BARLA LAHİKASI 241-242-243 MEKTUPLARDAN MESAJLAR

Eklenme Tarihi: 12 Temmuz 2015 | Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2017

 

BARLA LAHİKASI241-242-243 MEKTUPLARDANMESAJLAR

İSMAİL NENEK

 

-241 -

بِاسْمِهِ

وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبُِّ بَِمْدِهِ http://www.erisale.com/images/blank.gif1

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ http://www.erisale.com/images/blank.gif2

241.1 HİTAP

Gayyûr, zeki, ciddî, sıddık, hakikî kardeşlerim Hoca Sabri Efendi, Hafız Ali,

241.2 HALET-İ RUHİYE PAYLAŞIMI

Bu Cuma günü gündüz, rahatsızlığımdan dolayı biraz yatmıştım. Rüyaya benzer, fakat rüya değil, hayalen gördüm ki: Sabri karşıma çıktı, arkasında Hafız Ali... Sabri bana diyor: "Üstadım, inâyât-ı seb'a namıyla beyan edilen büyük inâyetler varken, Onuncu Sözdeki cüz'î inâyete bu kadar ehemmiyet vermenin sebep ve hikmeti nedir?" dedi, çekildi. Sonra kalktım, düşündüm. Dedim ki: "Isparta'ya yazdığım mektubu Sabri okumuş veya okuyor; hararetli yazışımdan bana acıyarak benden sual etmek istemiş." Her neyse... Ben de Hulûsi'den sonra birinci muhatabım olan Sabri'ye derim ki (Hafız Ali de dinlesin):

MESAJ: Zihnen, fikren, hayalen, ruhen ve rüyada bile devam eden sual, cevap, telif ve beraberlik

241.3. RİSALE-İ NUR HİZMETİNDE KÜLLİ VE CÜZ’İ İNAYETLER

Bu Onuncu Sözdeki cüz'î inâyete ziyade ehemmiyet verdiğimin üç hikmeti var:

Birincisi: Onuncu Sözün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş.

Ben kendi kendime hususî, belki elli defa mütalâa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim.

Böyle bir risaleyi bazıları bir defa okuyup, sair ilmî risaleler gibi yeter der, bırakır. Halbuki bu risale ulûm-u imaniyedendir.

Hergün ekmeğe muhtaç olduğumuz gibi, o nevi ilme her vakit ihtiyaç var.

Bu risaleye nazar-ı dikkati ehemmiyetle celb etmeyi ruhum arzu ediyordu.

Lâkin, elimden birşey gelmezdi.

Cenâb-ı Hak merhametinden bir işaret verdi.

O işaret ne kadar gizli ise, benim o ciddî arzuma mutabık geldiğinden, çok ehemmiyetli görünüyor.

İkincisi: Bilirsiniz,

uzak yerlerden, bazı beş günlük yoldan bir zât

bizi görmek

ve uhrevî bir istifade etmek için gelir.

Halbuki vaziyetim birkaç saatten fazla onunla görüşmeyi müsaade etmiyor.

Halbuki, o misafire

risalelerin kıymetini göstermek,

onu onlardan istifadeye sevk etmek,

hem muhtaç olduğu kuvvet-i imana

ve kuvve-i mâneviyeye yardım etmek için,

birkaç gün lâzım.

Çünkü, risalelerdeki kuvvetli burhanlara

herkes yetişemiyor,

tamamıyla kavramıyor.

Ruhum çok arzu ediyordu ki,

kısa,

hafif bir vesile

elime geçip,

biçare misafirlerin zahmeti beyhude gitmesin.

Fakat kerametim yok,

elimden birşey gelmez.

Yalnız misafirlerin

niyet

ve ihlâsına

itimad edip

onların mükâfatını rahmet-i İlâhiyeye havale ediyordum.

İşte Cenâb-ı Hak evvel İşârâtü'l-İ'câz'da,

sonra Onuncu Sözde,

çabuk kanaat verecek

ve risalelere itimad ettirecek

bir eser-i inâyet ihsan etti.

Hakikaten benim için çok kolay oldu.

Ben de çok rahat ettim.

Ve çok zâtlara

az bir zamanda

kuvve-i mâneviye

ve Kur'ân-ı Hakîmin hakkaniyetine

gözle görünecek emareler gösteriyordum.

Hattâ çok muannidlerin inadı kırıldı.

Çok dinsizler de onunla imana geldiler.

Fakat İşârâtü'l-İ'câz'daki izahı

bir, iki, üç saat bitmiyordu.

Ben de yoruluyordum.

Cenâb-ı Hak,

kemâl-i rahmetinden daha kolay,

İşârâtü'l-İ'câz'ın iki saatte verdiği faideyi

Onuncu Söz iki-üç dakikada aynı faideyi

verdi.

Bu zamanda

gözle görünecek

gayet cüz'î bir eser-i inâyet,

mânevî büyük kerametlerden

daha tesirlidir. İşte bu cüz'î eser-i inâyet,

hem bana,

hem sizin gibi kardeşlerime

bir kolaylık temin ettiği için,

ziyade ehemmiyet verdim.

Madem bu Sözdeki tevafuk

Bize

ve misafirlere

çok faidelidir ve hayırlı neticeler verir;

elbette içinde bir inâyet var.

Âdî olsun,

yüz emsali bulunsun,

yine bize fevkalâde bir inâyet,

bir ikram-ı Rabbânîdir.

Üçüncüsü: Bilirsiniz ki,

fazla iştigalâttan yorgun düşmüş bir fikir,

kendini eğlendirmek,

istirahat etmek ister.

Biz meşgul olduğumuz

pek derin,

pek geniş,

pek ciddî olan

hakaik-i Kur'âniye ve imaniye,

fazla meşguliyetimizden gelen yorgunluğu tahfif edecek

ve yorgun fikrimizi neş'elendirecek

ve eğlendirecek

tevafukat nevinden,

lâtif bir sanat-ı bediiye suretinde bir lûtfunu gösterdi.

Hem o

Lâtif

ve hafif

ve mahbup

ve câzibedar

tevafukattaki inâyet,

bir anahtar hükmüne geçip,

Kur'ân'ın bir hazine-i esrarına

bir nevi rehber olduğu için ziyade ehemmiyet verdim.

Yoksa hizmetimize terettüp eden

ve yardım eden inâyet-i Rabbâniye

o kadar çoktur ki,

eğer saysam binden geçer.

Şu Onuncu Sözün hurufatındaki sır,

hiç kimsenin

sun'

ve ihtiyarıyla

olmadığını herkes tasdik ettiği için,

daha ehemmiyetli göründü.

Fakat ben

mutlak işarete ehemmiyet verdim.

Lâkin

tafsilâtını ehemmiyetle tetkik edemedim.

En iyi bir tarzda beyan edemedim.

Bir-iki saat zarfında nota nev'inden işaretler koydum.

Birinci defaya itimad edip daha tetkik etmedim.

Halbuki,

tâbiratımda

bazı kusur var,

fehmi işkâl eder.

Isparta'daki kardeşlerimiz

maksadı anlamamışlar;

hakları var.

Çünkü, o ibare o maksudu ifade edemiyor.

Madem öyledir;

bu Sözün lâtif tevafukat-ı harfiyesindendir ki,

(mebhasındaki) hem sahifenin yirmi iki olmak itibarıyla,

yazı bulunanların yerinde,

yarısından ziyade yazılı bulunan sahifelerin

hakikî

ve itibarî satırlarına

ve baştaki yaprağın cilt üstünde isminin iki satırı

ilâvesiyle

bin üç yüz kırk iki (1342) ilh...

Hem o mebhastaki bu cümle,

hem âhirdeki beyaz sahifeyi saymak cihetiyle

altmış altı olup baştaki âyetin melfuz altmış altı hurufuna tevafuk ediyor.

Birinde, âhirdeki iki beyaz sahifeyi saymak cihetiyle altmış yedi olup baştaki âyetin melfuz altmış yedi hurufuna tevafuk ediyor. O âyet Sûre-i İhlâsın hurufatına, hem Lafzullahın makam-ı ebcedîsine tevafuk ediyor, denilmeli. Biz bir nüshayı öyle yaptık, size gönderiyoruz. Yanınızdaki nüshaları ona göre yap. Eğirdir'deki nüshaları da öyle yapınız.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى http://www.erisale.com/images/blank.gif1

Kardeşiniz

 

MESAJ 1:

A)ÜSTADA VE MEKÂNLARINA GELEN MİSAFİRLERİN ÖNCELİKLERİ VE BEKLENTİLERİNİN AHİRET ZİYAFETİ OLMASI GEREKLİLİĞİ

B)GELEN MİSAFİR VE MUHATAPLARI RİSALE-İ NUR’DAKİ MESELELERİN KISA VE ANAHTAR İFADELERLE TATMİN OLACAKLARI ŞEKİLDE EN FAZLA 3-4 SAAT İÇİNDE TAKDİMİ,

DAHA KISA ZAMAN ARALIĞI VARSA HÜLASATÜ'L-HÜLASA NEVİNDEN BİR MESELENİN VÜZUHA KAVUŞTURULMASI

C) RİSALE-İ NUR’DAKİ AĞIR İLMİ MESELELERİN KÜNHÜNE VAKIF OLMAK VEYA DERECESİNE GÖRE EHEMMİYETİNİ ANLAMAK İÇİN BİR KAÇ GÜN MÜNHASIRAN ODAKLANMAK VE DERS ALMAK, MÜZAKERE YAPMAK GEREKİR.

D) AĞIR MESELELERİN 3 GÜN YERİNE 3 DAKİKADA ANLATILABİLECEĞİ KISA YOL, METOT, İZAH VE İKNA İÇİN KOLAYLAŞTIRICI YENİ ÇÖZÜMLER GEREKMEKTEDİR.

E) İŞARATÜ’L-İ’CAZ ESERİNDEKİ HAŞİR BAHSİ, 10. SÖZDEKİ İZAHLA DAHA KOLAY VE ANLAŞILIR BİR ZEMİNE TAŞINMIŞTIR. DERİN TETKİK VE ZAMANI VE ALTYAPISI UYGUN OLMAYANLARA KISA VE MUCİZ BİR ŞEKİLDE MESELENİN EHEMMİYETİNİ ANLATILMASI VE İKNA OLMASI ÇOK EHEMMİYETLİ KABUL EDİLMİŞ VE USULÜ BULUNMUŞTUR.

BU YOL 15 VAZİFE SINIRLARINDA HEPİMİZE AÇIKTIR.

 

Dipnot-1

Allah'ın adıyla. "Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin (Onu şükran ve minnetle anıp şânına lâyık ifadelerle anmasın ve noksan sıfatlardan tenzih etmesin)." İsrâ Sûresi, 17:44.

Dipnot-2

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

 

 

-242 -

بِاسْمِهِ

وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبُِّ بَِمْدِهِ http://www.erisale.com/images/blank.gif1

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ http://www.erisale.com/images/blank.gif2

242. HİTAP VE MUHATAPLAR

Aziz, ciddî, sıddık kardeşlerim, hizmet-i Kur'âniyede samimî ve kuvvetli arkadaşlarım Sabri, Hüsrev, Ali, Re'fet, Bekir, Lütfü, Rüşdü,

242. İNCELİK VE DETAYLARA EHEMMİYET VERME VE NAZAR-I DİKKATE SUNMA HASSASİYETİ

Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, sizleri hudutsuz bir sahrâ-yı hakikatte bana enîs arkadaş ve yoldaş vermiş.

Bu acip sahradaki hareket ve sülûk, bazan pek ince ehemmiyetsiz görünen birşeyde mühim istifadeler edilir.

Onun için zahir nazarda mâlâyâni zannedilen bazı meselelerde, fazla takip ediyorum.

Ve ziyade nazar-ı dikkatinizi celb ediyorum.

Ezcümle,

Onuncu Sözdeki elif tevafukatı,

mühim bir mesele gibi nazar-ı dikkatinize gösteriyorum.

Bunun sırrı şudur ki:

Bir iltifât-ı hâssaya

gizliden gizliye bir işaret bulunduğunu

kat'î hissettiğim için,

ihtiyarsız olarak,

kemâl-i sürur

ve ferahımdan

taşkıncasına bağırarak,

"Aman, geliniz, siz de görünüz" diyorum.

Evet, nasıl ki,

bir padişahın has bir ednâ işaretine mazhar olmak,

kanun-u umumiyle bir müşiriyet teveccühünden fazla medar-ı sürurdur.

Öyle de, Hâlık-ı Zülcelâlin hususî iltifatını imâ eden en gizli bir işarete,

yüz bin can olsa

ve feda edilse

ve yüz bin sene ömür varsa,

o yolda sarf edilse yine ucuzdur.

İşte bu sırdan gelen sürurun verdiği

cezbekârâne taşkınlıkla,

dikkatsizlere mâlâyâni

ve israf sayılan böyle tevafukata dair bahisler açıyorum.

İşte bir bahis daha açacağım.

Onuncu Söz,

Kur'ân'ın bir sülüsünü inkâr etmek niyetiyle,

haşr-i cismanîyi resmen millet içinde

inkâr etmek fikrinde bulunan zındıkları susturmakla,

harika bir şûle-i i'câz-ı Kur'ânî'yi gösterdiği gibi,

daha müteaddit emarelerle,

mânevî i'câz-ı Kur'ân hesabına

fevkalâde bir mahiyeti bulunduğunu

icmâlen hissetmiştik.

Ve şimdi yeniden

tekrar Onuncu Söze nazar-ı dikkat-i âmmeyi celb etmek için,

ihtiyarsız olarak onunla meşgul edildim ve baktım.

Bu defa Lâfzullahın en birinci harfi olan elif, Onuncu Sözde öyle bir tevafuk gösterdi ki, kat'iyen tesadüfe havale edilmediği gibi, başka emarelerle o tevafukta gaybî bir işareti kat'iyen hissettim. Sonra işaretlerini koydum. Hem işarete medar olmak için harikulâde olmak lâzım değildir. Çünkü, çok âdi perdeler içinde mühim işaretler verilir; ehli anlar.

Madem işaret-i gaybiye var; elbette tesadüf içinden kaçar, daha hükmedemez, en cüz'î rakamları da o işarete mâl edilir. Madem mecmuunda işaret var, bütün eczâsı o işaretin hikmetine tâbidir; tesadüf orada oynayamaz. Hattâ yirmi dokuzuncu sahifede Üçüncü Hakikatteki elif sayılmamak lâzım gelirken, sehven saymıştım. Sonra anladım ki, bana saydırılmış. Baştaki Onuncu Söz kelimesiyle, şu Üçüncü Hakikat ikisi sahife başında bulundukları için, hakları sayılmaktı. Onların sair arkadaşları sahife rakamları gibi bazı vazifeyi gördürmek için bir cihette saymak işareti olarak haberim olmadan bana yazdırılmış. Her neyse... Kendimin tereddüdü için değil, çünkü kat'î kanaatim gelmiş. Belki başkasının şüphe ve tereddüdünü izale için bazı muvazeneler yaptım:

Onuncu Sözün âhirinde yazıldığı gibi,

altı yüz sahifeden ziyade bir mübarek kitabın tevafukatı yüz yirmi beş çıktı.

Üç yüz elli sahifeden ibaret diğer bir kitabı yine saydım. Elli tevafuk çıkmadı.

Yine eskiden kendi telifatım Türkçe ve Arabî olan iki yüz seksen sahifeden ibaret bulunan kitabın elif'lerini saydım, tevafukatı kırkı tecavüz etmedi.

Demek bu Onuncu Sözde ve İşârâtü'l-İ'câz'daki ekseriyet-i mutlakanın tevafukatı, gizli bir işaret-i gaybiyeyi tazammun ediyorlar.

Mecmuunda işaret bulunsa yeter.

Her cüz'ünde işareti göstermek lâzım değildir;

fakat her cüz

işaretin malıdır

ve onun hikmetine tâbidir. Size acele edip, en evvelki işaret olunan nüshayı göndermiştim. Az haşiyeleri sonra ilâve ettik. Bu defa Süleyman Efendiyle gönderilen nüshayla mukabele ediniz, tekmil ediniz ve Halil İbrahim Efendiyle gönderilen nüshayla, yine bu nüshayla mukabele ederek, sonra Âsım Beye gönderiniz.

Bu defaki Hulûsi Beyin mektubunu size gönderdim. İşaret ettiğim iki kavs içerisinde bulunan kısım, Yirmi Yedinci Mektubun Dördüncü Zeylinde yazılacak. Kavsler haricinde bulunan ve üzerlerine kırmızı çizgi çekilenler yazılmayacaktır. Hafız Ahmed ve Mehmed Celâl ve Hafız Veli gibi kalbi cezbeli dostlarıma ve tarik-i hakikatte sair kardeşlerimize selâm ediyorum. Hafız Veli ile çendan geç görüştük, fakat Hafız Veli'nin burada Mehmed Usta isminde, on senelik hâlis bir dostu bulunduğundan ve o Mehmed Usta benim sekiz senedir tarik-i âhirette gayet ciddî bir kardeşim olduğundan, Hafız Veli'ye de o münasebetle eski dost nazarıyla bakıyorum. O bana mektup yazmıştı; vakit bulamıyorum ki, mektubuna cevap vereyim. Ehl-i kalb için bazan sükût dahi bir konuşmaktır.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى http://www.erisale.com/images/blank.gif

Kardeşiniz

Said Nursî

 

Kardeşlerim,

affedersiniz,

bu intizamsız perişan mektupla

sizinle konuşmak istemiyorum.

Fakat müteaddit işlerle

ve tetkikatla meşgul olduğumuz anda,

sür'atli bir surette

fikrimizin bir köşesiyle yazdık.

Keçeli kâtibin hâli malûm.

Kafasını başka yerde bırakmıştı;

mektup perişan oldu.

Onun için kusura bakmayınız.

Tevafuktaki müdahale-i gaybiyeyi bir mektupta size böyle bir temsille beyan etmiştim. Meselâ, benim avucumda nohut, leblebi, üzüm, buğday gibi maddeler bulunsa, ben onları yere atsam, üzüm üzüme, leblebi leblebiye karşı sıralansa, hiç şüphe kalır mı ki, elimden çıktıktan sonra, gaybî bir el müdahale edip sıralamasın? İşte hurufat ve kelimat o maddelerdir; ağzımız o avuçtur.

Dipnot-1

Allah'ın adıyla. "Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin (Onu şükran ve minnetle anıp şânına lâyık ifadelerle anmasın ve noksan sıfatlardan tenzih etmesin)." İsrâ Sûresi, 17:44.

Dipnot-2

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

MESAJ 2:

  1. RİSALE-İ NUR TELİFİNDE, KELİMELERİNDE, AHENGİNDE BULUNAN TEVAFUKLAR, GİZLİ UYUM VE İSARETLER, GAYBİ NAZARLA VE İLMİ TETKİKATLA VE İLTİFAT- HASSA İLE FARK EDİLEN MANLAR VE TEŞVİKLER VAR.
  2. BU TEVAFUK VE İNAYETLERİ GÖRMEK, PEŞİNE DÜŞMEK, TEVAFUKATI BULMAK, BİRE DİNLENDİRCİ, NEŞELENDİRİCİ VE FİKRİ YORGUNLUĞU BİR BAŞKA TETKİKATLA TELAFİ ETMEKLE SÜKUNET VERİCİDİR.
  3. KARMAŞIK, SIKIŞIK, DEZ AVANTAJLI ŞARTLARDA TETKİKAT YAPARKEN, MEKTUPLARIN YAZILMASI ANİDEN VE FİKRİN BİR KÖŞESİNDEN ÇIKAN VE KENDİ İÇİNDE PARÇALI VE BAZEN DAĞINIK MEVZULARDAN OLUŞABİLMEKTEDİR.
  4. DÜZENSİZLİK, FİKRİ MÜŞEVVEŞİYETTEN DEĞİL, FİKRİ İNSİCAMIN YOĞUNLUĞUNDAN ARADA MEKTUPLARIN YAZILMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR.

 

-243 –

243.1. AÇIKLAYICI BİLGİ NOTU

Mesud'un garip bir fıkrasıdır.

243.2. BİR TALEBENİN TARLADA YEŞEREN FİKİRLERİ, HAYALLERİ, KURGULARI VE KUSURLARI İLE ÜSTADA DÖNÜŞÜ

Kamer yeni tulû ettiği esnada,

onun aydınlığına

ve gecenin serinliğinde,

arpanın yumuşaması hasebiyle

orak biçmekte iken,

kamerin güzelliğine

ve şeffaflığına bakarak

ve orağın bitmemesi,

Nurları yazmaktan mahrum kaldığımı

tahassürâne

ve meyusâne

düşünmekte iken,

bilmem iğfâlât,

bilmem tulûat,

hatırıma gelen şu sözü söyledim:

"Yâ Rab!

İsmim Mesud,

kendim bîsud,

çok çalıştım olamadım mesud"

dedim

ve arpa biçmeye devam ettim.

Aradan bir müddet geçtikten sonra yattım.

Menamda dediler ki:

"Bırakma Üstadın Said'in eteğini, eyler seni mesud."

Derhal uyandım; ay hemen kaybolmak üzere.

Derhal "Yâ Rab! Ben saadet-i dünyeviye istemedim, tevbekâr oldum."

Saadet-i uhreviyemin,

sizin duanızla olacağı telkin edilmiştir

ve duanıza muhtacım.

Bendenizi duadan dirîğ buyurmamanızı temenni eder,

el ve ayaklarınızdan öperim, efendim hazretleri.

Mesud (r.h.)

MESAJ 3:

A)HEPİMİZ BİRER MESUT OLABİLİRİZ.

YA ADIMIZ MESUT, HAKKINI VERMELİYİZ. YA DA HAKKINI VERİRKEN, ARAYIŞIN KAYNAĞINA ULAŞMALIYIZ.

B)İŞİNDE DAVASINI DÜŞÜNMEK, ÇALIŞIRKEN RİSALE-İ NUR İLE ORTAMI ARASINDA NURANİ BİR BAĞ VE MESAJ YAKALAMAK VE BUNU İDRAK ETMEK.

 

popüler cevapdünya atlası