BARLA KAHRAMANLARI

Eklenme Tarihi: 24 Mart 2017

Sayın Bakanlar, Sayın Milletvekilleri, Sayın Vali, Değerli STK ve kamu temsilcileri ve yöneticileri, Kıymetli misafirler, basınımızın kıymetli temsilcileri, Muhterem hanımefendiler, beyefendiler... Bediüzzaman’ın yol arkadaşı, talebesi sebatkâr saff-ı evvel ağabeyler ve Ispartalılar... Isparta Kahramanları Sempozyumu’na hoş geldiniz.

İlk talebeleri, en taze bir dimağla ilk okudukları hakkında Üstada mektuplar yazıp kanaatlerini, hissiyatlarını, kalbi ve ruhi tesirini, çevreye okudukları dersleri dinleyenlerin mütalaalarını aktif bir şekilde paylaşmışlardır.

Bu lâhikaların/mektupların bir kısmı Barla Lâhikası’nda yayınlanmıştır. Şamlı hafız Tevfik, Abdülmecid Nursi (Ünlükul), Sabri, Zühdü, Hakkı, Hulusi, Husrev ağabeyler ve diğer talebeleri uzaktan eğitim sistemini kurarak, telif edilen her eseri kendileri yazarak tashihten sonra çoğaltmışlardır. Böylece her defasında ve gittikçe yayılan bir halka/dalga oluşturmuşlardır.

Her talipli/talebe kendi nüshasını yazarak, kendi kitabını temin etmiştir. Böylece çift okuma etkisi, zihni mütalaa derinliği, bizXXIV Isparta Kahramanları Sempozyumu zat sahiplenme şuuru ve neşir hizmetinde bulunma cehd ve sabrını idrak etmişlerdir.

Risale-i Nur’un telifindeki organizasyon fıtriliği, taksimü’la’mal disiplini ve sırren tenevveret intişar süreçleri başlı başına bir doktora konusudur.

Telif, ulaştırma (posta), yazma, tashih, iade, okuyup sonra çevresiyle birlikte okuma, küçük ders halkaları ve alınan intibahlar, bunların müzakere ve mütalaası, her kesimden/sınıftan insanın dâhil olması kalbten kalbe, zihinden zihine, hissiyattan hissiyata yol bulması ve birbirini takviye ederek yayılması kendi tarihinin şahikasıdır.

İşte saff-ı evvel talebeler, Barla ruhunun o ihlâslı, sebatkâr, metin, irade ve cehd sahibi ağabeyleri ve dönemlerini kısmen de olsa anlamaya, tarihin o karanlık dönemindeki nurlu inkişafı keşfetmeye çalıştıkça, farkında olmadığımız hazinelerin kıymetini bir nebze anlıyoruz.

Hepsi birer serdengeçti. Dönemlerinin ilim ve irfanına sahip şahsiyetler. Âlim, hafız, subay, doktor, işçi, köylü, öğretmen, ev hanımı, çocuk, yaşlı vs… Meslekleri, yaşları, statüleri çok farklı, algıları, yetişme tarzları ve kültürleri farklı. Her biri ayrı bir ilden, bölgeden sükûn etmiş, ancak Anadolu’da kök salmış kadim medeniyetin ve ecdadın birer temsilcisi cengâver ruhlar.

Bu cengâverliğin cenk meydanı, düşman kuvvetlerle kılıç savaşı, meydan muharebesi veya taarruz değildir artık. Manevi cihad dönemidir. Sessiz, sabırlı, metanetli olma vaktidir. Her türlü gösteriş, riya ve takdirden uzak bir inşa dönemidir. Saff-ı evvel ağabeyler için evladından, eşinden, boğazından, çevresinden, rızkından, mesleğinden, dünyasından, kazancından ve nefsinden esirgenmiş zamanların ve fırsatların fedakarane tezahür zamanıdır.

Cumhuriyetin manevi inşası Barla’da başlamış, Medresetüzzehra’nın, Selçuklu ve Osmanlı medreselerinden sonra Cumhuriyet medresesi Barla’da kurulmuştur. Bu inkişaf, Van’da temeli atılan, ancak “zamanın ve zeminin merhametsizliğinden” yarım kalan mananın hayat bulmasıdır.

Kaderin zahiri sebepleri ve zalimlerin tasarrufları bir yana, ezeli sırrın yeni bir başlangıcı ve istikbal olan günümüze bir mukaddimedir o günlerde yaşananlar. Bu mukaddimenin takdimcileri saff-ı evvel ağabeyledir. Müellif, eser ve talebe, bir sistemin ve inşa edici ruhun üç temel vasfıdır. Bu vasıfları karakterize eden bütün hususiyetler eserde ve şahıslarında yaşanmış, prodüksiyonu yapılmıştır, tarihin vicdanında kayıtları mazbuttur.

Bediüzzaman, Cumhuriyet medreselerini kurarak, Medresetüzzehranın Osmanlı pratiği ve hedefi yerine kaderin sevkiyle yeni döneme göre tekrar tanzim etmiştir. Resmiyette ve kanunlarda medrese ismi bile yasakken, Barla kürsüsü bu medresenin manen, fikren ve cismen mekânsız/kurumsuz fiili varlığını tesis etmiştir. Tıpkı Anadolu’ya Malazgirt’ten giren Alparslan gibi, Cumhuriyetle birlikte milletin irfanına kasteden kuvvetlere karşı bu defa maddi değil manevi bir çıkarma ve inşa Anadolu’da Anadolu’nun içinden ikinci fetih denilecek Barla’da Risale-i Nur’la başlatılmıştır.

Üstadın Barla’yı fethi, manevidir. Barla, ehl-i imanın yeni kürsüsüdür. Bu kürsü, Medresetüzzehranın yeni bir şubesi ve yeni dönemin/ ilcaat-ı zamanın gereği iman öncelikli telif hareketidir.

Maddi cumhuriyetin kuruluşu, düşmanların def’i, işgal kuvvetlerinin gitmesi ve bağımsız bir ülke oluşu, beraberinde “zaferingetirdiği bir gaflet ve inkâr” fikrini de başlatmıştır. Tabiat Risalesi böyle bir dönemin işaret fişeğidir. Küfrün Milli Mücadele sonrası bu memleket insanlarına musallat olduğu yeni zeminde, ilim üzerinden dalaletin ve onun şahs-ı manevisinin teşebbüsleri karşısında ele alınmıştır. Üstadın tabiriyle, Barla harekâtı, küfrün kuşatmasını ve belini kırmıştır.

Menhus ruhun ifsadı/fesadı ve şüpheciliği ve tevhitten soğutan sekülarizmi karşısında, iman kalesi Barla olmuştur. Barla kalesinin metin savunucuları, okçuları, komutanları ve muhasarayı kırmaya çalışan o mücahit ruhlu mahviyet ehli birer kalem/kitap ehli olarak yeni dönemi, yeni şartlara göre doğru okuyarak ve anlayarak Risale-i Nur ile iman harekâtını başlatmışlardır. Maalesef, maddi kurtuluşla düşman çizmesinden temizlenen ülkemiz, manen ve kültür olarak harem-i ismetimizi korumada zora girmiştir. İslam toplumları batının fikri, kültürel ve sosyal hücumları ile materyalist telkin ve görüşlerinin eğitim yoluyla aşılanması karşısında savunmasız kalmıştır ki, kader muhafız güç olarak Risale-i Nur’u vermiştir.

Barla Kürsüsü, açık bir üniversitedir ve Medresetüzzehranın (Cumhuriyet Medresesi) mekânı yoktur. Dört duvar arasında, formel ve kurumsal bir zemini de olmamıştır. Ama gök kubbenin altında Barla’nın bütün dağ ve dereleri, yol ve kavşakları, akabinde Isparta ahalisi, il ve ilçeleri, köy ve kasabaları bu gök kubbenin altında boyutsuz çatıyı yaymışlar ve büyütmüşlerdir.

Atabey’den Tahiri Ağabey, Sav’dan Husrev Ağabey’e, İslamköy’den HafizAli’ye, Barla’dan Şamlı Hafız Tevfik’e, Eğirdir’den Hulusi Bey’e uzanan bu fiberoptik nurani bağlar ve ağlar Isparta Kahramanları’nı teşkil etmiştir. Isparta’da, Bayram Ağabey’in ruhaniyetini de hasseten zikretmek isteriz. Bu ruhaniyetin önünde hürmetle ve minnetle yâd etmek isteriz ki, onlar Anadolu’nun manevi mimarlarıdır. İnşa edicileridir. Kahramanlarıdır. Hiçbir şeyi düşünmeden sırf lillah için bütün hayatlarını vakfetmişlerdir. İmanın, ilmin, irşadın, irfanın ve ahlakın laboratuarı olmuşlardır.

Bu sempozyumla bir başlangıç yaptık. İnşaaallah ikincisini de düzenleme hazırlıkları içerisindeyiz. Saff-ı evvel ağabeyler ve Isparta dönemi ile ilgili daha derinlemesine çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyiz.

Bundan sonrası için planladığımız etkinliklerimizi satır başlıklarıyla sizinle paylaşmak istiyorum:

12 Ocak 2013 Fen Bilimleri Çalıştayı

13 Ocak 2013 Emirdağ Okulu

27 Ocak 2013 Said Nursi İstanbul Günleri

23 Şubat 2013 Abdulkadir Badıllı Ağabey Paneli

02 Mart 2013 Binbaşı Asım Bey Paneli

22-24 Mart 2013 Urfa Dostluk Sempozyumu

06-07 Nisan2013 Said Nursi Burdur Günleri

12-14 Nisan 2013 Hutbe-i Şamiye Sempozyumu

13-14 Mayıs 2013 Bitlis Said Nursi Günleri

24-26 Mayıs 2013 Said Nursi-Mevlana Sempozyumu

28-29 Eylül 2013 Siirt Medreseler Sempozyumu

Bu vesileyle sempozyumun bu safhaya gelmesinde emeği geçen herkese en kalbi şükranlarımızı sunuyoruz. Bu ihlaslı beraberliğin artarak devamını diliyoruz.

popüler cevapdünya atlası