan ırmakların lâtif ve ulvî seslerinden hayli derece istifade ediyor ve sonlarında, beşeriyetin başta âcizlerinin iptilâ olduğu emrâza şifa verici eczalar istihsal ediyorum. Kendisini acı, yoksulluk içerisinde bunalıyor zanneden ve muhayyilesi inkişaf edememiş kimseleri ikaz etmek emelini taşıdığıma emin olunuz. (74. Mektup)

“16. Mektubu serâpâ okudum. Her türlü mezâhim ve meşakkate karşı gösterdiğiniz sabır ve tevekküle meftun oldum. O Sözler'i okudukça, bütün mevcudiyetim bir ıssızlık içinde parlayacak zannettim.Tehâcüm-ü ıztırap için hep güler yüzlü, güzel yüzlü sabırlar temenni ettim.

“23. Söz, derinden gelen bir sayha gibi insaniyete bağıran ve insanlara insanlıklarını ihtar eden ve en âli makamlara sahip olmak yollarını gösteren ve kàrilerini tekâmüle sevk eden ve meşru aşklar doğuran ölmez bir tesellî hatırasıdır. Sözü uzatmaya başladım. Yirmi Üçüncü Sözü lâyıkıyla takdirden âcizim. Çünkü o, bir tesellî ve sâadet mâyesidir.” (75. Mektup)

“Ramazan meyvesi olan ve Ramazan-ı Şerifin hikmetlerini bildiren Söz, bizi ikaz ve bilmediğimiz hikmetleri tasrih ediyor. Okuduğum her Söz, neşrettiğiniz o ulvî hakikatler için âciz lisanım tavsif ve takdirden âciz kalıyor. Ve görüyor ve anlıyorum ve öyle iman ediyorum ki, bir zaman gelecek, bu Risalâtü'l-Envar ve Mektubâtü'n-Nur, için için ateşlenen, feveran eden bir dağ gibi hararetle nur-feşan bir menba kuvvetine tesahub edecek. Ve belki de etmiştir. Bir düğmesine basmakla her tarafı ziyaya müstağrak eden bir elektrik dinamosu gibi kendinden çok uzak mesafeleri ikaz ve irşad nuruyla ihâta edecektir.” (78. Mektup)

“29. Mektubun bir kısmını nasıl bulduğum ferman buyuruluyor. Bu hususta ne yazabilirim, ne gibi bir fikir dermeyan edebilirim? Risalelerin her birisinin nurları bir, fakat mevzuları ayrı, güzellikleri ayrı, lâtiflikleri ayrı, zevkleri ayrıdır. Bu risalenin nuru diğer risaleler gibi her tarafı parlak, her köşesi güzeldir. Bilhassa, ruhlarımızı sızlatan, kalblerimizi ağlatan bu hal-i müessife dolayısıyla, sevgili Üstadımdan bir şifâ-yı âcil bekliyordum. Bu şifayı, 7., 8.,9. Nükteler beklediğim devâyı vermiş.” (79. Mektup)

“32. Söz’ü berâ-yı tashih takdim ediyorum. İşbu kitabın,nazar-ı âcizîde giranbahâ bir hazine olduğunu yazmaya, bilmem, lüzum var mı? Dünyanın ölçülmek imkânı olmadığını söyleyen zât ve fikr-i beşerin nâmahdut bir arazi olduğunu iddia eden adam ne doğru söylemişler! Bu noktada fikrim, gittikçe inkişaf eden efkârımın ve dar muhayyilemin genişlemesinden mütevellit bir fikirdir. Dünyanın ölçülmez bir boşluk olduğunu ve fikr-i beşerin nâmahdut olduğunu izah maksadına müstenit değildir. Demek ki, her risaleden ruhum ayrı ayrı gıdasını alıyor. 32. Söz’ün kalbime ve ruhuma bahşettiği safâ-yı sermedî ve câvidânî değil mi (kesintisiz mertçe olan rahat ve huzur).” (81. Mektup)

“29. Mektubun Üçüncü Kısmını okuduk. Mektup münderecatı hepimizi şevke getirmiş, sevinçle her tarafımızı doldurmuştu. Kur'ân-ı Hakîmin bazı âyâtından çıkan kıvılcımlarıyla, bir taraftan aklı gözlerine inmiş olan maddiyunlar ve emsâli tabakasına karşı, Mektûbatü'n-Nur ve Risalâtü'n-Nurla meydan okuyarak onların kafalarına hakikat tokmaklarını vurmakta ve diğer taraftan onların kalblerini pek parlak feyizleriyle doldurmaktadır.” (82. Mektup)

“28. Mektubun Yedinci Meselesi tam zamanında izhar-ı endam etmiştir. Şu mübarek eser Risâlâtü'n-Nur ve Mektubâtü'n-Nur'un bir nevi tarihçeleri olduğu gibi, diğer cihetten de âsâr-ı pür-envârın senedât ve berâhin-i kat'iyeleri hükmünde görülmekle beraber, üç seneden beri dimağımda mahsus ve mahfuz birçok ihtisasatı da, bu kere zahire çıkarmıştır.” (85. Mektup)

4.Hizmet düsturları

Lahika mektupları, bireyin ve toplumların soysal hayatın gerektirdiği prensiplerini, kurallarını anlatır ve ipuçlarını belirtir.

Ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum. O da, Üstadım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memure-i mâneviyesini ifâda kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesabına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibarettir.”(s. 62)

· İslâmiyet gibi bir âlitarîkım

· Acz ve fakrı Allah'a karşı bilmek gibi bir meşrebim,

· Seyyidü'l-Mürselîn gibi bir rehberim,

· Kur'ân-ı Azîmüşşan gibi bir mürşidim,

bir dakikada mertebe-i velâyete erişmek gibi ulvî bir netice almak mümkün olan askerlik gibi bir mesleğim var.

 

Üstadım bana ve dinleyen her zevi'l-ukule,

 

1."Tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır.

2.Beş vakit namazını hakkıyla edâ et;

3. Namazın nihayetindeki tesbihleri yap;

4. İttibâ-ı sünnet et;

5. Yedi kebâiri işleme" dersini vermiştir.(s. 69)

Çünkü enaniyet ve nefsaniyetin şiddetle hüküm-ferma olduğu şu asırda, hepsinin derece-i ihtiyaç ve iştiyakı bir, kâffesinin ahlâk ve etvarı bir, umumunun tarz-ı telâkkisi bir ve yekdiğerine karşı 'ahun lieb ve üm'den' daha kavî bir râbıta-i hakikiyeyle merbut, samimiyet ve hakikat-perverlikte, adeta yekdiğerine müsabaka eder derecede ciddî ve hâlis, kardeşlikte takip ettikleri hat ve hareket bir ve daha pek ziyade birbirine benzeyen tullâb-ı Nuraniyenin bu harika hallerini de ayrıca bir tevafukat-ı gaybiye sırasında görüyorum..” (69. Mektup)

“27. Mektupta arkadaşlarımızın ihtisâsatlarını okurken, bilseniz, ne kadar sürur duyuyorum.Yekdiğerine, ayrılmamak için kıymetsiz maddî iplerle değil, kıymetli ve manevî iplerle bağlanmış bir aile ve bir cemaat efradının hissedeceği sevinçle mütelezziz oluyorum. Şüphesiz, zât-ı Üstadâneleri başımızda olmakla beraber, büyük olanlarımız ağabey ve beraber olanlarımız da kardeşlerimiz olmuşlardır. Veyahut ben bu cemaatin içerisine dahil olduğumdan, fevkalhad bahtiyarım.” (84. Mektup)

“Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne ittihad gittiği vakit, mânevî hayat da gider.

وَلاَ تَنَازَعُوا فَتفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيُكُم işâret ettiği gibi,tesanüd bozulsa cemaatin tadı kaçar. Bilirsiniz ki, üç elif ayrı ayrı yazılsa kıymeti 3’tür.Tesanüd-ü adedîyle içtima etse, 111 kıymetinde olduğu gibi, sizin gibi üç-dört hâdim-i Hak, ayrı ayrı ve taksimü'l-a'mâl olmamak cihetiyle hareket etseler, kuvvetleri üç-dört adam kadardır. Eğer hakikî bir uhuvvetle birbirinin faziletleriyle iftihar edecek bir tesanüdle, birbirinin aynı olmak derecede bir tefâni sırrıyla hareket etseler, o dört adam, dört yüz adam kuvvetinin kıymetindedirler.”

  1. Talebelerin özellikleri

Hulusi Bey’in mektuplarında; mektup yazılış içeriğine besmele, ayet, hadisle başlaması; Bediüzzaman’a hitapları övgü içermesi; “işittik ve itaat ettik” (Bakara 286) hitabına cevap verebilmek için, Acz ve fakr’ını hissedip, Kur’an’dan, Peygamber(sav)’den, üstadından yardım talep ederek ilticası; kitapların, konuların ve yazıların kendisindeki tesirleri; üstadı taklit etmesi merbutiyet-i hâlisânesi ve kudret-i kalemiyeminin kifayetsizliğidir. Akşam ve yatsı arasında risale-i Nur okuması; vazifeye dair düşünce ve bürhanlar; sormak istediği sorular; mektubu bitirirken hitap ve dua ile bitirmesidir. 27. Mektubun 1. Muhatabıdır. İhlâsı, sadakatı ve hizmette önde gidendir.

Sabri Bey’in özellikleri; 27. Mektubun 2. Muhatabıdır. Gayreti, ciddiyeti, ciddi iştiyakı, samimi, tasannusuz, halisane zevklerini ve şevklerini ifade etmek için talebelik/kardeşlik/arkadaşlıkta öne çıkması, Üstad’a has bir nişan taşıması, karabeti, en az ümit ettiği ve geç uyandığı halde en ileri gitmesidir. Hulusi sani olarak anılan, santral göreviyle Nur fabrikasının elemanı, iskele memuruyla sistemli, organizeli çalışmasıyla Sabri Bey; ulvi, nurani mebahis, vekayi-ı risalet meabiyeyi beyan ve müjdelerle kalp ve ruhunu gül ve gülistana çevirmiştir.

Hafız Ali; Nur fabrikasının sahiplerindendir. İhlası, tevazusu, nur talebelerini bir vücudu hükmünde kanaati, sadakat, çok ince ve çok yüksek hissiyatı ve manevi şehit kahramanıdır. Üstad Bediüzzaman kendisi için: “Hafız Ali kemâl-i samimiyet ve ihlâsla, onun tefevvukuyla iftiharetti, telezzüz eyledi.” Sözleriyle övgüyle bahseder.

Sıdık Süleyman; Bediüzzaman Said Nursi özelliklerini anlatırken şu tespitlerde bulunur.

  • “Asabi, hiddetli bir adamı hiçbir vakit gücendirmeyen,
  • Hiçbir menfaati maddi mukabilinde olmayarak
  • Kendi işini bırakıp
  • Kemali sadakatle
  • Lillah için hizmet etmek
  • Bu tarz ahlak, bu zamanda bulunması medar-ı ibrettir.
  • Yüzer dost kadar kıymattar göründüler.
  • Vatanımı unutturdular
  • Gurbet ve misafir elemini çektirmediler.

Her hususi işimi ve kitabetimi

  • Kemali şevk ile
  • Minnet etmeyerek
  • Kemali sadakatle yapmak
  • Hizmeti safi ve halis için yapmak
  • Arzu ettiğim dakikada, ümit edilmediği bir tarzda gelmesi
  • İstihdam olunuyor
  • Sadakatinin kerameti
  • Ve ikramı var.
  • İktisad ve kanaatle yaşaması
  • İhlası
  • Gıybet etmemesi
  • Hediye almaz, istiğna kaidesi

İnsafsız insanlar onun şeref ve haysiyetini kıracak derecede hakkında işaalar izhar ettikçe,

“Sana bu su-i şöhreti takmakla riyadan kurtulursun” diye teselli ederdi.

Haşiye; “Risale-i Nur'un şakirtlerinin şahs-ı manevîsi kerâmetkârâne birhassasiyet göteriyor ki, Hafız Ali ulvî sadakatiyle; birinci Süleyman selim kalbiyle, ikinci Süleyman Rüştü müstakim aklıyla, Küçük Lütfi lâtif nuruyla Üstadlarının imdadına mânen koşmuşlar, sıkıntısına iştirak ile tahfifine çalışmışlar.” Said Nursi

Allah'a hamdolsun, bu Rabbimin bir ikramıdır.

KAYNAK: BARLA LAHİKASI

 

popüler cevapdünya atlası