Ankara İslam Âleminin Merkezi Olacak

Eklenme Tarihi: 11 Mart 2014 | Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2019

Said Nursi’nin Talebesi Abdullah Yeğin Ağabey'in1. Uluslar Arası Hutbe-i Şamiye İslam Dünyası ve Küresel Barış Sempozyumu konuşmasıdır

 

Muhterem kardeşlerim hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Cenâb-ı Hak sizleri bu hizmetlerde daim ve istihdam etsin. Çünkü biz mademki Müslümanız, Müslümanların en büyük vazifesi dininin icabını yerine getirmektir.

1951 senesinde ben Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde okuyordum. O zamana kadar ara sıra bulduğumuz Risalelerden bize gönderilenlerden okumaya çalışıyorduk. Mektepteki dindar ve alakadar arkadaşlarla ders yapmaya Risale okumaya çalışıyorduk. Neticede biz mademki Risale-i Nur’dan öğrendiğimize göre, dünyada en mühim mesele insanların Allah'ı tanıması, Allah'a itaat etmesidir. Yani bu hayat fanidir. Esas dünyaya gelmişimizin sebebi Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi ahreti, ebedi hayatı kazanmaktır.

Ölümün fenalıklarından, ölümün insanı cehenneme götürmesinden kurtulmanın, insanların en büyük meselesi olduğunu düşünebildiğimiz için Risale-i Nur’dan aldığımız derslerden sonra, Üstada gidelim dedik. İki arkadaş 1951 senesinde Emirdağ’a gittik. Üstadımız oturuyordu. “Biz size hizmet için geldik. Böyle talebeyiz” dedik. Bize “Allah rızası için hizmet ederseniz yanımda kalabilirsiniz” dedi. Biz neticede yanında hizmet etmek için kalmaya başladık. Kabul etti. Allah razı olsun. Ramazan ayındaydık. Üstadımız hastaydı. Hasta olduğu zaman gündüzleri çoğunlukla yatardı. Yine gündüzleri yatağında uzanmış yatarken bizi çağırdı. Önünde küçük bir kitap vardı. İstanbul’dan gönderilmişti. Bu Arapça Hutbe-i Şamiye idi. Hutbe-i Şamiye’yi Arapça okurken birden doğruldu. Dedi ki, “Benim hastalığımın sebebi bu kitaptır. Bu kitabı tercüme edeceğiz. Eli kalem tutan kim varsa gelsinler, ben tercüme edeyim onlar da yazsınlar” dedi. Dört kişi olduk. Bunlardan birisi Emirdağlıydı. Birisi Hüsnü Bayram, birisi Ziya idi. Birisi de bendim zannediyorum. Hatırımda kalan bu.

Üstad Arapça Hutbe-i Şamiye’yi tercüme ediyordu. Böyle genişleterek, izah ederek tercüme ediyordu. Biz de yanındaydık. Kaç saat, kaç gün devam etti hatırlamıyorum. İşte ondan sonra teksir edildi, çoğaltıldı. O zamanki demokrat dindar mebuslara bu teksir edilen Hutbe-i Şamiye’den gönderdi. Biz de okuyup çok beğendik ve istifade ettik. Neticede elhamdülillah şimdi kitap halinde elimizde Risale-i Nur Külliyatı bahisleri arasındadır.

Biliyorsunuz ki, ırkçılık, menfi milliyetçilik İslam nazarında iyi bir şey değildir. Yani herkes milletini sever, herkes dinin icaplarını yapmak ister. Fakat böyle ırkçılık yapıp, böyle Müslümanlar arasında ikilik çıkartmak İslamiyetçin kabul etmediği bir meseledir. Bunu Üstad On İkinci Söz’de izah etmiştir. Esas ecnebilerin, Hıristiyanların, Yahudilerin vs. milliyetçiliği Müslümanlar içinde fikir olarak atmış, telkin etmiş, milleti böyle birbirine düşürmeye, ayırmaya, parçalamaya çalıştıklarını biliyorsunuz. Buna tarih şahittir. Arapları bize düşman ettiler. Bizi Araplarla çarpıştılar. Ondan sonra Türk, Kürt dediler, her tarafta ırkçılığı uyandırmaya çalıştı lar. Bunun zararlarını On İkinci Sözde Üstad Hazretleri izah ediyor. Hutbe-i Şamiye bu meseleleri gayet güzel bir şekilde İslâm âlemindeki altı tane hastalığı dile getirerek esas neler yapmak lazım geldiğini ifade etmiştir. Bunu zaten siz okumuşsunuzdur, biliyorsunuzdur. İnşallah bütün İslâm âlemi Hutbe-i Şamiye okur, onu program yapar, yine eski zamanda, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi, birlik ve beraberlik içinde çalışırlar. Bu çalışmaların neticesinde biliyorsunuz ta İspanya’ya kadar gidilmiş, Endülüs Emevi devleti kurulmuş, medeniyetin ve İslamiyetin hakikatleri oralarda yayılmaya çalışılmıştır.

Şimdi dünyada biliyorsunuz ki, 1,5 milyar civarında Müslüman var. Bu Müslümanlar Kur’an’ın emrinde hareket ederlerse, elbette ki daha iyi olacağız. Zaten Üstadımız şarkta, Van civarında Medresetüzzehra’nın, Mısır’daki Camiü’l-Ezher’e benzer bir İslami üniversitenin açılması için eskiden beri teşebbüs etmiş ve çalışmıştır.

Şimdi de Hutbe-i Şamiye o üniversitenin bir ders kitabı olabilir. Bütün dindar kardeşlerin bir programı olabilir. Malum Kur’an-ı Kerim’de “Müminler ancak kardeştirler” buyuruyor. Biz de Uhuvvet Risalesi’nde okuyoruz. Mümin mümine karşı nasıl hareket edecek? Müminin mümine karşı en büyük vazifesi nedir? Mümin aleyhinde çalışılır mı? Mümin mümine tuzak kurar mı? Mümin mümini öldürür mü? Müslüman Müslümanın düşmanı olur mu? Hepsinin cevabını biliyoruz. İşte bu derdimizi Üstadımız bildiği için reçetesine Şam’da sunuyor.

Hatta memleketinden çıkıp Şam’a giderken neler yaşadığını bir konuşma esnasında anlatmıştı. Hatırımda kaldığı kadar ifade edeceğim. Hacca gitmek niyetiyle memleketinden çıkmış, yaya olarak Şam’a kadar gitmiş. Kimseden bir şey istememek için bir posteki yani bir koyun postu yanına alarak gece onun üzerinde yatmış yiyecek bulamadığı zaman da dağdaki otlardan karnını doyurarak yaya olarak Şam’a gitmiş. Şam'daki âlimlerle tanıştıktan sonra Camiü’l-Emevi’de hutbe okutmuşlar. Ben de bu hutbenin bazı kısımlarını sizlere arz etmek istiyorum:

Ecnebîler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber; bizi maddî cihette kurun-u vustâda durduran ve tevkif eden, altı tane hastalıktır. O hastalıklar da bunlardır:

Birincisi: Ye'sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.

İkincisi: Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.

Üçüncüsü: Adâvete muhabbet.

Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek.

Beşincisi: Çeşit çeşit sarî hastalıklar gibi intişar eden istibdat.

Altıncısı: Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek.

İnşallah sizler Hutbe-i Şamiye’yi güzel okursunuz ve; “İttihad-ı İslâm nasıl olur? Neden ittihad-ı İslam lazımdır?” burada çok güzel bir program gösteriyor. Yine şöyle diyor:

“Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itâb ve nefret, hevâ hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet, hüdâya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmin.”

Hutbe-i Şamiye’nin uyarı ve müjdeleri anlaşıldı mı dersiniz. Evet anladılar ama daha çok âlimler anlıyordu. Birkaç defa matbaada basılmış, çoğaltılmış ve dağıtılmıştı. Fakat İslam âlemi bu hale gelmişti. Avrupa musallat olmuş ve bizi Araplara, Arapları da bize düşman etmişler. Bizi Kur’an-ı Kerim’den, yazımızdan, ezanımızdan bile ayırmışlar. Bu, yeni bir çığır açmak için, Avrupa’nın İslamiyete zarar vermek niyetiyle elinden geldiği fırsatı kaçırmamasıdır. Şimdi aklımız başımıza geldiyse, bu Avrupa’yı örnek almayız. İslamın temel prensiplerini esas alırız. Bugün bize dinimizi öğreten peygamberimizdir. Peygamberimiz bütün insanlığa gönderilmiştir. Kur’an’da, “Ey insanlar!” hitapları var. Yani sadece bir kavme, bir kabileye hitap etmiyor, bütün beşeriyete hitab ediyor ve tüm beşeriyetin uyanmasını esas yapmış, bunun için de ilme teşvik ediyor.

Tabi bu millet cahil bırakılmış, kısımlara ayrılmış, İslam âlemi yüzlerce bölümlere ayrılmıştır. Başındakiler de kendi malları imiş gibi hükmetmişler. Bu İslamiyetin neresinde görülmüş? Yani krallık gibi hiç bir seçim yapılmıyor. Kendilerinin hâkim olması için bütün zulmü reva görüyorlar, meşru görüyorlar. Bunun için Kur’an-ı Kerim’i iyi anlayıp Risale-i Nur'u okuyup inşallah bütün İslam âlemi uyanmaya başlayacaktır. Çünkü dünyanın her tarafında Risale-i Nur dershaneleri var. Hutbe-i Şamiye’yi Türkçe’ye tercüme eden Üstadımız, “Eğer biz Müslümanlar uyanırsak, hatta Risale-i Nur serbest olursa, her masrafa kâfi gelecek. Nasıl ki, İstanbul Osmanlı devrinde bütün İslam âleminin merkezi olmuş, bütün İslam âlemi İstanbul’dan idare edilmiş, ileride Ankara aynı vazifeyi yapacak inşallah” dedi.

Üstadımızın müjdesi budur. Şimdi görünen hal, İslam âlemi yavaş yavaş Ankara'yı bir hizmet merkezi yapmaya başladı elhamdülillah. Bu toplanmalar, bunun başlangıcıdır. Biz ne kadar çok çalışırsak diğer milletlerin önüne geçebiliriz. Çünkü bizim esas prensibimiz doğruluktur. İslamiyetin de esası doğruluktur. Küfür yalancılıktır. Onlar menfaatleri için konuşuyorlar, biz Allah’ın rızası için konuşuyoruz. İşte bu düstur herkes tarafından, Müslümanlar tarafından anlaşılır ve tatbik edilirse, Hutbe-i Şamiye’nin son kısımlarında dediği gibi, “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef'âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler.” diye müjdeler gelecektir.

Cenâb-ı Hak hepimize meşveret dairesinde İslam âlemi ittihat etmeyi, birbirimizi sevmeyi, Risale-i Nur’u programı yaparak çalışmayı nasip etsin.

Cenâb-ı Hak hepinizi bu hizmette istihdam etsin, hepinizi rızası dairesinde ve istikamette muvaffak eylesin inşallah. Hepinizi tebrik ederim.

 

popüler cevapdünya atlası