.

Eklenme Tarihi: 09 Eylül 2014 | Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2017

 

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in hutbelerde Risale-i Nur'un da okunması gerektiği sözleri büyük bir destek gördü.
 
Risale Akademi, daha önce bununla ilgili bir çalışma yapmıştı. 2011 Şubat ve Mart aylarında"Risale-İ Nur'da Hutbe Çerçevesi ve Örnek Çalışma"başlıklı toplantıların genel çerçevesi şöyle sıralandı:
 
1-Öncelikle hutbe kriterleri belirlendi. Üslup, içerik, mesaj, hedef kitle ve kavram kullanımı gibi.
 
2-Sekiz farklı uzmana 1. Lem'daki Yunus (as) kıssası ve mesajı üzerine birer hutbe hazırlamaları istendi.
 
3-Hutbeler üzerine kritik yapıldı, düzeltmeler istendi.
 
4-İletişimci, ilahiyatçı, edebiyatçı, yazar ve araştırmacı karması bir heyetle tekrar gözden geçirildi.
 
5-Sonrasında bu 8 hutbeyi sıralamak ve ilk üçü belirlemek üzere 20 kişilik ayrı bir değerlendirici gruba gönderildi.
 
Tüm bunlardan sonra aynı konuda seçilen örnek hutbelerden 8 tanesi şöyle:
 
1.HUTBE ÖRNEĞİ
 
ÇOK SIRLI BİR DUA
 
Aziz cemaat,
İnsan olarak son derece aciz bir varlığız. Bu acziyetimizi, her şeye gücü yeten sonsuz bir kudret sahibi olan Allah’a dua vasıtasıyla sığınarak karşılamaya çalışırız. Bu nedenle dualar biz kullar için çok büyük önem taşır.
 
Bugün içerisinde pek çok sırlar taşıyan güzel bir dua üzerinde durmak istiyorum.
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِين
 
Bu dua, Hz. Yunus’un (as) duasıdır. Anlamı da; “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” (Enbiyâ Sûresi: 87) demektir.
 
Bilindiği üzere, Hz. Yunus (as), kendisine bir türlü inanmayan kavmine öfkelenmiş, Rabbinin iznini beklemeksizin deniz yolculuğuna çıkmış. Gece vakti denizde aniden bir fırtına kopmuş ve dev dalgalarla boğuşmaya başlamışlar. Daha sonra Hz. Yunus’u denize atmışlar ve onu büyük bir balık yutmuş.
 
Hz. Yunus (as), yaşanması ve nefes alınması bile imkânsız olan balığın o daracık karnında;
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِين diye çok içten ve samimi bir dua etmiş ve bu dua vesilesiyle Allah’ın merhametini kazanmış. Balığın karnı ona adeta bir denizaltı gibi yaşanılır hale gelmiş, fırtına dinmiş, deniz durulmuş, gökyüzü methaplı bir geceye dönmüş, bir müddet sonra da balık onu selametli bir sahile getirip bırakmış.
 
Aziz cemaat,
Gökyüzü denizinde, yeryüzü gemisinde, çok fırtınalarla ve dev dalgalarla boğuşuyoruz. Depremler, katliamlar, soykırımlar, sıtmalar, taunlar, vebalar, savaşlar, trafik ve iş kazaları gibi ölüm saçan dev dalgaların insafı altında her gün korku ile titriyoruz. Bütün bu korkularımıza rağmen diğer yandan nefsimizin bitmez tükenmez isteklerini karşılamak yüzünden gaflete düşüyor, etrafımızı balık karnı gibi daracık bir hale getiriyor, kendi kendimize nefsimizin esareti altına girerek geleceğimizi karartıyoruz.
 
Aziz cemaat,
Bizim bu durumumuz, Hz. Yunus’un (as) durumundan hiç de iyi görünmüyor. Hatta yüz derece daha kötü ve korkunçtur. Çünkü Hz. Yunus’u (as) yutan balık, ona ancak en fazla yüz senelik bir dünya hayatını kaybettirebilir. Ama bizi yutan ve esiri durumuna düştüğümüz nefis denen balık ise, bize ebedi hayatımızı kaybettirmeye çalışmaktadır. Evet en fazla yüz senelik bir hayata bedel, ebedi bir hayat. Bu üzerinde çok düşünülmesi gereken bir konudur.
 
Aziz cemaat,
Sizler de bir çok tecrübelerinizle biliyorsunuz ki, insanoğlu yaratılış itibariyle bir çok özelliklere sahiptir. Hastalık, bela ve ölüm geldiğinde üzülür. Çıplak gözle göremediği bir mikroptan korkar. Zelzeleden, kuyruklu yıldızların dünyamıza çarpmasından ve kıyametin kopmasından dehşet alır. Bütün bunlara karşılık, çocuklarını, ailesini, evini, bahçesini, dünyayı, ve ebedi bir cenneti sever.
 
Aziz cemaat,
Sonsuz kudret sahibi Yüce Rabbimiz, korktuğumuz ve dehşet aldığımız bu dünyanın binlerce boğucu dalgalarından ve tehlikelerinden bizi koruyacak bir kudrete sahiptir. O’nun bütün sevdiklerimizi bize bağışlayacak şefkat ve merhameti, kalplerimizin derinliklerindeki en ince ve en gizli isteklerimizi bilecek bir ilmi var. O bizim için, çok istediğimiz ebedi âhiret yurdunu yaratarak geleceğimizi ışıklandıracak bir cömertliğe sahiptir. İşte bu nedenle Hz. Yunus (as) gibi her zaman; لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ demeye, Allah’a sığınmaya ve merhametini kazanmaya muhtacız.
 
Aziz cemaat,
Hz. Yunus (as), nasıl o zor ve kurtulması imkansız şartlarda, kendisine hiçbir faydaları dokunamayacak olan bütün sebeplere sırtını dönmüş, sadece asıl sebepleri yaratan Rabbine sığınmış ve kurtuluşa ermişse, biz de onun gibi çok samimi ve içten لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِين demeliyiz. Derhal nefsimize gem vurarak bizi yutmasına ve esareti altına almasına fırsat vermeden, Hz. Yunus’un (as) denizaltısı gibi kendimize onu bir binek yapmalıyız. Korku, elem, musibet ve belaların, fırtına ve dalgaları altında biz de onun duasını okuyarak doğrudan doğruya Rabbimize sığınıp korku ve endişelerimizi gidermeliyiz.
 
***
2.HUTBE ÖRNEĞİ
 
DUANIN GÜCÜ
 
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِين
 
Muhterem cemaat!
Vaktin birinde bir peygamber vardı, yıllarca halkını Allaha inanmaya davet etti. Ancak ona iki kişi inanmıştı. Bu peygamber; kavminin imana gelmesinden ümidini kesince onlara bedduada bulundu. Bunun üzerine kendisine, Allah tarafından “Kullarıma beddua etmekte ne kadar acele ettin! Geri dön de onları kırk gün daha Allah’ın dinine davet et” denildi. Bu peygamber (as) kırk günü beklemeden onlara azabın geleceğini hatırlattı. Gerçekten ertesi gün uyandıklarında şiddetli bir azab gelip çattı. Simsiyah dumanlar şehrin her tarafını kaplamış, bütün eveler dumandan simsiyah kesilmişti. Ahali işin ciddiyetini görünce, yok olacaklarını anladılar. Bunun üzerine Allah’a tevbe etmek ve peygamberden özür dilemek için aramaya koyuldular, fakat bir türlü bulamadılar.
 
Bunun üzerine şehrin yüksek ve çıplak bir tepesine çıkarak Allah’a yalvarmaya ve tevbe etmeye başladılar. Yüce Allah da onların bu samimiyetinden dolayı dualarını kabul ederek üzerlerindeki azabı kaldırdı.
 
Muhterem cemaat!
 
Hutbemin başından itibaren hikayesini anlatmaya çalıştığım belki bazınızın da farkettiği peygamber; Hz. Yunus (as) idi.
 
Yunus (as) kavmini azabla tehdit edip yanlarından ayrıldıktan sonra, kavminin tevbe edip azaptan kurtulduklarından haberi yoktu. Yıllardan beri halkını imana davet ettiği halde iman etmemekte direnmelerine kızan Yunus (as), İlahi izin almadan halkını terk etmişti. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle anlatılmaktadır:
 
“Balığın yuttuğu Yunus’u da hatırla ki, öfkelenerek halkını terk etmiş ve bizim de kendisini bu yüzden bir sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı.”
 
Yunus (as), kavmini terk ederek bir gemiye bindi. Ancak gemi sağa sola yalpalıyor, bir türlü hareket etmiyordu. “Gemide efendisinden kaçan bir köle var” denilince yolcular arasında kura çekildi. Üçü de üst üste Yunus’a (as) çıkınca, denize atıldı. Bir süre sonra da bir balık onu yuttu. Balığın karnında çok içten ve samimi bir şekilde tövbe ve meşhur لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِن duasını etmeye başladı. Duası kabul olunca ıssız bir sahile atıldı, orada gölgesinden ve meyvesinden faydalandığı bir ağaç altında bir müddet kalarak kendine geldi. Daha sonra tekrar kavmine döndü ve onlara peygamberlik görevi olan doğru yolu göstermeye devam etti.
 
Aziz cemaat!
 
Hz. Yunus’u (as) balığın karnından kurtaracak bütün sebepler ortadan kalkmıştı. Hatta bütün insanlar ona yardıma koşsalardı, yine beş para faydaları olamazdı. Çünkü uçsuz bucaksız dalgalı bir deniz, gecenin karanlıkları arasında milyonlarca balıktan birinin karnından Hz. Yunus’u (as) hangi sebep kurtarabilirdi? Ay mı, hava mı, su mu, toprak mı, güneş mi?
 
İnsan maddi sebeplerden elini çektikçe ve onlardan bir fayda gelmeyeceğini anladıkça duası da samimileşir, daha bir içtenlik kazanır. Hz. Yunus (as) bütün sebeplerin yaratıcısı olan Yüce Allah’tan başka bir sığınak olmadığını bütün duygularıyla anladığı anda, Allah’a tam bir samimiyetle şöyle yalvarmıştır: لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِن “Senden başka hiç bir ilah yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Onun bu yakarışı süratlı bir şekilde kurtuluşuna sebep olmuştur.
 
Bu yakarışın sonucunda balığın karnı bir denizaltı gemisi gibi oldu. Dağlar gibi dalgalı deniz, güvenilir bir sahraya dönüştü. Ve gökyüzündeki bulutlar, dağılıp ay bir kandil gibi başı üstünde bulunduruldu. Her taraftan ona hücum eden varlıklar, ona dost oldular. Böylece güvenilir bir sahile çıkarıldı. Hem de gölgesinden ve meyvesinden faydalandığı bir ağacın altına konarak Yüce Rabbinin sonsuz iyiliklerini gördü.
 
Muhterem Müslümanlar,
 
Aslına bakacak olursak; bizler Hz. Yunus’un (as) denizdeki vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir durumdayız. Çünkü bizim gecemiz geleceğimizdir. Geleceğimiz de gafletimizden dolayı onun gecesinden yüz misli daha dehşetlidir. Denizimiz içinde yaşadığımız bu dünyamızdır. Bu denizin her dalgasında her gün yüz binlerce cenaze kalkıyor, onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim balığımız bizleri devamlı günahlara sürüklemeye çalışan arzu ve isteklerimiz ve nefsimizdir. Bizim ahiretimizi ve sonsuz hayatımızı sıkıp yok etmeye çalışıyor. Onun için nefsimiz olan balığımız onun balığından bin derece daha tehlikelidir. Çünkü onun balığı sadece onun yüz senelik dünya hayatını tehdit ediyordu. Bizim nefsimiz ise yüz milyonlar senelik olan ebedi hayatımızın mahvına çalışıyor.
 
Madem vaziyetimiz budur; biz de Hz. Yunus’u (as) örnek alarak onun gibi bütün sebeplerden yüzümüzü çevirelim. Doğrudan doğruya Yunus (as) gibi bütün sebeplerin yaratıcısı olan Yüce Rabbimize sığınarak ebedi hayatımızın kurtuluşu için fırsat buldukça لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ diyerek O’na yalvarmalıyız.
 
Muhterem Mü’minler!
 
Bizler çok zengin duygularla donatılmış bir varlık olarak yaratılmışız. Bulaşıcı bir hastalıktan elem duyduğumuz gibi, dünyanın zelzele ve titremesinden ve kainatın Kıyamet anındaki büyük zelzelesinden de elem ve endişe duyuyoruz. Bir mikroptan korktuğumuz gibi bazan dünyamızın yakınından geçen kuyruklu yıldızdan dahi korkuyoruz. Hem nasıl ki evimizi seviyorsak, koca dünyayı da öyle seviyoruz. Hem nasıl ki küçücük bahçemizi seviyorsak, sonsuz Cenneti dahi aşık olurcasına seviyoruz. Böyle çok zengin duygularla yaratılmış olan bizlerin; sığınağı ve bütün arzularını karşılayacak olan Zat, öyle birisi olmalı ki, bütün kainat O’nun kudret elinde olmalıdır. Atomlardan gezegenlere kadar her şey O’nun emri altında olmalıdır. İşte bunun için aciz ve nahif olan bizler her an Yunus (as) gibi
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demeye muhtacız.
 
***
 
3.HUTBE ÖRNEĞİ
 
Aziz Mü’minler!
 
Yüce Kitabımız Kur’an’da Peygamber kıssalarının olduğunu hepimiz biliyoruz. Rabbimiz bu kıssaları: “Kullarıma bir hikâye anlatayım da bunları dinlesinler” diye bahsetmez şüphesiz. Böyle olması, O’nun hikmetine ve Hakîm sıfatına da asla uygun düşmez. Aslında Sahibimiz, anlayabilmemiz için, bize bu şekilde seslenmek ister.
 
Bugün biz de Hz Yunus (as)’ın kıssasından hissemizi almaya çalışalım:
Hz. Yunus (as), bir insanın düşebileceği en zor bir durumda: لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّىكُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ duası ile Rabb-ı Rahimine yalvardı. Bu öyle bir yakarıştı ki, yarattıklarının her halini bilen ve imdadına yetişen şefkat ve merhamet sahibinin katında anında kabul gördü.
 
Biliyorsunuz; Hz. Yunus (as) denize atılmış ve büyük bir balık O’nu yutmuş. Deniz fırtınalı ve dağlar gibi dalgalarla dolu. Gece ise, zifiri karanlık. Herkesten ve her şeyden ümidin kesildiği, hiçbir kurtuluş imkânının olmadığı böyle bir durumda ne yapılabilir?
 
Tek bir şey yapılabilir. Hz Yunus (as) da onu yaptı. Nedir o yaptığı? Samimi ve ter temiz bir kalple Yüce Yaratanına dönerek: لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ duası ile yardım istedi. Bu dua hürmetine Cenab-ı Hak onu, balığın karnından kurtarıp, denizin kenarına çıkardı.
 
Değerli Kardeşlerim!
 
Hz Yunus (as) duasında ne söyledi de Allah (cc) onu o dehşetli musibetten kurtardı? Hz Yunus (as): “Bir olan, başka eşi ve benzeri olmayan Rabbimi her türlü eksikliklerden tenzih ederim ki; ben, kendi nefsine kötülük yapanlardan oldum.” dedi. Bu duada kendi gücünün bir hiç olduğunu anladı. Bunun üzerine, Rabbinin şefkatli kucağına kendisini teslim etti. O’ndan başka hiçbir kimseden yardım beklemedi. Peki, beklese ne olurdu? Dünyanın bütün gücü bir araya gelse idi, yine de Hz Yunus’u (as) o durumdan kurtaramazdı.
 
Gecenin zindan gibi karanlığını, gündüzün aydınlığına kim döndürebilirdi?
Balığın karnını konforlu bir gemiye çevirerek, Hz. Yunus’u kim koruyabilirdi?
Dağ gibi dalgalarla, dev gibi gemileri alt üst eden denizi kim süt liman yapabilirdi?
 
Kısacası: Denize, balığa ve geceye sahip olmayan Hz. Yunus’u o durumdan kesinlikle kurtaramazdı.
 
Hz. Yunus (as); Allah’ın birliğine ve O’nun bütün kâinata hükmettiğine samimiyetle inanarak: لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ dedi ve Rabbine sığındı ve O’ndan yardım istedi. Bunun üzerine gecenin, denizin ve balığın Sahib-i Zülcelali de onları, Yunus’un (as) adeta emrine verdi.
 
Sevgili Cemaat!
 
Kur’ân’ı her okuyan ve bu hikâyeyi dinleyen her bir mü’min, kendisini Hz. Yunus’un (as) yerine koymalı ve O’nun aynasında kendisini görmelidir.
 
Bizler de kendimize baktığımızda; Hz. Yunus’un (as) denizdeki halinden daha zor bir durumdayız. Bizim gecemiz, istikbalimizdir. İstikbalimiz ise gafletimizden dolayı O’nun gecesinden daha karanlıktır. Denizimiz, dünyamızdır. Dünyamız ise O’nun denizinden daha korkuludur. Balığımız, nefsimizdir. Onun balığı, geçici 60-70 yıllık bir hayatı yok etmeye çalışırken; bizim nefsimiz ise helal olmayan isteklerini bize dayatarak; Rabbimize isyan ettirip, ebedi hayatımızı mahvetmeye çalışıyor.
 
Madem vaziyetimiz budur; biz de Hz. Yunus (as) gibi; doğrudan doğruya sebeplerin Sahibine sığınarak لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demeliyiz. Demeliyiz ki; dünyanın bizi boğan sıkıntılarından kurtulup, nefsimizin şerrinden emin olalım. Bilelim ki, Allah’tan başka hiçbir şey, O’nun izni ve iradesi olmadan bize yardım edemez ve bizi kurtaramaz. Çünkü bütün âlemlerin Sultanı yalnız O dur. Her şeyin dizgini O’nun elinde ve her şeyin anahtarı O’nun yanındadır. Her şey, O’na hizmetkârdır. O’nu tanıyan ve itaat eden zindanda da olsa bahtiyardır, O’nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.
 
Aziz Kardeşlerim,
Bizler de dilimizde, gönlümüzde ve hayatımızın her deminde daima لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demeliyiz. İmtihan için verilen dünya nimetlerinin, bizi Rabbimizden uzaklaştıran değil, O’na yaklaştıran, hayırlı vesileler olması için Rabbimizin sonsuz rahmetine sığınmalıyız.
 
***
 
4.HUTBE ÖRNEĞİ
 
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِين
 
Aziz Cemaatim!
Benim her akşam ve yatsı namazı arasında okuduğum özel bir duam var. Bugün sizinle bu duada, insanı rahatlatan muazzam bir güç bulunduğunu paylaşmak istiyorum.
Bir gün, sıkıntı ve dertlerimin beni boğmaya çalıştığı bir anda Hz. Yunus’un (as) duası olan لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّىكُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ yalvarışıyla kendime geldim.
Gerçekten de bu öyle güçlü bir duaydı ki, maneviyatım sarsılmışken, psikolojim bozulmuşken birden müthiş bir iman hissettim.
 
Sonra bu duayı bize öğreten Kur’an’a baktım ve sırrını anladım.
Hz. Yunus peygamber nebilik görevini yaparken insanlar onun davetine icabet etmemiş. O da “Bu millet adam olmaz!” diyerek görev yerini terk etmiş. Tebliğe memur olduğu insanlardan kaçarak bir gemiye binmiş. Bindiği gemiden bir sebepten dolayı kaptan ve yolcular tarafından cezalandırılıp denize atılmış. Büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve üstelik de geceymiş. Kurtuluş imkânı ise hiç mi hiç yokmuş.
 
İşte bu durumdayken Hz. Yunus (as) görevini terk etmenin verdiği pişmanlıkla, tam bir tövbe ve itirafla ona o vazifeyi veren Rabbine yönelmiş. Seyyidinden kaçmış bir köle niyazı içinde لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ duasını yapmış. Sadece O’ndan yardım istemiş.
 
Kusurlarını itiraf eden hiçbir bir kulunun duasını cevapsız bırakamayan ve yarattığı kalplerden geçen en gizli istekleri işiten Mucîb ve Semi’ olan Rabbimiz de o nebisinin bu güzel duasını karşılıksız bırakmamış ve onu yutan balığın karnından kurtarıp güvenle sahile çıkarmış.
 
Ey İlahi yardımlara çok muhtaç olan gayretli Müslüman!
 
Bu duadan ve bu nebinin kıssasından benim şahsen aldığım dersi burada sizinle paylaşmak istiyorum:
Gecenin o karanlığından, o fırtınalı denizden ve o balığın karnından o peygamberi kim kurtardı? Denize, balığa ve fırtınalı geceye, yani üçüne birden hükmedemeyen hiç kimse Hz. Yunus’u kurtarabilir miydi? Eğer bütün insanlar ve dünyanın bütün güçleri bir araya gelerek Hz. Yunus’a yardım edecek olsalardı kurtarabilirler miydi? İşte Yunus peygamber de sebepleri yaratan Müsebebü’l-Esbab’tan başka yardım istenecek hiç kimse olmadığını anladığından, bütün kalbi ile O’na yöneldi ve لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ diyerek yalnızca O’na sığındı ve sadece O’ndan yardım istedi.
 
Ey sıkıntıları ve dertleri çok olan aziz kardeşim!
 
Zor zamanlarında, çaresizlik içinde kıvrandığında, yapayalnız kaldığında ve sana yardım edecek hiç kimsenin olmadığı bir anda sen de bu duaya yapış. İhlasla, içten bir samimiyetle yalnızca Allah’a yönel.
 
İşte o peygamber de sadece O’na sığındı. Yalnızca O’ndan yardım istedi. Peki ne oldu? Birdenbire o karanlıklı gece, o azgın deniz ve o balık Allah’ın emriyle Yunus nebinin hizmetine giriverdi.
Balığın karnı adeta bir denizaltı oldu. O dehşetli dalgalı ve fırtınalı deniz çok güvenli bir sahraya dönüştü. Gökyüzünün bulutları çekildi. Fırtına dindi. Ay bir lamba gibi onun yolunu aydınlattı.
 
Hamiyetli Kardeşim!
Sen de Yunus peygamberin aynasında kendini gör. Hayat yolculuğumuzda çok endişelendiğin yarınların başına neler getireceğini bilmediğin için geleceğin belirsizliklerle doludur.
 
Şu dünya hayatın dev dalgalarla çalkalanan ve her dalgasında milyonlarca insanı ağlatan denizindir. Yani senin denizin o peygamberin içine atıldığı denizden daha korkuludur. İçinde yaşadığın benlik balığın, nefsinin telkin ettiği günahlarla, vesveselerle, gıybetle, dedikoduyla ve nice olumsuz düşüncelerle seni ne kadar sıkıyor ve kalbini daraltıyor. Bak! Senin balığın Yunus nebinin balığından ne kadar da tehlikeli değil mi? Çünkü ebedi hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyasın.
 
Kardeşlerim,
Madem vaziyetimiz budur; gelin biz de Hz. Yunus (as) gibi yapalım. Yüzümüzü doğrudan doğruya, sebepleri yaratan Rabbimize çevirip لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ diyelim.
Büyük umutlarla her şeyi onlardan beklediğimiz şu beş para etmeyen aciz sebeplerden yardım talep etmeyi bırakmanın zamanı gelmedi mi? Kendisi yardıma muhtaçlara yüzsuyu dökmeye değer mi?
 
Çok kaygılandığımız gelecek korkusundan, dünya hayatının ve azgın nefsimizin zararlarından bizi kim kurtarabilir? Hangi kuvvet ve kudret sahibi bizi koruyabilir? Bizim kalbimizden geçenleri bilecek ve ahiretimizi aydınlatacak, dünyanın bizi boğan karanlıklarından kurtaracak ve nefsimizin şerrinden bizi koruyacak hangi sebep vardır?
 
Muhterem cemaat!
Madem gerçek budur. Yunus peygamberin yaptığı itirafı biz de yapalım. Gelin onun duasına biz de katılalım ve duaların kabul saatinde birlikte amin diyelim:
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
 
“Allah’ım! Senden başka Rab yok ki kime gideyim? Sen de başka sığınılacak bir Güç ve Kuvvet sahibi yok ki ona sığınayım. Senden başka İlah yok ki ondan yardım isteyeyim. Rabbim, gafletimle, bilerek veya bilmeyerek seni unuttum. Zayıf ve acizlerden yardım bekledim. Benden yapmamı istediklerini yapmayarak görevlerimi ihmal ettim. Seni başkalarıyla aldattım. Oysa aldanan ben oldum. Yaptığım hatalarımdan dolayı çok pişmanım. Seni bu hatalı psikolojik düşüncelerimden tenzih ediyorum. Eğer böyle suçlar işlediysem ben gerçekten hem kendi nefsime ve hem de varlıkların hukuklarına zulmettim. Ben zalimlerden oldum. İtiraf ediyor ve pişmanlık duyuyorum. Bir daha da yapmamaya söz veriyorum. Beni affet Rabbim. Sen kullarına çok acıyansın. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin!” Amin.
 
***
 
5.HUTBE ÖRNEĞİ
 
DUANIN SIRRI
 
İçimizden herkes Hazret-i Yûnus Aleyhissalâtü Vesselâmın meşhur kıssasını bilir. Yunus (a.s) kendi başına hareket ederek kavminden ayrılmış ve bir gemiye binmiştir. Daha sonra bindiği gemiden denize atılmış. Büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her tarafta ümitler kesilmiş bir durumdadır. Yunus (a.s) böyle bir durumdayken;
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبَْانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّاِلمِينَ
“Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” (Enbiya 21/87)
 
Meşhur duasını yapmıştır. Yapılan duadan sonra, çok ağır şartlar, bir anda ortadan kalkmıştır. Ay çıkmış, karanlık yok olmuş, dalgalar duruluvermiştir. Yuttuğu balık O’nu sahil-i selâmete çıkarıvermiştir. Bu nasıl bir duadır ki Allah bu duaya hemen icabet etmiştir? Çünkü Allah istediği cevabı almıştır. Kulu kendi kusurunu görmüş ve Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmiştir. Kendi düştüğü durumla ilgili olarak O’na hiç itiraz etmemiştir. Kusuru tamamen kendinde bulmuştur. Bu mananın sırrıyla da Allah Yunus (a.s) ın duasını hemen kabul ederek O’nu affettiğini göstermiştir.
 
Yunus (a.s) ın duasının sırrını anlamak çok önemlidir. Bütün sebeplerin ortadan kalktığı bir durum da Allah’a edilen bu duanın hemen karşılık bulması çok önemlidir. Gece, deniz ve balık hepsi Yunus (a.s) ın aleyhinde ittifak etmişlerdir. Ancak Yunus (a.s) ı da bu üç unsura birden hükmedebilen bir Zat sahil-i selâmete çıkarabilirdi. Bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar Yunus (a.s) sahil-i selâmete çıkarabilirler miydi? Yakın zamanda okyanusta arızalanan bir Rus denizaltısı dünyanın en güçlü donanmasına sahip devletler tarafından bile kurtarılamamış yüz civarında asker dünyanın gözü önünde vefat etmiştir.
Böyle bir tablo karşısında sebepler nasıl faydası olabilirdi? Sebeplerin asıl sahibinden başka dayanağı olmadığını yakından gören Yunus (a.s) için bu dua bir lambanın anahtarı gibi olmuştur. Bu anahtarı çevirmekle her taraftan O’nu tehdit eden varlıklar dostluk yüzünü göstermişlerdir.
 
Bizim şu anki halimize gelince. Bir kıyas yaptığımız da halimizin Yunus (a.s) ilk halinden yüz derece daha müthiş bir durumda olduğunu görürüz. Gecemiz, istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu şaşkın, başı dönmüş dünyamızdır. Yunus (a.s) ın denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim nefsimizin arzu ve istekleri Yunus’u yutan balıktan bin derece daha muzırdır. Sadece bu dünyamızın mahvına değil ahretimizin de mahvına çalışmaktadır.
 
Madem bizim için ortaya konulan tablo budur. Gerçekten tasvir edilen durumdayız. Bizim de Hazret-i Yûnus Aleyhisselâm gibi, hakikati kavrayıp o sırla bütün sebeplerden yüzümüzü çevirip, kusurumuz görüp, doğrudan doğruya Müsebbib-ül Esbab olan Rabbimize iltica edip
لاَ اِلهَ اِلاَّ

- Reklam -


popüler cevapdünya atlası