Ahmet Aytimur Ağabey

Eklenme Tarihi: 04 Şubat 2018

Serdar Bilgin’in haberi:

Risale Akademi, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebelerinden Ahmet Aytimur Ağabeyin vefatının ikinci yıldönümü münasebetiyle anma programı düzenledi.

Akademi'nin Ankara'daki merkezinde başlayan program, Mülayim İskender’in okuduğu aşr-ı şerifin ardından İsmail Benek ve Said Çalışkan’ın açış konuşması ile başladı. Mehmet Timur’un okuduğu Risale-i Nur Dersi ve Ahmet Aytimur Ağabey, Bediüzzaman’ın varisleri arasında zikredildiği için Emirdağ Lahikası’nda geçen vasiyetname ile devam etti. Programa Mehmet Fırıncı Ağabey ile Ömer Tüysüz telefon bağlantısıyla katıldı. Bilal Bulut ve Kadir Aytar tarafından Aytimur Ağabeyin hayatı ve şahsiyeti, hatıraları anlatıldı. Ahmet Aytimur Ağabey’in kendi dilinden Risale-i Nur dersi, röportajları ve belgeseli gösterildi. Program Nureddin Huyut’un yaptığı hatim duası ile sona erdi.

BAZEN BİR ÇEKİRDEK ORMAN OLUR

Said Çalışkan

Bütün bu programlar, bu çalışmalar, bu gayretler Ankara’nın şu kalabalığı içinde görünmüyor, kalbe, hatıra gelmiyor olabilir ama önemli olan ihlastır, halis niyettir, uhuvvettir. Bazen bir çekirdek orman olur ve ormanda meyveler verir, meyvelerden kuşlar, hava zerreleri, hayvanat, insanlar istifade eder. Ama o çekirdeği oraya atarken çok da o işin farkında olmazsınız ama niyetler üstadımızın “Mesnevi-i Nuriyede” de ifade ettiği gibi: “Bu niyet meselesi, benim kırk senelik ömrümün bir mahsulüdür. Evet, niyet öyle bir hâsiyete mâliktir ki, âdetleri, hareketleri ibadete çeviren pek acip bir iksir ve bir mayedir.”
Niyetler neticeyi mübarek eyliyor. Allah gayretlerinizi muvaffak eylesin, daha geniş dairelere aksettirsin. Teşekkür ediyoruz.

RİSALE-İ NURUN ASLINA UYGUN VE HATASIZ BASILMASI HUSUSUNDA HASSASİYETİ VARDI

Mehmet Fırıncı Ağabey

Risale-i Nur’da en önemli husus, Risale-i Nur’un bir cihat-ı manevi olduğuna kanaat sahibi olmak ve herhangi bir netice beklemeden, sırf Allah rızası için hizmet etmektir. İşte Ahmet abi, onlardan bir numunedir. Üstadın müspet hareket hizmetinde, cihat-ı manevisinde, Risale-i Nur’un bir sayfasını bir yerden bir yere götürme hususlarında fedakâr bir nur talebesi idi. Kendini ön plana çıkarmazdı. Üstadımızın yakın hizmetinde idi. Sebatla, hayatının tamamını hizmete vermiş fedakâr bir Kur’an âlimi olarak tanıdım ben.

1949 yılı Kasım ayında Kadırga’da bir Medrese-i Nuriye tesis etmişler, Ahmet Aytimur abi ile ben orada tanıştım. 1952’de Üstat Hazretleri İstanbul’a geldiğinde Ahmet abi hizmette idi, Muhsin abi ve Ziya abi ile beraberlerdi. Ben de gelip gidiyordum. 1953’te Üstadımız yine İstanbul’a geldi. Çarşamba’daki evde kaldı. Muhtelif zamanlarda ikindi namazlarını Üstadın arkasında beraber kıldık.

Ahmet abi de Risale-i Nur’ların matbaada basılmasına vesile olanlar arasındadır. Üstad, neşriyatta ona çok güvenmiştir. 1956 sonu 1957 yılı başı idi “Hanımlarla Bir Muhavere” eserini beraber basmıştık. Hatta savcılığa falan Ahmet abi ile beraber gittik. Sonra “Küçük Sözler” ve diğer eserleri matbaada bastık. O zamanlar muhtelif matbaalarda Ahmet abi ile beraberdik. Beraber tashih yaptık. Sonra Emirdağ ya da Isparta’ya götürdük. Orada Üstada arz ettik, Üstat bizi dinler, düzeltmeler yapar, ondan sonra basılabilir diye ruhsat verirdi. Üstadın vefatından sonra da “Uhuvvet Risalesini” bastık beraber. 60 sene beraber hizmet ettik.

Hayatının sonuna kadar Risale-i Nurları neşretmek için çırpınan bir abimizdi. Risale-i Nurun aslına uygun ve hatasız basılması hususunda hassasiyeti vardı. Ahmet abi, 65 sene neşriyatın içinde olmuş. Risale-i Nurların farkını ve fevkini gösterme hususunda azami gayret göstermiştir. Allah ondan razı olsun.

ÇOK MÜTEVAZI, ÇOK ŞEFKATLİ, MERHAMETLİ VE CANDAN BİR İNSAN

Bilal Bulut

Evvela; bu çalışmayı planlayan, yapan ve bu konuda gayret gösteren Risale Akademi ye, ekibine ve emeği geçen herkese teşekkür ve tebriklerimi arz ediyor, sa'yinizin Rıza-ı İlahiye nailiyetini diliyorum.

Ahmet Aytimur Ağabeyimizden söz etmek haddimi aşan konudur. Uzun yıllar beraberliğimiz olduğundan çok kısa öz olarak bir kaç hususu sizlerle paylaşalım ama bu asla Ahmet Ağabeyi anlatmak ve tanıtmak değildir, olamaz.

Ahmet Aytimur Ağabey merhum; çok mütevazı, çok şefkatli, merhametli ve candan bir insan. Tanıdığı, tanımadığı herkese bir anne baba şefkatiyle yaklaşır. Her karşılaşmamızda, “Bilal kardeş nasılsın, baban nasıl, hemşirem çocuklar iyiler mi?” diye sorar. “İyiler Abi dualarınızı isterler” derim. Ahmet Ağabey, çok hassas, dikkatli, ihtiyatlı kural ve kaide insanıdır. Arabaya biner binmez hemen emniyet kemerini bağlar. Nihat kardeş (Envar Neşriyat Hizmet Vakfı sorumlusu) anlatmıştı. Ben Ahmet Abi ile bizim eve gidiyorduk. Yolda bir mutfak tüpü almam lazımdı. Arabadan indim tüpü aldım arabaya bindim. Ahmet Abi hemen “Nihat kemerini bağla” dedi. “Tamam Abi” dedim. Ahmet Abi 3 defa tekrar etmesine rağmen kemer bağlamam gecikti. Hemen polis durdurdu kemer takmamışsın dedi. “Ben inip tüp aldım bağlayacaktım gecikti siz çevirdiniz” dedim. Bu arada ben “arabada bir büyük zat var, onunla beraberim” dedim. Polis, “kim o zat?” dedi. Ben, “Bediüzzamanın talebesi” dedim. Polis işlem yapmadı. “O zata selam söyle” dedi. Arabaya binince Ahmet Abi, “Nihat kemer bağlaman için polisi mi bekledin?” deyip latife etti.

BUNU BİR MANEVİ HATIRA OLARAK KABUL EDİYORUM

Ahmet Ağabey senelerce hastalıklar, ameliyatlar ve tedavilerle yaşadı. Hastane ziyaretlerimde hep mütevekkil, mütebessim, sabır ve şakir halinde görürdüm. Ahmet Abinin hiç bir dakikası boş geçmezdi. Bazen abdest alma öncesi aralığında da takvim yapraklarını okuduğunu görürdüm. Hastalığının arttığı son zamanlarında da ne zaman ziyaret etsek elinde Kur'an, cevşen, risale… asla boş zamanı yoktu. Son zamanlarda diz kapağı altından ayak parmaklarına kadar şişmeler olurdu. Yanına gittiğimde, ellerimle diz ve ayaklarına masaj yapardım, yüzünde memnuniyetini ve rahatladığını hissederdim.

Üstad Hazretleri İstanbul'a gelir, Fatih Reşadiye Otel'e yerleşir, Ahmet Abiye; “Ahmet bir yerde gidip içme suyu getirsen” der. Ahmet Abi içinden Üstadıma iyi bir su getirmem lazım diye, o zamanın zor ulaşım şartlarında ta Beykoz'daki Karakulak suyundan almaya gider. Bu su bütün Osmanlı Padişahlarının içtiği su olup, dünyanın en vasıflı suyundanmış. Ahmet Abi, Üstadın kapağı çam kozalağı olan küçük testisini alır, duha zamanı çıkar akşam güneşi batmak üzere iken gelir. Üstat Hazretleri “Ahmet neredesin, niye geç kaldın?” der. Ahmet Abi durumu anlatır. Üstat Hazretleri, "Ahmet senin bu kadar uzağa gidip yorulmanı istemem ama bunu bir manevi hatıra olarak kabul ediyorum” der.

AHMED GERİ DÖN GEL, ORASI İNGİLİZ SEFARETİ

Üstat Hazretleri İstanbul’dadır. Bir gün Ahmet Abiye, “Ahmet Tophane tarafında sahilde sakin bir yere gidip biraz dinlenelim” der. Giderler. Ahmet Abi, sahilde ağaçlı, yeşillikli bir yer bakar. Gözüne bir yer ilişir, oraya doğru giderken Üstat “Ahmed geri dön gel. Orası İngiliz sefareti. Onlar benim 40 senedir düşmanlarımdır” der. Ahmet Ağabey defalarca fakirin hanesine gelmiştir. Hemşirem dediği fakirin haremi sevincinden hazırlıklar yapar, şu bu yemeği sever diye yemekler hazırlar ancak sofra serilince Ahmet Abi çok ölçülü, iktisatlı bir şekilde yer ki adeta bir şey yemez.

Üstad Hazretleri İstanbul'dadır. Ahmet Abi Üsküdar’da tarihi caminin yanında geçici küçük bir yer kiralar, orda kalırlar. Bir gün Üstad hazretleri “Ahmet kalk buradan gitmemiz lazım” der. Hazırlık yapılır. Üstad'ın sepetini alır, içerisinde yoğurt olan bir kabı da Ahmet Abi omuzuna alır, Beylerbeyi yolundan Çamlıca'ya çıkarlar. Yarım saat sonra polisler evi aramaya gelirler. Komşulara sorarlar onlar da “biraz önce buradan gittiler.” derler. Bu arada Ahmet Abi aceleden omuzuna aldığı kaptan yoğurt üzerinden aşağı doğru akar, elbisesi beyaza bürünür.

Ahmet Ağabey, son zamanlarında Beykoz Çavuşbaşı’nda bahçeli, temiz, nezih bir evde misafir kaldı. Hasta idi. Yakın akrabası Ahmet Kalkan ile sıkça ziyaretine giderdik. Vefatından 4-5 ay önce idi. Babam da Malatya'da ağır hasta idi. Babamı ziyarete gittim bir süre orda kaldım İstanbul’a döndüm. İlk işim, küçük oğlumla Ahmet Abiyi ziyarete gittik. Ahmet Abinin yanına diz çöküp oturduk. Dedim ki “Ahmet Abi Malatya'ya gittim, babam çok hasta dua edin.” Ahmet Abi, “Allah Rahmet etsin!” dedi. Dedim herhalde dil sürçmesi oldu. Arkasından “Allah şifa versin!” dedi. Oğlumla çıktık arabaya bindik birazcık yol almıştık ki telefonum çaldı. Malatya’dan hemşirem, “Abi dedi babam rahmetli oldu.” Anladım ki Ahmet Abinin dil sürçmesi değil. Gerçeği söylemiş. Hemen eve ulaşıp hazırlık yapıp Malatya'ya yola çıktık.

O ZAMAN BENİ NİYE DİNLEMİYORSUNUZ?

Sungur Ağabeyle Ahmet Ağabey, bir gün Süleymaniye’de beraber dersteler. Sungur Ağabey bir ara cemaate hitaben, "Kardeşler, bu Ahmed Ağabeyimizi herkesin iyi dinlemesi lazım, çünkü bir gün Üstadımız Hazretleri Ahmet İstanbul'un Şeyh-ül-İslamıdır" dedi. Ahmet Ağabey de "O zaman beni niye dinlemiyorsunuz?" deyiverdi. Bütün cemaat kahkaha ile güldü.

Evet Üstadımızın mutlak varisi, İstanbul'un Şeyh-ül-İslamı muhterem, merhum Ahmet Ağabeyi anlatmak elbette çok zor ve bizim işimiz değil. Ahmet Abimizin vefatından sonra bana "İstanbul hem anasını hem babasını kaybetti." demişti. Elhak, doğru demişti. Cenab-ı Hak, bizleri şefaatlerine nail eylesin. Amin

ÜSTADIN İHTİYAT VE TEDBİR YÖNÜNE ÇOK RİAYET EDERDİ

Ömer Tüysüz

1978 yılında İstanbul’a üniversite okumaya gittim. O da 1979’da Urfa’ya gelmişti. Ahmet Ağabey ile bu vesile ile tanıştım. Urfa’ya geldiğinde yanımızda kaldı, ondan istifade ettik. En az 20 defa yanımızda kaldı. İstanbul’da, Mekke-i Mükerreme’de, Medine-i Münevvere’de de beraber olduk. Aynı dershanede de bulunduk. Hep güzel şeyler gördük. Hep güzel şeyler öğrendik. İstifade ettik. Çok mütevazı, çok şefkatli, merhametli ve candan bir insandı. Allah razı olsun.

Ahmet Ağabey, Üstadım temiz bir su içsin, ona iyi bir su getirmem lazım diye, o zamanın zor ulaşım şartlarında su testisini almış ve Beykoz'daki Karakulak suyundan almaya gitmiş. 5 saat sonra, akşamüzeri dönmüş. Sadakati görüyor musunuz? Benim bütün ağabeylerde gördüğüm sadakatleri, kendilerine başka şeyleri perde yapmamaları. Sadakat ve kanaatleri çok ileri… Üstadın her cihetini bir ağabey almış adeta. Mesela Ahmet Ağabey, Üstadın ihtiyat ve tedbir yönüne çok riayet ederdi, ihtiyat ve tedbirliydi, yaptığı işi eksik bırakmazdı. Ahmet Ağabey de Üstadın bu cihetini almıştı. Bu ciheti onda çok görüyorduk. İhtiyatlı insandı. Fazla hatıra anlatmazdı. Bazen sorardık anlatırdı ama kayda geçmesine müsaade etmezdi. O nedenle kaydedemedik.

Neşriyatta çok bulunmuş. Çok zorluk çekmiş ve bu günlere gelmişti. Üstatla görüşmesini anlatmıştı. “İstanbul’a çalışmaya gelmiştim. İki yıl sonra kalktım Emirdağ’ına gittim.” Üstat, ilk görüşmesinde “Ahmet’im” diye ismiyle hitap etmiş.

Üstada bahsedilmediği halde Üstadın İstanbul’a geldiği bir gün, Risale-i Nur okurken başka kitap okumayın; başka kitap okunurken de Risale-i Nur okumayın dediğini anlatmıştı. Üstadın yanında sohbetinde bulunmuşlar. Onların yanında olmak bizim için şereftir. Allah razı olsun.

BEDİÜZZAMAN ONA RİSALE-İ NURLARI NEŞRETME VAZİFESİ VERMİŞTİ

Kadir Aytar

Üstadın “Yeminle söylüyorum, on Şeyhü’l-İslama değişmem” dediği Ahmet Aytimur Ağabey, 1924 yılında Elazığ’ın Baskil kazasının Hacımustafaköy’de dünyaya gelmiştir. 24 yaşına gelene kadar hiç bir eğitim görmemiştir. Anadolu’nun birçok insanı gibi o da yokluk içinde büyümüştür. Kur’an öğrenmeye çok iştiyakı vardı. 24 yaşında iken, 1948 yılında, hem Kur'an öğrenmek, hem de çalışmak emeliyle İstanbul'a gider.

Bir gün yolu, bir yayınevine düşer. Orada Kur’an’a hürmetsizlik edildiğini görür. O zamanlar Kur’an-ı Kerim’in tab işleri Mason ve Ermenilerin tekelinde idi. Onlar da Kur’an’a ticari bir meta olarak bakıyorlardı. Bu durum onu Kur’anı neşretmeye sevk eder. Matbaacılık işini öğrenmeye çalışır. Ahmed Ağabeyin bu Kur’an sevdasın, samimi ve halis bir duaya dönüşür. Cenab-ı Allah’da ona Risale-i Nurlarla tanışmayı lütfeder. Bir zaman sonra Kur’ân’ın dellalı ve Risale-i Nurların müellifi Bediüzzaman’ı ziyaret etmek iştiyakı uyanır. Emirdağ’a Üstadı ziyarete gider. Ziyaretten sonra hayatını Risale-i Nur hizmetlerine ve neşriyatına vakfeder. Bediüzzaman ona Risale-i Nurları neşretme vazifesi verir.

Aytimur Risale-i Nur’un neşir, tashihat ve orijinalliğinin muhafazası hususlarında fevkalade hassasiyet göstermiştir. Risalelerin sıhhatli neşrinde onun payı çok büyüktür.1956’dan itibaren İstanbul’daki matbaalarda Risale-i Nur’un bir nâşiri olarak vazife alan Ahmet Ağabey, Envar Neşriyat ile bu hizmetine ömrünün son anına kadar devam etmiştir.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası