BARLA LAHİKASI’NDAKİ ISPARTA KAHRAMANLARININ EDEBİ ÜSLUBU

Eklenme Tarihi: 16 Nisan 2017 | Güncelleme Tarihi: 01 Mayıs 2017

‘‘Isparta Kahramanları’’... Onların sadakat ve metanetleri bir ünvan ve makam haline gelmişti. Peki, kimdi bunlar? İsimleri belli mi? Onlar isimlerle ünvanlarla uğraşmadılar. Lillah için ihlasla çalıştılar. Ne makam ve ne de mevki diye bir maksatları olmamıştı. Onların temel gayeleri, hakiki iman mücadelesinde üstadlarına halisane yardımcı olmalarıydı. İhlas onların en temel meseleleri idi. Asrın Sultanına talebe olmaları makamların en yücesiydi.

Bediüzzaman Hazretleri, bu kahramanları bir ünvan olarak ilan etti.

‘‘Feyzi Kardeşim; sen Isparta kahramanlarına benzemek istiyorsan, onlar gibi olmalısın. Bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, ‘Seni on günde velayet makamına çıkaracağım’ dese, sen Risale-i Nuru bırakıp onun yanına gitsen Isparta Kahramanları`na arkadaş olamazsın...’’ (Kastamonu Lahikası, s. 56)

İşte bu sözlerle anlaşıldı Isparta Kahramanlarının makamı ve evliyaları geride bırakanların mertebeleri...

‘‘Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir halis kardeşimiz, bir veliden ziyade mevki alıyor.’’(Şualar, s. 281) Diyen Bediüzzaman bu bağlılığın ve vazifenin ehemmiyetine işaret ediyordu.

‘‘Siz kat’i biliniz ki Risale-i Nur ve şakirtlerinin meşgul oldukları vazife ruy-ı zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür.’’ (Emirdağ Lahikası, s. 41) Sözleriyle davanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu.

İlim tekniğe meydan okuyordu. Kalemler bir matbaa haline gelmişti. Asırlarca bu dine hizmet edenleri boğmak ve yok etmek isteyenlere karşı bir haykırış, karanlıkları aydınlatan bir meyve idi. Bu meş’alenin tutuşturulduğu yer ise Isparta olmuştu.

Bediüzzaman Isparta`yı, Ispartalılar da Bediüzzaman`ı sevmişlerdi. ‘‘Isparta taşı ve toprağıyla mübarektir.’’(Emirdağ Lahikası, s. 267)

 Isparta kahramanları Cebarrut Döneminin en şiddetli yıllarında, tüm zorluk ve aşağılamalara, işkence ve zülumlere maruz kalan üstadlarına canlarını feda eden ve bu uğurda aynı eza ve cefaya katlanan kahramanlardır.

Bediüzzaman gelecekten emindi. ‘‘Merak etmeyiniz kardeşlerim, küfrün beli kırıldı. Bu nurlar parlayacaktır.’’ (Şualar, s. 273) diyerek kalplere huzur veriyordu.

Nur kahramanları bu şevkle binlerce azılı din düşmanlarına ve ahmak dostlara rağmen ‘‘Gül ve Nur Fabrika’’larını hizmete açmışlardı.

Hafız Ali, Muhacir Hafız Ahmed, Hafız Mehmed, Hafız Mustafa, Hafız Zühtü Hakkı Efendi, Hüsrev Efendi, Kahraman Tahiri, Sıddık Süleyman, Mübarek Süleyman, Marangoz Ahmed, Mehmed, Zühtü, Mustafa Çavuş, Rüştü Çakın, Abdullah Çavuş, Santral Sabri, Refet Barutçu, Şemi Güneş, Şükrü Efendi, Tenekeci Mehmed Efendi, Hulusi Bey, Bekir Dikmen, Babacan Mehmet Ali, Binbaşı Asım Bey,Hasan Feyzi Ağabey daha ismini sayamadığımız nice kahramanlar.

Isparta Kahramanları çeşitli yönleriyle bilimsel bir şekilde ele alınacaktır. Biz ‘‘Barla Lahikasındaki Isparta Kahramanlarının edebi üslubu’’ üzerinde duracağız.

Şeyh Said isyanından sonra Van`dan Burdur`a sürgün edilen Bediüzzaman, buradan zulüm ve taassutlar altında işkenceli bir esaret hayatı geçiriyor. Fakat asla boş durmuyor. On üç ders olan ‘‘Nurun İlk Kapısı’’ adlı eserini ehl-i imana ders verip gizli olarak kitap haline getiriyor. Bir yandan da eser el yazmaları ile çoğaltılıyor.

Din düşmanları ve münafıklar ‘‘Said Nursi burada da boş durmuyor.’’ diye rapor düzenliyorlar ve kimseyle görüşmesin, ölüp gitsin düşüncesiyle Barla`ya sürgün ediliyor.

O zaman tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.Korkunç... Acımasız...vs.

Barla, ehl-i imanın imdadına gönderilen Risale-i Nur Külliyatının telif edilmeye başlandığı ilk merkezdir.

Barla, Müslümanların, hususan Anadolu halkının başına gelen dinsizlik cereyanına karşı, Kur`an nurunun ilk parladığı yerdir.

Barla Rahmet-i İlahiyeninve İhsan-ı Rabbaninin Anadolu ve kahraman İslam milletlerinin evlatlarının ebedi saadet ve kurtuluşlarının medarı olan Nurlarınkökleşip yayıldığı ve tüm dünyayı aydınlattığı bahtiyar yerdi.

Bediüzzaman Barla`ya 1926-1927 senelerinde sürgün edilmiştir. Bu tarihler Türkiyede 25 sene devam edecek bir istibdat-ı mutlakın faaliyetlerinin icra edileceği ilk yıllardır.

Gizli dinsizlik komitesi İslam Şeairlerini birer birer kaldırarak, İslam ruhunu yok etmek, Kur`an’ı toplatıp imha etmek planlarını yapıyorlardı...

130 parçadan oluşan Risale-i Nur,23 senede tamamlanmıştır. Risale-i Nur`u okuyan kimseler, güya o Risale kendisi için yazılmış gibi bir hisse kapılarak büyük bir şevkle mütalaa ediyorlardı.

Risale-i Nur, Kur`an-ı Hakîmin hakiki bir tefsiridir.

Tefsir iki kısımdır.Biri ayetin ibaresini, lafzını tefsir eder. Biri de ayetin mana ve hakikatlerini izah ile isbat eder.

Risale-i Nur, bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi, en parlağı ve en mükemmeli olduğu âlimlerin binlercesinin tasdik ve takdiri ile kabul görmüştür.

O dalalet ve zındıkanın en azgın devirlerinde, çok ağır şartlar atında, Nemrutların, Firavunların yapmadığı zulümler Bediüzzaman’a yapılıyor, gizli fesat komiteleri hem Türkiye`de hem İslam âleminde yıkıcı ve yıpratıcı faaliyetlerde bulunuyorlar, hepsi de; yerli ve yabancı, İslam aleyhinde ittifak ediyorlardı.

İşte Risale-i Nur, Asr-ı Saadette İslamın cihana yayılmasının anahtarı hükmünde olan Bedir ve Uhud`un kıymetini ihtiva eden bir zamanın mahsulüdür ki, iman ve Kur’an hizmetinde Asr-ı Saadetten başka hiç bir zamanda görülmemiş bir azamettedir.

Nur talebeleri Ümmet-i Muhammediyeyi sahil-i selamete çıkaran bir geminin hademesi olduklarına inanmışlar, Risale-i Nur`un elle yazım ile neşri senelerinde, evlerinden çıkmadan çalışmışlardır.

O zamanlar, Isparta havalisinde, erkek, kadın, genç ve ihtiyarlardan binlerce nur talebesi, hatta Nur dershanesi olan Sav Köyü bin kalemle, senelerce Nurları yazıp çoğaltmışlardır. O zamanlar eserler matbaalarda basılmış, radyolarda okunmuş, tv ve sinemalarda film haline getirilmiş, üniversitelerde tez konusu olarak işlenmiş, tüm dünya bir Nur dersanesi haline gelmiştir.

Nurların yazılmasında hanımların da büyük gayretleri olmuştur. Kendileri de yazı bilmedikleri halde yazıları kopya yoluyla çoğaltmışlardır.

Binbir zorluklarla çoğaltılan Nur Risaleleri eldenele dolaşıyor, müştaklarına ulaştırılmaya çalışılıyor, bir yandan da yazılan eserler istinsah ediliyordu. Tabi bu o kadar kolay olmuyordu. Geceleri iç odaların suluk tabir ettiğimiz küçük banyolarında, dışarıya ışık sızdırmayan köşelerinde çoluk çocuk herkes canla başla çalışmışlardı.

Tabi ki eserlerin çevrede nasıl bir tepkiyle karşılandığı, nasıl tenkitlerin yapıldığı da merak konusu oluyordu.

Bediüzzaman hem talebelerine, hem de nura müştak olanlara şevk vermek için özel mektuplar yazıyor, hem de onların görüş ve düşüncelerini belirten mektuplar alıyordu.

İşte Barla Lahikası, Risale-i Nur`un ilk telifiyle başlayandönemde gelmiştir. Risaleler Barla`da telif edilmeye başlanıp Isparta ve civarındaki kıymetli talabeleri nurları okumak ve yazmak suretiyle istifade ettiklerinden hissiyat ve düşüncelerini, hürmet ve minnettarlıklarını Üstat hazretlerine ulaştırmak için bu mektupları yazmışlar, bazı müşküllerinin ve sorularının halledilmesini istirham etmişlerdir.

Böylece hem Bediüzzaman’ın, hem de Nur talebelerinin mektupları ile Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lahika mektupları vücuda gelmiştir.

Barla Lahikası: Daha önce de bellirttiğimiz gibi; Risale-i Nur`un Barla’da kalemle neşre başlanmasından Eskişehir Hapsi zamanına kadar olan devrede (8 yıl kadar) Nur`un ilk talebelerinin eserlerin hemen telifi zamanında, ilk okuyup yazdıklarında, duydukları samimi hissiyat, kalbi ve ruhi istifade ve düşüncelerini dile getirdikleri mektuplarile Üstadın onlara gönderdiği cevabitakdirkâr mektupların toplandığı bir eserdir.

Risale-i Nur`un telifi ve neşriyle beraber başlayan bu lahika mektuplarının meydana gelişi, devamı ve neşredilmeleri bizzat Bediüzzaman tarafından yapılmış ve uygun görülmüştür. Çeşitli vesilelerle bu lahikaların kıymetini ifade etmişler ve nazara vermişlerdir.

Çünkü Risale-i Nur`un telifi, oluşumu ve bastırılması, neşredilmesi, okutulması ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında ve hizmetin devamında meydana gelebilecek binlerce hadise ve hücumlara maruz kalacak Nur talebelerinin, bu olaylar karşısında sebat, metanet,cesaret,sadakatve ihlasla hareketlerinde onlara yol gösterecek Hizmet-i Kur`aniyenin inkışafında bir takım kolaylıklara yardımcı olacak ikaz ve ihtarlara elbette ihtiyaç duyulacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

İşte Bediüzzaman’ın bu şüphe götürmez hakikatlere ve meselelere isabetle parmak basması, dikkat çekmesi ve talebelerini uyarması elbette mühim ve zaruri idi. Zındıka boş durmuyordu...

Nitekim yüzlerce hadise, olaylar ve meselelerde bu ihtiyaç apaçık kendini göstermiştir.

Risale-i Nurların üslubu hakkında birçok çalışmalar yapılmıştır. Biz o derin konuya girmeden Barla mektuplarından örnekler vererek üslubu üzerinde duracağız.

Üslup konusunda ciddi ve ayrıntılı bilgi veren ilk yazarlarımız arasında bulunan R.Zade Mahmut Ekrem üslup için: ‘‘Üslup dediğimiz şey, her şahsın efkâr-ı mülahazatının tabirleri, tarz-ı mahsusudur. Söylediği, yazdığı şeyler o kalbe girdikçe sahibini teşhis edecek kadar başka bir suret ve şekil ihtisap eyler.’’

Fransız Buffon: ‘‘Üslubu beyan ayniyle insandır.’’ der. Zira dikkat edilirse her şahsın üslubu, mizacının, ahlakının, tavırlarının yazı veya sözle ifadesidir. Bir başka deyişle üslup, her insanın fikir ve düşüncelerinden kendisine huy anlatımıdır. Üslup, insanın ta kendisidir.

Bir yazı veya şiirde müellifinin adı olmasa bile o yazı ve şiirden müellifinin kim olduğunu, onun yazış veya olayları, fikirleri yorumlayış biçiminden anlarız. İşte biz bu tip yazarlara üslup sahibi yazar diyoruz.

Risale-i Nurlarda lafızdan çok manaya önem verilmiştir. Nesir dediğimiz düz yazıyla oluşturulan eserlerde üç çeşit üslubun kullanıldığı görülür.

Sade Üslup
Orta Üslup
Süslü Üslup

Sade üslupta herhangi bir edebiyat yapma kaygısı güdülmez. Doğrudan doğruya yapmacıksız bir anlatım biçimiyle okuyucuya hitap edilir. Bilgi veren tüm eserler bu üslupta yazılır.

Dini ve tarihi bir takım eserler de ne sade, ne de süslü, orta bir anlatım biçimiyle okuyucuya sunulur.

Üçüncü bir üslup olan süslü ve daha çok sanat ve mecazlarla yüklü anlatım biçimi olan âlî (müzeyyen) üslupla da en yüksek bilgiler verilir veya kişilere hitap edilir.

Nurlarda daha çok mücerred dediğimiz sade bir anlatım biçimi uygulanırken İşaratü’l-İ’caz, Muhakemat, Lemaat, Münazarat gibi eserlerde âlî üslubun kullanıldığını görüyoruz.

Barla Lahikası’nda en çok Hulusi ve Sabri Bey`lerin mektuplarına yer verilmiştir. Çünkü bu zatların yazdıkları mektuplar tamamen Üstadın izniyle olmuş, hatta bu zatlar yazacakları bu lahikaların kitap haline getirileceğini hiç mi hiç akıllarına bile getirmemişlerdir. Tamamen ihlas ve samimiyetlerini izhar etmişlerdir.

Bu mektuplarda edebi bir kaygı gözetilmemiştir. Tasannu ve süslemelerden tamamen uzak durulmuştur. Buna rağmen Risale-i Nur üslubundaki tüm özellikleri bu mektuplarda da görüyoruz.

Sehl-i mümteni vardır. İfadesi zor olan meseleler basit ve birkaç cümleyle çok kolay bir şekilde izah edilmiştir.
Teşbih, mecaz ve istiareler güzel bir şekilde uygulanmıştır.
Tenasüp tüm cümle ve paragraflara yansımıştır.
Baştan aşağı cümlelerde samimiyet ve ihlas kendisini göstermektedir.

Isparta Kahramanları Sempozyumu, Bilimsel Etkinlikler Serisi: 7, s. 247-253,  Risale Akademi.

    popüler cevapdünya atlası