AĞABEYLER ANLATIYOR

Eklenme Tarihi: 02 Nisan 2017 | Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2017

Üstadı ilk olarak 1956 yılında Isparta’da ziyaret ettim. O zaman Sözler Matbaası’ndan basılacak kitapları bekliyordu. “SözlerMecmuası çıkarsa Van’a gideceğim” dedi. Bana Van’daki talebelerini tek tek sordu. Çaycı Emin üzerinde çok durdu. “O İran’a gidecek. Ben onu çok merak ediyorum. Niye gidecek? Gitmesin.” dedi. Ben tabi tanımıyorum Çaycı Emin’i. Van’a geldim Çaycı Emin’i sordum. Dediler ki burada Emin Bey demezsen kimse tanımaz. O ismi Üstad koymuş. Çaycı Emin Ağabeyle görüştük. Hakikaten İran’a gitmek için hazırlanmış, akrabaları varmış İran’da. Benim Üstaddan getirdiğim o söz üzerine gitmekten vazgeçti. “Gitseydik bozulmuştuk. Sen Üstaddan o sözü getirince bizim için çok iyi oldu” diyerek çocukları hâlâ bana dua ederler.

1957 yılında arefe günü Üstadla bayramlaşmak için gittim: “Üstadla bayramlaşmadan kimseyle bayramlaşmam” dedim. Üstadın talebesi Nuri Benli –Allah rahmet etsin. Çok mübarek bir zat– beni Rüştü Efendi’nin dükkânına götürdü. Beni Üstadla o görüştürdü. Üstadla bayramlaşacağız diye, Kastamonu’dan, İnebolu’dan, her taraftan telefon geliyordu. Üstad kimseyi kabul etmedi. Biz zaten gitmişiz. Bayram namazını kıldık geldik Üstadın kapısına. Başka yere gidecek Üstad. Arabası çalışmıyor. Arabasını itekleyerek çalıştırdık, hazırladık. Üstad merdivenlerden inerken “Rüştü Efendi’yi vekil ettim. Sizinle bayramlaşsın.” Rüştü Efendi Eskişehir, Denizli ve Afyon hapislerine girmiş. Isparta Kahramanlarının başta gelenlerinden bir tanesi. Üstad arabasına bindi, bizi selamladı ve gitti. Bize nereye gittiğini söylemedi. Ondan sonra Hüsrev Bey’le bayramlaşmaya gittik. O kapıyı arkadan kilitlemiş, rahmetlik Bayram Ağabey duvarı atladı ve kapıyı açtı. Hep beraber içeri girdik. Hüsrev Bey, “Kur’an yazıyordum. Şaşırmayayım diye kapıyı kapatmıştım” diye bize söyledi.

Üstadı son ziyaretimizde Emirdağ’da bulunuyordu. Ben İzmir’den Van’a gitmek için Ankara’ya gideceğim. Bu sırada baktım “Eskişehir, Eskişehir” diye bağıran var. Oradan Ankara’ya giderim dedim. Eskişehir’de de “Emirdağ, Emirdağ” diye bağırıyorlar. Üstad Isparta’da idi biliyordum ama belki Emirdağ’dadır diye gittim. Allah rahmet etsin. Osman Çalışkan bizi aldı götürdü Üstadı oradaymış ziyaret ettik.

Üstad dedi ki “Urfa’ya gideceğim. İstiyorum seni yanıma alayım beraber gidelim. Ama diyecekler ki, kendi hemşehrisini yanına aldı. Sen git. Ben bir ay sonra Urfa’ya geleceğim. Hakikaten biz şubatta görüşmüştük bir ay sonra martta Urfa’ya geldi ve ahirete gitti.

Üstad bana;

- Şeyh Fehim’in çocukları var mı burada? dedi.

- “Torunları var” dedim. Şeyh Fehim seyyidlerdendir.

- Ben Şeyh Fehim’i yanıma almışam. Onun için üzülmesinler, dedi.

Bu dediğim 60 sene evvel ölmüş bir zat. Ben geldim Van’a tabi. Torunu Van’ın müftüsü. Dükkânın önünden geçerken durdurdum.

“Müftü Efendi Bediüzzaman’ın ziyaretinden geldim. Size selamı var. Senin dedeni yanına almışam. Onun için üzülmesinler RisaleiNur’ları okusunlar ve herkese duyursunlar” diyor dedim. Adam hiç sormadı bile. Ölmüş dedemi nasıl yanına almış diye. “Benim başım gözüm üzerine” dedi. Van’ın Erek camisinde her sabah namazından sonra Risale okudu. Ta 1960 ihtilaline kadar devam etti. İhtilal olunca çekindi. Çok iftiralar yapıyorlar. Bana da iftira yaptılar 1960’ta. Yapan da çarşıda gezen başçavuş. Tabi dükkândan Risaleleri kaldırmadım. Ondan adavet etti. Birkaç tane de şahit tutmuş.

Bir celp geldi bana. Bir saat içinde mahkemeye gittim. “Allah

Allah” bu bir saat içinde nasıl oluyor?” dedim.

Savcı:

- Sen böyle bir şey demişsin.

- Hayır ben böyle bir şey dememişem. İftiradır dedim.

- Ne düşmanlığı var bu adamın da sana iftira yaptı?

- Ben onu tanımam, o da beni tanımaz.

- Bediüzzaman’ın kitaplarını kaldırmamışam. Camekanda duruyor.

Onun adaveti ondan gelmiş, dedim.

Şahitler de dediler ki:

- Biz görmemişiz.

Savcı hakperest bir adamdı. Allah geçmişlerine rahmet etsin, kalmışsa selamet versin. Ağzına ne gelmişse dedi ve başçavuşu rezil rüsvay etti. Ondan sonra telefon çevirdi. Kolluydu o zaman. “Paşayı bağlayın” dedi. Paşayı bağladılar. “Paşa, gönderdiğiniz memurlar iftira ediyorlar. Karşımızdadır. Ne buyurursunuz?” dedi. “Paşa hemen bana gönder” dedi. Tahliye olunca çıktım baktım cipler peş peşe gidiyorlar. Kim kimin aleyhine iftira ederse dört misli cezası var. Belki çokları da kurtuldu. Onların iftirası tutsaydı ya Sivas’a ya Yassıada’ya gidecektik. Hemen hemen diyebilirim ki, yirmiye yakın mahkeme açıldı bana. 50 sene evvel benim dükkânın tabelasını aldılar, bir sene mahkemede kaldı. “Nur Ticarethanesi” tabelası ile “Nurculuk propagandası yapıyorsun” diye. 50 sene sonra Van’daki sempozyumda bana plaket verildi. İşte 50 sene evvelki vaziyet, 50 sene sonraki vaziyet.

Elhamdülillah 1957’den beri 10 sene öncesine kadar dava açıldı. İzmir’de Urla’da yazlıkta çocuklar Kur’an okuyorlar, Risale okuyorlar. Komşumuz emekli Emniyet Müdürü. Çocukları ziyarete gidenler arasında kavga çıkmış. O da galiba telefon açmış; “Gelin burada kavga var.” demiş. Gelmişler bakmışlar ki Risale okuyorlar, bazı polisler; “Çocuklar devam edin” demişler. Bazı polisler gitmek istemişler, bazıları “Yok” demişler. “Kimin bu ev?” diye sormuşlar. Evin benim olduğunu söylemişler. Telefon açtılar, “Ev senin mi?” diye. Ben de “Evet benim” dedim. “Nereden bilelim senin olduğunu buraya gel” dediler, atlayıp gittim. Baktım Risaleleri toplamışlar çuvallara dolduruyorlar. Komisere, “Niye bunları böyle topluyorsun? Ben bunları senden tekrar teslim alacağım.” dedim. Cehaletin içinde, onları geri teslim edeceğini bilmiyor. Dedi ki: “İmha edecekler.”

Sonradan bizim aleyhimize olan komiser lehimize döndü. İfadelerimizi yazdı. Mahkeme bir sene devam etti. Sonunda son mahkememizde de beraat ettik. Elhamdülillah hapishanelere düştük.

Hapishanedeyken de dava açtılar. Koğuşta Risale okuyorduk. Ramazan geldi. Ramazan Risalesi yoktur. Dışarıdan istedik yoktur. Hapishaneye daktilo soktuk. RamazanRisalesi’ni hapishanede çıkarttık. Hem dışarıya da verdik. Saatin kapağına kadar ararlar hapishanenin kapısında o kadar sıkı. Komünistler bizi şikâyet ettiler. “Bunlar esas Nurculuğu burada yapıyorlar” diye. Baktım polisler, gardiyanlar, savcı koğuşun kapısında, “Arama yapacağız.” dediler, yaptılar. Bir dava da hapishanenin içerisinde iken açıldı. Bu dava Ankara’ya gitti. Ötekisi İstanbul’a gitmiş. İkisinde de suç yok. Ankara’daki aleyhte olmadığı için raporu göndermiş. Neticede hapishaneden açılan dava bizi dışarı çıkarttı, tahliye ettirdi.

popüler cevapdünya atlası