AÇIŞ KONUŞMASI

Eklenme Tarihi: 24 Mayıs 2017 | Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2017

Sayın Valim, Sayın Vekilim, Sayın Belediye Başkanım, Sayın Rektörüm, sivil toplum kuruluşlarının değerli temsilcileri, hanım efendiler, bey efendiler öncelikle Hz. İbrahim’in makamında sizleri kalbi muhabbet ve hürmetle selamlıyorum.

Kur’an’da tescil edilen Allah’ın Dostu Hazret-i İbrahim’in şehrinde, İbrahimî bir duygunun ikliminde, ruhaniyeti tarihin bütün mahfillerini nurlandıran tevhit ve dostluk meşalesinin yaşandığı ve şu an yeniden idrak ettiğimiz “Hz. İbrahim ve Dostluk Sempozyumu”na hoş geldiniz.

Çağımızda bir olma ve birlik olma sıkıntısı olduğunu çoğu zaman müşahede ediyoruz. Bir olan Allah, tevhit ile sebeplerden ve görünenden kopan kalp ve akıl sentezi, hayatın doğru okunmasında ve şuurlanmasında başlı başına bir iksir ve sırdır.

Hazret-i İbrahim’in topraklarında kardeşliği yaralayan, kan ve göz yaşına sebebiyet veren hadiseler yaşanıyorsa, çağdaş “Neron”lar bu coğrafyada kusup bizden habersiz ve bizim adımıza bize çözüm adı altında kaos sunuyorlarsa, bunda İbrahimî ruhu bilememenin derin izleri vardır. Bu sempozyumun kalpten kalbe akacak muhabbetle dostluğa ve Halîli olmaya giden yolda birlik, huzur ve kalkınmaya vesile olmasını diliyoruz.

Hazret-i İbrahim’in ruhuna yakışır bir şekilde yapılan daha önceki bütün programları ve gayretleri takdir ediyoruz ve mimarlarına şükranlarımızı sunuyoruz.

“Bir”den ayıran, “Bir”e ait olmayan birler ve bilmeklerden arınıp “Bir”i çağırmaya, “Bir”e dost olmaya “Bir”i zikretmeye götüren bir yol ve heyecan, uygarlık ve evrensellik aranacaksa, bu İbrahimî olan, vicdani ve kalbi olan tevazu, dostluk ve ikramlarla birlikte birbirini besleyen duyuların ortak ahenginde ve tevhit inancında aranmalıdır.

Kardeşliğimizin İbrahimî vasfını bırakıp, çatışma ve ayrışma alanlarında birlik sendromu yaşamanın ne kadar garip olduğunu görüyoruz. Modernizmin çaresizlik kalıplarında kalbi kaynakların devre dışı bırakılmasının hazin olduğu kadar trajik neticelerini yaşıyoruz. Şanlıurfa, Hazret-i İbrahim’in makamında bize ev sahipliği yapıyor. İslam dünyasına, güneye, sıcak beraberliklere açılan sıcaklığı ve muhabbet ve ikram ehli hakiki sermayesi ile bugünü anlamlandırıyor. Hazret-i İbrahim ki, peygamber atasıdır ve bizim köklerimizin akidesini temsil eder. Hazreti Muhammed’in (a.s.m.) gözünde “Hayre’l-Beriyye /Mahlûkatın En Hayırlısı”dır.

Biz ki aslına rücû eden bir neslin ahfadı olmaya niyet etmek ve teşebbüs için bile üç kuşak kayıp vermiş bir dönemin çocuklarıyız. “O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’indinine uyun. Allah sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’daMüslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, sizde insanlara şahit (ve örnek) olasınız”(1)

“İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi”(2)İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi”(3)

“Rabbi ona ’Teslim ol’ dediğinde ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti”(4)

O, Rabbine temiz bir kalple gelmişti (5)ve “Allah İbrahim’i dost edindi.”(6)

Dostluk Hazret-i İbrahim’de zirve buldu.

Müminin şe’ni kerim olmaktır” (Mektubat, s. 377) hakikatinden hareketle, ikramda bulunmak, kerem sahibinin emanetleri ile kerim olmak ise kuşatıcı dostluk için kaçınılmaz vasıflar zinciridir.

Dostluğun mayasında gönül sofrasının yere serilmesi ile birlikte yer sofrasıyla buluşması ve dostane muhabbeti tatlandıran bir atmosferde sohbetin iç açıcı ve geliştirici kalitesini yaşamak vardır. Kerim olmak, kalbin sevgi pınarlarını şefkatle sarıp hayatın merkezinde huzur ve adalet içinde insanı öncelikleyen bir saygı terbiyesidir.

“La-uhibbu’l-afilin/Batıp gidenleri sevmem”(7)hakikati, ufûl edenlerin/batanların, ani doğup ölenlerin hakiki sevgiyi koruyamayacağını hatırlatıyor. Ruh, İbrahimvâri ufûl edenlerden elini çektikçe sonsuz bir hazzın fıtratla buluşan kalbi niyazına yakınlaşıyor. Kalp mecazi muhabbetlerden arındıkça, içindeki lezzetin şuuruna varıyor.

Öyleyse, Halîliye mesleğinin yol göstericiliğinde, hıllet olan “en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder.”(8)Bu muvaffakiyet, İbrahimvâri ihlâsınRabbine götüren en büyük meyvesidir.

Bediüzzaman’ın beni ağlattırdı dediği “La-uhibbu’l-afilin”, tevhidin sebeplerden tecerrüt etmiş ve Rabb-i Rahîm’ini melce yapmış bir imanın hüzünlenen kalbine sürur merhemi olmaktadır.

Vefatının arifesinde, tıbben seyahati imkânsız Bediüzzaman’ın “Urfa’ya gidiyoruz…” deyişi, ısrarı ve Hazret-i İbrahim’e sığınma- sı, O’nun makamında tevhit çağının tefsirini emanet bırakması da gösteriyor ki, çağın kutsanmış menfaatleri/putları ve şirkleri karşısında İbrahimî muvaffakiyetin sırrına nail olmak, başlı başına bir necat fırsatıdır.

Hazret-i İbrahim’in makamında ebedi âleme göç etmiş çağın mütefekkirinin İbrahimvâri sebeplerden sıyrılarak kesretten vahdete ve Allah’a olan teslimiyet ve tevekkülü ise Peygamber varisi âlimlere iyi bir örnektir.

Ve Hazret-i İbrahim’e uzanmak, O’na ram olmak, ondan Peygamberimize gelen nurani ve mümtaz silsileye dahil olmak, şükürlerin en büyüğünü hak ediyor. İlmin iz’anla, aklın vicdanla, bilginin idrakle ve hikmetle buluşacağı yol, cadde ve istikamet budur.

Sebeplerin aklı felç ettiği, ilmin rasyonel gözün gözlüğüyle hikmeti ve arka planı göremediği basiretsiz bir “felaket ve helaketasrı”nda(9)elbette aydan/ yıldızdan/ evrenden bize tevhit delilleri sunan Hazret-i İbrahim’in açtığı inkişaf ve metodoloji Risale-i Nur ile bu çağın zekasına ve algısına tevazuuyla bir vesile olarak sunulmuş. Dergâhında, huzura kabulde makam-ı İbrahim’in şereflendirdiği bir huşu ve huzurla erişmeyi Rabbim nasip etsin.

Bundan sonra Hazret-i İbrahim çizgisinde peygamberimizin merhamet diniyle birleşen nizamını daha çok gündemimize almak, bölgenin gerçek bereketi olan Hazret-i İbrahim üzerinden hadiseleri anlamak ve çözmek, değişmez gündemimiz olacaktır. Şanlıurfa

İbrahimkent ya da İbrahimîkent olarak kendini tescil etmelidir.

2014 yılında “II. Hazret-i İbrahim Sempozyumu” ile bu mecrayı derinleştirmeyi ve ihlâsla tevhit yolunda birer muhakkik olarak ilerlemeyi Rabbimin nasip etmesini diliyorum.

Bu vesileyle, katılımınız, zengin fikir sofranız ve kerim olan Rabbimin ikram delilleri için hamdolsun.

“Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti. Rabbena ve tekabbe’l-dua. Rabbenağfirli veli valideyye veli’l-muminine yevme yekumu’l-hisab”(10) (“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla”)

Bu sempozyumun hayırlara vesile olmasını tevhit ve tevekkül, muhabbet ve kardeşliğe dönüşmesini temenni ediyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

1 Hac, 78.

2 Nahl, 120.

3 Tevbe, 114.

4 Bakara, 131.

5 Sâffât, 84.

6 Nisâ, 125.

7 En’âm, 76.

8 Lem’alar, s. 272.

9 Sünûhat, s. 340.

10 İbrahim, 40-41.

popüler cevapdünya atlası