Abdülkadir Ağabeyi rahmetle andık

Eklenme Tarihi: 31 Aralık 2017 | Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2018

Risale Akademi, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebelerinden Abdulkadir Badıllı Ağabey’i vefat yılödnümü nedeniyle anma programı düzenledi.

Akademi'nin Ankara'daki merkezinde başlayan program, İsmail Benek’in açış konuşması ile başladı. Tanıtım filmi ve kendi dilinden Medresetüzzehra sunumunun akabinde araştırmacı Ahmet Demir, Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Gökçe, Dil ve Edebiyat Derneği Ankara Şube Başkanı Mehmet Oymak, Abdülkadir Badıllı Ağabey ile ilgili konuşma yaptı. Program hatim duası ile sona erdi.

Risale-i Nura ilmen de sahip çıktı

Ahmet Demir: Elbette bütün nur talebeleri değerlidir. Vefat eden ağabeyler; vazifelerini hakkıyla yapıp gittiler, şu an Üstadımızla beraber Efendimizin (asm) halkasındalar. Badıllı Ağabey de onlardan birisidir inşallah. Badıllı Ağabeyi benim gözümde farklılaştıran iki yönü var.

Birinci yön Risale-i Nur hakikatlerine karşı yaptığı maddi ve manevi fedakârlıktır. Badıllı Ağabey, Urfa’nın sıradan bir aşiret çocuğu değil, Urfa’nın kurtuluşunda bilfiil rol oynayan Badıllı Aşiretinin Lideri Said Bey’in yeğenidir. Badıllı Ağabey, bütün bu konumunu, kredibilitesini, birikimleri Risale-i Nur hakikatlerini anlama, Risale-Nurların basımı dağıtımı ve hizmeti yolunda sarf etti. Bu yönüyle maddi ve manevi fedakârlığının zirvesinde oldu.

İkinci boyut ise Risale-i Nur hizmetine bütün nur talebeleri koştu ancak Badıllı Ağabey, biraz farklı bir meslekte yaklaştı.

Mufassal Tarihçe’yi basmaya başladığı dönemde görüşme imkânımız oldu, “Normal bir tarihçe neden yetmiyor?” diye sordum. “Ahmet’im herkes Üstad hazretlerine senin benim gibi iyi niyetle bakmaz ki; farklı cenahlardan gelenlerin içerideki havayı bozmalarına imkân vermemek lazım, Risale-i Nurun hakkıyla anlaşılabilmesi, Bediüzzaman’ın hadiselere bakışının belgeler üzerinden net ifade edilebilmesi lazım. O nedenle bunun yazılmasında fayda var, bu bir nebze şart” dedi. Dediği gibi Mufassal Tarihçe’yi okuduğunuz zaman düz geçtiğimiz bazı konuların derinliğini hissediyorsunuz.

1999 ya da müteakip sene idi, Urfa Akçakale hapishanesinde idi, ziyaretine gittim, eskimez yazı ile İşaratü'l-İ'caz’ı Türkçe'ye çeviriyordu, sebeb-i hikmetlerini sordum, izah etti, İşaratü'l-İ'caz Tercümesinin ön sözünde sebeb-i hikmetlerini anlatıyor.

Badıllı Ağabey, normal akademisyenlerin yaptığından daha fazla akademik incelemelerde bulundu desem abartı değildir, yazdığı eserlerin kaynaklarını okumuşsanız nasıl bir çalışma sergilediğini, nasıl kaynak taraması yaptığını görebilirsiniz. Mufassal Tarihçe’ye bakın, Mesnevi-i Nuriye Tercümesine bakın. Şunu görürüz, Badıllı Ağabey, Risale-i Nura ilmen sahip çıkma ve Risale-i Nuru tetkikat yönüyle inanlara gösterme, Risale-i Nurun berrak bir şekilde anlaşılmasını sağlama yönünde bir zirvedir, şahikadır.

Abdulkadir Badıllı Ağabey, Üstadın bir kerametidir

Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Gökçe: İlk görüşmelerimiz Mardin İmam Hatip’te öğrenci iken, Mardin’den Urfa’ya ziyaretine gelmek sureti ile başlamıştı. Görüşmelerimiz devam etti. Sonra nasip oldu, Urfa’ya geldik, çok şükür 20 yıl kadar dostluğumuz devam etti.

Bediüzzaman’ı anlamak, Bediüzzaman’ın büyüklüğünü anlamak için sadece ve sadece Abdulkadir Badıllı Ağabey gibi bir talebeye bakmak yeterlidir. Velinin kerameti haktır. Abdulkadir Badıllı Ağabey, Üstadın bir kerameti gibidir. Malumunuz Badıllı Ağabeyin medrese eğitimi imkânı olmamış ama Arapçaya hâkimiyeti fevkalade. Öyle ki İşaratül İcaz ve Mesnevi-i Nuriye’yi Türkçeye çevirebilecek, uluslararası sempozyumlarda Arapça bildiri takdim edebilecek, şiir yazabilecek kadar Arapçaya hâkimdi.  

İslam dünyasında, ilk defa Risale-i Nuru Arapça ile buluşturmak da Badıllı Ağabeye nasip oldu. Farsçaya ve Kürtçeye de hâkimiyeti iyi, belagatı güçlü idi. Özel bir zarfı vardı, yakınında olanlar hatırlar. Bir gün içine doküman koymuş bana göndermiş, zarfın üzerinde hususa mahsustur diye yazıyor, açtım, baktım. Şiir var. Bana ithafen yazmış, ilk defa ben okudum. Dile hâkimiyeti ve belagatı güçlü idi.

Diğer bir nokta üniversite mezunu değildi ama araştırma yapmayı severdi. Ehl-i tahkik idi. Yüzlerce binlerce belgeyi bir araya getirme, ilmi hakikatleri şerh etme noktasında gayretli idi. Üç ciltlik Mufassal Tarihçe’yi düşünün. Bir ulemanın ya da akademisyenin eseri değil ama muhteşem bir eser. Geleneksel bir yapıdan geleceksiniz ve akademiye, ulemaya meydan okuyacaksınız. Bu muhteşem araştırma ve yazma gayreti nedeniyle üniversiteden fahri doktora verilmişti.

Hep belgeyle konuşur, madde madde yazar ve cevap verirdi. İslam, Kur’an’ı Kerim, Risale-i Nur ya da Bediüzzaman aleyhinde gelişen bir durum karşısında kalemi eline alır, reddiyesini gönderir, mutlaka cevap verir ortada bırakmaz seyirci kalmazdı. Buna çoğumuz şahit olmuşuzdur.

Bir gün kendisi adına düzenlenecek bir panele katılmak istemedi. Kendisi ile ilgili söylenecek ifadelerden adeta hicap duydu. Ben öldükten sonra yapın dedi. Haşmeti, cesareti, kahramanlığı vardı, o oranda da tevazu sahibi idi, kadirşinas bir insandı. Muhataplarına çok değer verirdi. Ahde vefa, cömertlik, hediyeleşme, güven, sabır, şefkat, nezaket değerleri, sevgi vb. konularda söylenecek çok şey var.

Araştırmacı yönü hakikaten muhteşemdi

Mehmet OYMAK: Babalarımızdan dedelerimizden çevremizden bize kısmet olan müstakim bir cemaatin içinde olmak ve istikameti doğru büyüklerle karşılaşmak oldu. Bunlardan birisi de Risale-i Nur camiasının büyüğü Badıllı Ağabey oldu.

Babamın Bediüzzaman’a karşı özel bir muhabbeti vardı. Nedeni de şudur. Benim büyük amcam, 1920’lerde üniversiteyi okumuş; Isparta’da görev yaparken bu mektuplarla tanışmış. O zaman bu mektuplar el ile yazılıyor, fotokopi ile çoğaltılıyor. 1960 öncesi, biz de çocuğuz hayal meyal hatırlıyorum. Amcamın o mektuplara karşı çok meraklı olmamasına rağmen babam çok seviyor diye babama gönderirdi. Babam da mektuplar gelince bayram eder, açar canlı canlı bize okur, biz de çocukluktan itibaren o mektupları duya duya, dinleye dinleye Risale-i Nur atmosferinin içinde olduk.

Sonra o mektuplar kayboldu, bulamadık. Yeni 3-4 yıl önce merhum dayım anlatmıştı, ben bilmiyordum. Dayım bize geldi, bizim ev eski Urfa evi, sen bu işlerden anlarsın dedi, elime bir keser verdi, aha dedi bu kapının kasasını sök, ben de baktım, hayırdır dedim, ısrar etti sen sök. Neyse pervazı söktüm, ileri ittim, baktım içinde tomar tomar kâğıtlar var, kâğıtları çıkardım, baktım ki bunlar arayıp da bulamadığımız, babamın bize okuduğu mektuplar. Dayım dedi ki bu mektuplar artık serbest oldu, çıkartın. Çıkarttık, okuduk.

Biz Dabakhane Camii’nin olduğu sokakta Abdulkadir Badıllı Ağabeyin babasına ait avlulu bir ev vardı. Tahminen biz ortaokul 1-2, yıl 1962 falan olabilir. Biz oraya gidiyoruz. Fazla kitap yok, küçük sözler, birkaç risale var hatırladığım. Burayı Badıllı Ağabeyin babasının evi olarak biliyoruz. Badıllı Ağabey ile tanışmamız öyle oldu.  Bizlere çok değer veriyordu, belki ailemiz bizi öyle ağırlamazdı. Bize karşı özel bir muhabbeti vardı. Bizim de ona samimi saygımız vardı. Biz orda değerli olduğumuzu hissediyorduk. Yaptığımız işin de değerli olduğunu hissediyorduk. Ve bu bize muhabbet besletiyordu. O nedenle ders saatleri dışında da giderdik. Küçük Sözlerin Kürtçesini hemen biter bitmez bana verdi. Bir gün o dönem Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Urfa’ya geleceğini duymuş, ona hediye etmek için özel küçük bir risale hazırlamıştı. Ramazan ayıydı, Sayın Erdoğan, iftara Urfa’ya gelmişti, Topçuoğlu’nda iftarda hediye etti, bir tane de bana uzattı, bunu da Oymak’a verin. O gün öyle güzel bir hatıra oldu.

Badıllı Ağabey, girdiği çizgiden sapmadan istikamete yürüyordu. Araştırmacı yönü hakikaten muhteşemdi. Muhteşem ifadesini özellikle kullanmak istiyorum başka kelime karşılamıyor çünkü. Zaman zaman özel odasına girerdik. Benim de tarih ve edebiyat merakım vardı. İbni Haldun tarihinden birçok şeyi Badıllı Ağabeyin nakletmesi ile biliyordum. Çok şeyler öğrendik kendisinden. Hizmetleri makbul olsun Allah’ın nazarında. Allah rahmet etsin, mağfiret etsin.

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası